
WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) yetkilileri, Dünya Deniz Kaplumbağaları Günü kapsamında yaptığı değerlendirmede, milyonlarca yıldır dünya denizlerinde varlığını sürdüren deniz kaplumbağalarının insan kaynaklı tehditler nedeniyle ciddi risk altında olduğuna dikkat çekti. İnsan faaliyetleri, ışık ve gürültü kirliliği, plastik atıklar, yaşam alanı kaybı ve hedef dışı avcılık gibi baskılar, bu kadim türlerin geleceğini giderek daha kırılgan hale getiriyor.
Ancak koruma çalışmalarından gelen olumlu sonuçlar da umut veriyor. Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN), yeşil deniz kaplumbağasının Akdeniz popülasyonuna ilişkin tehdit düzeyini “Kritik Tehlikede” kategorisinden “Tehdide Yakın” seviyesine güncelledi. Bu gelişme, uzun yıllardır sürdürülen bilimsel ve saha temelli koruma çalışmalarının etkisini ortaya koyuyor.
Türkiye’de ise en önemli yuvalama alanlarından biri olan Adana’daki Akyatan Kumsalı, doğa koruma çalışmalarının merkezinde yer alıyor. WWF-Türkiye, Doğa Koruma ve Milli Parklar 7. Bölge Müdürlüğü iş birliğiyle 20 yıldır bölgede yürüttüğü çalışmalarda önemli bir başarıya ulaştı. Bu süreçte 7 bin 900 yuvadan çıkan yaklaşık 280 bin yavru deniz kaplumbağası güvenle denize ulaştı.
Uzmanlar, yuvalama döneminde kumsallarda yapılan küçük ihmallerin bile türün geleceğini etkileyebileceğini vurguluyor. Bu kapsamda ışık ve ateş kullanımından kaçınılması, yavrulara dokunulmaması, kumsallarda motorlu araç ve teknelerle hız yapılmaması, çöplerin sahilde bırakılmaması ve evcil hayvanların serbest bırakılmaması gerektiği belirtiliyor. WWF-Türkiye, bu basit önlemlerin koruma çalışmalarının başarısını doğrudan güçlendirdiğini ifade ediyor.
WWF-Türkiye yetkilileri, bireysel farkındalığın ve yerel koruma çabalarının birleşmesiyle deniz kaplumbağalarının geleceğinin güvence altına alınabileceğini vurgulayarak, “Küçük bir davranış değişikliği, büyük bir ekolojik etki yaratabilir” mesajını paylaşıyor.
WWF-Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Füsun Gençsü ise yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı:
“Deniz kaplumbağaları milyonlarca yıldır bu gezegenin sessiz tanıkları. Akyatan’da 20 yıldır süren koruma çalışmalarımız, doğanın korunması halinde kendini yenileyebildiğini bize açıkça gösteriyor. Bugün elde ettiğimiz her başarı, bilimsel emeğin, sahadaki özverinin ve toplumsal duyarlılığın bir sonucudur. Bu türleri korumak sadece bir çevre meselesi değil, ortak geleceğimize sahip çıkma sorumluluğudur.”