
İslam aleminde rahmet ve bereket ayı olarak bilinen Ramazan'da, ibadetlerini sağlık mazeretleri sebebiyle yerine getiremeyen inananlar için alternatif bir kapı aralayan 'fidye' müessesesi gündemin ilk sıralarına yerleşti.
Kelime anlamı itibarıyla "bir zorluktan veya sıkıntıdan kurtuluş bedeli" olarak tanımlanan fidye, ibadetlerin telafisi konusunda hayati bir rol oynuyor. Peki, fidyeyi kimler vermeli ve verecek gücü olmayanlar dini açıdan nasıl bir yol izlemeli? İşte Diyanet kaynaklarına göre fidyenin bilinmeyen yönleri...
İYİLEŞME UMUDU OLMAYAN HASTALAR VE YAŞLILAR DİKKATKur'an-ı Kerim'de yer alan Bakara Suresi'nin 184. ayeti, fidyenin temel dayanağını oluşturuyor. Ayetteki "Oruç tutmaya güç yetiremeyenler, bir yoksul doyumu fidye öder" hükmü doğrultusunda Diyanet, bu bedelin kimler tarafından ödeneceğinin altını kalın çizgilerle çiziyor.
Buna göre; ilerlemiş yaşı (pîr-i fâni) nedeniyle yılın hiçbir mevsiminde oruca dayanamayacak olan yaşlılar ile tıp otoritelerince iyileşme ümidi kesilmiş kronik hastalar bu kapsama giriyor. Bu gruptaki vatandaşların, tutamadıkları her bir gün için bir yoksulu doyuracak miktarda bedeli ihtiyaç sahiplerine ulaştırması gerekiyor. Fidyenin alt sınırı ise o yıl için belirlenen 'fitre' (sadaka-i fıtır) miktarıyla tamamen aynı kabul ediliyor. Kurum, ekonomik imkanı geniş olan vatandaşların bu asgari tutarın çok daha üzerine çıkmasının dini açıdan daha faziletli olacağını belirtiyor.
ŞAFİİ MEZHEBİNE MENSUP OLANLAR İÇİN ÖZEL DURUMLARFidye yükümlülüğü konusunda mezhepler arası bazı fıkhî yorum farklılıkları da bulunuyor. Özellikle Şâfiî mezhebine mensup olan inananlar için süreç biraz daha detaylı işliyor.
Şâfiî fıkhına göre, geçerli hiçbir mazereti olmadığı halde kaza orucunu bir sonraki Ramazan ayına kadar erteleyen bir Müslüman, sadece o orucu kaza etmekle yetinemiyor; gecikmenin bir cezası olarak kaza günlerine ilaveten fidye de ödemek zorunda kalıyor.
Hamile ve emziren kadınların durumu ise niyetin kime yönelik olduğuna göre değişiyor. Şâfiîlere göre, eğer bir anne kendi sağlığından ziyade "bebeğinin sağlığından endişe ettiği için" oruç tutmamışsa, ileride hem gününe gün kaza yapması hem de fidye vermesi şart koşuluyor. Ancak anne sadece kendi sağlığıyla ilgili bir korku yaşamışsa, fidye yükümlülüğü ortadan kalkıyor ve sadece kaza orucu yeterli görülüyor.
Ayrıca açıklamada, hac ve umre ziyaretleri esnasında kurallarda yapılan bazı eksikliklerin veya kusurların da yine fidye ödenerek telafi edilebileceği hatırlatılıyor.
CEBİNDE FİDYE VERECEK PARASI OLMAYANLAR NE YAPACAK?Kamuoyunda en çok merak edilen "Maddi imkansızlık içinde olan hastalar ve yaşlılar fidye borcundan nasıl kurtulur?" sorusu da net bir şekilde yanıtlandı.
İslam dininin kolaylaştırıcı prensiplerine vurgu yapan Diyanet, cebinde fidye verecek maddi gücü bulunmayan yoksul vatandaşların bu mali yükümlülükten tamamen muaf tutulduğunu müjdeledi. Yani parası olmayan yaşlı veya hasta bir kişi, fidye ödemediği için günaha girmiyor.
Ancak kurumdan çok kritik bir manevi uyarı da geldi: Eğer kişi orucunu yaşlılık veya hastalık gibi meşru bir mazerete dayanarak değil de, bilerek ve kasten terk etmişse ve şu an fidye ödeyecek maddi durumu da yoksa, bu ihlalin ahiret sorumluluğu (uhrevî yükü) devam ediyor. Diyanet, böylesi bir durumda olan bireylerin yapabileceği yegane şeyin, içtenlikle tövbe ederek Cenâb-ı Hak'tan bağışlanma (af) dilemek olduğunu ifade ediyor.