TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA
Hava Durumu
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

5. Adana Kent Sorunları Sempozyumu başladı 

TMMOB İl Koordinasyon Kurulu tarafından Cumhuriyetimizin 100. Yılında,  5. Adana Kent Sorunları Sempozyumu başladı.

Haber Giriş Tarihi: 17.11.2023 17:08
Haber Güncellenme Tarihi: 17.11.2023 17:08
Kaynak: Haber Merkezi
5. Adana Kent Sorunları Sempozyumu başladı 

Bayram BULUT

Seyhan Yaşar Kemal Kültür Merkezinde başlayan 5. Adana Kent Sorunları Sempozyumunun açılış konuşmasını TMMOB Adana İKK Sekreteri Ahmet Uncu yaptı. Uncu, 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli, 11 ili etkileyen deprem konusuna dikkat çekti. Deprem sonucu resmi rakamlara göre 50 binden fazla insanın enkaz altında can verdiğini, binlerce insanın yaralandığını veya sakat kaldığını dile getiren Uncu, “Hayatını kaybeden insanlarımızı rahmetle anıyor, ülkemize başsağlığı diliyoruz. Yaşadığımız bu deprem felaketi dolayısıyla Sempozyumun ana temasını “Kent ve Afet” olarak belirledik. TMMOB’yi oluşturan Odalarımız, bilim ve tekniğin ışığında oluşturdukları araştırmalarını, birikimlerini ve önerilerini kent ve kentlinin hizmetine sunan disiplinlerden oluşmaktadır. Bizler mühendis, mimar ve şehir plancıları olarak, aldığımız eğitimi, edindiğimiz tecrübelerimizi halkın yararına sunarak, daha sağlıklı yaşanabilir kentler yaratmak için mücadele ediyoruz” dedi.

Adana İKK Sekreteri Ahmet Uncu: ''Kentimiz sağlıksız yapılardan oluşan bir beton yığını haline dönmüştür''

Bilim ve teknolojinin gelişmesiyle kentlerde yaşam kalitesinde mesafe kat edilmesi beklenirken, uygulanan politikalarla belli kesimlere imar rantı sağlanarak, kentlerdeki ormanları, tarihi ve kültürel değerleri, yeşil alanları, kısaca toplumsal değerlerin heba edildiğine dikkat çeken Uncu, “Kentleşmede yaşanan bu sorunların yanı sıra, vatandaşlarımız hızlı bir fakirleşme süreci içinde, hayat pahalılığıyla, ekonomik zorluklarla boğuşmaktadırlar. Asgari ücretlinin de emeklinin de konut sahibi olması artık bir hayale dönüşmüş durumdadır. Artan fahiş kiralar da vatandaşların çaresizliğini artırmaktadır. Tüm bu sorunlar karşısında demokratik hak aramak isteyenler; düşünce, ifade, örgütlenme ve basın özgürlüklerinin kısıtlanması engelleriyle karşılaşmaktadır. Kentimiz de, öteden beri devam eden yanlış uygulamalar neticesinde, TMMOB bileşenlerinin tüm uyarılarına rağmen çarpık bir kent haline dönüşmüştür. Bilim ve teknikten uzak, plansız ve öngörüsüz olarak imara açılan bölgeler, engellenemeyen kaçak yapılaşma, yanlış tarım politikaları sonucu kırsaldan kente aşırı göç ve TMMOB’nin tüm itirazlarına rağmen çıkarılan imar afları neticesinde kentimiz sağlıksız yapılardan oluşan bir beton yığını haline dönmüştür. Deprem gerçeği ile birlikte bu sağlıksız yapılaşmanın yarattığı ve yaratacağı sorunlar açıktır. Bu nedenle kentimize dair atılacak her adım; planlı, bilim ve tekniğin ışığında, paydaşların düşünceleri alınarak ve geleceği öngörerek atılmalıdır” diye konuştu. 

Sempozyumu iki gün süreceğini ve 4 oturum şeklinde gerçekleşeceğini kaydeden Uncu, “Adana 5. Kent Sorunları Sempozyumunda;  4 Oturum, 1 Panel, 2 Tekil sunumda yer alan 21 konuşmacımız, uzmanlık alanlarında görüş ve önerilerini sunacaklar” ifadelerini kullandı.

