Denizlerimiz plastikle dolacak

Adana Çevre Platformu Üyesi Yaşar Gökoğlu, 2050 yılında tüm denizlerde yaşayan canlıların toplamından daha fazla plastik bulunur hale geleceğini söyledi.

Denizlerimiz plastikle dolacak

Bayram BULUT

 

ÖZEL HABER

ADANA (İLKHABER)-Adana Çevre Platformu Üyesi Yaşar Gökoğlu, 2050 yılında tüm denizlerde yaşayan canlıların toplamından daha fazla plastik bulunur hale geleceğini söyledi.

Son yıllarda artan plastik üretimi denizlere de olumsuz yansımaya başladı. Üretilen plastikler bilinçsizce denizlere atılarak insan ve deniz canlılarını da büyük tehlikeye atıyor. WWF raporuna göre, her insan, her hafta bir kredi kartı büyüklüğünde, yaklaşık 5 gram mikro plastik yutmakta. 2050 yılında  tüm denizlerde yaşayan canlıların toplamından daha fazla plastik bulunur hale geleceği belirtilirken, yaşanan bu tablo karşısında deniz canlılarının da yavaş yavaş yok olacağı görülüyor. Önlem alınmaması durumunda artık denizlerden balık türü yerine plastik ürünler tutulmaya başlanacak.

Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Yaşar Gökoğlu, plastik maddesinin, eko-sistemi bozucu, çevre kirliliği yaratıcı özelliği ile günümüzde şiddetini arttıran ekolojik krizin baş sorumlularından biri olarak tanımlandığını söyledi.  Her yıl insanların ihtiyacından milyonlarca ton fazla plastik üretildiğine dikkat çeken Gökoğlu, “Geçen yüzyılın ortalarından başlayan plastik üretimindeki artış nedeniyle, günümüzde bilim insanları plastiği çağımızın vebası olarak adlandırmaktadır. Plastik, üretilirken, tüketilirken ve atık olarak doğamızı kirletmektedir. İnsan ve tüm canlılara zarar vermekte, doğada, toprak, su ve denizlerde çözünmeden yüzlerce yıl kalabilmektedir. Günümüzde denizlerde biriken çöplerin yüzde 60 ile yüzde 80’ini plastik çöpler oluşturmaktadır. Okyanus ve denizlerde 100 ile 150 milyon ton plastik çöpün yüzdüğü bilinmektedir. Bu miktara her yıl 6,5 milyon ton daha eklenmektedir. ” dedi.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın verilerine göre denizlerde kilometrekare başına 13 bin ton plastik çöp bulunduğunu belirten Gökoğlu, bu durumun eko-sistem ve doğal yaşam için büyük bir tehlike oluşturduğunu anlattı. Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) tarafından hazırlanan rapora göre Akdeniz’e bırakılan plastik atıkların en önemli kısmının günde 144 tonu Türkiye kaynaklıdır. Akdeniz çok yakında “plastik denizi” olarak anılacaktır. Yapılan hesaplara göre, bu hızla gidilirse, 2050 yılında tüm denizlerde yaşayan canlıların toplamından daha fazla plastik bulunur hale gelecektir. Plastik, insan sağlığı için de tehlikelidir. WWF raporuna göre, her insan, her hafta bir kredi kartı büyüklüğünde, yaklaşık 5 gram mikro plastik yutmaktadır. Her insan, her yıl, 1 mm’den küçük 102 bin  250 gram  plastik parçacığı yutmaktadır.” diye konuştu.

lastiğin karbon kirliliğine neden olduğunu dile getiren Gökoğlu, “Plastik, büyük oranda, bir fosil yakıt olan petrolden üretilmektedir. Bu yüzden üretilirken de karbon kirliliğine neden olur. ABD’de sadece plastik poşet üretimi için her yıl 12 milyon varil petrol kullanılmaktadır. Petrolü plastiğe dönüştürmek için de enerji (benzin, mazot veya doğalgaz) gerekmektedir. Bu fosil yakıtların yakılması ise zararlı gazların (en başta CO2)  atmosfere salınması ve küresel iklim krizini arttırmak anlamına gelmektedir.” ifadelerini kullandı.

Denizlerdeki plastik atıkların yüzde 92’sinin mikroplastik şeklinde olduğunu vurgulayan Gökoğlu, “Yaygın olarak kabul edilen tanıma göre, plastik partiküllerin 5 milimetreden daha küçük olanlarına mikroplastik adı verilmektedir. Denizel ortamdaki bu miktardaki mikroplastiklerin tüm denizel yaşamı tehdit ettiği açıktır. Denizel canlılığı mikroplastiklerin yanı sıra her türden plastik çöp etkilemektedir. Hali hazırda 2249 deniz canlısının bu kirliliğin tehdidi altında olduğu tahmin edilmektedir. İçerisinde plastiklerin de olduğu denizel çöplerden en çok etkilenen canlılar sırasıyla balıklar yüzde 21.93, deniz kuşları yüzde 18.43, kabuklu ve eklem bacaklılar yüzde 11.68, yumuşakçalar yüzde 7.79 ve deniz memelileridir yüzde 6.28. Mikroplastiklerin de çeşitli sucul canlıları deniz ve tatlı su balıkları, midye, su kuşları, deniz tarağı vb. etkilediği birçok araştırmacı tarafından bildirilmiştir.” dedi.

