Yolda bulduğumuz parayı harcaya bilir miyiz?

     Başkalarının rızası olmadan mallarını ellerinden almak caiz olmadığı gibi, kaybettikleri mal ya da eşyayı alıp sahiplenmek de caiz değildir.

     Bir kimse bir yerde bir miktar para veya eşya bulsa onu sahibine vermek üzere alabilir. Ancak kendine mal edinmek üzere alması başkasının malını gasp etmek hükmündedir. Buna göre buluntu eşya veya para konusunda takip edilecek yöntem şöyledir:

     Bulunduğu yerde bırakıldığı takdirde telef olmasından korkulan bir şeyi sahibine vermek üzere almak vacip; telef olmayacak şeyleri almak ise mubahtır.

     Bir kimse bulduğu bir şeyi alırken, onu sahibine teslim etmek üzere aldığına çevresindekileri şahit tutar. Bulunan eşyanın sahibi çıkar ve onun kendisine ait olduğunu ispat ederse eşyayı ona teslim eder.

       Buluntu eşya, onu sahibine vermek üzere alanın yanında emanet durumundadır. Bir kusuru olmaksızın bu mal kaybolsa veya telef olsa, sahibi çıktığında bedelini ona ödemekle yükümlü olmaz.

       Buluntu eşyayı elinde bulunduran kimse bunu malın değerine göre uygun görülen bir süre ilan eder ve bekler. Sahibi çıkmazsa o malı yoksul kimselere sahibi adına tasadduk eder.

      Aynı şekilde bulunan para ise ilan edilir. Belli bir zaman ilan edildiği halde sahibi çıkmazsa kaybedenin hayrına bir fakire veya hayır kuruluşuna bağışlanabilir. Ama kişinin kendine alıp harcaması doğru değildir.

 

Karı koca birbirine kan verse nikahlarına zarar gelir mi?

   İslam dininde kan kardeşliği diye bir şey yoktur. Karı kocanın birbirine verdiği kan aralarında evliliğe dair her hangi bir engel ya da kardeşlik oluşturmaz. Evliliğe engel olan kardeşlik kan kardeşliği değil gerçek kardeşlik ile sütkardeşliğidir.

     Dolayısıyla karı kocanın ya da bir başkasının birbirine verdiği kan aralarında kardeşlik oluşturmaz. Nikaha zarar vermez. Evliliğe de engel teşkil etmez. 

 

Çok Namaz borcu olan kişiler bu borçlarını nasıl kaza etmelidirler?

      Öncelikle şunu bilmemiz gerekir ki namaz borcu ancak ve ancak kaza ederek ödenir. Bu kaza namazları ne kadar ise o kadar kılmak ve borcu ödemek gerekir. Mesela yirmi yıllık borcu olan bir kimse yirmi yılı 365 gün üzerinden hesap eder. 20x365=7300 gün eder.

     Borçlu kişi eğer bayan ise adet günleri ile lohusa günlerini bu zaman diliminden çıkarır.  Kalan zaman kaç gün ise bu günleri en kısa zamanda kaza etmek üzere acele eder.

     Zira insan ömrünün ne zaman tükeneceği belli değildir. Gün içerisinde müsait olduğu zamanlarda kaza namazlarını eda eder. Bu esnada da kıldığı namazları hesaptan düşürür. Kıldığı kaza namazlar yirmi yıla tekabül edince kaza kılmayı bırakır.

 

Denizden çıkan bütün balık çeşitlerini yemek caiz mi?

            Kur'an-ı Kerim'de denizden elde edilen yiyeceklerin helal olduğu bildirilmektedir. Nitekim yüce mevla Kur'an'ında mealen şöyle buyurmuştur: "Deniz avı yapmak ve onu yemek size helal kılındı." (Maide 96) Hazret-i Peygamber de "onun suyu temiz, ölüsü helaldir." buyurmuştur.

            İslam fıkııları bu nasslara dayanarak bütün balık türlerini yemeği caiz görmüşlerdir. Bu konuda görüş birliği olmakla beraber balık türleri dışında kalan midye, kalamar, yengeç, karides gibi deniz ürünlerini yemek Hanefi mezhebi fıkıılarına göre haram, Hanefi mezhebi dışındaki Şafii, Maliki ve Hanbeli mezheplerine göre ise helaldir.

 

Günün Ayeti

Allah'dır ki, senelerin sayısını ve hesabını bilesiniz diye güneşi bir ışık, ayı da bir nur yaptı.

Günün Hadisi

Öfkesini tutan kimsenin ayıbını Allah örter 

 

Günün Sözü

İnsan gençliğinde öğrenir, ihtiyarlığında anlar.

(Eschenbach)

 

Günün Duası

Allah’ım bugün hastalıkla mücadele edenlere şifa, borçla mücadele edenlere kolaylık, huzur aryanlara da huzur ver.

 

Bunları biliyor muyuz?

Halvet ne demektir?

     Bir tasavvuf terimi olarak, günahtan korunmak ve daha iyi ibadet edebilmek amacıyla ıssız yerlerde yaşamayı tercih etmek demektir.

 

Günün Nüktesi

Kimsenin görmediği yerde  

      Eski zamanda bir hoca, talebelerinden birini, çalışkanlığından, zeka ve anlayışından dolayı diğerlerinden daha çok seviyor ve takdir ediyordu. Hocanın bu sevgi ve takdiri diğer öğrenciler tarafından biliniyor ve için için kıskanılıyordu. "Hoca neden yalnız bu arkadaşa ilgi ve yakınlık gösteriyor, aramızdaki tek zeki ve çalışkan o mu?" şeklinde laflar ediyorlardı.    

      Hoca da onların bu tür düşüncelerinin farkındaydı. Hoca efendi bir gün derse gelirken yanında öğrencilerinin sayısınca kuş getirdi. Her öğrenciye bunlardan bir tane vererek, "Haydi yavrularım, bu kuşları hiç kimsenin görmediği bir yerde kesin getirin, ama dikkat edin hiç kimse görmesin haa!" dedi. Bunun üzerine talebeler sağa sola dağıldılar. Bir müddet sonra da kuşları kesip kanlarını akıta akıta dönmeye başladılar. Kimileri övünüyordu: "Ben falan yerde kestim, hiç kimse görmedi" gibi. Hoca da böyle övünenlere bir "aferin" çekiyordu. Biraz sonra bütün öğrenciler kuşları kesmiş olarak döndüler. En sonra Hocanın sevdiği öğrenci geldi, üstelik kuşu da kesmemişti Hoca sordu:

- Oğlum, kuşu niçin kesmedin, bak arkadaşlarının hepsi kestiler, yoksa kimsenin göremeyeceği bir yer bulamadın mı?

- Evet hocam, insanların göremeyeceği yer ben de bulabilirdim, ama Allah'ın görmeyeceği yer bulamadım O nedenle kuşu kesmeden döndüm.

     Bu cevap diğer öğrencilerin akıllarını başlarına getirdi. Yaptıkları dikkatsizliği anladılar. Hepsi biliyordu. Allah'ın göremeyeceği yer olmadığını, ama önemli olan onu düşünebilmekti.      

    Bundan sonra arkadaşlarının farkını anlayıp hocalarının ona ilgisine hak verdiler.

YORUM EKLE