Adana’nın Seyhan ilçesinde yer alan Hasan Ağa Camii, mimarisi, hakkında anlatılan rivayetler ve Evliya Çelebi’nin hatıralarıyla Osmanlı dönemine ışık tutuyor. Klasik Osmanlı mimarisinin Adana’daki nadir örneklerinden biri olan bu cami, tarih boyunca birçok kez onarılmış ve günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır.
Oluşturulma Tarihi: 27 Mayıs 2025, Salı 16:09
Güncellenme Tarihi: 27 Mayıs 2025, Salı 16:11
Haber Merkezi
Adana'nın Seyhan ilçesi Ali Ağa (veya Ali Dede) Mahallesi'nde, Yağ Camisi'nin yaklaşık 150 metre güneyinde yer alan ve asıl adı Hasan Kethüdâ Camii olan tarihi yapı, kesin inşa tarihi bilinmemekle birlikte 16. yüzyıl ortalarına tarihlendiriliyor. Klasik Osmanlı mimarisinin Adana'daki tek örneği olma özelliğini taşıyan cami, mimarisi, banisi hakkındaki rivayetler ve Evliya Çelebi'nin ziyaretinden kalan izlerle dikkat çekiyor.
Halk arasında dolaşan bir rivayete göre Ramazanoğlu Pîrî Paşa'nın beylerbeyliği döneminde, Ulucami inşaatından artan malzemelerle kethüdâsı Abdullah oğlu Hasan Ağa tarafından yaptırıldığı söylenen Hasan Ağa Camii'nin bu öyküsünün kesinliği bilinmiyor. Ancak her iki yapı arasında, harimin yan tarafındaki dikine mekânlar, kubbeleri örten oluklu kiremitler, çiniler ve mihraplarla minberlerdeki renkli taş işçiliği bakımından büyük benzerlikler göze çarpıyor.
KÖKENİ TARTIŞMALI BİR ŞAHESER VE ULUCAMİ BAĞLANTISI
Hasan Ağa Camii'nin yapım tarihi net olmasa da, Ulucami'nin 1541'de tamamlanması ve türbesindeki çinili lahitlerden en yenisinin 1552 yılına ait olması, caminin 16. yüzyıl ortalarında inşa edilmiş olabileceğine işaret ediyor. Bazı kaynaklarda ise yapım yılı 1558 olarak belirtilmektedir. Caminin banisi olarak Ramazanoğlu Halil Bey’in kölesi Abdullah oğlu Hasan Kethüdâ ile azatlı kölesi Atike gösterilmekte, bu nedenle yapı kayıtlarda “Hasan Kethüdâ Camii” olarak da anılmaktadır. Bir rivayete göre Hasan Kethüdâ, Ulucami inşaatından artan malzemelerin zayi olmaması için bu camiyi yaptırmış, hatta Ulucami’den daha güzel olduğu düşünülen bu eser nedeniyle Ramazanoğlu Pîrî Mehmet Paşa’nın emriyle hayatıyla bedel ödemiştir.
MİMAR SİNAN İMZASI İDDİASI VE MİMARİ ÖZELLİKLER
Kesin olmamakla birlikte, caminin mimarının Mimar Sinan olduğuna dair rivayetler de bulunmaktadır. Klasik Osmanlı mimari üslubunu yansıtan yapı, iki bölümden oluşan son cemaat yerine sahiptir. Bu alan, klasik Türk mimarisinde görülen stalaktitli sütun başlıklarının taşıdığı sivri kemerlerle üç bölüme ayrılır ve üzerleri küçük kubbelerle örtülüdür. Kare planlı harim (ana ibadet mekânı), köşe tromplarıyla geçişi sağlanan yüksek kasnaklı bir kubbe ile örtülüdür. Giriş kapısının kuzey duvarı bitişiğinde Lale Devri üslubunu andıran oymalı süslemeler dikkat çeker. Caminin mihrabı ve müezzin mahfili ahşap, minberi ise siyah-beyaz mermerden yapılmıştır. Tek şerefeli kesme taş minaresi ise 1730 yılında, caminin tarihi dokusuna uygun, sade ve klasik bir üslupta inşa edilmiştir.
Tarihi cami, 1814 ve 1946 yıllarında iki büyük onarım geçirmiştir. Bu onarımlar sırasında harimin iki yanındaki dikdörtgen mekânların değişikliğe uğradığı, avlunun üç tarafında bulunan revakların ise tamamen ortadan kaldırıldığı bilinmektedir. İlk yapıdan günümüze ulaşan orijinal kısımlar harim, minare ve son cemaat yerinin bir bölümünden ibarettir. 27 Haziran 1998 Adana depreminde hasar gören cami, uzun bir süre ibadete kapalı kalmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilerek 2004 yılında yeniden ibadete açılan caminin tuvalet sorunu ise sonradan Müftülükçe çözülmüştür.
EVLİYA ÇELEBİ'NİN İZLERİ VE TARİHİ ÖNEMİ
Ünlü seyyah Evliya Çelebi'nin 1671 yılında Adana'yı ziyareti sırasında Hasan Ağa Camii'ne uğradığı ve caminin giriş kapısı mermer duvarı üzerine bir not düştüğü bilinmektedir. Evliya Çelebi'nin el yazısıyla, "Melek Ahmet Paşa Seyyahı alem Evliya ruhiçun Allah rızasına Fatiha sene 1082 (Miladi 1671)" şeklinde yazdığı bu not, dönemin Adana tarihi için önemli bir belge niteliğindedir. Evliya Çelebi'nin, Adana seyahatinde kendisine yardımcı olan ve aynı zamanda Sadrazamlık da yapmış olan Melek Ahmet Paşa'nın vefatından duyduğu üzüntüyü bu yazıyla ifade ettiği düşünülmektedir. Evliya Çelebi'nin Adana'daki gözlemleri arasında camiler, çarşı ve Taşköprü de bulunmaktadır. Bu hatıranın ve döneme ait Osmanlı arşiv belgelerinin Adana'da bir üniversite veya müzede sergilenmesi, kent tarihine ışık tutması açısından önem taşımaktadır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Tarihin sessiz tanığı: Hasan Ağa Camii
Adana’nın Seyhan ilçesinde yer alan Hasan Ağa Camii, mimarisi, hakkında anlatılan rivayetler ve Evliya Çelebi’nin hatıralarıyla Osmanlı dönemine ışık tutuyor. Klasik Osmanlı mimarisinin Adana’daki nadir örneklerinden biri olan bu cami, tarih boyunca birçok kez onarılmış ve günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır.
Oluşturulma Tarihi: 27 Mayıs 2025, Salı 16:09
Güncellenme Tarihi: 27 Mayıs 2025, Salı 16:11
Haber Merkezi
Adana'nın Seyhan ilçesi Ali Ağa (veya Ali Dede) Mahallesi'nde, Yağ Camisi'nin yaklaşık 150 metre güneyinde yer alan ve asıl adı Hasan Kethüdâ Camii olan tarihi yapı, kesin inşa tarihi bilinmemekle birlikte 16. yüzyıl ortalarına tarihlendiriliyor. Klasik Osmanlı mimarisinin Adana'daki tek örneği olma özelliğini taşıyan cami, mimarisi, banisi hakkındaki rivayetler ve Evliya Çelebi'nin ziyaretinden kalan izlerle dikkat çekiyor. Halk arasında dolaşan bir rivayete göre Ramazanoğlu Pîrî Paşa'nın beylerbeyliği döneminde, Ulucami inşaatından artan malzemelerle kethüdâsı Abdullah oğlu Hasan Ağa tarafından yaptırıldığı söylenen Hasan Ağa Camii'nin bu öyküsünün kesinliği bilinmiyor. Ancak her iki yapı arasında, harimin yan tarafındaki dikine mekânlar, kubbeleri örten oluklu kiremitler, çiniler ve mihraplarla minberlerdeki renkli taş işçiliği bakımından büyük benzerlikler göze çarpıyor.
KÖKENİ TARTIŞMALI BİR ŞAHESER VE ULUCAMİ BAĞLANTISI
Hasan Ağa Camii'nin yapım tarihi net olmasa da, Ulucami'nin 1541'de tamamlanması ve türbesindeki çinili lahitlerden en yenisinin 1552 yılına ait olması, caminin 16. yüzyıl ortalarında inşa edilmiş olabileceğine işaret ediyor. Bazı kaynaklarda ise yapım yılı 1558 olarak belirtilmektedir. Caminin banisi olarak Ramazanoğlu Halil Bey’in kölesi Abdullah oğlu Hasan Kethüdâ ile azatlı kölesi Atike gösterilmekte, bu nedenle yapı kayıtlarda “Hasan Kethüdâ Camii” olarak da anılmaktadır. Bir rivayete göre Hasan Kethüdâ, Ulucami inşaatından artan malzemelerin zayi olmaması için bu camiyi yaptırmış, hatta Ulucami’den daha güzel olduğu düşünülen bu eser nedeniyle Ramazanoğlu Pîrî Mehmet Paşa’nın emriyle hayatıyla bedel ödemiştir.
MİMAR SİNAN İMZASI İDDİASI VE MİMARİ ÖZELLİKLER
Kesin olmamakla birlikte, caminin mimarının Mimar Sinan olduğuna dair rivayetler de bulunmaktadır. Klasik Osmanlı mimari üslubunu yansıtan yapı, iki bölümden oluşan son cemaat yerine sahiptir. Bu alan, klasik Türk mimarisinde görülen stalaktitli sütun başlıklarının taşıdığı sivri kemerlerle üç bölüme ayrılır ve üzerleri küçük kubbelerle örtülüdür. Kare planlı harim (ana ibadet mekânı), köşe tromplarıyla geçişi sağlanan yüksek kasnaklı bir kubbe ile örtülüdür. Giriş kapısının kuzey duvarı bitişiğinde Lale Devri üslubunu andıran oymalı süslemeler dikkat çeker. Caminin mihrabı ve müezzin mahfili ahşap, minberi ise siyah-beyaz mermerden yapılmıştır. Tek şerefeli kesme taş minaresi ise 1730 yılında, caminin tarihi dokusuna uygun, sade ve klasik bir üslupta inşa edilmiştir. Tarihi cami, 1814 ve 1946 yıllarında iki büyük onarım geçirmiştir. Bu onarımlar sırasında harimin iki yanındaki dikdörtgen mekânların değişikliğe uğradığı, avlunun üç tarafında bulunan revakların ise tamamen ortadan kaldırıldığı bilinmektedir. İlk yapıdan günümüze ulaşan orijinal kısımlar harim, minare ve son cemaat yerinin bir bölümünden ibarettir. 27 Haziran 1998 Adana depreminde hasar gören cami, uzun bir süre ibadete kapalı kalmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilerek 2004 yılında yeniden ibadete açılan caminin tuvalet sorunu ise sonradan Müftülükçe çözülmüştür.
EVLİYA ÇELEBİ'NİN İZLERİ VE TARİHİ ÖNEMİ
Ünlü seyyah Evliya Çelebi'nin 1671 yılında Adana'yı ziyareti sırasında Hasan Ağa Camii'ne uğradığı ve caminin giriş kapısı mermer duvarı üzerine bir not düştüğü bilinmektedir. Evliya Çelebi'nin el yazısıyla, "Melek Ahmet Paşa Seyyahı alem Evliya ruhiçun Allah rızasına Fatiha sene 1082 (Miladi 1671)" şeklinde yazdığı bu not, dönemin Adana tarihi için önemli bir belge niteliğindedir. Evliya Çelebi'nin, Adana seyahatinde kendisine yardımcı olan ve aynı zamanda Sadrazamlık da yapmış olan Melek Ahmet Paşa'nın vefatından duyduğu üzüntüyü bu yazıyla ifade ettiği düşünülmektedir. Evliya Çelebi'nin Adana'daki gözlemleri arasında camiler, çarşı ve Taşköprü de bulunmaktadır. Bu hatıranın ve döneme ait Osmanlı arşiv belgelerinin Adana'da bir üniversite veya müzede sergilenmesi, kent tarihine ışık tutması açısından önem taşımaktadır.