
Atal, ilkhaber-gazetesi.com’a yaptığı açıklamada, son dönemde Orta Doğu’da artan askeri gerilimlerin ve nükleer tesislere yönelik saldırıların bölgesel ve küresel ölçekte ciddi güvenlik riskleri doğurduğunu söyledi.
ABD-İsrail ekseninde İran’a yönelik saldırılar ve nükleer tesislerin hedef alınmasının, Türkiye açısından da yeni ve çok boyutlu tehditleri gündeme getirdiğini ifade eden Atal, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin (Akkuyu NGS) bu bağlamda değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin aktif bir fay hattı üzerinde bulunduğunu ve iklim değişikliğine bağlı olarak deniz suyu sıcaklıklarının yükselmesinin soğutma süreçlerini olumsuz etkileyebileceğini öne süren Adana Barosu avukatlarından İsmail Hakkı Atal, bu teknik ve çevresel risklerin yanı sıra bölgedeki savaş ihtimalinin de kritik bir tehdit oluşturduğunu kaydetti.
Akkuyu NGS'nin olası bir saldırı durumunda ciddi radyasyon yayılımına yol açabileceğini belirten Atal, bunun halk sağlığı, gıda güvenliği ve kitlesel göç gibi sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.
Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nin, Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom tarafından inşa edilip işletilecek olması nedeniyle uluslararası siyasi gerilimlerin de projeyi doğrudan etkileyebileceğini savunan Atal, Türkiye ile Rusya arasında 2010 yılında imzalanan anlaşma çerçevesinde kontrol, yönetim ve denetimin büyük ölçüde Rusya merkezli Rosatom şirketinde bulunduğunu iddia etti.
Bu durumun Türkiye’nin karar mekanizmalarındaki etkisini sınırladığını ileri süren Atal, tüm bu gerekçelerle Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin milli güvenlik açısından çok boyutlu riskler barındırdığını savunarak, Anayasa’nın 104. maddesi kapsamında Cumhurbaşkanına verilen “milli güvenlik politikalarını belirleme ve gerekli tedbirleri alma” yetkisi doğrultusunda santralin kapatılması için “yürütmenin durdurulması” talebiyle Danıştay’a başvurduklarını bildirdi.