
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) işbirliğiyle bir otelde düzenlenen "NATO'nun Ankara Zamanı: Dayanıklı Bir İttifak İçin Stratejik Konumlanma" konferansına katıldı.
Burada konuşan Güler, Türkiye'nin NATO'ya katılışının 74'üncü yılı nedeniyle düzenlenen programa katılmaktan dolayı memnuniyet duyduğunu söyledi.
Organizasyonun düzenlenmesinde emeği geçen Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve SETA Vakfı'na teşekkürler eden Güler, NATO ittifakının bugüne kadar geçirdiği dönüşümü Türkiye'nin bu süreçte üstlendiği stratejik rolü ve değişen güvenlik ortamı karşısında NATO'nun gelecek dönem vizyonuna ilişkin değerlendirmeleri paylaşacaklarını ifade etti.
Güler, NATO'nun kurulduğu 1949'dan bu yana üye ülkelerin güvenliğini korumayı hedefleyen, kolektif savunma ilkesini kurumsallaştıran ve uluslararası güvenlik mimarisinin en köklü en uzun ömürlü ittifakı olarak varlığını sürdürdüğünü belirtti.
Tarih boyunca birçok ittifak kurulduğunu, bir kısmının kısa sürede dağıldığını, bir kısmının ise değişen tehdit ortamı karşısında işlevsiz hale geldiğini söyleyen Güler, "Türkiye ise 1952 yılında ittifaka katıldığından bu yana bu büyük kurumsal mimarinin yalnızca bir parçası olmamış kararları etkileyen, risk üstlenen, sahada sonuç üreten ve müttefiklerin güvenliğine doğrudan katkı sağlayan belirleyici aktörlerinden biri haline gelmiştir." dedi.
"NATO'nun temel önceliğİ güçlü ve caydırıcı bir askeri yapı tesis etmek olmuştur"
Güler, ittifakın bugüne kadar artarak gelişen güçlü yapısının nasıl şekillendiğini daha iyi anlayabilmek için NATO'nun tarihsel gelişim sürecine kısaca bakmanın gerekli olduğunu söyledi.
Bakan Güler, NATO'nun 1949'da imzalanan Washington Antlaşması'nın 5'inci maddesi çerçevesinde bölgesel ve küresel gelişmelere göre dönüşümünü sağlayarak tarihin bugüne kadar görmüş olduğu en önemli ittifak özelliğini kazandığımı ifade etti.
İttifakın İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Soğuk Savaş'ın gerektirdiği büyük askeri kabiliyetler bu kabiliyetleri destekleyecek altyapı ve idame tesisleri ile birlikte çalışabilirliği inşa ederek, ortak güvenliği sağladığını vurgulayan Güler, "Bu dönemde NATO'nun temel önceliği kolektif savunma çerçevesinde güçlü ve caydırıcı bir askeri yapı tesis etmek olmuştur." dedi.
Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte uluslararası sistemde köklü bir değişim yaşandığını ifade eden Güler, şunları söyledi:
"Fukuyama'nın 'Tarihin Sonu' olarak tanımladığı, Berlin Duvarı'nın yıkılması ile biten Soğuk Savaş, beraberinde küreselleşme ve liberalizmin yaygınlaşmasının da etkisiyle müttefiklerin askeri kabiliyetlerini önemli ölçüde azaltmasına ve NATO'nun gerekliliğinin sorgulanmasına yol açmıştır. Bununla birlikte söz konusu dönemde Balkanlardaki çatışmalar ile Avrupa-Atlantik Bölgesi'ne yönelik terör saldırıları bu tartışmaları kısa sürede sonlandırmıştır. Bu dönemde NATO, ortaklıklar mekanizması ve kapasite inşası ile barışı sağlama ve koruma harekatlarına ağırlık verirken müttefiklerin güvenliğini sağlayacak etkili askeri kabiliyetler ve sistemler geliştirmiştir. Konvansiyonel silahlı çatışmaların NATO coğrafyasının kapısına dayanmasıyla birlikte ittifak yeniden bir dönüşüm geçirirken 2020 yılında Savunma ve Caydırıcılık Konseptini onaylamasıyla tekrar ortak savunmayı ön plana çıkarmıştır. Bu kapsamda stratejik ve bölgesel planlar hazırlanmış bahse konu planları uygulayacak komuta yapıları tesis edilmiş ve alarm sistemleri modernize edilmiştir."
"Avrupa'nın geleceği açısından belirleyici olacaktır"
Güler, bu dönemde müttefiklerin bahse konu planların askeri kuvvet ihtiyaçlarını geliştirmek maksadıyla yeni askeri yetenek hedeflerini onayladığını söyledi.
Bu hedeflerin yakalanması için gerekli savunma bütçesini sağlamayı geçen yıl Lahey'de icra edilen Liderler Zirvesi'nde taahhüt ettiklerini aktaran Güler, "Aynı zirve ve müteakip toplantılarda ABD'nin adil külfet paylaşımı talepleri ile Avrupalı müttefikler ve Kanada'nın NATO’da daha fazla sorumluluk alması da kabul edilmiştir." dedi.
ABD'nin NATO'ya verdiği desteğe ilişkin konuşan Güler, şunlar kaydetti:
"ABD'nin Avrupa'ya verdiği desteği azaltmaya ilişkin sınamasıyla karşı karşıya kalan NATO'nun, bu yeni şartlar altında göstereceği değişim, Avrupa'nın geleceği açısından da belirleyici olacaktır. Bu gelişmeler doğrultusunda Avrupa ülkeleri kendi savunmalarını güçlendirmek amacıyla savunma harcamalarının artırılması savunma sanayii üretiminin geliştirilmesi tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi ve silahlı kuvvetlerin kabiliyetlerinin pekiştirilmesine yönelik adımlar atmaktadırlar."
Güler, hibrit tehditlere karşı koyma kapasitesinin geliştirilmesi ve silahlı kuvvetler için sürdürülebilir insan kaynağının oluşturulması gibi alanlarda çeşitli inisiyatifler, finansman modelleri ve yatırım tedbirlerin hayata geçirildiğini ifade etti.
Bahse konu çabaların temelinde ise NATO'nun Avrupa güvenliğindeki merkezi rolünün olduğunu belirten Güler, bu rolün sadece organizasyon yapısından değil, oluşturduğu askeri kabiliyetlerden kaynaklandığını söyledi.
Güler, Avrupa'da bu işlevi ikame edebilecek bir uluslararası yapı bulunmadığını vurgulayarak, "İfade etmiş olduğum bu gelişmeler, NATO'nun yalnızca kurumsal dönüşümünü değil aynı zamanda müttefik ülkelerin bu süreçte üstlendiği rollerin önemini de açıkça ortaya koymaktadır." dedi.
Türkiye'nin uzun tarihsel süreç içerisinde ittifakın yüzleştiği her sınamada aktif rol üstlendiğini ve sahada belirleyici katkılar sunduğunu söyleyen Güler, sözlerine şöyle devam etti:
"Şu bir gerçek ki 74 yıllık süreçte hem ittifak hem de ülkemiz, çok sayıda sınamayla karşı karşıya kalmıştır. Soğuk Savaş'ın sert kutuplaşmasından Balkan krizlerine, Afganistan'dan Afrika'daki güvenlik sorunlarına terör tehdidinden hibrit saldırılara, enerji güvensizliğinden siber risklere kadar genişleyen tehdit yelpazesiyle karşı karşıya kalınmıştır. Bu dönemde NATO proaktif bir anlayışla ve dayanışma içinde hareket ederken tüm bu kriz ortamlarındaki tutum ve reaksiyonlarıyla dünyanın en başarılı savunma örgütü olarak da kendini açıkça kanıtlamıştır. Dolayısıyla, tarihsel tecrübenin üzerine inşa edilen günümüz güvenlik ortamına bakmak NATO'nun neden halen vazgeçilmez bir aktör olduğunu ve Türkiye'nin İttifak içindeki artan önemini daha net ortaya koyacaktır."
"Bölgesel çatışmalar, terörizm, hibrit harekat ve vekalet savaşları yaygınlaşmaktadır"
Bakan Güler, artan risk ve tehditleri nedeniyle güvenlik paradigmalarının hızlı ve sürekli olarak değiştiği hassas bir süreçten geçildiğini söyledi.
Küresel ve bölgesel düzeyde belirsizlik ile öngörülemezliğin hakim olduğu ortamda konvansiyonel tehditler, siber saldırılar ve nükleer riskte artış gözlemlendiğini ifade eden Güler, "Bölgesel çatışmalar, terörizm, hibrit harekat ve vekalet savaşları yaygınlaşmaktadır. Enerji güvenliğinin çatışmaları artırma potansiyeli ticaret savaşlarının yoğun etkisi ve uzay yarışının yeni rekabet ortamı yaratma potansiyeli önümüzdeki dönemin öne çıkan güvenlik konuları arasındadır." değerlendirmesinde bulundu.
Güler, Çin'in muhtemel bir rakip olarak ortaya çıkmasıyla başta ABD olmak üzere dünyanın dikkatinin büyük ölçüde Hint-Pasifik'e yöneldiğini söyleyen Güler, Hindistan-Pakistan ve Pakistan-Afganistan hattında çatışma eğilimlerinin olduğunu belirtti.
Son 4 yıldır devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı'nın oluşturduğu çok yönlü risklerle birlikte, İsrail'in son yıllarda Gazze başta olmak üzere Lübnan ve Suriye'ye yönelik saldırılarıyla bölgesel güvenliği tehdit altında bıraktığını söyleyen Güler, şunları kaydetti:
"Bu kaotik ortam geçtiğimiz ay İsrail ve ABD'nin İran'a saldırıları buna karşı İran'ın bölge ülkelerini hedef alan misillemeleri ile bölgemizi ve tüm dünyayı daha büyük güvenlik riskleriyle karşı karşıya bırakmakta ve tüm dengeleri etkileyecek bir potansiyeli de taşımaktadır. Bu yüzden dün itibarıyla ABD ve İran arasında ilan edilen geçici ateşkesi bölgenin daha büyük felaketlerle karşılaşmaması adına memnuniyetle karşılıyor, bu önemli adımın, sahada tam anlamıyla uygulanmasını ve kalıcı barışa giden yolda değerli bir başlangıç olmasını diliyoruz."
"Hibrit ve çok katmanlı tehditlere karşı en kritik savunma hattı haline gelmiştir"
Bakan Güler, içinden geçilen dönemde uluslararası güvenlik mimarisinin köklü bir dönüşüm sürecine girdiğini açıkça gösterdiğini ifade ederek, bu gelişmelerle ortaya çıkan değişken ve öngörülemez savunma ile güvenlik ortamında, NATO'nun kritik öneminin devam ettiğini bildirdi.
NATO'nun geleceğinin, yalnızca askeri kapasitesine değil, stratejik dayanıklılığına, uyum ve koordinasyon kabiliyetine ve siyasi bütünlüğüne doğrudan bağlı olduğunu belirten Güler, "Bu nedenle dayanıklılık kavramı ittifakın yalnızca askeri gücünü destekleyen bir unsur değil aynı zamanda hibrit ve çok katmanlı tehditlere karşı en kritik savunma hattı haline gelmiştir." dedi.
Güler, birçok ülkede askeri hazırlık düzeyi tartışılır hale gelmediğine işaret ederek, Türkiye'nin çevresindeki çatışma alanlarının sürekliliği, tehdit çeşitliliği ve çok boyutlu güvenlik baskıları sebebiyle, stratejik kültürünü saha tecrübesiyle besleyen nadir devletlerden biri olduğunu vurguladı.
Milli Savunma Bakanı Güler, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Nitekim kahraman ordumuz, her türlü arazi ve iklim şartında, meskun mahal özel harekat ve sınır ötesi gibi çok yönlü operasyonlarda NATO standartlarındaki ortak harekat, hızlı intikal ve lojistik destek kabiliyetleriyle personelinin eğitim sürekliliği disiplin seviyesi ve profesyonel omurgasıyla göz doldurmaktadır. Bu nitelikler dünya ordularının önemli bir bölümünün aksine hazır olma seviyemizi sürekli yüksek tutan bir kuvvet yapısının en somut göstergesidir. Bu mümtaz seviyeye stratejik öngörü doğru personel politikaları etkin kuvvet planlaması ve Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde yerli ve milli savunma teknolojileriyle desteklenen modernizasyon sayesinde ulaşılmıştır. Bugün yerli ve milli savunma sanayimiz, insansız sistemler, hava savunma çözümleri, elektronik harp kapasitesi, mühimmat teknolojileri deniz platformları ve komuta-kontrol altyapılarıyla sadece ulusal savunmamıza değil NATO'nun caydırıcılık ve savunma kapasitesine de doğrudan katkı sunan stratejik bir kuvvet çarpanı haline gelmiştir.”
“Türkiye, NATO'nun başlıca müttefiklerden biridir”
Güler, Türkiye'nin, NATO'nun caydırıcılık ve savunma konsepti ile beraber, kendi coğrafyasında sağladığı askeri etkilere ilave olarak 360 derece yaklaşımıyla geliştirdiği kabiliyetleriyle hızlı reaksiyon kuvvetlerini harekat alanı seviyesinde sevk ve idare edebilen ender müttefiklerden birisi olduğunu söyledi.
Türkiye'nin, Soğuk Savaş dönemindeki kanat ülkesi rolünden "Avrupa coğrafyasının tamamında" güvenlik sağlayabilen merkezi bir müttefik olarak konumlandığını belirten Güler, bu stratejik rol kapsamında Türkiye'nin, Afganistan'dan Bosna-Hersek'e ve Kosova'ya, Akdeniz'den Baltık bölgesine kadar uzanan NATO görev ve operasyonlarında etkin bir rol üstlendiğini hatırlattı.
Güler, Türkiye'nin yalnızca bulunduğu coğrafyada değil, İttifakın tamamında güvenlik üreten, riskleri dengeleyen ve gerektiğinde sahada sonuç alan bir müttefik olarak öne çıktığını söyledi.
Türkiye'nin, İttifakın güçlü ve saygın bir üyesi, aynı zamanda ikinci büyük ordusuna sahip ülke olarak, askeri eğitim, tatbikat, harekat ve diğer sorumluluklarını örnek teşkil edecek şekilde büyük bir başarıyla yerine getirdiğine dikkati çeken Güler, şunları kaydetti:
"Türkiye, NATO misyonlarına yalnızca kuvvet katkısı sunan bir ülke değildir. Eğitimden müşterek planlamaya, tatbikatlardan komuta-kontrol süreçlerine kadar uzanan geniş bir alanda İttifakın operasyonel etkinliğini artıran başlıca müttefiklerden biridir. Bunun en yakın ve somut örneği Steadfast Dart-26 tatbikatıdır. NATO'nun bu kapsamlı tatbikatına 2 bin 67 personelden oluşan müşterek bir kuvvet ve Anadolu Deniz Görev Grubu ile katıldık. Bu unsurların ülkemizden 6 bin 450 kilometre mesafeye, merkez bölgesine konuşlanması bölgedeki NATO ve davet tatbikatlarında aktif rol üstlenmesi ve Esnek Caydırıcılık Seçenekleri faaliyetine iştiraki NATO'nun birlik ve dayanışmasına desteğimizin en açık göstergesi olmuştur."
İlave komando tugayları teşkil edilecek
Bakan Güler, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin konvansiyonel kapasitesini artırmaya da devam ettiğini belirterek, "Komando tugayı kapasitemizi 25'e çıkararak ve teröre karşı 6 farklı harekat bölgesinde eş zamanlı olarak doğrudan silahlı mücadeleden kapasite inşasına kadar değişik görevler icra ederek başarılı olduk. 3 yıl içerisinde ilave komando tugayları teşkil ederek kapasitemizi 40'lı rakamlara ulaştırmayı planlıyoruz. Bu tugaylar muharebe sahasında kendini ispatlamış olup günümüzde önem kazanan hibrit savaş tekniklerini en iyi uygulayan birliklerdir." ifadelerini kullandı.
NATO'nun en kritik ve stratejik kuvveti olan ve müttefiklerin en yüksek oranda kuvvet katkısı sağladığı Müttefik Reaksiyon Kuvvetinin (Allied Reaction Force) emir ve komutası görevini 2028'den itibaren 2 yıl süre ile Türkiye'nin üstleneceğini belirten Güler, "Müttefik Reaksiyon Kuvveti görevi, NATO'ya verdiğimiz önemi 360 derece güvenlik perspektifimizi ve Türkiye'nin Avrupa'nın güvenliğindeki merkezi rolünü bir kez daha vurgulamaktadır." dedi.
"Türkiye NATO'nun güvenlik mimarisine yön veren başlıca ülkelerden biri"
Bakan Güler, ayrıca Akdeniz ve Ege'de faaliyet gösteren NATO Deniz Harekat ve Misyonlarının komutasının Türkiye tarafından değişik dönemlerde sürekli olarak deruhte edildiğini belirtti.
Türkiye'nin, bu yıl Estonya'da, akabinde ise Romanya'da NATO Hava Polisliği görevlerini üstleneceğini aktaran Güler, "Türkiye tüm bu faaliyet ve katkılarıyla yalnızca sahada değil NATO'nun planlama ve karar alma mekanizmalarında görev yapan yüksek profesyonellik ve sorumluluk bilincine sahip komutanlarımız ve karargah subaylarımız ile NATO'nun güvenlik mimarisine yön veren başlıca ülkelerden biri olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır." ifadelerini kullandı.
Güler, NATO'da askeri ve operasyonel katkıların ulaştığı bu seviyenin doğal olarak diplomatik ve stratejik ağırlığı da daha görünür kıldığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:
"Ülkemizin İttifak'a sağladığı katkılar ile güvenlik üretmedeki askeri ve diplomatik güç ve en önemlisi Sayın Cumhurbaşkanımızın etkili ve güvenilir lider diplomasisi 2026 yılı NATO Ankara Zirvesi'nde ön plana çıkacaktır. İttifakların yalnızca ortak tehditlere karşı değil aynı zamanda ortak değerler ve ortak akıl etrafında güçlü kaldığını tarih bize göstermektedir. Dolayısıyla ortak değerleri paylaştığımız müttefiklerimizin liderlerinin dönüşüme ilişkin ortaya koyacağı çabalar NATO'nun değişen güvenlik ortamına uyum sağlama kararlılığının / somut bir göstergesi olacaktır. Bu zirvede hedefimiz ittifakın birlik ve beraberliği ile günümüz tehdit ve sınamalarına karşı Avrupa-Atlantik bölgesinin korunmasına yönelik NATO'nun kararlılığının vurgulanmasıdır."
"Türkiye, Avrupa'nın güvenliğine ve savunmasına daha da fazla katkı sağlayabilir"
Geleceğin NATO'sunun çok boyutlu bir güvenlik ekosistemi sağlayabilmesi maksadıyla Ankara Zirvesi'nden beklentinin öncelikle müttefiklerin 5'inci maddeye bağlılıklarını teyit etmeleri olduğuna vurgu yapan Güler, şöyle devam etti:
"Müttefiklerin savunma harcama taahhütleri ve kendilerine tahsis edilen askeri yetenek hedeflerinde geldikleri aşamayı somut olarak ortaya koymaları, savunma üretim kapasitesini artırmak yenilikçi ve sürdürülebilir savunma sanayi ekosistemini güçlendirmek ve yeni yetenek hedeflerine ulaşmayı kolaylaştıracak iş birliği alanlarını belirlemeleri, liderlerimize sunulacak olan savunma ve caydırıcılık hazırlıklarını onaylamalarıdır. Ayrıca zirvede Avrupa Birliği'nin, başta ülkemiz olmak üzere AB üyesi olmayan NATO müttefiklerini dışarıda bırakan güvenlik yaklaşımlarından vazgeçmesini ve NATO'yu destekleyici pozisyonuna geri dönmesini ümit ediyoruz. Aksi takdirde Avrupa Birliği'ni bu yaklaşımının Avrupa'nın güvenliği ve dayanıklılığına ABD'nin Avrupa'da kuvvet azaltmasından daha fazla zarar vereceğini değerlendiriyoruz. Gerçek şu ki, Türkiye güçlü savunma yetenekleri ve sanayisiyle Avrupa'nın güvenliğine ve savunmasına daha da fazla katkı sağlayabilir. Avrupalı pek çok dostumuzun bunun farkında olduğunu biliyor diğerlerinin de bunu çok iyi analiz edeceğini ve makul bir yaklaşım sergileyeceklerini düşünüyoruz."
Güler, küresel güç mücadelelerinin ve buna bağlı çatışmaların daha da artmasının muhtemel olduğu süreçte NATO'nun devamlılığının Türkiye ve Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliği açısından büyük önem arz ettiği kanaatinde olduğunu belirterek, "Türkiye bu hassas süreçte karşılaştığı krizlerde gerilimi artıran değil azaltan çatışmayı derinleştiren değil yöneten bir yaklaşımı savunmaktadır. Çevremizdeki ateş çemberine rağmen ülkemiz istikrar adası ve güvenlik merkezi olma vasfını sürdürmekte aynı zamanda diplomasiyi önceleyerek çatışmaların sona erdirilmesi için yoğun bir çaba sarf etmektedir." diye konuştu.
"Müttefik güvenliğinin sağlanması temel ilkemiz"
Türkiye'nin, İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaşta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan riyasetindeki makul, rasyonel, yapıcı tutum ve yaklaşımının her kesimden vatandaş tarafından doğru bulunduğunu ifade eden Güler, "Ülkemizin yerli ve milli savunma sanayinde gerçekleştirdiği atılımlar da takdir edilmekte ve bekamız açısından vazgeçilmez görülmektedir. Yapılan güncel anketler de bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye olarak bekamızın korunması, egemenlik haklarımıza saygı, uluslararası hukuka bağlılık ve müttefik güvenliğinin sağlanması temel ilkelerimizdir." şeklinde konuştu.
Bakan Güler, Türkiye'nin NATO içindeki kritik rolü ve bağımsız karar alma kapasitesiyle müttefiklik sorumluluklarını aynı anda yürütebilen dengeli ve ilkeli bir stratejik anlayışa dayandığını belirtti.
Hem milli menfaatlerin korunması hem de kolektif savunma yükümlülüklerinin güçlü şekilde yerine getirilmesini mümkün kılan bir konsepte sahip olunduğuna dikkati çeken Güler, şunları kaydetti:
“Türkiye, kendi güvenliğini de içeren NATO'nun uzun vadeli güvenliği kapsamındaki ortak vizyona önemli katkılar sağlama hedefini kararlılıkla sürdürmektedir. Bundan sonra da her türlü tehdide karşı müttefikleriyle entegre bir şekilde çalışan yaklaşımını devam ettirecektir. Türkiye, NATO'nun güvenilir bir ortağı, etkin bir katkı sağlayıcısı ve stratejik bir denge unsuru olma rolünü başarıyla yerine getirmeye ve ittifakın dönüşüm sürecine aktif katkı sunan bir müttefik olmaya devam edecektir. Bu çerçevede bugün gerçekleştirilen bu panelin NATO'nun dönüşen güvenlik ortamı içerisindeki rolüne dair farkındalığı artırmasını ve Türkiye'nin bu yapı içerisindeki stratejik konumuna katkı sunacak yeni değerlendirmelere vesile olmasını temenni ediyorum.”