banner6

Yapmayın!

 Bir yangın sırasında tanıdım onu. Meğer aynı sokakta 5 yıldır yaşıyormuşuz.

Bir yandan bağırıp çırpınıyor, alev alev yanan evinin içine girmeye çalışıyordu. Komşular engellemezse alevlerin içine atlayacaktı. Çocuğunu içeride sanıyordu. Şoktaydı. Çocuğunu gösterdikleri halde görmüyor “oğlum içeride kaldı” diye yüzüne gözüne vurup alevlerin içine atmaya çalışıyordu kendisini.

Ve ev yandı  içindeki eşyaların tamamı değilse bile çoğu kömür oldu. 

Evinin önünde sokakta oturdu bir kaç gün. Çocukları yanındaydı. Boş boş bakıyordu etrafa. Annesi hiç yalnız bırakmadı onu. Ama o annesine bir düşmana bakar gibi bakıyordu hep. Her sözünde sitem vardı. Ne söylese susturuyor annesini  “Sen hiç konuşma”  diyordu.

Sonra başlıyordu konuşmaya. Ne isyan ne öfke  yalnızca sitem vardı sessiz sessiz konuşmalarında.

-Yaktınız beni. Sana hakkımı hiç helal etmeyeceğim diyordu.  Annesi hep sessiz kalıyordu.

Yangından sonra evinin içine 2 gün hiç girmedi. Eşyalarını eşi, kardeşleriyle birlikte ayıklıyor, kullanılamaz hale gelenleri ikinci kattan aşağı atıyordu. Annesi kendisinin de gitmesini istediyse de iki gün girmedi evinin içine. Sonra çıktı yukarıya yanan eşyaları fırlatıyordu aşağıya. Yangın salonda elektrik kontağından çıkmıştı. Arka odalarda yangının az etkilediği eşyaları da vardı. Onları da atıyordu aşağı. Annesi bazen itiraz ediyor “Onlar yıkanır atma onları kızım”diye. Ama o “Bu kadın” diye hitap ettiği annesine inat gibi atıyordu aşağı her şeyi.

Sanki yaşamak istemediği geçmişini atmak istiyordu o eşyalarla. Karyolasının bazalarını, yatağını, battaniyesini atıyordu aşağı. “Başkası olsa bunu atmaz” diye düşündüm o zaman. Kullanabilirdi başkası o eşyalarını. Ama o kurtulmak için atıyordu o yatağı. Yüzündeki o anlatılmaz, o anlam yüklenemeyen ifadesinden anlaşılıyordu.  O nasıl bir ruh haliydi ki şu an hiç bir sözcükle anlatamıyorum.   

 “O gitsin de kurtarılabilecek ne varsa biz bir kenara koyalım sonra verelim” diye düşündüm içimden .

Gücünün yettiğince, bütün gücü tükenene kadar attı eşyalarını. Sonra geldi aşağıya. Ben hiç yukarı çıkamadım. Yangın kokusu halen çok ağırdı. Merdivenlere bile yaklaşamıyordu insan kokudan.

Yaşlı annesi her zamanki gibi aşağıda oturuyordu.  Geldi annesinin yanındaki sandalyeyi alıp, gözlerini iyice kısarak annesine baktı, sonra epeyce uzağına oturdu. Yine tekrarladı, “Sana hakkımı helal etmicem. Halen beni anlamıyorsunuz değil mi? Beni kimse anlamıyor” diyerek boşluğa bakıyor başını bir sağa bir sola sallıyordu.. sessiz, ifadesiz, mahsun.. Yüzünde hiç ifade yoktu artık. Sonra annesi usulca kalkıp gitti. Kızı daha fazla konuşsun istemiyordu belli ki.

 Sessiz sessiz oturdu uzunca bir zaman, sonra bize baktı. “Beni kimse anlamıyor yaaa. Siz de anlamadınız beni değil mi?” dedi çaresiz bir ifadeyle.

34 yaşında ablam kanserden öldü. Beni 14 yaşımda 20 yıllık eniştemin koynuna soktular. Teyzemin oğlu. Gelinlik giymeden gelin oldum, çocuk doğurmadan anne oldum” dedi. 

Ne denirdi ki bu sözlerin üzerine. Hangi sözcükler  yan yana getirilir cümle kurulabilirdi bilemedim.  Sessizce oturduk epeyce zaman. Sonra o yine evi yandıktan sonraki günlerde her akşam istemeyerek gittiği, “bu kadın” diye hitap ettiği annesinin evinin yoluna koyuldu, biz evlerimize gittik.

YORUM EKLE

banner42