#AK Parti

İLKHABER-Gazetesi - AK Parti haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, AK Parti haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik: Suriye'de Kürtler terör vesayetinden kurtulmalı Haber

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik: Suriye'de Kürtler terör vesayetinden kurtulmalı

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında partisinin Genel Merkez binasında gerçekleştirilen MKYK toplantısın devam ettiği sırada basın açıklamasında bulundu. Çelik, Konya Çumra Belediye Başkanı Mehmet Aydın, Yozgat Kadışehri Belediye Başkanı Davut Karadavut, Şırnak İdil Karalar Belde Belediye Başkanı Hasan Turgut ve Çorum Ortaköy Aştağul Belde Belediye Başkanı Şenol Öncül’ün MKYK toplantısında AK Parti’ye katıldığını ifade etti. Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge konularındaki çalışmaları kararlılıkla sürdürdüklerini dile getiren AK Parti Sözcüsü Çelik, "Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge, iç içe ve birbiriyle ayrılmaz bütünlüğe sahip iki kavram. Zaman zaman bu ikisinin ayrı ayrı değerlendirilmeye çalışıldığını, aradaki bağın koparılmaya çalışıldığını görüyoruz. Aradaki bağı koparmaya çalışanların bu bağı kopardığı zaman yerine ne yerleştirmeye çalıştığına baktığımızda da terör örgütlerini meşrulaştırmaya, mazur göstermeye çalışan, terör örgütlerinin kazanımları dedikleri birtakım ifadeleri kazanım gibi sunma şeklinde yaklaşımların bu işlerin arkasında olduğunu görüyoruz. Bütün bu süreç terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge kavramlarının ne kadar zamanlı, doğru ve dünyanın içinden geçtiği bu dönemde ne kadar stratejik bir adım olduğunu bir kere daha gösteriyor. Onun için hem MKYK hem MYK hem de partimizin tüm organları açısından en hassasiyetle takip edilen konuların başında bu geliyor" ifadelerini kullandı. "SURİYE’DE DEAŞ İLE MÜCADELENİN KESİNTİSİZ BİR ŞEKİLDE SÜRMESİ GEREKİYOR" Suriye’de DEAŞ ile mücadelenin kesintisiz bir şekilde sürmesi gerektiğini vurgulayan Çelik, "Aynı şekilde hiçbir terör örgütünün de hiçbir şekilde var olmaması gerektiği temelindedir. Burada önceden beri uyarılarımızı net bir şekilde yapıyoruz. İki konuda net cümleler kurduk ve izahını da net bir şekilde yaptık. Birincisi terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge süreci kapsamında PKK’nın bütün şube, uzantı ve illegal yapılanmalarıyla kendisini feshetmesi ve silah bırakması gerektiğiydi. Buna Suriye, Irak, İran yapılanmalarının ve Avrupa’daki illegal yapılanmasının dahil olduğunu ifade ettik. Aynı şekilde bunun devamı olarak da değişik yöntemlerinin olabileceğini ifade ettik. Suriye açısından bizim önemsediğimiz, hem kan dökülmemesi, hem Suriye’deki Kürt kardeşlerimizin haklarının garanti altına alınması ve terörün vesayetinden kurtulması hem de Suriye’nin birlik ve bütünlüğüne zarar veren terör ve asimetrik silahlı grupların ortadan kalkması, ancak bunun Suriye’nin bir parçası olarak gerçekleşmesidir. Bu bakımdan 10 Mart Mutabakatı’nın önemini özellikle vurguladık" diye konuştu. "SURİYE’DE 100 YIL İÇERİSİNDE İLK DEFA ÇOĞULCULUĞU BENİMSEYEN BİR KARARNAME ORTAYA ÇIKMIŞ OLDU" Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara tarafından yayımlanan ve