Bale bir yaşam felsefesidir

Çukurova üniversitesi Devlet Konservatuvarı Bale Anasanat Dalı Başkanı ve Konservatuvar Müdür Yardımcısı Yrd. Doç. Dr Seda Ayvazoğlu’yla bale üzerine konuştuk. Üniversitenin konservatuvar Bale Anasanat Dalı’na öğrenci olmak için neler gerektiğini ve başvuruların nasıl yapacağını anlatan Ayvazoğlu, balenin bir yaşam felsefesi olduğunu söyledi.

Bale bir yaşam felsefesidir

Bale bir yaşam felsefesidir


RÖPORTAJ: Murat YILDIRIM

Yeni dönemde bale eğitimi alabilmek için neler gerekli, bilgi verir misiniz? 

Sınav başvurusu kayıtlarımız başladı, başvuruyu mutlaka öğrencinin annesi veya babasının yapması gerekmekte. İlköğretim 4. Sınıfı tamamlayacak olan kız ve erkek öğrenciler tam zamanlı eğitim programımızda eğitim almak üzere sınavımıza başvurabilirler. Sınavımız 2 aşamalı olarak yapılmaktadır, sınavdan önceki hafta öğretim elemanlarımız tarafından konservatuvarımızda sınava hazırlık kursu verilecektir, sınava kaydını yaptıran her öğrenci bu kursa katılabilmektedir.  Sınavı kazanarak konservatuvar Bale Anasanat dalında eğitim almaya hak kazanan öğrenciler, Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Müzik ve Bale Orta Okulu öğrencisi olarak, Milli Eğitim Bakanlığımızın ders müfredatına ek olarak haftada 16 saat ile başlayan meslek dersleri eğitimlerini almaya başlayacaklardır. 4 yıl süren orta öğretim sonrasında Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Müzik ve Sahne Sanatları Lisesi olarak eğitimimiz devam etmektedir. Şuanda Lisans öğrencimiz bulunmadığında programımız açık değildir ama Türkiye’de mevcut sisteme göre bale eğitimi üniversitede düzeyinde de devam etmekte olup, Bale Anasanat dalından  ‘’Bale Dansçılığı”4 yıllık Lisans diploması ile mezun verilmektedir. Türkiye’de lisansüstü düzeyde sahne sanatları ve bale alanında yüksek lisans ve doktora eğitimi veren kurumlar da bulunmaktadır.

Ayrıca bu yıl ilköğretim 3. ve 4. Sınıflara da kontenjan açtık. Bu sınıflara haftanın 2 günü olarak, okul sonrasındaki saatlerde eğitim vermekteyiz. Yarı zamanlı eğitim programı konservatuvara hazırlık için önem taşımakta, velinin ve öğrencinin bu sürece daha kolay adapte olabilmesini sağlamaktadır.

 

Türkiye’de bale eğitiminin nasıl başlamış olduğundan biraz bahsedebilir misiniz?

Tabi memnuniyetle. Türkiye’de Cumhuriyetimizin kuruluş döneminde; tiyatro, opera, bale ve çoksesli müzik gibi sanat alanları çağdaş uygarlığın göstergeleri olarak belirlenmiş ve yeni kurumların oluşturulması için yasalar çıkartılmıştır. Bu girişimlerin neticesinde İstanbul’da kurulan bale okulu daha sonra Ankara’ya taşınarak ve günümüzdeki devlet konservatuvarları bünyesine alınarak Türkiye’deki ilk bale bölümü olarak yapılanmıştır. Türk hükümetinin daveti ile önce İstanbul Yeşilköy’de kurulan bale okulu, dünya bale tarihinin en önemli isimlerinden, şükranla andığımı İngiltere Kraliyet Balesi’nin de kurucusu olan Dame Ninette Valois’in önderliğinde açılmıştır. Yıllar sürecek büyük birözveri ile kendi çocuğu gibi benimsemiş olduğu Türk Balesi’nin sahne üzerindeki gösterilerinin başlayabilmesi için gerekli akademik eğitimi beraberinde gelen ekibi ile başlatmışlardır. Başlayan eğitim ile birlikte öğrenciler için sahne uygulamaları da yapılmış, öğrencilerin bale temsilleri için gerek özgün gerekse klasik bale repertuarından danslara yer verilmiştir. Özellikle o dönem Ankara’daki bale bölümünün temsil programlarını incelediğimizde, İngiliz bale eğitmenlerinin Türk halk danslarının, geleneksel temaların, milli oyunlarımızın önemli ölçüde üzerinde durduklarını ve Türk bestecilerinin müzikleri üzerine yapılan koreografi çalışmaları sergilemiş olduklarını görüyoruz.  Buradaki temel düşünce, kendi gelişimini kendine ait olan ile sürdürebileceği düşünülen kalıcı bir sanat dalını yaratmaktır. Zaten Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki müzik ve sahne çalışmalarına yönelik temel yapılanma, Atatürk’ün “Türk halk müziği temellerinde Batı’nın çoksesli teknik ve yöntemlerinin kullanılarak yeni bir müzik yaratılması” ilkesi üzerine idi. Klasik bale tekniğinin kullanımı ile ulusal yapıyı muhafaza etmesi planlanmış, 1947 yılında İstanbul’da tohumları atılan Türk balesi, bugün eğitiminin Devlet Konservatuarlarının Bale Anasanat dallarında verildiği ve Devlet Opera ve Balesi kurumlarının sahnelerinde profesyonel olarak icra edilmesiyle gelişerek varlığını sürdürmektedir.

 

-           Adana’da Çukurova Üniversitesi’nde bir Bale Anasanat dalı kurma fikri nasıl ortaya çıktı ve buradaki bu girişiminizin öyküsünden biraz bahseder misiniz?

Almış olduğum bale eğitimi, gerek içinde bulunduğum sanat atmosferi gerekse yurtdışı bale alanındaki mesleki tecrübelerim ve özellikle de almış olduğum doktora eğitimi beni sürekli “Türkiye için nasıl faydalı olabilirim?” şeklinde bir düşünce ortamında yönelmemi sağladı. Türkiye’de bale eğitim sistemi kuruluşundan bu yana kendi içerisinde değişimlere uğramıştır ve dolayısıyla bu düzen değişiklikleri sanatçı kaynağının niteliğindeki çizgisini koruyabilmesi için de çeşitli girişimlere ihtiyacı olacaktır. O dönem hem Devlet Opera ve Balesi’nin bir bale sanatçısı olarak hem de devlet konservatuvarında bir öğretim elemanı olarak iki kurumun da ortak ihtiyaçlarını anlama imkânını buldum. Türk balesi için ne yapabilirim diye kendimi sorgulamakta olduğum bu dönemde, geçmişte yurtdışında aldığım eğitim süreçleri sayesindeakademik bale eğitim sistemini iyi tanıyan birisi olarak ve çok sevdiğim Türk balesinin bir sanatçısı olarak yeni bir bale anasanat dalı açma girişimi bana çok heyecan verdi ve bunu Türkiye’de bale sanatçısının istihdamına ihtiyacı olan bir bölgede yapmak istedim. O dönem güneyde Mersin ve Antalya’da Devlet Opera ve Baleleri bulunmasına rağmen bu kurumlara bale sanatçısı istihdam edecek konservatuarlarda anasanat dalları bulunmuyordu. Ancak yine de benim bu aşamada bana şehir seçimi yapma konusunda rehberlik edecek iki temel düşüncem vardı. Birincisi bu kuruluşun oluşabilmesi için girişimciliğin, yatırımın ve kalkınmanın ne olduğu konusunda yeni fikirlerin tutunabileceği bir lokasyon olmasıydı ikincisi ise o şehrin çocuklarının sanata yatkın olması konusuydu. Ayrıca Mersin veya Antalya konusunda bir seçim yaparsam tek taraf gelişecekti veya zaten o şehrin potansiyel bale izleyicisi olduğu için yapmış olduğum girişim zaten olması gereken bir ihtiyacın karşılanması olarak kalacaktı, bu benim tam olarak ülkeme yapmak istediğim sanatsal yatırımla pek örtüşmüyordu. Ama güney bölgesi fikri aklıma yatmıştı ve bu bölgeye odaklandığımda bir süre sonra iki temel düşüncemi karşılayan adres olarak Adana’yı seçtim. Bugün Türkiye’nin gelişimine katkıda bulunan, bu yönde vizyona sahip birçok kişinin Adana’dan çıktığını biliyoruz. Aynı zamanda müzik alanındaki küçük yaşlardaki yetenekleriyle Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nın Türkiye’nin gözbebeği konservatuvarlarından birisi olduğunu da biliyordum. Hayatımda ilk kez geldiğim ve kimseyi tanımadığım Adana’da bir Bale Anasanat dalı kurulması ile ilgili proje dosyamı Çukurova Üniversitesi Rektörlüğü’ne sundum. Proje dosyasının ardından mucize bir süre olan yaklaşık  2 ay kadar sonra Devlet Konservatuvarı Sahne Sanatları Bölümü’ne kadroya atanmamla birlikte gerekli alt yapı çalışmalarının ardından 2011 yılında Bale Anasanat dalımız kurulmuş oldu.

Bale Anasanat Dalı’nıza olan talebi nasıl değerlendirirsiniz?

Adana’da enteresan bir şekilde babalar bale konusunda kızlarının çok büyük destekçisi, erkek öğrencilerimizin de en büyük destekçileri anneleri. Ben bu durumu yine bu topraklarda yaşayan insanların vizyon sahibi olmalarına ve kültürlerine bağlıyorum. Biz bale anasanat dalı olarak kendi içimizde bir aile gibiyiz, birlikte çok yoğun çalışıyoruz. Bale Anasanat dalımızda benim dışımdaki öğretim elemanlarımızın hepsi yabancı uyruklu uzmanlar, hepsi Türk çocuklarının en iyi şekilde yetişmeleri için buradalar ve dolayısıyla bu çocuklara kendilerini büyük bir özveri ile adamış durumdalar. Belirli bir seviyeye ulaştığımızdan beri anasanat dalı olarak uluslararası platformlardaki festivallere, yarışmalara katılıyoruz, ödüllerimiz var. Her kesimden aileye ve öğrenciye kapımız mutlulukla açıktır, yeteneğin hangi bedene verilmiş olduğunu keşfetmek ve onları topluma kazandırmak; milli değerleriyle sanatını icra edebilecek vasıfta yetişmelerini sağlamak büyük keyifle yaptığımız görevlerimizdendir.

 

Yetiştirmekte olduğunuz bale öğrencilerinize bu meslekle ilgili nasıl bir temennide bulunmak istersiniz?

Bale bir yaşam felsefesidir. Her öğrenci farklı aşamalarda gelişebilmekte, başarı bu mesleğe yoğunlaşabilmenin, öğrendiklerini ders olarak görmeden kalpten gelen bir bağlılıkla sürdürebilmeyi keşfetmekle başlar.  Bir taraftan rekabetin ne olduğunu tecrübe ederken bir taraftan da bunu hangi kurallar çerçevesinde gerçekleştirebileceklerini bilmeleri, profesyonel hayattaki başarılarına önemli ölçüde etki edecektir. Öğrencilerimizin zaten bu konuda yazılı olmayan dünyanın her yerinde geçerli olan sorumlulukları var.  Öğrencilerimizin en büyük temennim, sevgi ve saygı çerçevesinde işlerini icra ederken, bale sanatında gerek bir bale sanatçısı, gerek bir akademisyen olarak kendilerine saygınlık katacak bir mevkide olmaları ve benim için önemli olan milli değerlerimizi koruma geleneğini hümanist bir biçimde sürdürmeleri.

 

 

Güncelleme Tarihi: 01 Haziran 2017, 15:44

ilkhaber


İletişim Hesapları
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER