#Abd Başkanı Donald Trump

İLKHABER-Gazetesi - Abd Başkanı Donald Trump haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Abd Başkanı Donald Trump haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Recep Tayyip Erdoğan: “Bölgemiz kana, gözyaşına ve savaşlara doymuştur, artık barış ve diplomasi zamanı” Haber

Recep Tayyip Erdoğan: “Bölgemiz kana, gözyaşına ve savaşlara doymuştur, artık barış ve diplomasi zamanı”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "İran meselesine sadece askeri pencereden bakmak, bölgeyi felakete götürür. Ateşi daha fazla harlamanın kimseye faydası olmaz. Bölgemiz kana, gözyaşına, savaşlara doymuştur. Artık, barışı ve huzuru konuşmayı, iş birliklerini artırmayı istiyoruz. Biz de barışçıl diplomasiyi güçlendirmek zorundayız" dedi. Erdoğan, Suudi Arabistan ve Mısır dönüşü uçkta gazetecilerin sorularını cevplandırdı. Erdoğan, Suudi Arabistan ve Mısır liderleri ve heyetleriyle fevkalade yararlı görüşmeler yaptıklarını belirterek, "İkili ilişkilerimizi tüm boyutlarıyla kapsamlı şekilde ele aldık. Bölgemizin önde gelen ülkeleri olarak ‘bölgesel sahiplenme’ yaklaşımıyla Filistin ve Suriye başta olmak üzere güncel gelişmelere dair istişarelerde bulunduk. Ziyaretimizin ilk durağı olan Suudi Arabistan’da Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman ile verimli bir görüşmemiz oldu. Akabinde heyetler arası toplantımızı yaptık. Dört belgeye imza attık, ortak açıklamayı kabul ettik. Malumunuz Suudi Arabistan bizim için savunma sanayii, ulaştırma, sağlık, yatırımlar ve müteahhitlik hizmetleri gibi alanlarda özel konuma sahip bir kardeş ülke. Ticaret hacmimiz istikrarlı bir şekilde artarak 2025 yılında 8 milyar dolar seviyesine ulaştı. Müteahhitlerimiz Suudi Arabistan’da toplam değeri 30 milyar doları bulan, 400’den fazla proje üstlenmiş durumda. EXPO-2030 ve FİFA 2034 Dünya Kupası gibi dev organizasyonlara hazırlanan ülkede, değerlendireceğimiz çok sayıda fırsatlar bulunuyor. Ayrıca Suudi Arabistan vatandaşlarının ülkemize yoğun bir teveccüh gösterdiklerine şahit oluyoruz" dedi. Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin davetine icabetle Türkiye-Mısır Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Konseyi İkinci Toplantısı’nı yaptıklarını belirten Erdoğan, "Konseyimizin ilk toplantısını Eylül 2024’te Ankara’da yapmıştık. Görüşmelerimizde ikili ticari ve ekonomik ilişkilerimiz önemli yer tuttu. Ortak bildiri dahil toplam 8 metin imzaladık. Hem Riyad’da hem de Kahire’de iki ülke iş çevrelerinin katılımlarıyla iş forumları düzenlendi. Sisi ile ayrıca Gazze barış süreci başta olmak üzere bölgemizi ilgilendiren konuları istişare ettik. İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının durdurulmasında Mısır ve Suudi Arabistan ile beraber çalıştık. Ateşkes mutabakatına giden süreçte iş birliği içinde olduk. Bugün de Gazze’nin yeniden imarının önünün açılması için yakın diyalog halindeyiz. Türkiye’den Gazze’ye ulaştırılmakta olan insani yardımların eşgüdümünde Mısır’ın desteği çok önemli. İsrail hükümeti maalesef sivilleri hedef almayı sürdürüyor. 11 Ekim’den bu yana 500’ü aşkın Gazzeli İsrail tarafından şehit edildi. İnsani yardım tırlarının Gazze’ye girişlerinde halen ciddi kısıtlamalar, sorunlar yaşanıyor. Ancak İsrail’in tüm kışkırtmalarına ve ihlallerine rağmen, Gazze barış planının birinci aşaması tamamlanmıştır. Kimin barış, kimin savaş yanlısı olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır olarak tüm süreçlerin içinde olmayı, böylece Filistinli kardeşlerimizin hukukunu korumayı hedefliyoruz. Ziyaretlerimiz sırasında şahsıma ve heyetime gösterilen misafirperverlik için, iki ülke makamlarına teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum. Ziyaretimizin ülkelerimiz için şimdiden hayırlara vesile olmasını diliyorum" dedi. Erdoğan, bir gazetecinin, 'Suudi Arabistan’la son dönemde olumlu yönde ivmelenen ikili ilişkilerimiz var. Bu ikili ilişki alanlarından biri de savunma sanayii. Şu ana kadar takip ettiğimiz, bildiğimiz, başta insansız hava araçları olmak üzere savunma sanayii alanında birçok iş birliği projeleri, anlaşmalar imzalandı. Şimdi de milli muharip uçağımız KAAN'a yönelik Suudi Arabistan'ın bir ilgisi olduğu iddiaları, haberleri gündeme geliyor. Böyle bir niyet var mı? Bu çerçevede milli savaş uçağımız KAAN ile ilgili olarak Suudi Arabistan'la bir iş birliği projesi söz konusu olabilir mi?' sorusuna, "Suudi Arabistan ile kültürel ve tarihi boyutları bulunan köklü ilişkilere sahibiz. Bunu geliştirmek için bu ziyaretimizde de önemli anlaşmalara imzayı attık. Ülkemizin savunma sanayii alanında aldığı mesafe bütün dünya gibi Suudi Arabistan tarafından da ilgiyle takip ediliyor. Biz, savunma sanayiinde, öncelikle kendi ihtiyaçlarımızı karşılamaya odaklanmış bulunuyoruz. Bunun yanında dost ve kardeşlerimizin ihtiyaçlarının temini için de gayret gösteriyoruz. Suudi Arabistan ile savunma sanayii konusunda önemli iş birliklerine imza atıyoruz ve bunu geliştirmekte de kararlıyız. KAAN sadece bir savaş uçağı değil, KAAN Türkiye'nin mühendislik kabiliyetinin, bağımsız savunma iradesinin sembolüdür. KAAN ile ilgili övgü dolu birçok geri dönüş aldık. Dünyada