Suriye’deki Kürtlerin haklarını garanti altına alan kararnamenin son derece sevindirici olduğunu ifade eden Çelik, "Kararnameyi tam olarak okuduğun zaman Suriye Kürtlerinin Suriye’nin ayrılmaz bir parçası olduğunu, dillerinin ve kültürlerinin garanti altına alındığını net bir şekilde ortaya koyuyor. Bazıları bu kararnameyi küçümsemeye çalışıyor ama Esad rejiminin özellikle inkar politikası dikkate alındığında Kürt kardeşlerimizin orada nüfus cüzdanı bile yoktu. Şimdi bunun devlet düzeyinde bir kararname ile garanti altına alınmış olmasının ortaya koyduğu irade beyanını hem sevindirici hem de önemli buluyoruz. Ortadoğu’da kimlik kavgaları, mezhep kavgaları son derece acı sonuçlar doğuruyor. Belki de 100 yıl içerisinde ilk defa çoğulculuğu benimseyen böyle bir kararname ortaya çıkmış oldu. Önemli olan eylemlerdir ama Kürt kardeşlerimiz için hukuki bir zemin ortaya çıkmıştır. Bunun takibi gerekir. Bu konuda da biz hassasiyetlerimizi Suriye yönetimi ile paylaşıyoruz. Sayın Şara ve yönetimi de tek bir Suriye ilkesi etrafında bu konularda son derece hassas olduklarını ifade ediyorlar" dedi. "GERÇEK KAZANIM SURİYE’DE KÜRT KARDEŞLERİMİZİN DE, TÜRKMENLERİN DE, ARAPLARIN DA BU TERÖR ÖRGÜTLERİNDEN KURTULMASIDIR" Suriye’de terör örgütleri ortadan kalktığı durumda Suriye Kürtlerinin, Türkmenlerinin, Araplarının ve diğer grupların en çok kazananlar olduğunu belirten Çelik, "Dolayısıyla Suriye’de son ortaya çıkan tabloyu bütün Kürtlerin, Türkmenlerin ve bütün Arapların kazanımı olarak görmek lazım. Eğer birileri herhangi bir yerde terör örgütünün kazanımı, herhangi bir etnik grubun kazanımı olarak görüyorsa burada son derece hastalıklı biz zihniyetin işlediğini ifade etmek lazım. Birileri çıkıp da SDG Kürtleri temsil ediyor gibi hastalıklı bir cümle kuruyorsa, bu hastalıklı cümlenin bir başkasının çıkıp DEAŞ Arapları temsil ediyor gibi hastalıklı bir cümleden farkı yoktur. Terör örgütleri konusunda ilkeli bir tutum ortaya koymak gerekir. Burada gerçek kazanım Suriye’de Kürt kardeşlerimizin de, Türkmenlerin de, Arapların da bu terör örgütlerinden kurtulmasıdır" ifadelerini kullandı. "AVRUPA NORM KOYMA KABİLİYETİNİ KAYBETMİŞTİR" Çelik, İsviçre’nin Davos kasabasında düzenlenen toplantıda son derece ilginç mesajların verildiğini ve neoliberal siyasi düzeni savunanların belki de ilk defa bu düzenin bittiği ya da iflas ettiğini söylemeye başladıklarını kaydederek, "Uzun süre neoliberal ekonomik düzenin temsilcisi olan çevreler, bu düzenin sorunlarını bilmelerine rağmen bunu açıkça ifade edemiyorlardı. Bugün ise kamuya açık toplantılarda bu düzenin elitlerinin, neoliberal sistemin ikiyüzlülüğünü dile getirmeye çalıştıklarını görüyoruz. Bu durum, Cumhurbaşkanımızın yıllar önce dile getirdiği tespitlerin bugün adeta teyit edilmesi anlamına gelen son derece çarpıcı ifadelerin duyulmasına yol açmaktadır. Biz her zaman şunu söyledik; bu düzen adına norm koyma yetkisini kendisinde görenlerin, önce bu normlar eksik olsa bile bu normlara sadakati gerekir. Avrupa için geçerli gördüğünüz bir insan hakları veya hukuk devleti normunu Afrika ya da Asya için geçerli görmezseniz, bu bir gün tsunami etkisiyle gelir sizi vurur ve bununla karşılaşmak durumunda kalırsınız demiştik. Avrupa’daki bazı ülkeler Grönland tartışmaları üzerinden seslerini yükseltiyorlar ama itiraz ettikleri şeylerin aynısını Afrika’daki pek çok ülkeye yaptılar. Bugün itiraz ettikleri birtakım uygulamaların ve söylemlerin benzerlerini hala bir ay evvel Afrika’da bir ülkede darbe teşebbüsüne girişerek yapmaya çalıştılar. Dolayısıyla Avrupa norm koyma kabiliyetini kaybetmiştir" değerlendirmesinde bulundu. İran’da meydana gelen gelişmeleri yakından ve endişe içerisinde takip ettiklerini dile getiren Çelik, İran’a yönelik herhangi bir dış müdahalenin karşısında olduklarını ve bu durumun son derece yanlış olacağını dile getirdi. "GAZZE BİR EMLAK DEĞİLDİR, EMLAK YAKLAŞIMIYLA DEĞERLENDİRİLECEK BİR TOPRAK DEĞİLDİR" Kurulan Gazze Kurulu tarafından yapılacak olan çalışmaların yakından takip edileceğini aktaran Çelik, "Her zaman söylediğimiz gibi yanlış haberler ve aşırı söylemler kullanılıyor. Filistin’i Filistinliler yönetmelidir ve bu iradeyi gölgeleyecek tutumlar içerisine girilmemelidir. Kalıcı barışın tek yolu ateşkesin kalıcı hâle gelmesi ve ardından 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan, entegre ve toprak bütünlüğüne sahip bir Filistin devletinin kurulmasıdır. Bu gerçekleşmeden kalıcı barış mümkün değildir. Ayrıca son derece acımasız ve yanlış cümleler kuruluyor. Gazze bir emlak değildir, emlak yaklaşımıyla değerlendirilecek bir toprak değildir. Gazze bir vatandır ve bunu yok sayan yaklaşımlar son derece vahşi ve barbar cümleler kurulması anlamına geliyor" dedi. Çelik, konuşmasının ardından basın mensuplarının sorularını cevapladı. "AYNULARAB’A 11 TIR YARDIM GÖNDERDİK, BU YARDIMLAR KESİNTİSİZ BİR ŞEKİLDE DEVAM EDECEK" Bir gazetecinin Türkiye’nin Aynularab’a yaptığı insani yardımların sürüp sürmeyeceğini sorması üzerine Çelik, "İlk aşamada 11 tır gitti. Hangi ideoloji altında olursa olsun Suriye’de ve bölgede bütün terör örgütlerinin karşısındayız. Hiç kimse de terör örgütlerini oradaki kardeşlerimizle eşitlemesin. Şartlar ne olursa olsun, Suriyeli Kürtlerin, Türkmenlerin ve Arapların yanındayız. Orada insani bir durum var. Bu insani durum çerçevesinde Suriye hükümeti ile koordineli bir şekilde onların açtığı insani koridorlardan 11 tır yardım gönderdik. Bu yardımlar kesintisiz bir şekilde devam edecek. Oradaki Suriyeli Kürt kardeşlerimizi o olumsuz koşullarda asla yalnız bırakmayacağız" cevabını verdi. "KÜRT SİVİLLERİN ÖLDÜRÜLMESİNE GÖZ YUMDUĞUMUZ İDDİASI AHLAK DIŞI BİR YAKLAŞIMDIR" DEM Parti yöneticilerince AK Parti’nin Kürt sivillerin hedef alındığı iddialarına yeterince tepki göstermediğine yönelik ifadelerinin sorulması üzerine Çelik, "Kürt sivillerin öldürülmesine göz yumduğumuz iddiası ahlak dışı bir yaklaşımdır. SDG’nin ve PKK’nın yıllar boyunca ne kadar Kürt sivili öldürdüğü herkesin gözü önünde gerçekleşti. Bugün Suriye’de ister DEAŞ ister PKK ya da başka bir ad altında olsun, herhangi bir terör örgütü sivillere yönelik bir eylem yaptığında ilk karşı çıkan biz oluruz. Dolayısıyla, bunlar ideolojik oyunlardır ve siyasi bir cümle ifade etmemektedir. Doğrusunu söylemek gerekirse, bunca olay yaşanmışken insan daha makul ve siyasi değerlendirme anlamına gelebilecek cümleler bekliyor ama maalesef bu kadar olay olurken sadece ideolojik oyunlar. Adı SDG ya da PKK olan bir örgütten yana destekleyici bir tutum olarak, ‘Kürtlerin iyiliğini düşünüyorum’ denilmesi birbirine taban tabana zıt iki cümle. Bir kere daha görüyoruz ki bu cümleleri kuranların bize dönük söyledikleri cevap verilecek siyasi cümleler değil, sadece ideolojik propaganda cümleleridir" dedi. "HER TÜRLÜ PROVOKASYONA KARŞI DİKKATLİ OLUNMASI LAZIM" DEM Parti tarafından yapılan eylem çağrılarının ardından Diyarbakır ve Mersin’de meydana gelen güvenlik olayları bağlamında terörsüz Türkiye sürecindeki değerlendirmelerinin sorulması üzerine Çelik, "Bahsedilen provokasyonlar çerçevesinde hayatını kaybeden merhum için son derece üzüntülüyüz. Bu noktaya gelmemesi lazım, güvenlik güçleri gereken hassasiyeti gösteriyorlar. Her türlü provokasyona karşı dikkatli olunması lazım ama aynı zamanda siyasilerin de provokasyona ortam oluşturacak dilden ve üsluptan uzak durması son derece önemlidir" ifadelerine yer verdi. "MESELE İSRAİL’İN KİMİN ÜLKEYE GİRİP GİRMEYECEĞİNİ YASAKLAMASI DEĞİL" İsrail basınında yer alan Bilal Erdoğan dahil 29 Türk vatandaşının ülkeye girişinin yasaklanacağı yönündeki iddiaların sorulması üzerine Çelik, "Zaten Bilal Bey’in ve adı geçen kişilerin Filistin konusundaki hassasiyeti, her yıl yılbaşı sabahı yapılan mitinglerden birtakım siyonist ve soykırımcı çevrelerin duyduğu rahatsızlığı net bir şekilde ifade ediyorlar. Mesele İsrail’in kimin ülkeye girip girmeyeceğini yasaklaması meselesi değil. Hiç kimse girip de o siyonist katillerin elini sıkmak istemez. Şimdiye kadar da koşa koşa giden maalesef bir tek Yunanistan Başbakanı oldu. Esas mesele İsrail halkının düşünmesi gereken kendi ülkelerinin bu Siyonist katillerin isimlerinin altında alınıyor ve değerlendiriliyor olmasıdır" şeklinde konuştu. DEM Parti heyetinin Aynularab'a gerçekleştirdiği ziyaret sonrası siyasi parti liderleriyle görüşme kararı almaları doğrultusunda AK Parti ile bir görüşme talebinin olup olmadığı ve İmralı heyetinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmesine ilişkin takvimin sorulması üzerine Çelik, "Her iki konuda da bir takvim yok. Herhangi bir şey olmadı" cevabını verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bayrağımıza uzanan o kirli elleri muhakkak bulacak, bunun hesabını o hainlerden mutlaka soracağız Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bayrağımıza uzanan o kirli elleri muhakkak bulacak, bunun hesabını o hainlerden mutlaka soracağız

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, grup toplantılarının ülke, millet ve demokrasi için hayırlara vesile olmasını diledi. Grup toplantısına katılan partililerin samimiyeti ve coşkusunun 86 milyonun umutlarını çoğalttığını, kendilerinin heyecan, şevk ve azmini artırdığını vurgulayan Erdoğan, "Rabb'im dayanışmamızı daim eylesin, millete hizmet yolculuğumuzda bizlere güç versin, kuvvet versin. Bizleri son nefesimize kadar bu kutlu yoldan ayırmasın." ifadelerini kullandı. Meclis çalışmalarının oldukça yoğun bir tempoda devam ettiğini aktaran Erdoğan, şöyle konuştu: "AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak bizi buraya hak ve hukukunu savunmamız için gönderen aziz milletimizin emanetine sıkı sıkıya sahip çıkıyoruz. Muhalefetin tüm uzlaşmaz, hukuk