Ceyhan’a dair hayallerim var

Avukat Volkan Konar, Ceyhan Belediye Başkanlığı için adaylığını şimdiden açıkladı

Ceyhan’a dair hayallerim var

Ceyhan’a dair hayallerim var

Asıl mesleği olan avukatlık, ek iş gibi kalıyor Volkan Konar’ın hayatına uzandığımızda. Çok okuyan, çok gezen, çok spor yapan, çok yazan, ailesiyle çok ilgilenen,  genç, özgüveni yüksek, kendinden emin biri. Siyasetteki yegane hedefini Ceyhan Belediye Başkanlığı olarak açıklıyor ve güçlü adımlarla ilerliyor.  “Zindeyim, mütevazı bir aile yaşantım var, siyaset yapmayı doğal bir uğraş kabul eden bir meslek grubunun mensubuyum, içinden çıktığım topluma sırtımı dönmemiş bir hayatım ve en önemlisi de bu şehre (Ceyhan) dair hayallerim var” diyor.

 

Biz sizi avukat olarak tanıyoruz ama sadece ancak çok daha fazla yönünüz olduğunu da biliyoruz. İsterseniz önce mesleğinizden başlayalım. Neden avukat olmayı terci ettiniz? Ya da avukat olmak sizin tercihiniz miydi?

Bu sorunuza John Lennon'un güzel bir sözü olan; ''HAYAT, SİZ GELECEK PLANLAR YAPARKEN KARŞINIZA ÇIKAN ŞEYLERDEN İBARETTİR'' cümlesi ile cevap vermek isterim. Evet, benim hayatım da böyle bir kurguyla şekil buldu ve beni bu günlere taşıdı. Yani, kişisel serüvenimde temel gayem bir meslek seçiminden ziyade bir hayat seçimiydi. Kanaatimce insan hayatında iki önemli karar, kişinin yaşam yolculuğunda fevkalade önem taşımakta. Bunlardan ilki ''iş'', ikincisi ise ''eş'' seçimi. Yani, bu iki tercih, hayatınızın şekillendiren en önemli ölçüt sayılabilir. Ben de bir çok Adanalı gibi, ılımlı ve baskıcı olmayan, kendi içinde gelenekçi ama bir o kadar da modern ve açık görüşlü bir ailede yetiştim. Katı örfi baskılar altında yetişmediğimden, fikir ve hayal alemim hep özgür oldu. Meslek seçimime gelecek olursak, bundaki en temel faktör daha çok küçük yaşlardan beri siyaset, felsefe, gibi sosyal bilimlere duyduğum vazgeçilmez ilgi ve tabi ki ailemin (Suna Sultan, bunu derken gülümsüyor) üzerimde yarattığı olumlu manevi yönlendirmedir. Annem, oğlunu gelenekçi yanları ağır basan, karakteri güçlü, imajını oturtmuş ,kibar nazik bir Adana Beyefendisi olarak görmek istedi. Belki de bunda ilk ve tek erkek çocuğu olmamın da etkisi vardır. Platon'u, Kant'ı, Hegel'i, Marx, Nıetzsche'yi henüz lise yıllarında okumuştum ve bu insanları okuyup da derin bir düşünce alemine sahip olamamak nerede ise imkansızdır. Ayrıca, şunu da belirtmek isterim ki; avukatlık, sadece bir meslek olarak görülse de, aslında bir varoluş ve yaşam tarzının da ifadesidir. Hindistan'ın efsane lideri Mahatma Gandhi bu mesleğin en güzel örneklerindendir. Yine, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin ilk devlet başkanı Nelson Mandela da bir ''avukattır'' ve hayatını ırkçılığı engellemeye, fakirlik ve eşitsizliği bitirmeye adamıştır. Mandela, ulusu için verdiği bu çabalarla bunun yanı sıra, anti-sömürgeci ve anti-apartheid görüşü ile uluslararası beğeni toplamış ve 1993’deki Nobel Barış Ödülünü kazanmıştır. Yani; bir avukat istediği taktirde içinde yaşadığı toplumun tüm yıkılmaz görünen bağnazlaşmış ve geri kalmış tabularını yıkabilir ve bir ulusu dahi, olumlu anlamda değişime sürükleyebilir. İşte tüm bu sebepler, avukat olmamın altında yatan motivasyonları oluşturmuştur.