Gökoğlu plastiklerin canlıları etkileme biçimlerine de değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü;

“Plastiklerin canlıları etkileme biçimleri ise rapor edilen vakaların sayısına göre sırasıyla; plastik üzerine yapışma ve onu habitat olarak kullanma yüzde 38.7, yutma yüzde 32.6  ve plastik tarafından yakalanma yüzde 23.87  şeklindedir. Bu etkilenmeler içinde, mikroplastiklerin boyutundan kaynaklı olarak yutulması deniz canlıları için çeşitli riskler yaratmaktadır. Bu riskler sonucu oluşan etkiler iki grup altında toplanabilir. Bunlardan birincisi fiziksel, diğeri ise kimyasal etkidir. Fiziksel etki, yutulan mikroplastiğin boyutuyla ilişkili olarak değişmektedir. Kimyasal etki, boyuttan çok partikülün içeriğindeki eklenti maddelerinin veya yüzeyine yapışan ortam kirleticilerinin canlının bünyesinde tekrar salınması ya da ayrılması sonucu meydana gelebilmektedir. Mikroplastiklerin fiziksel etkilerinin başında, canlı sindirim sisteminin görece daha büyük partiküllerden kaynaklı tıkanması gelir. Bunun yanında nano ve mini mikro boyuttaki partiküllerin bağırsak tabakasından emilmesi ve farklı organlarda birikim yapabilmesi mümkündür.

Mikroplastiklerin kimyasal etkisi ise fiziksel etkisine göre daha yaygındır. Plastikler, mono veya oligomerik yapı taşlarının farklı tekniklerle ve kimyasal reaksiyonlarla düzenlenerek polimer zincirler haline gelmesiyle oluşturulan malzemelerdir. Günümüzde piyasada görülen farklı özelliklere sahip pek çok plastiğin üretilmesinde farklı dolgu maddeleri, alev geciktiriciler, antioksidanlar, plastikleştiriciler ve renklendiriciler de dâhil olmak üzere çok çeşitli katkı maddeleri kullanmaktadır. Her ne kadar yaygın olarak kullanılan polietilen (PE) ve polipropilen (PP) gibi plastikler parçacık halinde genellikle biyolojik olarak ilgisiz (inert) olsa da, üretim aşamasında eklenen bazı kimyasallar ve ortam kirleticilerinin üzerlerine yapışması, tüketicilerin kullanımı esnasında tekrar sızıntı yaparak tüketicilerin bünyesine bulaşabilmektedirler.”

Tüm dünya denizleriyle birlikte Türkiye denizlerinin de makro ve mikroplastik kirlikten oldukça fazla etkilendiğini savunan Gökoğlu, “Türkiye’nin en uzun kıyılarının bulunduğu Akdeniz, kapalı havza olması nedeniyle makro ve mikroplastik kirliliği açısından oldukça büyük bir risk altında olduğunu belirtilmektedir. Akdeniz, 21 ülkenin kıyısının bulunduğu ve kıyılarında küresel kıyısal popülasyonun yüzde 10’una ev sahipliği yapan kapalı bir iç denizdir. Üzerinde dünyanın en yoğun gemi trafiğinin olduğu deniz yolları bulunmakta  ve ayrıca oldukça yoğun nüfus barındıran bölgelerin yükünü taşıyan büyük nehirlerin (Asi, Ceyhan, Ebro, Nil, Po, Seyhan vb.) sularını almaktadır. Bunun yanında endüstriyel faaliyetler, Akdeniz için ciddi bir kirlilik baskısının da ana kaynaklarından birini oluşturmaktadır.” şeklinde konuştu.

Akdenizin önemli bir plastik çöp birikim noktası olduğunu kaydeden Gökoğlu, “Birçok araştırıcı, Akdeniz’in önemli bir plastik çöp birikim noktası olduğunu hatta öyle ki dünya okyanuslarındaki 5 çöp girdap bölgesine ek olarak 6. girdap noktası olarak tanımlanabileceğini belirtilmektedirler. Dahası Akdeniz’in plastik kirliliği açısından en kirli bölgesinin Kilikya alt havzası olduğu da ayrıca belirtilmektedir. Bu bölgeye kıyı olan Türkiye’nin Levantin kıyıları, Akdeniz’in, plastik açısından, en kirli bölgelerinden biri olduğunu belirtmekte fayda var. Öyle ki bu bölgeye özellikle Suriye, Mısır, Lübnan, Filistin ve İsrail gibi Doğu Akdeniz’e kıyısı bulunan ülkeler orijinli birçok çöpün de geldiği birçok çalışmada belirtilmiştir. Bunun yanında endüstriyel ve gemicilik faaliyetlerinden kaynaklı makro ve mikroplastik çöpler de özellikle İskenderun ve Mersin Körfez bölgesinde bulunmaktadır. Bu mikroplastik çöpler içerisinde plastik ham peletler oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Mayıs 2018 döneminde, Hatay/ Dörtyol bölgesindeki kumul sahillerde kg kum başına 61.6 adet pelet mikroplastik, Adana/Akyatan bölgesindeki kumul sahillerde kg kum başına 39 adet pelet mikroplastik ve Adana/Karataş bölgesindeki kumul sahillerde kg kum başına 16.6 adet pelet mikroplastik olmak üzere tüm İskenderun körfezi kıyılarındaki kumul sahillerde kg kum başına 11.8 adet pelet mikroplastik olduğunu tespit edilmiştir.” ifadelerini kullandı.

Ortalama bir plastik fabrikasının 1.4 milyon tona kadar sera gazı salımına neden olabileceğini söyleyen Gökoğlu, “Bunun yanında, ham plastik üretimi gerçekleştirilen bir tesisin yer altı ve yer üstü su kaynaklarından önemli derecede su çekebileceği ve yine önemli oranda da atık su üretebileceği ihtimali mevcuttur. Yine üretim yapılacak tesisin ilgili bölgedeki kara ve deniz yolu trafiğini ciddi oranda arttıracağını ve beraberinde ilgili bölge için var olan çevresel yüklere ek yük meydana getirebilme ihtimali söz konusudur.”diye konuştu.

Ceyhan Propan Dehidrojenasyon (PDH) ve Polipropilen Üretimi Projesi’nin ilimizde yer alacağını dile getiren Gökoğlu, konuyla ilgili projeyi hayata geçirecek olan Ceyhan Polipropilen Üretim A.Ş. tarafından İHD’ye gönderilen Ceyhan Propan Dehidrojenasyon (PDH) ve Polipropilen Üretimi Projesi Çevresel ve Sosyal Etki Değerlendirme (ÇSED) konulu yazıda, yeterli bilgi yer almadığını anımsattı. Ceyhan Polipropilen Üretim A.Ş. tarafından derneğimize gönderilen Ceyhan Propan Dehidrojenasyon (PDH) ve Polipropilen Üretimi Projesi Çevresel ve Sosyal Etki Değerlendirme (ÇSED) konulu yazıda belirtilen proje faaliyet alanının İncirli köyü ile Toros Gübre arasında kalan alanda yerleşik olup daha geniş bir alanda belirlenen, Ceyhan Petrokimya Endüstri Bölgesi sınırları içerisinde kaldığı anlaşılmaktadır. Ancak derneğimize gönderilen bilgi dosyası ve talep yazısında işletmenin hangi işlemlerle nasıl bir üretim yapacağına dair yeteri bilgi bulunmamaktadır. Bu haliyle projenin özel olarak çevreye olan etkisinin değerlendirilmesi mümkün değildir. Buna rağmen benzer tesislerin çalışma prensibi ve üretim şemaları üzerinden bir değerlendirme yapılması ise mümkündür. Tüm bu bilgiler ışığında Ceyhan Propan Dehidrojenasyon (PDH) ve Polipropilen Üretimi Projesi kapsamında çevresel açıdan riskler söz konusudur.” dedi.

Gökoğlu, “Yakıt olarak doğalgaz mı kullanılacaktır? Miktarı ne olacaktır? Hangi zararlı baca gazları çıkacak, ne tür filtre sistemi kullanılacak, söz konusu gazların ne kadarı zararsız hale getirilebilecektir? Soğutma suyu olarak yeraltı suyu mu kullanılacaktır? Miktarı ne kadar olacaktır? Proses sonucu kullanılan suyun ısı artışı ne kadar olacaktır? Proses sonucu soğutma suyunda bazı kimyasallar bulunacak mıdır? Kullanılan soğutma suyu nereye deşarj edilecektir?

Atık havuzunda toplanacağı söylenen çamurun kimyasal yapısı ne olacaktır?  Yazınızda sözü geçen tehlikeli atıklar ve kimyasal atıkların özelliği, yapısı nedir? Bu konuda neler yapılacaktır?

Yanıcı maddeler nelerdir? Nasıl depolanacaktır? Hangi tedbirler alınacaktır?şeklinde sorular sorarak sözlerini şöyle sürdürdü; “Bu soruların cevabı alınınca daha kesin değerlendirmeler yapılabilir. Şimdilik söyleyebiliriz ki, dünyada ve Türkiye’de plastik üretimi ve kullanımı aşırı ve tehlikeli boyutlardadır. Plastik üretimi ve kullanımı bütün dünyada ve elbette ülkemizde de hızla düşürülmelidir.  Şunu da unutmamak gerekir ki; gelişmiş ülkeler kendi ülkeleri daha fazla kirlenmesin diye çimento, demir çelik, gemi söküm, plastik geri kazanım gibi kirletici alanları bizimki gibi ülkelere bırakmaktadır. Bütün bu nedenlerle yapılacak yatırıma olumlu bakmamız mümkün değildir, gereksiz ve zararlı bulduğumuzu bildirmek durumundayız.”

İLKHABER GAZETESİ

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner2