
Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir, “Buğdayda bu yıl rekor rekolte bekliyoruz. Ancak üretim maliyetlerindeki fahiş artışlar, çiftçimizin yüksek verim sevincini gölgeledi. Belki 22-24 milyon ton aralığında bir rekoltemiz olur. Bununla beraber mazot, gübre ve işçilik kıskacındaki üreticimiz zor durumda” dedi. İncefikir, ayrıca bölgeler arasındaki verim farklarına da dikkat çekerek, üreticinin korunması için "kademeli fiyat modeli" uygulanması çağrısında bulundu.
24 MİLYON TONUN ÜZERİNDE REKOR BEKLİYORUZİlkhaber Gazetesi Serhat Şanlı’nın haberine göre/ Bu yıl iklim koşullarının buğday üretimine olumlu yansıdığını ifade eden Cahit İncefikir, "Son yıllarda küresel iklim kriziyle beraber yaşanan kuraklık tarımı ciddi şekilde etkilerken, bu yıl uygun iklim koşullarıyla beraber Türkiye genelinde buğdayda rekor rekolte beklemekteyiz. Ancak, üretimin ana gider kalemlerinden olan mazot, gübre ve işçilikteki yüksek maliyet kıskacındaki çiftçilerimizin sevincine gölge düşürüyor" dedi.
MALİYET AYNI, VERİM FARKLI: TEK FİYAT ADALETSİZAynı girdi maliyetlerine rağmen iklim ve toprak yapısı nedeniyle bölgeler arasında ciddi bir verim uçurumu yaşanacağına dikkat çeken İncefikir, mevcut alım politikalarının da değişmesi gerektiğini söyledi. Birinci sınıf tarım arazilerinde dekar başına verim alınabilirken, bazı bölgelerde çok düşük miktarlara düşeceğini belirten Sözcü İncefikir, sözlerine şöyle devam etti;
“Bu yıl ilk dört ayda metrekareye ortalama 680-700 kilogram yağış düştü. Yağış miktarındaki bu artış ile beraber buğday rekoltesinde ülke geneli olarak bu yıl 22-24 milyon tonluk bir rekolte bekliyoruz. Bugün dekar başına 250-300 kilogramın altında verim alan ile 900 kilogram alan için maliyet aynı ancak farklı rekolte olacak. Dolayısıyla, düşük verimli bölgedeki çiftçi ile yüksek verimli bölgedeki çiftçiye aynı alım fiyatını uygulamak doğru ve kapsayıcı olmayacaktır.
KADEMELİ FİYAT MODELLEMESİNE GEÇİLMELİ
Düşük verim alan bölgelerdeki üreticilerin zarar etmesini önlemek adına acilen yeni bir sisteme geçilmesi gerekiyor. İklim şartlarına ve verim düzeylerine göre kademelendirilmiş, farklılaştırılmış bir fiyat modellemesi uygulaması gerekmektedir. Aksi takdirde, yüksek maliyet ve düşük verim altında ezilen çiftçimiz önümüzdeki yıllarda üretimden tamamen çekilebilir.”
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada ABD - İran savaşının etkisinden dolayı yükselen girdi maliyetlerinin, özellikle gübre ve mazottaki yükselişlerin göz önüne aldığını ve bu yükselişlerin enflasyonu göz önüne alıp buğday fiyatı konusunda rakamları vereceklerini söylemesinin önemli olduğunu belirten İncefikir, bunun da üretici bağlamında önemli olduğunu söyledi.
İncefikir, “Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, bu yıl beklenen yüksek rekoltenin bizim için vereceğimiz rakamlarla bu rakamları aşağıya çekeceğimiz ya da düşük vereceğimiz anlamına gelmez diyor. Yani siz dönüm birimden yüksek verim alsanız da önümüzdeki dönemlerde savaşın özellikle Amerikan-İran savaşının etkisinden dolayı yükselen girdi maliyetlerinin göz önüne alarak rakamlarda bir düşüşe gitmeyeceğiz diyor. Ortadaki yükselişleri enflasyonu göz önüne alıp rakamlarımızı vereceğiz. Yani burada bana göre çok olumlu bir şey var. Çünkü hasadını yapan üretici çiftçi tekrar önümüzdeki dönemle ilgili yapacağı ekimlerde mevcut girdi maliyetleriyle tekrar ekim yapacak. Bunu bir şekilde bakan görüyor ve diyor ki biz bunları gözeterek rakam vereceğiz. Onun için rekoltenin yüksek olması fiyatın aşağılarda olacağına anlamına gelmeyeceğinin garantisini veriyor. Bu üreticilerimiz için iyi bir gelişme diyebiliriz” diye konuştu.
Türkiye’de son 5 yıllık buğday üretimine de değinen Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir, “Türkiye'de 2020 yılında buğday üretimi 20,5 milyon ton olarak gerçekleşmiş, ancak kuraklığın etkisiyle 2021 yılında yüzde 13,9 oranında azalarak 17,6 - 17,9 milyon ton seviyelerine düştü. Bununla beraber, 2021'de yaşanan bu düşüşle birlikte buğdayın kendine yeterlilik oranı yüzde 87’ler seviyesine geriledi. Ardından 2022 yılında yaklaşık 19,8 milyon ton olan buğday üretimimiz, sonraki yıl yani 2023 yılında 22 milyon ton seviyesine yükselerek önemli bir rekor kırdı. 2022-2023 döneminde yaklaşık 7,3 milyon hektar alanda buğday ekimi yapıldığını da unutmamak gerekir. Tabi bu artışta yağış miktarındaki değişimler ve verim artışları etkili oldu demek lazım.
Türkiye'de 2024 yılı buğday üretimi, bir önceki yıla göre yüzde 5,5 azalarak 20,8 milyon ton seviyesinde olurken, 2025 verilerine göre yıllık yaklaşık 17,9 milyon ton buğday üretimi olmuştur. Bir bakıma ortalama olarak üretiminin 20 milyon tonlarda seyretmektedir. Ayrıca ülke olarak önemli bir üretici konumunda olmamıza rağmen, iç tüketim ihtiyacı nedeniyle ithalat da yapmaktadır.” Sözlerine yer verdi.
Buğdayın stratejik önemine dikkat çeken Adana Tarım Platformu Sözcüsü Cahit İncefikir, sözlerine şöyle devam etti; “Son yıllarda dünya geneli yaşanan savaşlar, salgınlar, küresel iklim krizi, kuraklık vb. olayları göz önüne aldığımızda buğdayın ne kadar stratejik bir ürün olduğunu bir kez daha anlamaktayız. Çok değil, daha birkaç yıl öncesine kadar pandemide, ardından Ukrayna-Rusya savaşında gıda üretimi ve tedariğinde yaşadığımız sıkıntılar halen taze olarak hafızamızda yer alıyor.
Hatta paranız olsa dahi bu gibi durumlarda ülkeler ihracatlarını kapatabiliyor. Sonuçta öncelik kendi ihtiyaçları. O bakımdan üretime önem vermeli, üreticiyi desteklemeli ve dünyada yaşanan krizlere karşı mutlaka stoklarımızın olmasını sağlamalıyız.
Ülkemizde buğdayın durumuna baktığımızda hemen hemen her bölgemizde üretilmekte ve tarla bitkileri içerisinde ekiliş alanı ile üretim miktarı bakımından da ilk sırada yer almakta. Yıllık ihtiyacımıza baktığımızda ortalama 25 milyon ton civarında ancak uzun yıllar ortalaması 20 milyon ton. Yani üretim olarak eksiğimiz var.
SON 20 YILDA BUĞDAY EKİM ALANLARINDA CİDDİ AZALIŞ OLDUUnutmamalıyız ki Türkiye'de buğday ekim alanları 2000'li yılların başlarında, 2001-2004 yılları arasında yaklaşık 93 milyon dekar seviyelerinde bulunuyordu. Şimdi ise 69 ile 75 milyon dekara kadar gerilemiş. Buna özellikle son yıllarda artan döviz ile birlikte, çiftçinin en büyük harcama kalemleri olan gübre, tohum ve özellikle yakıttaki artışı da eklersek çiftçi ciddi sıkıntı yaşamaktadır. Ulusal Hububat Konseyi 2026 Hasat Öncesi Hububat Kongresi Sonuç Bildirgesi’nde dünyada yaygınlaşan salgınlar, savaşlar, çarpışmalar, kutuplaşmalar, artan kırılganlıklar, ticaret rotalarında, özellikle enerji ve tarımın temel hammaddeleri transferinde yoğunlaşan lojistik sorunlar ile Pandemi, Rusya-Ukrayna Savaşı, İran-İsrail-ABD Savaşı ve Hürmüz Boğazı Krizi, iklim değişikliği vs. tarımın stratejik sektör olma özelliğini güçlendirdiği belirtildi. Bu doğru. O bakımdan buğdayda müdahale fiyatlarının belirlenmesinde maliyeti göz önünde bulundurmak lazım. Destekler, üretim süreçleri ile uyumlu ödenmeli. Yüksek maliyetlerin yükünü hafifletmek için destekler de artırılmalı. Bu yıl buğday üretiminde artış oldu bunun nedenine baktığımızda pamuk, mısır gibi ürünlerde artan maliyet ve su sorunu nedeniyle buğday ekimine yönelme oldu. Mısır ve pamuktaki fiyat düşüşü, yetersiz destekler buğday üretimini artırdı. Ayrıca yaşlanan nüfus ve işçilik sorunu nedeniyle ekimi ve hasadı daha kolay olan buğday tercih ediliyor. Lisanslı depo kapasitesinin artması ile üreticiler buğdayını daha uzun süre stoklama imkanı buluyor. Unutmamak gerekir ki buğday, öncelikle stratejik bir üründür ve hiçbir şekilde spekülasyonu yapılmayacak bir ürün olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumumuzun temel besin değerlerindendir. Her geçen gün artan nüfusla beraber gıda ihtiyacımız da artmaktadır. Artan gıda ihtiyacının yanında küresel ısınma, su kaynaklarının kıtlığı, tarım arazilerinin amaç dışı kullanılması ile tarım alanlarının ciddi oranda azalması sonucunu doğurmaktadır. Bunlara özellikle yüksek girdi maliyetleri nedeniyle üretimde yaşanan sorunlar da eklenince daha büyük sıkıntılar olabilir. Dünya nüfusunun 2050'de ise 10 milyarı bulması tahmin ediliyor. Dünyada nüfusun bu artışı beraberinde bazı problemleri de getirirken, 2050'de dünyayı beslemek için üretimin yüzde 65-70 artması gerekiyor diye bilim adamları açıklama yapıyor.Bu bağlamda artan nüfus ile birlikte artan gıda ihtiyacı, günümüzde tarımın her geçen gün değerini bir kez daha ortaya çıkarıyor. Ülkemizin coğrafik yapısıyla dünyada önemli tarım arazilerine sahip olması ve ilkçağlardan günümüze bitkisel üretim ve hayvancılığın yapıldığı ve hatta dünyanın en önemli gen kaynaklarından biri olması hepimiz için büyük bir avantaj. Bunu bir fırsata çevirme şansımız dahi var. Yani üretmekten başka çaremiz yok ve bu konuda da üretici korunmalı, desteklenmeli ve üretimi için teşvik edilmelidir. Tarımsal girdi fiyatlarının düşürülmesi için acilen harekete geçmeli. Çiftçilerimizin borçları yeniden yapılandırılmalı ve özellikle gübre, mazot fiyatlarının sübvanse edilmelidir. Aksi takdirde hem çiftçimizi hem de tüketicimizi daha zor günler bekliyor. Daha iyi bir gelecek için doğru planlama ile üretimin sürdürülebilirliği sağlanmalıdır. Hasat dönemlerinde de uygun fiyatlarda çiftçiden buğday alınırken, tüketiciye verilmesi durumundaki pozisyonda, konumda arada devletin belirli desteklemelerle çiftçiye özellikle katkı sunması gerekir. Gıda güvenliğimiz için tarım topraklarının korunması da birinci öncelik olmalıdır.”