bu alanda daha fazla söz sahibi oldukça, bu tür iş birliklerimiz de kesinlikle artacaktır. Kaldı ki Suudi Arabistan ile bu konuda ortak yatırım söz konusu. Her an bu ortak yatırımı da gerçekleştirebiliriz" cevabını verdi. Erdoğan, 'Suudi Arabistan ile enerji alanında çok da önemli anlaşmalara imza attığınız yansıdı bizlere. Rakamlar da yansıdı ama tam kapsamını merak ederiz efendim ve ne anlama gelir? Onu da sizden dinlemek isteriz' sorusuna, "Ziyaretimiz esnasında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız ile Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı arasında yenilenebilir enerji alanında önemli bir anlaşma imzalandı. Suudi Arabistan şirketleri Türkiye'de toplam 5 bin megavat gücünde güneş ve rüzgar santralleri inşa edecek. İlk aşamada Sivas ve Karaman'da 1000’er megavatlık güneş enerjisi santralleri yapılacak. Yatırımlar, dış finansman ve uluslararası krediler yoluyla hayata geçirilecek. Bu santrallerden Türkiye'de bugüne kadar görülen en düşük fiyatlardan elektrik alımı yapacağız. İki güneş enerjisi santrali projesiyle 2,1 milyon hanenin elektrik ihtiyacı karşılanacak. 2027 yılında temelleri atılacak santraller yüzde 50 yerlilik oranına sahip olacak. Projeler elektrik ekipman ve hizmet sektörlerimize önemli katkı sağlayacak" dedi. 'İran-ABD gerginliğinin başlamasından sonra İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmeleriniz oldu ve bir süreç başladı. Bu sürecin evrildiği nokta an itibariyle nedir?' sorusu üzerine Erdoğan, "Öncelikle Amerika ve İran arasındaki gerilimin bölgeyi yeni bir çatışmaya, kaosa sürüklemeden düşürülmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Onun için de biliyorsunuz ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmem oldu ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile hemen ertesi gün görüştüm. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile de İstanbul'da Dışişleri Bakanımla beraber üçlü bir görüşme yaptık. İşi sıcak tutuyoruz. İran'a askeri müdahaleye karşı olduğumuzu net şekilde ortaya koyduk ve bunu muhataplarımıza ilettik. Şu ana kadar tarafların diplomasiye alan açmak istediğini görüyorum. Bu olumlu bir gelişme olarak önümüzde duruyor. Sorunların çözüm yolu çatışmalar değil, uzlaşma zemininde buluşmak ve müzakere etmektir. Süreç canlıdır ve kopmuş değildir. Zemin diyaloga ve diplomasiye hala açıktır. Alt düzeyde yapılacak görüşmelerde mesafe alınmasının ardından liderler seviyesinde müzakerenin de faydalı olacağını düşünüyorum. Askeri gerilim bu kadar artmışken müzakere masasının bir şekilde kurulacak olması da önemlidir. Umarız sorunlar diyalog yoluyla çözülür ve bölgemizde yeni bir çatışma baş göstermez. Biz gerek lider diplomasisi gerek diğer düzeylerde yapılan görüşmeler yoluyla, müzakere zeminini kuvvetlendirmek için çalışacağız. Bu zemin ne kadar genişler, başka ülkeler de devreye girer mi göreceğiz" dedi. 'Suudi Arabistan başta olmak üzere ki bugün ziyaretinizden dolayı önde geliyor, Körfez ülkelerinin toplamda İran'a karşı yaklaşımları biraz daha Amerikan yanlısı gibiydi daha önceki yıllarda. Şimdi biraz daha sizin, Türkiye'nin politikalarına yakın gibi duruyorlar. Bugünkü politikaları nasıl değerlendiriyorsunuz? İran-Amerikan krizinde biraz İran'a karşı değillermiş gibi görünüyor' sorusuna Erdoğan, "Her şeyden önce biz bölgemizde yeni bir savaş istemiyoruz. Bunu en net şekilde her zaman dile getirdim, dile getiriyorum. Suudi Arabistan da tabii ki bu bölgedeki çatışmalardan etkileniyor. Onlar da bölgemizde huzurun, barışın ve sağduyunun hakim olmasını istiyor. Hassasiyetlerimiz genel manada örtüşüyor. Herkes biliyor ki; bölgemizde tam anlamıyla tesis edilecek huzur, barış ve istikrar hepimize kazandırır. Çatışmaların, kanın, gözyaşının hakim olduğu bir coğrafyada ise kesinlikle herkes kaybeder. Bu nedenle hepimizin barışın tarafında yer alması, en akılcı seçenektir. Bölge ülkelerinin son yıllarda yaşanan çatışmalı süreçlerden, bunu net bir şekilde gördüğünü ve bizim duruşumuzu desteklediklerini de düşünüyorum. Artık, etrafımızı saran ateş çemberinden sıyrılmanın, yanan ateşleri söndürmenin, vakti çoktan gelmiştir. Sağduyu burada ortak paydadır. Bu meseleye sadece askeri pencereden bakmak, bölgeyi felakete götürür. Ateşi daha fazla harlamanın kimseye faydası olmaz. Bölgemiz kana, gözyaşına, savaşlara doymuştur. Artık, barışı ve huzuru konuşmayı, iş birliklerini artırmayı istiyoruz. Sorunlar her zaman olur; anlaşmazlıklar uluslararası ilişkilerin bir parçasıdır. Ancak diplomasi de bunun için vardır. Biz de barışçıl diplomasiyi güçlendirmek zorundayız. Bu, hem ülkemizin hem bölgemizin çıkarları için hayati önemdedir" cevabını verdi. Erdoğan, 'Türkiye, Gazze barış planının uygulanmasında nasıl bir rol üstlenecek? Başlangıca nispetle nerede? Türkiye'nin muradı nedir bu mevzuda? Siz de ifade ettiniz Şarm el-Şeyh’teki 20 maddeli barış planından bu yana, Ekim ayından bu yana İsrail, saldırılarını sürdürüyor, gidecek yardımlara mani oluyor, sabote ediyor. Bu süreçte İsrail konusunda hem Türkiye'nin hem de müdahil olan barış planındaki diğer ülkelerin değerlendirmesi nedir?' sorusunu "Türkiye, Gazze barış planının olması gerektiği gibi işletilmesi ve Gazze'de huzurun, istikrarın yeniden tesis edilmesi için etkin bir rol oynayacaktır. Biz, Gazze'de Filistinli kardeşlerimizin hak ettikleri onurlu bir geleceğe ve kalıcı bir barışa ulaşmasını istiyoruz. Barışı, kağıt üzerinde değil, sahada tesis etmekten yanayız. Gazze'de yaşanan zulümlere, soykırıma varan uygulamalara, açlığın silah olarak kullanılmasına karşı olmak için, Müslüman olmak gerekmez. Bizim duruşumuz, öncelikle insanlığın temel değerlerini muhafazadır. Tabii ki bu tutumumuzda Filistinli kardeşlerimizle tarihi ve kültürel bağlarımız da etkilidir. Ancak bunu körü körüne bir karşıtlık olarak göstermeye çalışmak, meselenin özünü saptırmak olur. Gazze'deki zulmün bir benzerini bir başka coğrafyada Müslümanlar yapsaydı, biz onların da karşısında bugünkü gibi dimdik dururduk. Biz yıllardır ‘Mazlumun diline, dinine, inancına, derisinin rengine bakmayız’ demiyor muyuz? İşte bu, bizim klas duruşumuzdur. Ateşkes, insani yardım ve sivillerin korunması için atılacak adımların bir an önce hayata geçirilmesi gerekiyor. Türkiye bunları sağlamak için büyük bir çaba gösteriyor" diye cevapladı. 'Gazze meselesinde çözüm için arayışlarda Mısır’ın yaklaşımları Türkiye’nin görüşleriyle örtüşüyor mu? Çünkü İsrail’in baskılanabilmesi için garantör ülkelerin arasındaki fikir birliği önemli. Mesela Gazze’de yönetimin devredilmesi noktasında Mısır ne öngörüyor?' sorusuna Erdoğan şu cevabı verdi: "Mısır, Gazze’deki zulmün etkilerini en yakından hisseden ülkelerden biri. Mısır’ın da Gazze ve Filistin meselesinin daha fazla derinleşmesini istemediğini gördük ve bunu biliyoruz. Bölgenin yeni bir yangını kaldıracak hali yok. Bunu Mısır yönetimi de çok iyi görüyor. İsrail’in bölgede yıllardır oluşturduğu sistematik istikrarsızlık, Mısır’ı da süreç içerisinde yıprattı. Bu çatışmaların sona ermesini, Filistin’in huzura kavuşmasını bizim kadar Mısır da istiyor. Özellikle açlığın silah olarak kullanılmasına ve Filistinlilerin topraklarından sürülmesine yüksek sesle karşı çıktılar ve bunu sürdürüyorlar. Mısır’ın bulunduğu yer kritik. Hem coğrafi konumu, hem tarihi sorumluluğu itibarıyla Gazze’nin geleceğinde önemli bir aktör. Bu nedenlerle Gazze’de ve bütün Filistin’de istikrarın sağlanması, Mısır’ın da çıkarınadır. Gazze’ye Refah’tan insani yardımların girişi ve yardımların organizasyonu için ortaya koydukları gayret takdire şayandır. Hep birlikte Gazze’de huzurun yeniden hakim olmasını ve Gazze’nin yeniden inşa edilmesini sağlayacağımıza inanıyorum. İsrail’in bitmek bilmeyen saldırıları ve ateşkes ihlalleri kesinlikle kabul edilemez. Uluslararası toplumu İsrail’e ateşkese tam uyum için baskı yapmaya çağırıyoruz. Filistinli kardeşlerimizin hak ettikleri mutlu günlere kavuşması için gece gündüz çalışmaya, mazlumların sesi olmaya devam ediyoruz". 'Suriye'de gelinen son noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu son gelişmeler, Türkiye'deki 'Terörsüz Türkiye' projesinde yeni bir ivmelenmeyi beraberinde getirebilir mi? Bu anlamda Meclis'e bir çağrınız olur mu?' sorusu üzerine Erdoğan, "Ben teşekkür ediyorum. Suriye'nin kuzeyinde istikrarın ve huzurun tesisi, bizi doğrudan ilgilendiriyor. Komşumuzun tek devlet, tek ordu, tek Suriye anlayışı ile bütünleşmesi bizim en büyük arzumuzdur. "SDG" denilen yapının imzaladığı anlaşmalara uyması, Suriye'deki barış iklimini güçlendirecek ve kalıcı istikrarı kolaylaştıracaktır. Kimse, çatışmaları körüklemeyi, gerilimi tırmandırmayı, zamana oynamayı aklının ucundan bile geçirmemeli. Yanlış hesap bugüne kadar hem Şam'dan hem de Ankara'dan dönmüştür. Kuşkusuz yine dönecektir. Biz, tüm renkleriyle bir, bütün, güçlü, huzurlu bir Suriye'den yanayız. Suriye'nin yanındayız. Kürt, Arap, Türkmen, Nusayri demeden herkesi muhabbetle kucaklıyoruz. Suriye halkı bizim dostumuz ve kardeşimizdir. Bizim sorunumuz terörledir. Ayrılıkçı emellerine ulaşmak için terörü bir yol ve yöntem olarak kullananlarladır. Suriye'nin kuzeyindeki sorunun çözülmesiyle "Terörsüz Türkiye" sürecinin yükü de hafiflemiş oldu. Meclis'teki komisyon, ortak raporunu tekemmül ettirmek üzere. Temennimiz rapora, uzlaşının ve sürece dinamizm kazandıracak bir bakış açısının damga vurmasıdır. "Terörsüz Türkiye" hedefimiz, attığımız adımlarla terörsüz bölgeye doğru gidiyor ve inşallah her iki hedefe de suhuletle ulaşacağız" dedi. 'İki gün sonra malum asrın felaketinin üçüncü yıl dönümü. Felaketin olduğu günden bu yana muhalefet olumsuz bir tablo sergiliyor. Son birkaç gündür deprem bölgesinde olan Özgür Özel yine aynı tutumu ortaya koydu. Üç yıl dolmadan 455 bin konut teslim ettiniz. Cuma günü de sanıyorum Osmaniye'de olacaksınız. Bu konudaki değerlendirmeleriniz nelerdir?' sorusuna Erdoğan, "Anlaşılan asrın felaketinin yıl dönümü yaklaşıyor diye, deprem turistleri yine hareketlenmiş vaziyette. Gittikleri, gezdikleri yerlerde yapılanları görmezden gelmekse, en büyük maharetleri. Alemi kör, milleti sersem sanan bir muhalefet anlayışıyla karşı karşıyayız. Onlara kalsa, milletimiz hala açıktaydı. Onlara kalsa, deprem bölgesindeki insanlarımız yuvalarına kavuşmamıştı. Onlara kalsa, deprem bölgesinde derin bir insanlık dramı yaşanıyor olacaktı. Neyse ki milletimiz, yaklaşan siyasi tehlikeyi gördü ve onları kenarda tuttu. Muhalefet ilk günden itibaren "yapamazlar, bitiremezler, enkazın altında kalırlar" diyerek yaşanan felaketten rant devşirmeye kalkıştı. Yönettikleri bazı büyükşehirlerde deprem gibi büyük bir felaket yaşanmamışken, milleti bir yudum suya, temel belediyecilik hizmetlerine muhtaç edenler, yolsuzluklara, türlü çeşit hırsızlıklara kol kanat gerenler 11 ili dört başı mamur bir şekilde yeniden inşa eden bir iktidara laf söyleyebiliyor. 