İncefikir ; ‘Edebiyatçı kimliğim ile de varım’ (2)

Hastaneye yatırıldığın ve sonrasında haftanın üç günü diyalize geldiğimiz dönemlerde beraberdik.

İncefikir ; ‘Edebiyatçı kimliğim ile de varım’ (2)

RÖPORTAJ

 

Serhat ŞANLI

ADANA(İLKHABER) - “Hastaneye yatırıldığın ve sonrasında haftanın üç günü diyalize geldiğimiz dönemlerde beraberdik. Ancak o gün sen ıssız bir tabutun içerisinde en önde gidiyordun her zaman birlikte gelip gittiğimiz bu yollardan! Daha önce birlikte geçtiğimiz bu yollar, gördüğümüz fıskiye, bu köprü, bu nehir şimdi hep anılarda kalıyordu.

Ardında bir ‘Diyaliz Sarısı’ bırakarak gidiyordun. Güle güle, doğa sevdalısı adam. Güle güle tepeden tırnağa tomurcuk. Güle güle BABA, güle güle…”

Röportajımızın ikinci gününde Cahit İncefikir’in ‘Diyaliz Sarısı’ eserinden aldığımız dizeleriyle başlıyoruz. Eserinde, diyaliz hastası babasının tedavi süreci ve onu kaybettiği acıyı dile getiriyor yazarımız.

Okumayı çok seven Cahit İncefikir’in etkilendiği yazarlar olup olmadığı ile başlıyoruz röportajımıza.

Evet. Şimdiye kadar sayısız eser okudunuz ve okumaya da devam ediyorsunuz.  Yazarlardan etkilendiniz mi?

İNCEFİKİR – Olmaz olur mu? Hatta bence etkilenmeli, yazın hayatı biraz ben niye böyle yazamıyorum. Neden bu kadar iyi yazıyor deyip kıskanmayla başlar ki sizde her yazar gibi birinden veya birçoğundan etkilenirsiniz. Ama sonunda okuya okuya, kendinizi tanıya tanıya zamanla olgunlaşır, sizin de artık bir tarzınız olur. Ama buna rağmen herkesin tüm yazarlık serüveni boyunca etkilendiği bir şair-yazar vardır. Ya da zaman zaman O’nun etkisini hissettiğiniz anlar olur.

Hangi yazarlardan etkilendiniz?

İNCEFİKİR - İlk gençlik yılları özellikle kültür birikimine güvendiğiniz, okuyan, edebiyatla ilgili bir ağabeyinize ya da dostunuza okuttuğunuz bir yazı, şiir neyse öyküden sonra, “Artık şu Edip Cansever’den kurtul” ya da “Turgut Uyar buna yakın bir şey yazmıştı” türünden bir eleştiri alırsınız.

İlginçtir, bazı yazarları tanımak ve sevmek, bir olgunlaşma, belirli bir zaman alıyor. Doyum, ekonomide işba noktası denir. Durulma, doygunluk gerektiriyor. Ya bu yazar ne ki kardeşim, nede önemseniyor, diyebiliyorsunuz.

Yıllar sonra ne denli büyük bir yazar-şair olduğunu anlıyorsunuz, zaman gerektiriyor, pişmeniz, olmanız gerekiyor. Bir söyleşide söylemiştim, Edip Cansever geceleri evime gelip, şiir kitaplarını alıp şiirlerini değiştiriyor, diye. Her okuduğumda ayrı bir dünyaya ayrı bir anlamla, ayrı duygularla okuduğum çok değerli bir şair. Ve defalarca okunduğunda bile sizi etkileyeceği, bir yerinizden yakalayıp,  düşündürecek hayallere, kendinizle ilgili şiirle bütünleşme konusunda düşündürecek bir değerli şair. Tıpkı Cemal Süreya, Turgut Uyar gibi… Ve siz bu şairleri ilk gençlik yıllarında gerekli değeri veremiyorsunuz, biraz önce saydığım nedenlerden.”

Biriktirdiklerim kitabınızın bir baskı yapacağı, devamı olmayacağını söylüyorsunuz. Neden tek baskı olacak?

İNCEFİKİR – Çok sevdiğim bir dize var “İhanetten bir harf fazladır cinayet” diye. Bir gün gençlerin yeni okuldan dağıldığı bir saatte yeni çıkmış, turfanda eriği satan bir yaşlı amcanın dolu dolu küfrettiğini, gençlere bağırdığını gördüm.

Caddede yürüyordum, merak edip tablacının yanına gidip sinirlenmesinin nedenini öğrenip ve birazda erik alayım dedim. Gençler “Amca bir tane alabilir miyiz” diye tablacıdan, yeni ve pahalı olduğu dönemde eriklerden birer tane aşırıp kaçıyorlardı. O’da “Ne tadına bakacaksınız, gelin bilmem neyin tadına bakın” deyip küfrediyordu. Birazda tebessüm ederek yüz gram tartmasını söyledim. Çıkarıp parasını verdim, yiyeceğimden değil konuşmak, anlamak içindi.

Birer birer külah şeklinde külahlar halinde bir kitaptan, eski pörsümüş bir kitaptan, sayfaları yırtıp külah yapıp tartıyordu. Eski kitabı alıp baktım. Maksim Gorki’nin ‘Ana’ kitabıydı. Kanım dondu. Ya bir yerde atılmış, ya da toptan bir yerlerden almış olmalı.

Neyse, kahroldum. O gün bir kitap çıkarırsam bir baskısı olsun diye geçirdim içimden. Gorki ile kendimi kıyaslama sorunu değil haşa, sorun kitapların belirli bir dönemden sonra işlevsizleşen, eskimiş kitaplardan, sokaklara saçılması. Bir gün ‘Biriktirdiklerim’ eserimi merak eden, kendinde olan bir dostundan, arkadaşından edinsin istiyorum.

Sorulsun, Sende var mı denilsin. Kitabın bu denli değersizleştirilmesi kapitalizmin, emperyalizmin, boyalı basınla, televizyondaki dizilerle, saçma sapan gündem değiştiren TV’deki eğlence programlarıyla eğitilen bir toplum olduk. Ve kitap, özellikle şiir birkaç yazarın dışında Türkiye’de yazanı aç bırakan bir meslek halini aldı ne yazık ki…

Yeni bir kitap ya da yakında kurguladığınız bir proje var mı?

İNCEFİKİR – Yarım demek doğru olmaz nerdeyse tamamladığım bir roman var ‘Giderken’. Ne olur akıbeti bilmiyorum. Biraz yayınevlerinin konusu nedeniyle beğendiği, sürekli şuraları, karakterleri değiştir, bu adamı şu yap deyip basmaktan çekindiği, bugünkü konjonktürde çekince yaratan bir roman. Bir gün gelir marjinal, absürt gibi olan ki bana göre insancıl ve gerçek bir öykü. Umarım o olgunluğa varır, gerçekten insana ait her hikâye kabul görür ve basılır.

Son olarak ekleyeceğiniz bir şey var mı? Ya da son söz dersem ne dersiniz?

İNCEFİKİR –  Ben yazdıklarımda hep içten, sahi, dürüst, yaşadıklarımdan damıttığım, gözlemlerimden ve edebi birikimim ve inandıklarımdan taviz vermemeye çalıştım. Kalemimi temiz tutmaya özen gösterdim. Diyaliz Sarısı kitabında Ankaralı bir okuyucum bir gün bana bizleri gereğinden fazla kollanması gereken acınacak bir tavır içinde yazmışsın demişti. Yaşlı bir teyzeydi, genç bir öğretmen kadın vardı yanında. Biraz abartmış mıyım dedim, eh biraz dedi. İki yıl sonra öğretmen kadınla karşılaştığımda teyze nasıl dedim. Sizle konuştuktan bir buçuk yıl sonra öldü dedi.

Bazen yazdıklarınızdan çok sustuklarınız daha önemli hale gelebiliyor. Susmalarımın tarihi de denebilir. Onun dışında her şey fani biraz o konuşmada edebi kişiliğimin, ahlaki yapımın bana saygınlık ve duyarlı olmam gerektiğini, yıllar içinde nasıl tımar ettiğimi gösterdi.

Dostlarıma hep sevdiğim şairlerden yazdım. Kendimi yok saydım. Ama başkalarının da bana ait çok sevdiği bir deneme ve ya şiiri de okumasından hoşnut olmadım desem yalan olur.

BİYOGRAFİSİ;

Cahit İncefikir 1966 Adana doğumlu. Evli ve iki çocuk babası İncefikir, uzun bir süre, çeşitli tiyatro gruplarında oyuncu olarak yer aldı. Bazı filmlerde küçük rollerde oynadı. Bir dönem bazı müzik sanatçılarının, birkaç tiyatro grubunun Çukurova kentlerindeki organizasyonunu sağladı.

Şiir ve Düzyazıları; Akkültür, Ardıçkuşu, Güney Kültür, Aykırı Sanat, İmgelem, Lül sanar vb. dergilerde ve bazı gazetelerde yayınlandı. Doğayı, yolculuk etmeyi, müzik, fotoğraf, spor, sinema ve tiyatroyu çok seven İncefikir’in yayınlanmış; Ayrıntılar Sonrası(2002), Diyaliz Sarısı(2003), Çöl İzleri(2004), Unutamadıklarım Var(2004), Umu Diye Bir Çiçek(2005), Düşleri Masmavi Çocuklar(2009) ve en son çıkardığı Biriktirdiklerim adlı şiir ve düz yazı kitapları var.

Güncelleme Tarihi: 12 Şubat 2018, 17:53

ilkhaber


İletişim Hesapları
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER