Selam verildiğinde kalabalıktaki herkes selama cevap vermek zorunda mı?

Dinimizce selam vermek sünnet onu cevaplandırmak ise farzdır. Bir topluma selam verildiği zaman o toplumdan sadece bir kişi bu selama karşılık vermesi bu farzı yerine getirmek için yeterlidir. Şayet cevap verilmese o toplumda oturan her Müslüman günahkâr olmuş olur.

 

 

 

          Selamı o toplumun içinde oturan bir kimsenin ismini zikrederek verme durumunda ise ismi geçen kimse bu selama karşılık verme zorunda diğerleri için bir şey söz konusu değildir.

 

 

 

        Selam, benden sana bir zarar gelmez, anlamına geldiğine göre her Müslüman bu güzel uygulamayı günlük hayatında yaşaması ve yaşatması lazım. Selam verdiği gibi verilen selama da karşılık vermesi gerekir. Çünkü Kur'an-ı Kerim de Allah'u Teale mealen şöyle buyurmaktadır: 'Size bir selam verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selamla karşılık verin.' (Nisa 86)

 

 

 

 

 

 

 

Cuma ya da başka vakit namazlarda camii içinde yer bulamayan kimse caminin dışında kıldığı namazı geçerli olur mu?

 

 

 

      Şafii mezhebine göre, cemaatle kılınan namazda imama tabi olan kişinin namazının sahih olması için muktedinin uyduğu imamı ya da imama tabi olan birisini görmesi ve imamın sesini duyması gerekir.

 

 

 

          Aynı zamanda imam ve cemaat aynı mekanda olacak şayet aralarında bir engel olursa namaz yine sahih olmaz. Yani imam içeride namaz kıldırırken cemaat dışarıda olursa ve aralarında da duvar gibi bir engel varsa imam ve cemaat birbirinden habersiz ise bu namaz geçersizdir.

 

 

 

          Hanefi mezhebine göre ise, imamın kendisi ya da cemaatten birilerinin hareketleri görülüyorsa, okuyuşu mikrofonla duyuluyorsa imama uyan kimse cami dışında bir yerde de olsa aralarında duvar ya da başka engeller de varsa bu namaz geçerlidir.

 

 

 

 

 

 

 

Kadının kocasından boşandıktan sonra aldığı nafaka dinen caiz mi?

 

 

 

      İslam, evlilik hayatında kocaya vermiş olduğu hak ve yetkilerin yanında, bir takım görev ve sorumluluklar da yüklemiştir. Bunlardan birisi de, kocanın eşinin temel ihtiyaçlarını makul ve normal ölçülerde karşılama ve giderme görevidir. Bu, evlilik akdinden doğan bir sorumluluktur. Kadının zengin veya fakir, müslim veya gayrimüslim olması bu görev ve sorumluluğu değiştirmez.

 

 

 

     Kur’an-ı Kerim’de boşanmış ama iddet bekleyen kadına kocasının evinde ikamet etme hak veya yükümlülüğü getiren ve iddet süresince kadına zarar verilmemesini emreden ayetler vardır. Bu ayetler aynı zaman da kocaya eski eşine nafaka vermesini emretmektedir.

 

 

 

     Söz konusu bu ayette yüce Mevla mealen şöyle buyurmaktadır: ”Onları (iddetleri süresince) gücünüz nispetinde, oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun. Onları sıkıntıya sokmak için kendilerine zarar vermeye kalkışmayın. Eğer hamile iseler, doğum yapıncaya kadar nafakalarını verin. Sizin için (çocuğu) emzirirlerse (emzirme) ücretlerini de verin ve aranızda uygun bir şekilde anlaşın.” (Talak, 65/6).

 

 

 

      Bu ayetten anlamından hareketle,  İslam hukukçularına göre kadının kocası üzerindeki nafaka hakkı evlilik süresi ile evlilik sona erdiğinde ise iddet süresi ile kayıtlıdır. İddet dediğimiz üç ay hali bittiğinde ise nafaka sorumluluğu da bitmiş olur.

 

 

 

     Yani dinen koca hanımını boşadıktan sonra yıllarca nafaka vermek zorunda değildir. Ancak çocukları varsa onların nafakasını vermek zorundadır.

 

 

 

Günün Ayeti

 

 

 

Hayır, işleyin ki kurtuluşa eresiniz.

 

 

 

 

 

 

 

Günün Hadisi

 

 

 

İnsanlar yalnızlıktaki (mahzuru) benim kadar bilselerdi, hiçbir atlı tek başına bir gececik olsun yol yapmazdı.

 

 

 

(Buhari, Cihad 135)

 

 

 

 

 

 

 

Günün Sözü

 

 

 

Çalışmak bizi şu üç büyük beladan kurtarır: Can sıkıntısı, kötü alışkanlıklar ve yoksulluk.

 

 

 

Voltaire

 

 

 

 

 

 

 

Günün Duası

 

 

 

Ya rabbi bugün dua ve ibadetlerimi kabul vaktine denk getir.

 

 

 

 

 

 

 

Bunları biliyor muyuz?

 

 

 

Suizan nedir?

 

 

 

Her şeyde bir art niyet aramaya, yanlışşünüp yanlış yorumlamaya denir.

 

 

 

 

 

 

 

Günün Nüktesi

 

 

 

Kişinin suçsuz oluşu asıldır…

 

 

 

     Endülüs devleti zamanında bir papaz kilisenin damında, az bulunan bir çiçek yetiştirir. Papaz o çiçeği çok sever. Kilisenin damında bir de keçisi vardır. Keçisini de çok sever. Bir gün bakar ki çiçek yenmiş. Kilisenin tepesine kimse çıkmadığı için bu çiçeği keçi yedi zannıyla keçiyi damdan aşağıya atar ve keçi ölür.

 

 

 

     Papaz, Müslüman hakimin huzuruna çıkarılır. Hakim, hayvanların yaptıklarından sorumlu olmadıkları, eğer hayvanlar başkasına zarar verirlerse hayvan sahibinin zararı ödeyeceğini bildirdikten sonra papaza sorar:

 

 

 

-Keçinin bu çiçeği yediğini sen gördün mü?

 

 

 

Papaz:

 

 

 

- Hayır görmedim.

 

 

 

– Peki gören var mı?

 

 

 

– Hayır yok ama dama benden başka kimse çıkmaz. Keçiden başka o damda kimse yoktu, der.

 

 

 

Hakim, hayvanların yaptıklarından sorumlu olmadıkları halde hayvanı damdan aşağı atmaktan papazı ta’zir cezasıyla cezalandırır.

 

 

 

      Aradan uzun zaman geçer. Bir gün papaz, akşam karanlığında evine doğru giderken bir adam "Yandımmm" diyerek yere yıkılır.

 

 

 

     Papaz yere yıkılanın yanına varır. Hançeri adamın bağrından tam çıkarırken polisler gelir ve derdest hakim önüne çıkarılır.

 

 

 

     Papaz, olayı olduğu gibi anlatır ama elinde kanlı bıçakla maktulün üzerinde yakalandı.

 

 

 

Hakim0

 

- Eğer sen keçinin o çiçeği yemediği ihtimalini kabul etseydin ben de senin öldürmediğin ihtimalini kabul ederdim. Ama İslam’da “Beraatı zimmet asıldır.” kuralı vardır. Suçun, delillerle sabit oluncaya kadar suçsuzsun, der.

       Sonra gerçek katil bulunur da Papaz beraat eder. Bu “Beraatı zimmet asıldır” kuralı her insan için geçerlidir. Müslüman, kafir, beyaz, siyah, her dilden, her dinden, her renkten insan için geçerlidir.

YORUM EKLE