YALAN DÜNYA

Bayram dolayısıyla geçen hafta köyüme gittim. Babamı kaybedeli 19 yıl oldu ama annem yaşıyor çok şükür. Koca çınar 93 yaşında ve bakıma muhtaç. Allah razı olsun kız kardeşim bakıyor ona. Bayramda annemle, kardeşlerimle, akrabalarımla ve sevdiklerimle olmak ayrı bir tat verdi bana.

Bayramdan bir gün önce arefe günü ikindi vakti babamın, ablamın ve akrabalarımın mezarlarına murt diktik çocuklarımla beraber. Bizim orada her bayramda mezarların üzerine murt dikerler. Murt her yerde bulunmaz. Dağlık bölgeleri sever genelde. Yaprakları da kurusa bile kolay kolay dökülmez. Rivayete göre murt ’un rüzgârla her sallanmasında yapraklarının ses çıkartmasıyla ebediyete intikal etmiş kişinin günahları dökülerek azalırmış.

Babamın mezarı başında fatiha okuyup, dua edip onunla konuştum. Ona dokuz aylık olan torunum Asya’dan bahsettim.’’Senin çok sevdiğin gibi ben de torunumu çok seviyorum baba,’’ dedim. Gülümsediğinde bir güneş gibi aydınlanan nur yüzü ve takma dişleri gözümün önüne geldi. Sanki ‘’Ben görüyorum sizi oğlum,’’ diyordu bana. Sonra genç yaşta kanserden kaybettiğimiz ablamın başına geçip öldüğünde küçücük olan çocuklarının artık çoluk çocuk sahibi olduklarını anlattım ona.

Mezarlığın içinde yarım saat kadar dolaştım. Dedelerimi, amcalarımı, teyze ve halalarımı ziyaret ettim. Büyük ablamın kocasının mezarının başında durup ‘’Enişte 40 sene boyunca ailemize çok çektirdin ama ben yine de sana hakkımı helal ediyorum, ’’dedim.

Kimseye kalmıyor bu dünya, topraktan geldik toprağa gidiyoruz. Ne mutlu güzel bir amelle giden insanlara.

Bayram namazına oğullarımla birlikte gittik. Bizim köyde bayram namazı sonrası kimse dışarı çıkmaz. Sırayla herkes küçük büyük bayramlaşır. Cami’den dışarı çıkanlar da çok ayıplanır. Bayramlaşmada imamın yanına yaş olarak en yaşlılar dizilir. Herkes yaşına uygun bir şekilde yerinden kalkıp imamdan başlayarak bayramlaşır sonra kendisi de sırada dizilip yerini alır. Herkes sıralamada birbirine bakarak sona yaklaştığını da görür böylece.

Cami’den çıktıktan sonra köyün sokaklarından kendi evime doğru yürümeye başladım. Sokağın başında bir zamanlar çocukluğumun geçtiği baba ocağı evimizin önünde durup geçmişi düşündüm. Şimdi bomboş olan evde bir zamanlar yedi kardeşin sevinçleri yükseliyordu bayramlarda. Acı tatlı hatıralarımız bir film şeridi gibi gelip geçti gözlerimin önünden.

Binalar da yaşayan canlılardı aslında. Sahipleri gidince bakımsızlıktan viraneye dönüp yavaş yavaş yıkılıp gidiyorlardı. Ne diyordu Yunus: ’’Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi, mal da yalan mülk de yalan, var sen de biraz oyalan.’’

Sevgili dostlar sevdiklerimizin, dostlarımızın kıymetini bilelim. Çocuklarımıza da değerlerimizi öğreterek iyi birer insan olarak yetişmelerine yardımcı olalım.

YORUM EKLE