TMMOB olarak deprem coğrafyasında yaşandığını her fırsatta dile getirdiklerini belirten  TMMOB İkinci Başkanı Selçuk Uluata,
"Şehirlerimizin ve yapılarımızın depreme hazırlıklı hale getirilmesini sürekli olarak tekrarlıyoruz. Yaptığımız tüm uyarılara, yayımladığımız tüm raporlara, gerçekleştirdiğimiz tüm bilimsel etkinliklere rağmen 2003’te Bingöl’de, 2011 Van’da, 2020’de Elazığ-Sivrice ve İzmir’de  ve ne yazık ki bu kış gerçekleşen ve 11 ilimizi etkileyen 6 Şubat depreminde de benzer acıları tekrar tekrar yaşadık, yaşıyoruz. Depreme hazırlıklı olmak yer seçiminden başlayarak imar planlarının afet riskine göre hazırlanmasına, içinde yaşadığımız binaların tasarım, inşa, denetim ve bakım süreçlerine, halkın deprem konusunda eğitilmesine, deprem öncesi, deprem esnası ve sonrasında yapılacak çalışmalara kadar geniş bir halkayı kapsar. Bu halkanın herhangi birindeki zayıflık, diğer önlemleri de işe yaramaz kılar. Depreme hazırlıklı olmak bütünlüklü bir plan, program, bu programı uygulayacak bir devlet yapılanması ve güçlü bir siyasi irade gerektirir. Bu süreç siyasi bir tercihtir. Siyasi iktidarlar burada tercihini, insan yaşamından, kamu yararından, planlamanın, mimarlık ve mühendisliğin gereklerinden yani bilimden, teknikten ve hukuktan yana değil kaçak yapılaşmadan ve rant çevrelerinden yana kullanmıştır" şeklinde konuştu.

Afet güvenliğinin sağlanmasının diğer tüm toplumsal olgular gibi siyasal bir etkinlik alanı olduğunu söyleyen Uluata, "Dünyada afeti sadece yasal, kurumsal veya teknik bir sorun olarak gören ve bu noktalarda çözmeye çalışan anlayışlar başarısızlığa mahkumdur. Şu noktanın hepimiz farkında olmak zorundayız: Bütün bu çabalarımız siyasi iktidarı harekete geçirmek hedefiyle şekillenmektedir. Mühendisin bilgi ve birikimin işlevsel hale gelmesi, kamusal yatırımlara, yatırımların istenilen düzeyde gerçekleşmesine bağlıdır. Kamusal yatırımlar olması gereken düzeyde değilse, burada ortaya çıkacak önerilerin herhangi bir kıymetinin olması mümkün değildir? Kamu harekete geçmeli ki, mühendislik bilgisine ihtiyaç duyulan bir süreç başlasın. Genel ekonomik yönelim, kamunun küçültülmesi, kamusal harcama ve yatırımların aşağıya çekilmesi doğrultusunda olduğu sürece, afete ve afet sonrasına hazırlık süreciyle ilgili kamu yönetiminin sorumluluğunu yerine getirmesini beklemek hayalcilikten öte anlam taşımamaktadır" dedi.

Kentsel dönüşümün amacından çıktığını anlatan Uluata, "7 Kasım 2023 tarihinde TBMM’de görüşülerek yasalaşan ve kentsel dönüşüme yönelik düzenlemeler içeren 7471 Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, Kentsel dönüşümün amacından saptırılarak rant dağıtma aracına dönüştürülmesinin yeni bir örneği olarak karşımıza çıkmıştır. Söz konusu yasa ile deprem gerçeği yeniden rantsal dönüşüm sürecinin malzemesi haline getirilmiştir. Kent merkezlerindeki değerli araziler ve kentsel ortak mekanlar, “kentsel dönüşüm” adı altında, içinde yaşayanlardan bağımsız, yeni imar hakları verilerek sermaye çevrelerine pazarlanmaktadır. Bu uygulamalarla, kentleri bir arada tutan unsurlar, kent ve kentli kimliği ve ortak kullanım alanları ortadan kaldırılmaktadır. Kent, kentli ve vatandaş kimliğinin yok edildiği, herkesin sadece kendisi gibi düşünenlerle, sadece kendisi gibi yaşayanlarla temas ettiği, toplumun farklı kesimleri arasında görünmez duvarların örüldüğü bir ülke haline geldik. Egemenlerin sermaye çıkarlarına endeksli ekonomik-politik dayatmalarına karşı halkın ortak çıkarını, kamusal olanı önceleyen bir anlayışı hakim hale getirmemiz gerekiyor. Üst ölçekli mekânsal planlara ve kent planlamasına da bu bakış açısıyla yaklaşmak zorundayız" diye konuştu.

Uluata sözlerini şöyle sürdürdü;
"Ülke ve kent ekonomisinin arazi rantı üzerine temellendirilmesi politikalarından ve sektörel bazda parçacı yaklaşımdan vazgeçilmeli, sanayi, tarım, enerji , madencilik, kentleşme, kır kent ilişkisi, kültürel varlıkların ve doğal çevrenin korunması vb. bir bütünün ayrılmaz parçaları olarak ele alınmalıdır. Sağlıklı bir kentleşme, ancak kentsel hizmetlerin kamusal hizmet kapsamında ele alındığı bir yaklaşımla gerçekleştirilebilir. Barınmanın temel bir insan hakkı olduğu, hizmetlere eşit erişim; sağlıklı çevre; insan odaklı mekanlar, insan hakları-kentli hakları, katılım, yaşanabilirlik, toplumsal barış, birlikte yaşama; engelli, hasta, çocuk ve kadın duyarlı planlama; bu yaklaşımın odağında yer almalıdır. Yerel yönetimlerin asli işlerinden olan sağlıklı ve güvenli yapı üretim ve denetim sürecini ticari bir alan olarak sermayeye teslim eden anlayışa son verilmeli; Yapı denetiminde imar planlarına, mimarlık ve mühendislik projelerine uygun, gerekli şantiye organizasyonunun sağlandığı bir kamusal denetim anlayışını etkin kılınmalıdır.”

22 yılda 9 kez çıkarılan imar afları son bulması gerektiğini kaydeden Uluata, “Doğa koruma statüsü verilmiş alanlar, tarım arazileri, zeytinlikler gibi yerler hiçbir koşulda yapılaşmaya açılmamalı ve mutlak biçimde korunmalıdır. Kent hakkı, konut dokunulmazlığı ve barınma hakkı ilkeleri, kiracıları da kapsayacak biçimde kamusal güvence altına alınmalıdır. Afetlerde can ve mal kayıplarını artıran faktörlerin başında gelen, adeta geçerli sistem haline getirilen kaçak yapılaşmayı özendiren 22 yılda 9 kez çıkarılan imar afları son bulmalıdır. Bizler sadece talep eden, sadece eleştiren değil, imkanları çerçevesince müdahale eden birer kurum olma özelliğini de taşımaktayız.   Bizler bu ülkenin mühendis mimar ve şehir plancıları olarak üzerimize düşen her türlü sorumluluğu yerine getirmeye, halkın çıkarları için hiçbir karşılık beklemeden çalışmaya gönüllüyüz" dedi.

Aladağ Belediye Başkanı Mustafa Akgedik de, deprem konusuna yaptığı konuşmada, “ Kırsalda hemen hemen en küçük belediyelerden birisidir Aladağ. Ben de bir inşaat mühendisiyim.Bu sempozyumun afet sonrasında hakikaten çok faydalı olacağına inanıyorum. Artçılar azaldıkça depremi unutmaya başladık. Bunu görüyoruz. Tekrardan o eski yapılarda tekrardan fiyat artışları tekrardan kira artışlarını görüyoruz. Vatandaş yavaş yavaş  depremi unutmaya başladı. Bizim bu depremi unutturmamamız lazım. Bin nasihat bir nusibetten yeğdir.  Ama bizim toplumumuz da bu çok geçerli değil.  Çok büyük bir afet yaşadık. Bu afet ve eksiklerimizi gördük. Artık hani yapının ne olduğunu, neyine bakmamız gerektiğini gördük aslında. Buna göre davranmamız lazım. Ben sempozyumun hayırlı olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.

Açılış konuşmalarının ardından 18 Kasım tarihine kadar devam edecek sempozyum başladı.
 

Kaynak: Haber Merkezi

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.