455 bin konut demek, sıradan bir şey değil, küçük bir ülke kurmak demektir. Bunu dünyada bizim dışımızda bu kadar kısa sürede başarabilecek ikinci bir devlet yok. Bizim yaptıklarımız gün gibi ortadadır. Bunca yıl, eser ve hizmet ürettik ve onlarla konuştuk. Muhalefetten farkımız budur. Yıllardır milletimize, ülkemizdeki muhalefet sorununu anlatamıyoruz. Alışkınız bunlara. Çünkü gerçeği göremez, hakikati söyleyemez, doğruyu duyamazlar. İnşallah Osmaniye'de bir kez daha milletimizle kucaklaşacak, onlara verdiğimiz sözleri tutmuş olmanın rahatlığıyla hasbihal edeceğiz" cevabını verdi. 'Bir Ankaralı olarak su konusundaki endişelerimizi dile getirmek isterim. Sadece ben dile getirmiyorum, Türkiye'nin de su stresi altında bir ülke olduğu vurgulanıyor. Birleşmiş Milletler'in son raporunda da dünyada su konusunda iflasa sürüklendiği, artık yağmur ve kar sularının dünya tüketimine yeterli bulunmadığı yönünde tespitler yer aldı. Sizin de bu konuda sık sık yaptığınız uyarı ve verdiğiniz mesajlar var. Acaba su yönetimiyle ilgili yeni düzenlemelere ihtiyaç var mıdır? Bu yönde adımlar atılacak mıdır? En önemlisi şehirlerde evlere yönelik suyun yönetimi yerel yönetimlerden alınabilir mi?' sorusna Erdoğan şu cevabı verdi: "Öncelikle su medeniyetin, üretimin, enerjinin, kısaca yaşamın kaynağıdır. Su yönetimi konusu da tecrübe ve vizyon ister. Biz, su kaynaklarının korunması, insanımıza temiz, sağlıklı su ulaştırmanın gayreti içinde olduk. Yıllar yılı "Su akar Türk bakar" dediler. E ne oldu? Biz tam aksini yaptık. Ben, belediye başkanlığından geliyorum. Istranca Dağları’ndan biz suyu İstanbul'a getirdik. Belediyeyi kimden devralmıştık? O zaman malum CHP zihniyetinden devralmıştık. Istranca dağlarından 180 kilometre öteden suyu, biz İstanbul'a getirdiğimiz zaman, hepsi şok olmuştu. Biz, onunla da kalmadık. Aynı şekilde yine hattı Boğaz'dan, Boğaz'ın altından Anadolu yakasına geçirmek suretiyle Sakarya nehrinin suyunu da bir taraftan İstanbul'a getirdik. Devamlı takviyeler yaptık. Hep su kaynaklarının korunması ve insanımıza temiz sağlıklı su ulaştırmanın gayreti içinde olduk. Şimdi CHP'li belediyeler, ellerindeki suyu millete ulaştıramıyor. Geceleri bakıyorsun benim vatandaşım elinde bidonlarla gidiyor, tankerlerin kuyruğunda su bekliyor. Aramızdaki fark bu. Biz su zengini bir ülke değiliz. Bu nedenle sizin de söylediğiniz gibi su stresi, hatta sıkıntısı yaşayan bir ülkeyiz. Öncelikle tasarrufu önemsiyoruz ve milletimizi su tasarrufuna teşvik için sürekli projeler geliştiriyoruz. Peki ne yapmamız lazım? Belediyelerimizin su temini ile ilgili yaptığı çalışma dışında bizim bir diğer kaynağımız Devlet Su İşleri'dir. Devlet Su İşleri de bu noktada harıl harıl çalışıyor. Çünkü biz, belediyelerin su temininin dışında ayrıca Devlet Su İşleri'nin de su teminiyle inşallah bu işi yoluna koyacağız". '2026 için kapsamlı bir reform yılı tanımlaması yaptınız. Belediyelerin mali yapılarından, harcama ve borçlanmadaki denetime, merkezi idare belediye ilişkilerini yeniden çerçevelemeye varıncaya kadar da başlıklardan söz ettiniz. Sorum şu: İçeriği itibarıyla bu reformlardan bize biraz örnek, biraz başlık verebilir misiniz? Özellikle son dönemde CHP'li belediyelerle ilgili yolsuzluk iddiaları bu yaraya neşter vurmak konusunda daha teşvik edici oldu mu?' sorusu üzerine Erdoğan, "CHP'li belediyelerdeki yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet çarkına yargımız özellikle çomak sokmuştu. Yargı şu anda bunların üzerine kararlı bir şekilde gidiyor. O süreci, bizler de milletimizle birlikte yakından takip ediyoruz. Ortaya çıkanlara baktığımızda, belediyelerin millet adına kullandıkları kaynakların denetiminde problemler yaşandığını görüyoruz. Merkezi idare ile yerel yönetimler arasındaki o hantal, yetki çatışmalarına neden olan yapıyı bir defa modernize etmeliyiz. Düzgün işleyen, şeffaf bir sisteme kavuşmak çok önemli. Mali disiplinin artırılması, daha etkin ve verimli hizmet üretilmesi konusu, bir gereklilik halini almıştır. Şehirlerimiz bakıyorsunuz bir partinin ya da belediye başkanının yönetiminde 50 yıl ileri giderken bir başka yönetim geldiğinde aynı kaynaklarla yönetilen belediye, çağın gerisinde kalıyor. Milletin vergileriyle oluşan bütçeler, yine milletin yoluna, suyuna, parkına harcanmalı. Milletin desteğiyle gelen belediye yönetiminin, millete hizmet etmesi şarttır. Yani, sistem öyle olmalı ki; belediye başkanı ve yönetimi mutlaka çalışmak zorunda kalsın. Hizmet odaklı verimli belediyeciliği, sistem zorunlu kılsın. Bunu yapmayanlar için de müeyyideler uygulansın, tanımlansın. Bunu sağlayacak sistemi planlamalı ve hayata geçirmeliyiz" dedi.

Trump, Fed başkanlığına Kevin Warsh'ı aday gösterdi Haber

Trump, Fed başkanlığına Kevin Warsh'ı aday gösterdi

ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya hesabından konuya ilişkin paylaşım yaptı. ABD Başkanı Trump, "Kevin Warsh'ı Fed Yönetim Kurulu Başkanı olarak aday gösterdiğimi duyurmaktan memnuniyet duyarım." ifadelerini kullandı. Warsh'ın halihazırda Hoover Enstitüsü'nde ekonomi uzmanı ve Stanford Üniversitesi İşletme Enstitüsü'nde öğretim görevlisi olarak görev yaptığını belirten Trump, aynı zamanda Duquesne Family Office şirketinde Stanley Druckenmiller'in ortağı olduğunu aktardı. Trump, Warsh'ın Stanford Üniversitesi ile Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde eğitim aldığını belirterek, ekonomi ve finans alanında kapsamlı araştırmalar yaptığını kaydetti. Warsh'ın İngiltere Merkez Bankasına Birleşik Krallık'ta para politikasının yürütülmesinde reformlar öneren bağımsız bir rapor da sunduğuna işaret eden Trump, parlamentonun rapordaki önerilerini kabul ettiğini aktardı. Trump, Warsh'ın 35 yaşında Fed'in en genç yönetim kurulu üyesi olduğunu anımsatarak, 2006'dan 2011'e kadar Fed Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaptığını, Fed'in G-20 temsilcisi ve yönetim kurulunun Asya'daki gelişmekte olan ve gelişmiş ekonomiler temsilcisi görevlerinde bulunduğunu belirtti. Warsh'ın ayrıca Kurulun faaliyetlerini, personelini ve mali performansını yönetip denetleyerek "idari yönetim kurulu üyesi" olarak görev yaptığını belirten Trump, Yönetim Kurulu'na atanmadan önce de 2002-2006 yıllarında dönemin ABD başkanının Ekonomi Politikaları Özel Asistanı ve Beyaz Saray Ulusal Ekonomi Konseyi İcra Sekreteri olarak görev aldığını kaydetti. Trump, daha önce ise Warsh'ın New York'ta Morgan Stanley'nin Birleşme ve Satın Alma Departmanı'nda Başkan Yardımcısı ve İcra Direktörü olarak çalıştığına dikkati çekerek, şöyle devam etti: "Kevin'i uzun süredir tanıyorum ve onun tarihe en büyük Fed başkanlarından biri, hatta belki de en iyisi olarak geçeceğinden hiç şüphem yok. Bunun ötesinde, o tam da bu rol için biçilmiş kaftan ve sizi asla hayal kırıklığına uğratmayacak. Tebrikler Kevin." Trump'ın aday gösterdiği Warsh'ın Fed başkanlığı görevine gelebilmesi için Senato'nun onayı gerekiyor. Mevcut Fed Başkanı Jerome Powell'ın görev süresi mayıs ayında doluyor.

28 OCAK 2026 FED FAİZ KARARI | FED FAİZİ SABİT Mİ TUTACAK, İNDİRİME GİDECEK Mİ? PİYASALAR NE BEKLİYOR? Haber

28 OCAK 2026 FED FAİZ KARARI | FED FAİZİ SABİT Mİ TUTACAK, İNDİRİME GİDECEK Mİ? PİYASALAR NE BEKLİYOR?

FED faiz kararı için geri sayım sona eriyor. Küresel piyasaların yakından takip ettiği ABD Merkez Bankası’nın (Fed) 2026 Ocak ayı faiz kararı, yatırımcıların odağında yer alıyor. Altın, dolar, petrol ve kripto para piyasalarını doğrudan etkileyen Fed’in, yılın ilk faiz kararını bugün açıklaması bekleniyor. Peki, FED faiz kararı ne zaman, saat kaçta açıklanacak? Ocak 2026 FED faiz beklentisi ne yönde? FED FAİZ KARARI NE ZAMAN, SAAT KAÇTA AÇIKLANACAK? ABD Merkez Bankası’nın 2026 Ocak ayı Para Politikası Kurulu (FOMC) toplantısı 27-28 Ocak 2026 tarihlerinde gerçekleştiriliyor. FED faiz kararı 28 Ocak 2026 Çarşamba günü saat 21.00’de açıklanacak. FED FAİZ BEKLENTİSİ NE YÖNDE? Piyasalarda genel beklenti, Fed’in Ocak ayında politika faizini sabit tutacağı yönünde şekilleniyor. Aralık ayında politika faizini yüzde 3,75 – 4,00 aralığına çeken Fed’in, enflasyon görünümü ve ekonomik verileri dikkate alarak faiz indirimi için acele etmeyeceği değerlendiriliyor.Uzmanlar, Fed’in bu toplantıda politika faizini yüzde 3,5 – 3,75 bandında korumasının yüksek olasılık olduğunu ifade ediyor. ABD EKONOMİK VERİLERİ NE SÖYLÜYOR? ABD’de açıklanan son veriler, ekonomide güçlü büyümenin sürdüğüne işaret ederken, enflasyonun Fed’in hedefinin üzerinde kalmaya devam ettiğini gösteriyor. Tarım dışı istihdam, Aralık 2025’te 50 bin kişi artarak beklentilerin altında kaldı. İşsizlik oranı, yüzde 4,5’ten yüzde 4,4’e geriledi. TÜFE, Aralık ayında yıllık bazda yüzde 2,7 arttı. Çekirdek PCE, yıllık bazda yüzde 2,8 seviyesinde gerçekleşti. ABD ekonomisi, geçen yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 4,4 büyüyerek güçlü bir performans sergiledi. FED BAĞIMSIZLIĞI TARTIŞMALARI GÜNDEMDE Fed Başkanı Jerome Powell’a yönelik soruşturma iddiaları ve ABD Başkanı Donald Trump’ın faiz indirimi çağrıları da piyasalar tarafından yakından izleniyor. Powell, Fed’in para politikası kararlarını siyasi baskılardan bağımsız şekilde, yalnızca fiyat istikrarı ve maksimum istihdam hedefleri doğrultusunda aldığını vurguladı. Analistler, Fed’in bağımsızlığına yönelik tartışmaların yalnızca ABD piyasaları için değil, küresel finans sistemi açısından da kritik önem taşıdığına dikkat çekiyor.

TRUMP'IN ŞANTAJ SIRASINDA FRANSA VAR: YÜZDE 200 GÜMRÜK VERGİSİ TEHDİDİ! Haber

TRUMP'IN ŞANTAJ SIRASINDA FRANSA VAR: YÜZDE 200 GÜMRÜK VERGİSİ TEHDİDİ!

ABD Başkanı Donald Trump’ın Fransa’ya yönelik sert çıkışı, Washington–Paris hattında tansiyonu yükseltti. Küresel çatışmaları çözmeyi hedefleyen “Barış Kurulu” girişimine Fransa’nın katılmasını isteyen Trump, Fransız şarapları ve şampanyalarını hedef alan ağır bir gümrük vergisi tehdidini açıkça dile getirdi. “ŞARAP VE ŞAMPANYASINA YÜZDE 200 VERGİ KOYARIM” Trump, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un girişime mesafeli duruşu sorulduğunda sert ifadeler kullandı. Macron için “Zaten kimse istemiyor, çok yakında görevden ayrılacak” diyen Trump, ardından şu sözleri sarf etti: “Şarap ve şampanyasına yüzde 200 vergi koyarım, o zaman katılır ama katılmak zorunda değil.” MACRON CEPHESİ DAVETE SOĞUK Macron’a yakın bir kaynak, Fransız liderin “Barış Kurulu” girişimine katılmayı düşünmediğini aktardı. Trump’ın önce Gazze’yi ele alıp ardından diğer küresel krizlere yaymayı planladığı girişim, United Nations’ın rolüne ilişkin de soru işaretleri doğurdu. MEVCUT TARİFELER VE TİCARETİN BOYUTU AB’den ABD’ye ihraç edilen şarap ve alkollü içkiler hâlihazırda yüzde 15 gümrük vergisine tabi. Fransa, Trump ile Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen arasında geçen yaz İskoçya’da varılan ticaret mutabakatı sonrasında bu oranın sıfırlanması için yoğun lobi yürütüyor. ABD, 2024 itibarıyla 3,8 milyar avro ile Fransız şarap ve içkilerinin en büyük pazarı konumunda bulunuyor. İHRACATTA YÜZDE 25’E VARAN DARALMA Fransız ihracat lobisi FEVS Başkanı Gabriel Picard, önceki ticari önlemler nedeniyle ABD pazarında geçen yılın ikinci yarısında yüzde 20–25’lik daralma yaşandığını açıkladı. Olası yüzde 200’lük bir verginin, sektör için çok daha ağır sonuçlar doğurabileceği ifade ediliyor. PARİS’TEN SERT TEPKİ: “BU BİR ŞANTAJ ARACI” Elysee Sarayı’ndan bir yetkili, Trump’ın sözlerinin not edildiğini ancak gümrük vergilerinin bir ülkenin dış politikasını etkilemek için kullanılamayacağını vurguladı. Fransa Tarım Bakanı Annie Genevard ise tehdidi “Brutal; bizi kırmayı amaçlayan bir şantaj aracı” sözleriyle eleştirdi. Genevard, Avrupa Birliği’nin 93 milyar avroluk olası bir misilleme paketi ve “Anti-Coercion Instrument” dahil olmak üzere karşılık verecek araçlara sahip olduğunu söyledi.

Danimarkalı siyasetçi Vistisen'den Trump’a küfür Haber

Danimarkalı siyasetçi Vistisen'den Trump’a küfür

Danimarkalı Avrupa Parlamentosu üyesi Anders Vistisen, Fransa’nın Strazburg kentinde bulunan Avrupa Parlamentosu’nda bugün gerçekleştirilen "Grönland’ın ve Danimarka’nın toprak bütünlüğü ve egemenliği: ABD’nin şantaj girişimlerine karşı birleşik bir AB yanıtının gerekliliği" başlıklı oturumda söz aldı. Konuşmasına doğrudan ABD Başkanı Donald Trump’a hitap ederek başlayan aşırı sağcı Vistisen, ABD Başkanı Donald Trump’a İngilizce küfrederek, "Sayın Başkan, sizin anlayabileceğiniz dilden ifade edeyim; defolun gidin" dedi. Vistisen’in konuşması AP Başkan Yardımcısı Stefanuta tarafından kesildi Avrupa Parlamentosu Başkan Yardımcısı Nicolae Stefanuta, derhal Vistisen’in sözünü keserek, "Bu yaptığınız kurallara aykırı. Hisleriniz çok kuvvetli olabilir, salonda böyle bir atmosfer de olabilir ancak küfürlü ifadeler ve uygunsuz dil kullanımı konusunda açık kurallarımız var. Sözünüzü kesmek zorunda kaldığım için üzgünüm ancak güçlü siyasi duygularınız olsa bile bu kabul edilemez" dedi. "Trump’ın anladığı tek dil, sözün doğrudan ifade edildiği dildir" İkazın ardından konuşmasına devam eden Vistisen, "Trump’ın anladığı tek dil, sözün doğrudan ifade edildiği dildir. Trump’ın saygı duyduğu tek ret ise, dolambaçsız ve açık bir rettir. Ancak AB geri adım atmıştır. Bugün Yüksek Temsilci, Arktik çevresindeki güvenlik tehditlere ilişkin konuşmanın meşru olduğu söyledi. Oysa bu durum, bizzat asker sayısını 15 binden yalnızca 150’ye düşüren ABD yönetimi nedeniyle ortaya çıkmıştır" dedi. Trump’ın Avrupa’yı ilave tarifelerle tehdit ederken Avrupa’nın ABD ekonomisine daha fazla yatırım taahhütlerinde bulunduğunu vurgulayan Vistisen, "Eğer Avrupa, Danimarka’ya yönelik askeri tehdit masadan kalkmadan ve Danimarka’nın bölünmesi fikrinden vazgeçmeden Trump’ı net bir şekilde reddetmez ve ona açık bir şekilde ‘Hayır’ dememiz gerektiğini anlamazsa, bu konuyu tekrar tekrar konuşmak zorunda kalacağız. Umarım Avrupa nihayet uyanır ve içinde bulunduğu bu durumdan çıkar" dedi.

TRUMP’IN GRÖNLAND FANTEZİSİ DİPLOMASİYİ GERDİ Haber

TRUMP’IN GRÖNLAND FANTEZİSİ DİPLOMASİYİ GERDİ

ABD Başkanı Donald Trump, Grönland’ın ABD’nin ulusal güvenliği açısından “hayati önemde” olduğunu vurgulayan açıklamalarının ardından, tartışmaları alevlendiren yeni bir paylaşım yaptı. Trump’ın Truth Social hesabında paylaşılan görsel, Danimarka, Grönland ve ABD arasında yükselen tansiyonu bir kez daha gündemin merkezine taşıdı. “GRÖNLAND, ABD TOPRAĞI” VURGUSU Paylaşılan görselde Trump, ABD bayrağını diktiği bir sahnede tasvir edilirken, arka planda “Grönland, ABD Toprağı, Kuruluş 2026” yazılı tabela yer aldı. Görsel, Trump’ın Grönland’ın 2026 yılında ABD toprağı olacağı yönündeki mesajı açık şekilde verdiği şeklinde yorumlandı. YANINDA VANCE VE RUBIO DA YER ALDI Söz konusu paylaşımda Trump’ın yanında ABD Başkan Yardımcısı James David Vance ile ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da bulunuyor. Üç ismin görselde kararlı bir duruş sergilemesi dikkat çekti. ULUSAL GÜVENLİK VE “ALTIN KUBBE” MESAJI Trump, daha önce yaptığı açıklamalarda Grönland’ın ABD’nin ulusal güvenliği için vazgeçilmez olduğunu savunmuş, özellikle inşa edildiğini belirttiği “Altın Kubbe” savunma sistemi açısından adanın stratejik önemine işaret etmişti. Son paylaşım, bu söylemlerin görsel bir mesajla pekiştirildiği şeklinde değerlendirildi. BİRLEŞİK KRALLIK’A SERT SÖZLER Trump, paylaşımında Birleşik Krallık’a da sert eleştiriler yöneltti. Bir ABD askeri üssünün bulunduğu Diego Garcia Adası’nın Mauritius’a devredilmesine ilişkin planları “büyük bir aptallık” olarak nitelendiren Trump, Çin ve Rusya’nın bu durumu zayıflık göstergesi olarak gördüğünü savundu. Trump, “Bunlar sadece gücü tanıyan uluslararası aktörlerdir. Danimarka ve Avrupalı müttefikler doğru olanı yapmak zorundadır” ifadelerini kullandı. DANİMARKA VE AVRUPA CEPHESİ MERCEK ALTINDA Trump’ın açıklamaları ve paylaştığı görsel, Danimarka ve Avrupa ülkeleriyle ABD arasındaki diplomatik ilişkiler açısından yeni bir tartışma başlığı oluşturdu. Grönland’ın statüsüne ilişkin söylemlerin önümüzdeki dönemde uluslararası platformlarda daha sık gündeme gelmesi bekleniyor.

AB'den 'ABD'nin gümrük tarifelerine karşılık' hamlesi Haber

AB'den 'ABD'nin gümrük tarifelerine karşılık' hamlesi

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu sözcülerinden Olof Gill, Brüksel'de AB Komisyonunun günlük basın toplantısında, ABD Başkanı Donald Trump'ın Grönland'a destek sağlayan ülkelere ilave gümrük vergisi uygulama kararına ilişkin açıklamalarda bulundu. Grönland ve Danimarka Krallığı'nın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü koruma taahhütlerinde kararlı olduklarını vurgulayan Gill, stratejik, ekonomik ve güvenlik çıkarlarını her zaman koruyacaklarını belirtti. Gill, AB ülkelerinin liderleri arasında bu konuda yoğun istişarelerin devam ettiğini, 22 Ocak'ta Brüksel'de olağanüstü zirve düzenleneceğini, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de dahil olmak üzere AB liderlerinin önceliğinin, gerilimi tırmandırmamak, diyalog kurmak ve gümrük vergilerinin uygulanmasından kaçınmak olduğunu ifade etti. Gümrük vergilerinin Atlantik'in her iki yakasındaki tüketicilere ve işletmelere zarar vereceğine dikkati çeken Gill, "Tehdit edilen gümrük vergilerinin uygulanması durumuna karşı AB'nin elinde araçlar bulunmaktadır. AB, yanıt vermeye hazırdır. AB'nin ekonomik çıkarlarını korumak için gerekli her şeyi yapacağız." değerlendirmesinde bulundu. Gill, AB'nin ülkelerin ekonomik baskı uygulamasına yanıt vermek için tasarladığı "Zorlama Karşıtı Aracı"nın hep masada olduğuna işaret etti. "Zorlama Karşıtı Aracı" ile AB, ABD'ye karşı çeşitli ekonomik önlemler alabiliyor. Bu kapsamda ABD şirketlerinin Avrupa pazarına erişimi engellenebiliyor, şirketlerin ticari lisansları ile kamu ihalelerine erişimleri sınırlanabiliyor. Öte yandan, çeşitli kaynaklarda AB'nin ABD'ye 93 milyar avroluk gümrük vergilerini içeren başka bir misilleme paketi üzerinde çalıştığı ifade ediliyor. ABD Başkanı Trump, 17 Ocak'ta Grönland ile ilgili tartışmalarda dünya barışının tehlikede olduğunu savunarak, ülkesinin Grönland'ı almasına karşı çıktıkları gerekçesiyle Danimarka, Norveç, İsveç, Fransa, Almanya, İngiltere, Hollanda ve Finlandiya'ya gümrük vergileri getireceğini açıklamıştı. Bu 8 Avrupa ülkesi için 1 Şubat 2026'dan itibaren yüzde 10 gümrük vergisi uygulanacağını, 1 Haziran 2026'dan sonra vergi oranının yüzde 25'e çıkarılacağını belirten Trump, Grönland'ın tamamen ve eksiksiz satın alınmasına ilişkin anlaşmaya varılana kadar oranın böyle kalacağını bildirmişti. Trump'ın açıklamalarına AB liderleri ve Avrupa ülkelerinden tepki gelmişti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.