Şaka ile söylenen yalan dinen yalan kabul edilir mi?

Şaka ile söylenen yalan dinen yalan kabul edilir mi?

      Yalan İslam dinin yasakladığı büyük günahlardan birisidir. Yalanın şakası da ciddisi de yasak ve haramdır. Nitekim sevgili Peygamberimiz bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Şaka da olsa cidden de olsa söylenen yalan yalandır”

       Sevgili peygamberimiz bu hususta şöyle buyurmaktadır:

“Şaka bile olsa yalan terk edilmedikçe olgun mümin olunmaz”

“Kul şaka ile de olsa yalanı, doğru bile de olsa mücadele ve münakaşayı terk etmedikçe, tam inanmış bir mümin olamaz.”

“İnsanları güldürmek için yalan söyleyen kimselerin vay haline”

    Yine bir başka hadiste efendimiz şöyle buyururlar: “insanları güldürmek için yalan söyleyen kişiye yazıklar olsun, yazıklar olsun, yazıklar olsun”

    Bu hadislerden hareketle şaka ile de olsa yalan söylemek caiz değildir. Yalan ancak şu üç yerde söylenebilir.

1-Karı kocanın arasını düzeltmek

2-Arası bozulan iki kişinin arasını düzeltmek için

3- Savaşta düşmanı mağlup edebilmek için.

 

Kişi hayattayken malının ne kadarını vasiyet edebilir?

      Vefat edenin vasiyet ettiği para veya mal, bıraktığı terekenin, yani geride bıraktığı servetin üçte birini geçmiyorsa  (çünkü vefat eden kimse ancak mirasının 1/3 ünü vasiyet etme hakkı vardır.) vasiyet ettiği malını mirasçılar vasiyet edilen yere vermek zorundadırlar. Ama üçte birini geçiyorsa üçte birinden fazla olan kısma engel olabilirler. Mesela vefat edenin bıraktığı miras 300 milyar olsun. Bundan 100 milyar hayır kurumuna verilmesi vasiyet edilmiş ise, bu 100 milyar üçte birini geçmediği için vasiyet edilen kişi veya kuruma verilmek zorundadır.

       Tabi bu vasiyet mirasçı olmayanlar için geçerlidir. Çünkü İslam fıkhına göre ölünün mirasından miras alacak kimseye aynı zamanda vasiyet etmek caiz değildir. Edilse bile vasiyet geçersizdir.

 

Ölmeden serveti mirasçılara paylaştırmak caiz mi?

        İslamiyet de ölüm hak, miras helal diye bir söz vardır. Kişi ölmediği sürece malı miras olmaz ve yakınlarına miras olarak intikal etmez. Yaşamakta olan mal sahibi malını, helal ve caiz olmak şartıyla dilediği gibi harcar, tüketir ve -akrabası olsun, olmasın- istediğine verir. Yakınlarının ona "Bizim mirasımızı azaltıyor veya yok ediyorsun" deme hakları yoktur.   

        Mümin, yakınlarına miras bırakmakla yükümlü değildir, ihtiyaç içinde iseler onların nafakaların (geçimlerini) temin etmekle yükümlüdür. Nafaka temin ödevini yerine getirmekte olan bir mümin, geriye kalan malı üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunabilir.

        Buna göre kişi ölmeden önce malını istediği gibi kullanma hakkına sahiptir. Kişi ölmeden önce ister malını dağıtır, ister yiyer, ister miras bırakır, isterse de çocukları arasında ölmeden dağıtabilir. Bütün bunlar caizdir ve de geçerlidir.

Nazar boncuğu nazara engel olur mu?

        İslam inancına göre nazar vardır. Onun için nazar değmesine karşı Allah'a sığınılmalıdır, ondan yardım dileyip ona ibadet edilmelidir. Nitekim Peygamber efendimiz nazar ile ilgili şöyle buyurmaktadır:" Bir kimsenin kendisini veya kardeşlerinin bir şeyi hoşuna giderse, bereketle ona dua etsin. Çünkü göz değmesi haktır"

       Nazarın vakî olduğu bir hakikattir. Bundan sakınmak için çeşitli yollar denemekte fayda vardır. Ayet-el kürsi, Nas, Felak, İhlas sûrelerini okumak bunun bir yoludur.

     Ama nazar değmesin diye, çocukların elbisesine boncuk işlenmesi,nazarlıklar takılması, evimize, arabamıza nazar boncuğu asmamız bir fayda sağlamaz, sağlamadığı gibi aynı zamanda bunu asmak dinen caiz değildir. Böyle şeylerin İslam ile bağdaştırılması düşünülemez. Bunlar daha çok cahiliye devrine ait adetlerdendir. Bunlardan kaçınmak lazımdır.

 

 

Günün Ayeti

Sabredenlere, felâketlere karşı dişlerini sıkıp göğüs gerenlere, mükâfatları hesapsız ödenecektir."

Zümer sûresi (39), 10​

 

Günün Hadisi

İman iki kısımdan müteşekkil bir bütündür; onun bir yarısını sabır, diğer yarısını da şükür oluşturur.

(Şuabü’l-İman, 123/7

 

Günün Sözü

"Bir kişi Allah'tan başka kimseye ihtiyacı olmadığına inanırsa Allah da onu başkasına muhtaç etmez."

Şems-i Tebrizi

 

Günün Duası

Allah’ım ailemizle imanlı, mutlu ve huzurlu bir hayat yaşamayı nasip et.

 

Bunları Biliyor muyuz?

Arasat nedir? 

Kıyametin kopmasından sonra diriltilecek olan insanların, dünyadaki inanç, söz, fiil ve davranışlarından sorguya çekilmek üzere sevk edilecekleri yerin adına denir. Bu mekâna mahşer ve mevkif de denir.

 

Günün Nüktesi

Evlilik benim sünnütimdir...

    Bir doktor anne babası çok geçimsiz, sürekli, tartışan insanlar olduğu için evlenmekten ve kendisinin de eşiyle anne-babası gibi olacağından dolayı sürekli kaçıyordu.

    Fakat dindar bir genç olduğu için Kuran ve sünnetin evlenmeyi teşvik eden hükümlerinden etkileniyor, o emirlere de duyarsız kalamıyordu.

     Bir gün muayenehanesinde radyo dinlerken ‘Evlilik benim sünnetimdir. Benin sünnetimden ayrılan benden değildir’ şeklindeki Peygamberin sözünü işitti. Bu söz üzerine evlenmeye karar verdi.

     Etrafını araştırmaya başladı. Annesi sabırsız olduğu ve evde babasıyla kavgaların genelde annesinin bu sabırsız ve sert çıkışlarından kaynaklandığını bildiği için doktor müstakbel eşi için en çok sabır özelliğinin kuvvetli olması üzerinde duruyordu. Her şeyden önce eşi çok sabırlı bir insan olmalıydı.

     İş yerinde tanıştığı bir esnaf beyefendinin davranışları çok hoşuna gitmişti. Asil bir adam olduğu her halinden anlaşılıyordu. İşte benim aradığım huy, karakter, ağır başlılık bu demişti adamı tanıdıkça.

    Adamın kızı olup olmadığını araştırdı. Doktorun yaşına uygun kızı olduğunu öğrendiğinde havalara uçmuştu.

    Tüm araştırmaları sonucunda kızla evlenmeye karar verdi. İstemeye gittiklerinde kızın sabrını denemek için kahveyi üzerine kasten döktü ve yüzüne dikkatle baktı. Kızın yüzünde sabırsızlık ve kızgınlıktan eser yoktu. İşte benim istediğim insan dedi ve evlendi.

      Yıllar birbirini kovaladı. Huzurlu ve mutlu bir evlilikleri vardı. Doktor eşinin özellikle sabrından, alttan almasından, yumuşak sözlerle konuşmasından çok memnundu.

     Günlerden bir gün muayenehanesinden yorgun bir şekilde evine geldi. Hanımıyla konuşurken, hanımına yorgunluk ve stres sebebiyle sert bir şeklide hitap etti. Hanımı doktora daha önce hiç yapmadığı bir şekilde aynı sertlikte cevap verdi. Doktor şaşırdı ve hanımına:

-‘Nerde o engin, geniş sabrın ki ben seninle onun için evlenmiştim’ dedi. Hanımı;

-‘Sabır mı? Ben sana göstereyim şimdi sabrı’ dedi.

Mutfağa giden eşi bir rahle(sehpa) getirdi. Yumuşak bir ağaçtan yapılmış olan rahlenin her yeri diş iziydi

-‘İşte sabrım ve sonucu ‘ dedi. ‘Bu rahleyi ilk defa sen beni istemeye gelince kahveyi üzerime döktüğünde dişlemiştim. Ama artık rahlede dişlenecek yer kalmadı artı’ dedi.

     Doktor gerçeği görmüştü. Sürekli karşı taraftan sabır ve anlayış beklemek doğru bir davranış değildi. Eşine şefkat ve muhabbetle dönerek;

 

-‘Haklısın. Evlilikte eşlerden birisi ateş olduğunda diğeri su gibi olmalıdır. Ben ateş olduğumda da sen su gibi sen ateş olduğunda ben su gibi olmalıyım. Aksi takdirde bu evliliği yürütemeyiz.’ dedi.

YORUM EKLE