Genç yaşınızda siyasete de adım attınız. Nasıl bir deneyim yaşadınız? Siyasete olan ilginiz nereden geliyor?

 

 

Siyasete ilgimin merkezinde, büyüdüğüm aile ortamı temel rol oynamakta. Daha 29 yaşında genç bir avukatken Ceyhan gibi Adana'nın 4. büyük ilçesinde Cumhuriyet Halk Partisi'nden Belediye Başkanlığı Aday Adaylık yarışına girdim. Bu süreçte hiç bir ''özgüven'' sorunu yaşamadığım gibi, siyasetin gri ve mat görünen sert yüzüne, bir ışık tutmayı ve renk getirmeyi kendime rol olarak seçtim. Genel Merkez sürecinde gerekli siyasi lobisel kulisler yapılırken, beni en çok mutlu eden şey, emeklerimin boşa gitmemesi ve partimce ve içinden çıktığım şehirce (Ceyhan) kabul görmem ve saygı duyulmamdı. Çünkü; hiç bir insan kendini, içinde yetiştiği koşullardan bağımsız olarak algılayamaz. Bizi var eden şeyler çocukluğumuzdan beri hamurumuzun şekillenmesini sağlayan ailesel ve toplumsal faktörlerdir. Ben, demokrat ve çağdaş bir ailede büyüdüm. Annem, İslami örf ve ananelerine bağlı bir kadınken, babamsa bir o kadar rahat ve hümanist bir insandır. Aile geçmişimize bakıldığında siyaset yaşamın bir vazgeçilmezi, içinde yaşadığımız topluma bir sorumluluk ve en önemlisi de vatan severliğimizin toplumsal hayatta ifade ediliş şekli olmuştur. O yüzden baba ocağında başladığımız siyasi yolculuğumuza bugün de sokaklarda, meydanlarda halkla kol kola omuz omuza devam ediyoruz.

Gerektiği zaman, ceketini çıkartıp, gömleğinin kollarını katlamayı bilmeyen bir siyasetçi olmayı seçtim. Rugan ayakkabılarım kirlenmesin diyenler bu coğrafyada siyaset yapmasın. Çünkü, Adana bereketli toprakların, akar suların ve yakıcı bir güneşin memleketidir. Bu coğrafyada, alnınızın teri toprağa düşmeden yapılan bir siyaset, havanda su dövmeye benzer ve suya yazılan yazı gibi bir gün isminizde hafızalardan silinir gider. Bizler 80’ler kuşağı olarak 90'lı yılların can yakan aydın cinayetlerine, Sivas Olayına ve en sonraları da Ergenekon ve Balyoz kumpas süreçlerine tanıklık ettik. Bunun bizler üzerinde yarattığı etkinin kelimelerle ifadesi çok zordur. Uğur Mumcu'dan tutun da Kışlalı cinayetine kadar bir çok faili meçhul (Aslında bilinen ama sümen altı edilen) cinayet bir kuşağın gözleri önünde yaşandı. Benim milliyetçilik anlayışım, şekilcilikten uzak olmayı, sembollere sıkışmamış ve sloganlara hapsedilmemiş lakin vatana hizmet fikri ile yoğrulmuş bir anlayışı ifade eder. Bizler, bu topraklar için canını feda etmiş olan 20 yaşında ki Mehmetçikten tutun da ,eli kalem tuttuğu ve sadece bu halkın bekası ve güzel yarınlara yüzünü dönebilmesi için suikastlere kurban giden aydınlarımıza çok şey borçluyuz. O yüzden, her birey içinde bulunduğu lokal mecrada siyaset yapmalıdır diye düşünüyorum. Din ve vicdan özgürlüğünü, ezilen ve sömürülen kadın haklarını, istismara uğrayan çocukları, yaşam alanları yok edilen hayvanları ve katledilen doğayı savunmadan asla ve asla gerçek bir siyasetçi olunamaz.

Siyasetteki hedefiniz ya da gelmek istediğiniz nokta nedir?

Siyasetteki yegane hedefim Ceyhan Belediye Başkanlığıdır.(Kararlı ve kendinden emin bir şekilde söylüyor.) Belki bu denli net bir cevap beklemiyordunuz belki ama içimdeki gerçeği dışa vurmakta hiç bir sakınca görmüyorum.

Benim içinde büyüdüğüm ve siyaset ürettiğim Cumhuriyet Halk Partisi’nde, belediye başkanı aday olmak gibi bir hedefimden ziyade ,seçilmiş bir belediye başkanı olmak gibi bir hayalim var. Herkes günü geldiğinde bir yere aday olabilir ama ben kaybedeceğim yarışları sevmeyen ya da bu yarışları kaybetsem de tekrar doğrulup yürümeye devam etmeyi seçen bir bakış açısına sahibim. Benim için kaybedilmiş yarış yoktur, vazgeçilmiş yarış vardır ve yakın dostlarım ve ailem çok iyi bilir ki; Volkan KONAR havlu atmayı ve bir yarışı yarıda bırakmayı asla sevmez. Ulu Önder M. Kemal'in hayatını defalarca okumuş ve analiz etmiş bir insan olarak, ''yenilmek ve imkansızlık'' kelimelerini lugatımdan çıkaralı uzun yıllar oldu. Çıkacağım olası bir yarıştaki mesele benim meselem değil ; beni rakip görenlerin meselesidir. Zindeyim, mütevazi bir aile yaşantım var, siyaset yapmayı doğal bir uğraş kabul eden bir meslek grubunun mensubuyum, içinden çıktığım topluma sırtımı dönmemiş bir hayatım ve en önemlisi de bu şehre (Ceyhan) dair hayallerim var.

Günümüz politikacıları gördüğümüz kadarıyla çok birikimli ve donanımlı değil. Sizi ise son derece entelektüel bir insan olarak biliyoruz. Okuyorsunuz sürekli, geziyorsunuz, sinemayla ilgilisiniz, müzik dinliyorsunuz ve yazıyorsunuz? Siyasetçi profili nasıl olmalıdır?

Siyasetçi profilinden ziyade, örnek insan profili nasıl olmalıdır bakış açısı benim için daha önemli. Yaşam bir "olma" sürecinden ziyade ''oluşum'' süreci. Yani, asla ben ''oldum'' demeyeceksiniz ve sizi bu süreçte tamamlayan her bir faktörü keşfetmek de, yine sizin elinizde. Kimi insan, kendini doğada bulur, kimi sanatta, kimi işinde, kimi ise aşkta. Bense kendimi topluma faydalı olan şeylerde bulmaya çalışıyorum. Bu nedenle dalma (scuba diving) merakım olduğu gibi, şiir kitabı çalışmalarım da var. Bunların yanı sıra amatör dağcılık yahut yamaç paraşütü, satranç, kano, ata binme veya tenis gibi uğraşlarımda oldu. Tüm bu saydığım uğraşlar benim insan olma serüvenimin bir parçası. Ama, Volkan KONAR en çok hangisidir derseniz, benim size cevabım ''Onun iflah olmaz bir romantik olduğu'' yönünde olacaktır. Yani, şiire sevdalı yanım ve dünyayı keşfetmek ve gezme, farklı kültürleri tanıma ve onlarla iç içe geçme yanım diğer tüm yönlerime ağır basar. Ancak, sosyalleşmek insan doğası için bir o kadar önemli olsa da, yalnızlık da ya da iç yolculuk da bir o kadar önemlidir. Kaldı ki; Kutsal kitabımız Kur'anı Kerim'in ilk ayeti olan ''oku'' da zaten benim bu gelişim ve değişim sürecimin inanç dünyamdaki somut bir yansımasıdır. Eğer bizler İslam Dinini daha iyi anlamış olsaydık, ne Orta Doğu Coğrafyası bugün için de bulunduğu karanlığın içinde bulunmayacaktı nede savaşlarla, terörle, kardeş kavgalarıyla bu denli anılan bir yer olacaktı.

 Özel yaşamınızda da son derece aktifsiniz. Sporla yakından ilgilisiniz. Neler yapıyorsunuz iş yaşamı dışında ve hepsine nasıl yetişiyorsunuz?

Bana kalırsa dünyadaki en değerli şey ''ZAMAN'' ve bir çoğumuzun zamanın kullanımıyla ilgili sorunları var. Lakin, gerçek anlamda başarıyı yakalamış insanlara bakarsanız bunların zamanı ve parayı çok iyi yönettiğini görürsünüz. Ben çalışırken dünyayı unutan ve gözü hiç bir şey görmeyecek kadar kendini işine veren biriyim ama bu işkolik olduğum anlamına da gelmez. Yani, sıkı çalışırım ama kendimi mükafatlandırmayı da bilirim ve belki de en önemlisi dünle ve bugünle işimin olmaması. Ben de koskocaman bir ''YARIN'' kavramı vardır. Çünkü, bilirim ki günü geldiğinde yarın bugün olacak bugünse dünde kalacaktır. Yani, yarınınızı doğru kurgular onunla ilgili ulaşılabilir, gerçekçi ve mantıklı hayaller kurarsanız, bu size huzur verici bir dönüş sağlar. Ancak, modern insan geçmişin yükünü sırtında taşırken bugünü ıskalamakta, bugünü de kaçırırken yarının kıymetini bilmemekte. Bu yüzden manasız kaygılarla ve yersiz telaşlarla geçen bir hayat yaşamak yerine yarınları programlayan bu konuda kafa yoran ve emek harcayan bir hayat stilini kabul etsek belki de her şey daha kolay olacak gibi. (Bunların tamamen kişisel fikri olduğunu belirtiyor ve gülümseyerek ''Herkes kendi yüreğinin ekmeğini yer.''diyor) Kapitalist sistemin en önemli dayatması yemek ye ,şişmanla, mutsuz ol yada tüket tüket tüket. Ancak, üretmeden tüketen insan dejenere olmaya mahkumdur. İnsan hayatın her aşamasında kendi varoluşuna emek vermelidir. Öyle ki, gerek sanat gerekse spor ya da başka şeyler, bu konuda sadece araçtır. Neden bir çoğumuz para kazanmak ve zengin olmak isteriz? Çünkü; paramız varsa huzurlu olacağımızı düşünürüz oysa bu koskoca bir yanılgıdır. Yaşam akışımızda ki her şey aslında gizli bir huzur arayışının ürünüdür lakin bir çoğumuz bu yolda hedefini şaşırır yada başka yollara saparız. Huzurla harmanlanmamış ve için de sağlığın, vicdanın, sevginin olmadığı bir yaşam, yaprakları yolunmuş bir çiçeği andırır.

Aynı zamanda 2 çocuklu bir aile babasısınız. Nasıl bir aile reisisiniz? Bu yoğunluğunuz içinde eşinize ve çocuklarınıza nasıl zaman ayırıyorsunuz?

Her ne kadar modern görünsem de (Ses tonum ve Türkçeyi kullanımım diyor ve gülümsüyor bunları derken) aslında köklerine son derece bağlı, geleneksel yönleri ağır basan ve geldiği koşulları asla unutmayan bir insanım. Uygar ve Doğuş isminde iki oğlum var. Aslında onların isimleri konusundaki tercihimiz bile yaşam tarzımızı özetler. Biz aile olarak her günün yeni bir gün olduğuna ve içinde farklı umutlar ve neşeler getirdiğine inanırız ki, bu da DOĞUŞ'un adında kendini bulmuştur. Abimiz UYGAR ise bizim aydınlık bir Türkiye hayalimizin isim bulmuş halidir. Karı kocalık hukukunun gereklerini iyi anladığınızda evde ve dışarıda iş bölümünüzü sağlıklı yaptığınızda, iyi günde ve kötü günde birlikte olma ruhunu doğru içselleştirdiğinizde aslında evliliğin formülünü de çözmüş oluyorsunuz. Aslına bakılırsa, zor bir erkek olduğum söylenebilir.(Hiç değilse anneme göre diyor ve gülümsüyor) ama o konuda idare etmekte çocuklarımın annesine düşüyor. Bana kalırsa onun (Aslı Hanım) rolü benimkinden çok daha ağır. Az gelişmiş toplumlarda kadın olmak zaten çok zorken bir de bunun üzerine çalışan ve kariyer sahibi bir anne olmak kat ve kat zor. İki oğlumun doğum ve gelişim süreçlerinde daha iyi gördüm ki ''babalık'' kavramı ''annelik'' gibi yüce bir kavramın yanında sönük kalıyor.

Bundan sonraki hedefleriniz nelerdir?

 

İnsan hayatında hedefler bitmiyor aslında. Yaşamı değerli kılan da bu olsa gerek. Ben Adana'yı ilk gençlik yıllarından beri bir altın gibi gördüm lakin her altında onu işleyen zanaatkarın hamaratlığına ve çalışkanlığına bağlı olarak değer kazanır ve bir sanat eserine dönüşür. O yüzden yıllarca ihmal edilmiş bu şehre hepimizin borcu var diye düşünüyorum. Türkiye'nin 5. büyük metropolü olma unvanını bile kaybetmiş, sözde enerji üstü ilan edilmiş ancak bundan hiç bir suretle ekonomik anlam da istifade edememiş, teşvik ve kalkınmada öncelikli iller sıralamasında hak ettiği yeri bulamamış, tarım toplumu olma özelliğini bile yitirerek pamuk ve benzeri zirai üretiminde ülke içindeki lider konumunu kaybetmiş, modern şehircilik ve yapılaşmadan nasibini alamamış, suç oranı ve uyuşturucu madde kullanımında gerekli mesafeyi kaydedememiş, günübirlik söylemler ve ayağı yere basmayan samimiyetsiz siyasi projelerle oyalanmış bir Cennet Adana var karşımızda ve kabul edelim yada etmeyelim bu şehrin kaderi içinde yaşayan bizleri de doğrudan ilgilendiriyor. Ayrıca, nazik röportaj teklifiniz için teşekkür ediyorum .Gayet keyifli bir havada geçen bu söyleşi beni de çok mutlu etti. Bu vesile ile şunu belirtmek isterim ki Dünya'nın bir çok ülkesini gezmiş bir insan olarak içinde yaşadığımız bu güzel şehir (Adana),kalbinde paha biçilmez güzellikleri barındırmakta ve inanın ki daha iyi bir yönetimi hak etmekte. Ben bu şehre borcumu Ceyhan İlçesinde siyaset ve ticaret yaparak ödemeye çalışıyorum. Bu kadim ve bereketli toprakları anlamaya çalışmak benim en önemli gayemdir. İçinden Yaşar Kemalleri, Orhan Kemalleri, Abidin Dinoları, Yılmaz Güneyleri çıkarmış bu topraklara yapılacak en büyük iyilik onun üzerini, insanca ve hakça yaşanır hale getirmektir.

 

Güncelleme Tarihi: 11 Ağustos 2017, 15:32

ilkhaber


İletişim Hesapları
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER