banner6

İslam Hukuku’nda nafaka nasıl olmalı?

Ülkemizde eşinden ayrılmış erkeklerin nafaka ödemesi konusu tartışmaları sürüyor. Ülke gündeminde geniş yer bulan bu konuyu Mersin Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi ve aynı zamanda gazetemiz yazarı Öğretim Üyesi Dr. M. Zeki Uyanık’a sorduk. Zeki Uyanık, İslam, evlilik hayatında kocaya vermiş olduğu hak ve yetkilerin yanında, bir takım görev ve sorumlulukları da yüklediğini belirtti.

İslam Hukuku’nda nafaka nasıl olmalı?

RÖPORTAJ: Bayram BULUT/ÖZEL

ADANA (İLKHABER) - Ülkemizde eşinden ayrılmış erkeklerin nafaka ödemesi konusu tartışmaları sürüyor. Türk Medeni Kanunu’na göre, eşinden boşanan erkeklerin, eşlerine süresiz nafaka ödemesi gerekiyor. Ancak İslâm Hukukunda ise, bu nafakanın bir süresi bulunuyor. Bu süre,  kadınlarda üç iddet ya da hamile olanlarda doğuma kadar şeklinde yer alıyor.

Ülke gündeminde geniş yer bulan bu konuyu Mersin Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi ve aynı zamanda gazetemiz yazarı Öğretim Üyesi Dr. M. Zeki Uyanık’a sorduk. Zeki Uyanık, İslam, evlilik hayatında kocaya vermiş olduğu hak ve yetkilerin yanında, bir takım görev ve sorumlulukları da yüklediğini belirtti. Bunlardan birisinin de, kocanın eşinin temel ihtiyaçlarını makul ve normal ölçülerde karşılama ve giderme görevi olduğuna dikkat çeken Uyanık, bunun evlilik akdinden doğan bir sorumluluk olduğunu vurguladı. Uyanık, kadının zengin veya fakir, müslim veya gayrimüslim olması bu görev ve sorumluluğu değiştirmediğini söyledi.

 Kur’an-ı Kerim’de boşanmış ama iddet bekleyen kadına kocasının evinde ikamet etme hak veya yükümlülüğü getiren ve iddet süresince kadına zarar verilmemesini emreden ayetlerin olduğunu anlatan Uyanık, “Bu ayetler aynı zaman da kocaya eski eşine nafaka vermesini emretmektedir. Söz konusu bu ayette yüce Mevla mealen şöyle buyurmaktadır: ”Onları (iddetleri süresince) gücünüz nispetinde, oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun. Onları sıkıntıya sokmak için kendilerine zarar vermeye kalkışmayın. Eğer hamile iseler, doğum yapıncaya kadar nafakalarını verin. Sizin için (çocuğu) emzirirlerse (emzirme) ücretlerini de verin ve aranızda uygun bir şekilde anlaşın.” Bu ayetten anlamından hareketle, İslam hukukçularına göre kadının kocası üzerindeki nafaka hakkı evlilik süresi ile evlilik sona erdiğinde ise iddet süresi ile kayıtlıdır. İddet dediğimiz üç ay hali bittiğinde ise nafaka sorumluluğu da bitmiş olur.” dedi.

Doç. Dr. M. Zeki Uyanık, nafakanın süresiz oluşu ayrıca aile kurmaya veya boşandıktan sonra yeni bir evlilik yapmaya da bir engel olabileceğini belirterek,maddî durumu iyi olmayan bir kimsenin evlendiğinde evliliğinin boşama ile neticelenmesi halinde yıllarca nafaka ödeyeceğini bilmesi onu evlilikten soğutacağına dikkat çekti.

Şimdi sizlerle Dr. Zeki Uyanık ile yaptığımız röportajı paylaşıyoruz.

 Aile yapısının sizce nasıl sağlam yapıya oturtulabilir?

  1. temeli kabul edilen aile ne kadar sağlam yapıya ve düzenleyici kurallara bağlanırsa, toplumun yapısı o nispette sağlam ve sürekli olur. Bunun için bütün hukuk sistemleri bu hakikati dikkate alarak aile kurumunu önemsemiş ve yasalarında bu hususu düzenleyen hükümlere yer vermişlerdir. Bu düzenlemelerden biri de nafakadır. İnsan yaşamının devamı için gerekli olan iâşe, giyim, mesken ve bunlara bağlı hususlardan müteşekkil olan nafaka, aile kurumunun devamı için önemli bir görev görmektedir. Gerek İslâm hukuku gerekse Türk Medeni Kanunu, nikâh bağı ile yuva kurmuş eşlere bir takım hak ve sorumluluklar yükler. Bu hak ve sorumluluklardan biri de nafakadır.

İslâm Hukukunda ve Medeni Hukukta Boşanma Nafakası hakkında bilgi alabilir miyiz?

İslâm hukuku ve Türk Medeni Kanunu evlilikle birlikte bir nafaka hak ve sorumluluğunun varlığını kabul etmekte, boşanma halinde de aynı şekilde boşanma nafakasının varlığını kabul eder ve bu hususta bir takım kanuni düzenlemeler yapmaktadır.

Her iki hukukun ayrıldığı en bariz husus, nafakadan kimin sorumlu olduğu ve bu nafakanın süresidir. İslâm hukukunda evlilik devam ederken de boşandıktan sonra da her zaman nafakadan koca sorumludur ve bu boşanma nafakası sürelidir. Türk Medeni Kanunu'nda ise kadın da boşanma nafakasından sorumlu olabilmektedir ve bu nafakanın belli bir süresi yoktur. Bundan dolayı Türk Medeni Kanununa göre, aralarında hukuki bir bağ kalmamasına rağmen yoksul düşen eş boşandığı eşinden çok uzun yıllar nafaka alabilmektedir.

Eşler arasında nafaka hukuku ne zaman başlar?

İslâm hukuku açısından nikâh akdi ile aile kurulmuş ve karı-koca arasında nafaka hukuku başlamış olur. Bu nafaka hak ve sorumluluğu da evlilik hukuken var olduğu sürece devam eder. Aile kurumu boşanma ile dağıldığında ise yine bir nafaka hakkı söz konusu olmaktadır. Ancak bu nafakanın bir süresi vardır. Bu da iddet süresi ile sınırlıdır. Söz konusu bu iddet, hayız gören kadınlarda üç iddet, hamile olanlarda ise doğuma kadardır. Buna göre her iki iddet süresi de sınırlı ve kısa bir zaman dilimidir. Bu süre bittiğinde ise nafaka hakkı ve sorumluluğu bitmektedir.

İslâm hukuku ve Türk Medeni Kanunu arasında ki farkılık hakkında neler söyleyeceksiniz?

Türk Medeni Kanunu'nda yoksulluk nafakası olarak isimlendirilen boşanma nafakası ise süresizdir. Bu da aralarında hukuki bir bağ kalmamış eşler arasında uzun ve belirsiz bir süre nafaka almak ve vermek demektir. Boşanan eşlerden biri ölmedikçe ya da nafaka alan eş evlenmedikçe bu nafaka hakkı devam eder. Bu durum, İslâm hukuku ile çelişmekte ve kul hakkına sebebiyet vermektedir. Ayrıca Türk Medeni Kanunu'ndaki yoksulluk nafakasının süresiz ve sürekli oluşu birçok probleme de sebep olabilmektedir. Türk Medeni Kanununa göre nafaka alan eş, nafakayı düşüren hallerden biri gerçekleşmedikçe yıllarca hatta ölene kadar boşandığı ve aralarında hiç bir hukuki bağın kalmadığı eski eşinden nafaka alabilmektedir.

Nafakanın süresiz oluşu erkek için yeniden evliliğe engel olur mu sizce?

Nafakanın süresiz oluşu ayrıca aile kurmaya veya boşandıktan sonra yeni bir evlilik yapmaya da bir engeldir. Zira maddî durumu iyi olmayan bir kimsenin evlendiğinde evliliğinin boşama ile neticelenmesi halinde yıllarca nafaka ödeyeceğini bilmesi onu evlilikten soğutur. Aynı şekilde kişi boşanma sonrasında yeni bir evlilik yapmaya da olumsuz bakar. Zira boşadığı eşinin maddî durumu kendisinden daha düşük olan bir kimse, hem boşanma nafakası ödemesi hem de evlendiği eşine ve çocuklarına bakması onu nafaka temininin de zorlayacağından dahası ikinci evlilik de boşanma ile neticelenmesi halinde süresiz ikinci bir nafaka verme endişesi insanları evlilik yapmaya, yuva kurmaya korkutur.

Binaenaleyh nafakanın süresiz oluşu boşanan eşlerden yoksul olan tarafa yarar sağlamakla birlikte diğer eski eşe maddi ve manevi sıkıntılara sebebiyet vermektedir ki bu da adalet, hakkaniyet ilkelerine ve İslâm hukukuna aykırı bir durum ve bir kul hakkıdır. Bunun yanında nafaka ödeyememe endişesi ile huzursuz ve mutsuz olan eşler istemeden de olsa maddî kaygılarla evliliğe devam etmektedir. Boşanan tarafların ise yeniden evlenmeleri güçleşmektedir. Bu da başka toplumsal olumsuzluklara sebebiyet verebilmektedir.

Türk Medeni Kanunu'ndaki yoksulluk nafakası nasıl olmalı?

  1. bu gerekçelerden dolayı Türk Medeni Kanunu'ndaki yoksulluk nafakasını makul bir süre ile sınırlandırmak gerekir ki 3444 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği 12.05.1998 tarihinden önce yoksulluk nafakası 743 Sayılı Eski Medeni Kanunun 144. maddesinde bir yıl süreli olarak düzenlenmişti. Bir yıllık süre İslâm Hukukundaki iddet nafakasının süresinden fazla olsa da Medeni Kanun açısından mevcut duruma göre makul bir süre olarak görülebilir.
  1. yıllık sürenin bitiminde yoksulluk nafakası olan eşin maddi imkanları geçimini sağlayacak kadar iyi değilse devlet onu bir işte istihdam edebilir. Ya da bir meslek eğitimi vererek iş sahibi yapabilir. Kişinin çalışmaya engel bir durumu varsa sosyal devlet olmanın bir gereği olarak onu maaşa bağlayabilir. Bu imkanları sağlamak için de bir fon oluşturulabilir.

Bu durum da yaşanan olumsuzluklar var. Bu konular hakkında ne düşünüyorsunuz?

Son olarak, Türk Medeni Kanunu'ndaki kadının boşanma nafakasından sorumlu tutulması ve nafakanın süresiz olması düzenlemesi, bireysel ve toplumsal anlamda birçok olumsuzluğa yol açmaktadır. Aynı zamanda İslâm hukuku açısından bir haksızlığa ve kul hakkına sebebiyet vermektedir. Bundan dolayı söz konusu olumsuzlukların ve haksızlıkların ortadan kaldırılması için Türk Medeni Kanununun 175. ve 176. maddelerini zikrettiğimiz hususlar da göz önünde bulundurularak yeniden ele alınması ve gerekli düzenlemelerin yapılması yerinde olur kanaatindeyiz.

Sorularımızı yanıtladığınız için teşekkür ederiz.

İLKHABER GAZETESİ

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER