Zekatı başka memlekette yaşayan akrabalarımıza göndermek caiz mi?

Zekatı başka memlekette yaşayan akrabalarımıza göndermek caiz mi? 

       Zekat verirken ister yakında, ister uzakta bulunsun öncelikle yoksul akrabaların tercih edilmesi gerekir. Akrabalar içerisinde yoksul kimse yoksa yakın komşulardan başlamak üzere kişi bulunduğu yerdeki fakirlere zekat verebilir.

     Zekat, öncelikle kişinin bulunduğu yerde yaşayan akraba ve fakirlere verilmelidir. Ancak bölgenin dışında fakir akraba ve muhtaç kimseler varsa onlara göndermek de caizdir.

 

Kişinin mesleğini icra etmesi için gerekli olan araç-gereç ve malzemeye zekat düşer mi?

    Sanat ve mesleğin icrası için gerekli olan araç gereç, makine ve malzemeler, aslî ihtiyaçlardan olup bunların zekatının verilmesi gerekmez. Ancak, kendi mesleğinin icrası için değil de, ticaret için üretilen veya alınıp satılan araç gereç, malzeme ve makinelerin zekatının verilmesi gerekir.

 

Her Müslüman fıtır sadakasını vermek zorunda mı?

         Hanefi mezhebine göre fıtır sadakası yükümlüsü sayılmak için kişinin varlıklı olması gerekir. Varlıklı olma ölçüsü Hanefilere göre meskeni, ev eşyası, elbisesi, ailesinin bir yıllık geçim masrafları ile borçları dışında artıcı nitelikte olsun olmasın 85 gr altın değerinde malı olan kimse bu mala sahip olduktan sonra bir yıl geçmiş olma şartı da aranmaksızın fıtır sadakası ile yükümlüdür.

          Şafii mezhebi fıkıhçılarına göre ise, fıtır sadakasının farz olması için zenginlik ölçüsü olan nisaba malik olmak şart değildir. Şafiilere göre zengin, fakir her Müslüman fıtır sadakası ile yükümlüdür. Ancak Şafiilere göre fıtır sadakası için kişinin temel ihtiyaçlarının yanı sıra bayram günü ve gecesini yetecek kadar azığa sahip olması gerekir.

 

Bayanın altın takılarına zekat gerekir mi?

            Altın ve gümüşten yapılan kadın ziynet eşyasının zekata tabi olup olmayacağı fıkıhçılar arasında tartışma konusu olmuştur.

       Hanefi mezhebine göre altın ve gümüşten yapılmış bilezik, kolye, gerdanlık gibi kadın süs eşyası nisaba ulaşır ve üzerinden bir sene geçerse, o günkü altın fiyatları ile değeri bulunur ve 1/40 zekâtı verilir.

       İmam Şafii ve diğer mezheplere göre ise kadın süs eşyası zekata tabi değildir. Ancak Şafiilerde kadın süs eşyalarında israfa kaçarsa bunların zekatını verecek diyen fakihler de çıkmıştır.

 

Elde olmayan ve ele geçeceği umulmayan mala zekat çıkar mı?

        Elde olmayan ve ele geçeceği umulmayan malda Hanefi mezhebine göre zekat yoktur. Kimi Hanefilere göre ise faydalanılmayan malda da zekat yoktur. Bu ikinci  görüşe göre inkar edilen, gasbedilen, düşman tarafından alınan, kaybolan, denize düşen, bir yere gömülüp yeri unutulan mallar tekrar sahipleri tarafından ele geçirilmedikçe zekata tabi değildir. Çünkü bu mallarda elde bulundurma ve tasarruf imkanı yoktur.

       Şafii fıkıhçılarına göre ise malın bulunmayışı zekat ödeme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Buna göre gasbedilen, kaybolan, çalınan, denize düşen mallar sahibinin eline geçince tahakkuk eden bütün zekatları verilmelidir.

 

 

Alacağı olan kimse bu alacağının zekatını vermek zorunda mı?

          Geri ödeneceği kesin olan alacakların, her yıl alacaklı tarafından zekatlarının ödenmesi gerekir. Alacak tahsil edilmeden önce zekatı verilmemişse, tahsil edildikten sonra, geçmiş yıllara ait zekatlar da ödenmelidir.           

          İnkar edilen veya geri alınma ihtimali olmayan alacakların her yıl zekatının verilmesi gerekmez. Şayet böyle bir alacak daha sonra ödenirse zekatını öder.

 

Dağıttığımız ramazan kolisini zekâttan sayabilir miyiz?

     Zekat, para olarak verilebileceği gibi aynı zamanda gıda veya benzeri bir madde olarak da vermek caizdir.  Dolayısıyla Ramazan kolisini zekat olarak vermek dinen caizdir. Verilen yardım kolilerini zekata saymada bir sakınca yoktur. Ancak zekat malı fakirlerin bir hakkı olduğundan onu fakirlere ulaştırmak zekat verene farzdır.

    Bu anlamda verilen zekatın asıl sahibine ulaşması için iyi bir araştırılması gerekir.

 

Aldığımız veya ortak olduğumuz hisse senetleri zekata tabî midir?

     Alınıp satılan hisse senetlerine yatırım yapan kişinin, sahip olduğu hisse senetlerinin değeri, nisap miktarına ulaşmışsa ve üzerinden bir yıl geçmiş ise 1/40 oranında zekatını vermesi gerekir.

 

Günün Ayeti

“Andolsun şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.”

İbrahim, 14/7.

 

Günün Hadisi

Ramazan girip çıktığı halde günahları affedilmemiş olan insanın burnu sürtülsün.

Tirmizi, “Daavat”, 110.

 

Günün Sözü

Dünyaya gönül verme (zahid ol) ki Allah seni sevsin. İnsanların elindekine göz dikme ki, insanlar seni sevsin.

Hadis-i Şerif

 

Günün Duası

Allah'ım oruçlarımızı ve namazlarımızı affımıza vesile eyle.

 

Ramazan kavramları

İtikâf nedir?

       Bir mescitte belirli kurallara uyarak ibadet niyetiyle kalmak demektir. Buradaki kalma zaruri ihtiyaçlar olmadıkça dışarıya çıkılmayacak şekilde olmaktadır.

      Hz. Peygamber, Medine'ye hicret ettikten sonra vefat edinceye kadar her yıl Ramazan ayının son on gününde itikâfa çekilirdi.

      Bir Müslüman’ın Ramazan ayının son gününde itikâfa girmesi, sünnet-i müekkede olarak kabul edilmiştir.

 

Günün Nüktesi

Cimrilik ile Cömertlik…

Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi:

Bir gün Peygamber Efendimiz bize şu kıssayı anlattı: Vaktiyle İsrailoğulları arasında biri ala tenli, biri kel, biri de kör üç kişi vardı. Allah Teâlâ bunların kendisine ne kadar bağlı olduğunu denemek istedi. Onların yanına insan kılığında bir melek gönderdi.

Melek önce ala tenliye gitti:

"En çok neyi istersin?" diye sordu. Ala tenli adam:

"Güzel bir renge, güzel bir tene sahip olmak, insanların iğrendiği şu halden kurtulmak isterim" dedi.

Melek ona eliyle dokununca, adamın rengi güzelleşti, teni pırıl pırıl oldu.

Melek bu defa:

"En çok hangi hayvana sahip olmak istersin?" diye sordu.

Deveye sahip olmak istediğini söyleyen adama on aylık gebe bir deve verildi. Melek:

"Allah sana bu deveyi bereketli kılsın!" diye dua etti ve yanından ayrıldı.

Sonra kelin yanına gitti ve ona:

"En çok neyi istersin?" diye sordu. O da:

"Güzel bir saça sahip olmayı ve insanların benden tiksindiği şu halden kurtulmayı isterim" dedi. Melek ona dokununca kellikten kurtuldu; güzel bir saça sahip oldu.

Bu defa melek:

"En çok hangi malı seversin?" diye sordu.

Adam ineğe sahip olmak istediğini söyleyince ona da gebe bir inek verildi. Melek, malının bereketli olması için dua ederek yanından ayrıldı. Sonra gözleri görmeyen adamın yanına gitti ve:

"En çok istediğin şey nedir?" diye sordu. Adam:

"Allah'ın gözlerimi geri vermesini ve insanları görmeyi çok isterim" dedi.

Melek adamın yüzüne dokununca gözleri açılıverdi. Bu defa:

"En çok sevdiğin mal hangisidir?" diye sordu.

Adam koyunu sevdiğini söyleyince, ona yeni doğurmuş bir koyun verildi.

Derken her üçünün de hayvanları üreyip çoğaldı. Birinin bir vadi dolusu devesi, diğerinin bir vadi dolusu sığırı, ötekinin de bir vadi dolusu koyun sürüsü oldu.

Bir gün melek, ala tenli bir adam kılığına girdi ve bir zamanlar ala tenli olan adamın yanına vardı:

"Ben yoksul bir adamım," dedi. "Yoluma devam edecek param kalmadı. Önce Allah'ın, sonra da senin yardımınla memleketime gidebileceğim. Sana şu güzel rengi, şu pırıl pırıl teni ve bu malları veren Allah aşkına, beni gideceğim yere götürecek bir deve ver."

Adam:

"Sana gelinceye kadar verilmesi gereken çok yer var" dedi.

O zaman melek adama şunları söyledi:

"Ben seni bir yerden çıkaracak gibiyim. Sen insanların kendisinden iğrendiği, fakirken Allah'ın mal verip zenginleştirdiği ala tenli adam değil misin?" Adam:

"Hayır, bu mal bana atalarımdan miras kaldı" dedi. Melek ona:

"Eğer yalan söylüyorsan, Allah seni eski haline çevirsin!" diye beddua etti. Sonra da bir zamanlar kel olan adamın eski kılığına girerek yanına vardı. Ondan da bir inek istedi. Kel de tıpkı ala tenli gibi, ona vereceği bir şeyi olmadığını söyledi. Melek ona:

"Yalan söylüyorsan, Allah seni eski haline çevirsin!" diye beddua etti.

Daha sonra körün eski kıyafetine girip yanına gitti ve:

"Ben fakir bir yolcuyum. Yoluma devam edecek param kalmadı. Önce Allah'ın sonra senin yardımınla yoluma devam edebileceğim. Sana gözlerini geri veren Allah aşkına senden bir koyun istiyorum" dedi.

Bir zamanlar kör olan adam şunları söyledi:

"Doğru söylüyorsun. Ben eskiden kördüm, Allah bana gözlerimi geri verdi. Fakirdim, beni zengin yaptı. İstediğin kadar koyun al. Allah'a yemin ederim ki, bugün, Allah rızâsı için alacağın hiçbir şeyden dolayı sana zorluk çıkarmayacağım."

Melek adama şunları söyledi:

"Malın senindir.

"Siz bir imtihandan geçtiniz.

"Sen Allah'ın rızasını kazandın; diğerleri Onun gazabına uğradı.

(Buhari, Enbiyâ 51; Müslim, Zühd 10)

 

Kur’an’da İsmi Geçen Peygamberler

Hz. Elyesa:

Kur’an’da adı 2 defa geçmektedir. Hz. İlyas’a yardımcı olarak gönderilmiştir.

 

Hz. Peygamberin Sahabeleri

Ebû Zer el-Gıfârî

            İslâmiyet’i kabul etmeden iki üç yıl önce Allah’a ibadet etmeye başladı. Hanîfler’le yakın ilgisi olduğu anlaşılan Ebû Zer, Mekke’de Hz. Peygamber’in bir olan Allah’a inanmaya davet ettiğini duyunca oraya gitti ve birçok güçlükten sonra Resûlullah’ı bularak müslüman oldu.

            İlk bedevî müslüman diye bilinen Ebû Zerr’in dördüncü veya beşinci kişi olarak İslâmiyet’i kabul ettiğine dair rivayete göre bu olayın bi‘setin ilk yıllarında meydana geldiği söylenebilir.

            Kâbe’nin yanına giderek Müslümanlığını ilân eden Ebû Zer müşrikler tarafından kıyasıya dövüldü; ancak Abbas b. Abdülmuttalib’in araya girmesiyle ölümden kurtuldu. Ertesi gün yine aynı yerde müslüman olduğunu söyleyip dövülünce Hz. Peygamber onu, kabilesinin halkını İslâmiyet’e davet etmek üzere geri gönderdi ve çağrılmadıkça Mekke’ye gelmemesini istedi. Ebû Zer aldığı emri aynen uyguladı ve gayretleri sayesinde kabile halkının yarısı İslâmiyet’i kabul etti.

            Ebû Zer Uhud (3/625) veya Hendek (5/627) Gazvesi’nden sonra Medine’ye hicret etti. Ashâb-ı Suffe ile beraber Mescid-i Nebevî’de yatıp kalktığı için her an Hz. Peygamber’in yanında ve hizmetinde bulundu.

            Ebû Zer el-Gıfârî, 32 yılının Zilhicce ayında (Temmuz 653) Rebeze’de vefat etti. Evinde Ebû Zerr’e yetecek kadar kefen bezi bulunmadığı, kafiledeki bir gencin onu kendisine ait bezlerle kefenleyip cenaze namazını kıldırdığı da nakledilir.

(DİA, X, 266-269.)

 

Kutsal Mekanlar:

Cennetü’l-Mualla

            Kabe' ye 2 km uzaklıkta, cin mescidine oldukça yakındır. İslamiyet’ten önce ve İslamiyet’in ilk yıllarında ismi Hacun olan bu kabristan.  Hz. Peygamber Efendimizin ''Bu kabristan ne güzeldir'' demesi üzerine Cennet-ül Mualla adıyla anılır olmuştur.

            Bu kabristanda İslamiyet’e hizmet etmiş birçok şahsiyetin yanında Hz. Peygamber Efendimizin dedesi Abdülmuttalip, zevceleri Hz. Hatice validemiz oğulları Kasım, Abdullah ve Abdullah b.Zübeyr, amcası Ebu Talip' in de kabirleri bulunmaktadır. Önceki yıllarda bu kabirler kubbeli türbeler olsa da, 1926 yılında bütün kubbeler yıkılarak mezarların kimin olduğunu belirleyen taşlar kaldırılmıştır.         

            Günümüzde Cennet-ül Mualla içinde hiç bir mezar taşı bulunmamaktadır. Kabir taşları, tazimde ziyarette aşırılığa meydan vermemek için kaldırılmış olup 591 mezar taşı riyaddaki müzede sergilenmektedir.

YORUM EKLE