tanımaz, Meclis İçtüzüğü ile bağdaşmayan tavırlarına rağmen sabırlı ve sağduyulu bir şekilde hareket ediyor, milletimize karşı sorumluluklarımızı layıkıyla ifa etmeye çalışıyoruz. CHP, jet sosyetesinin ne millet ne devlet ne de emeklilerimizle ilgili bir derdinin olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Bu gerçeği bizim gibi milletimiz de biliyor. Yönettikleri belediyelerdeki emekçilere düzenli aylık ödemeyenlerin, işçiye maaş yerine harçlık verenlerin, kendi personeli görev yaparken, tropikal adalarda keyif çatanların, yolsuzluk, iş bilmezlik ve israf sebebiyle belediyeleri iflasa sürükleyenlerin şov peşinde koştuklarını benim milletim, benim emeklim gayet iyi biliyor. Aynı şekilde milletimiz bizim samimiyetimizi, bizim hüsnüniyetimizi, bizim kendisi için elimizden geleni yaptığımızı da gayet iyi biliyor." "BUGÜN EN DÜŞÜK EMEKLİ AYLIĞI ASGARİ ÜCRETİN YÜZDE 70'İNİ AŞMIŞTIR" Cumhurbaşkanı Erdoğan, en düşük emekli aylığının artırılmasını da içeren kanun teklifinin Genel Kurul görüşmelerinin başladığını anımsatarak, teklifin yürürlüğe girmesiyle geçen ay 16 bin 881 lira olan en düşük emekli aylığının 20 bin liraya yükseleceğini söyledi. En düşük emekli aylığının AK Parti iktidarından önce 66 lira olduğunu anımsatan Erdoğan, şöyle devam etti: "Dolar bazında söyleyecek olursak yalnızca 40 dolara tekabül ediyordu. Yeni düzenleme sonrasında en düşük emekli aylığı 480 dolara çıkmış olacak. Yine Kasım 2002'de asgari ücret 184 liraydı. Yani en düşük emekli aylığı alan bir vatandaşımız asgari ücretin sadece üçte biri kadar aylık alabiliyordu. Bugün en düşük emekli aylığı asgari ücretin yüzde 70'ini aşmıştır. Bakınız 2002 Kasım ayında 6,6 milyon olan emekli sayımızın yaklaşık üç kat artış ile 17 milyona çıkmasına rağmen bu adımları attık, bu oranlara ulaştık. Bunları söylerken elbette tüm sorunları çözdük, tüm talepleri karşıladık iddiasında değiliz. Kiralar ve hayat pahalılığı başta olmak üzere emeklilerimizin yaşadığı sıkıntıların hepsinin farkındayız. Nitekim bugünlerde kuraları çekilen 500 Bin Sosyal Konut Hamlesi gibi projelerimizde konut arzını artırarak, bu sorunlara çözüm üretmeye gayret ediyoruz." "DEPREM HARCAMALARIMIZ AZALDIKÇA DAHA FAZLA KAYNAK OLACAK" Ömürlerinin önemli bir kısmını ülkeye hizmetle geçirmiş emeklilerin kendilerinin başının tacı, her türlü hizmete ve hürmete ziyadesiyle layık olduğunu dile getiren Erdoğan, emeklilerin taleplerine, beklentilerine ve şikayetlerine hiçbir zaman kulaklarını tıkamadıklarını söyledi. Bir kulaklarının her zaman emeklilerde olduğunu vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu: "Bütçe imkanlarımız genişledikçe taleplerini yerine getirmeye çalıştık. Türkiye kalkındıkça bundan emeklilerimizin de faydalanmasını sağladık. İnşallah bundan sonra da aynı hassasiyette davranmaya devam edeceğiz. Deprem harcamalarımız azaldıkça elimizde daha fazla kaynak olacak. Enflasyon düştükçe insanımızın alım gücü daha uzun süre korunacak, daha da artacak. Türk ekonomisi hedeflerimize uygun büyüdükçe ortaya çıkan ilave katma değerden herkes istifade edecek. Allah'ın izniyle milletçe yıllardır yaptığımız fedakarlıkların boşa gitmediğini göreceğimiz bir döneme giriyoruz." "BUGÜNE KADAR EMEKLİMİZİ İHMAL ETMEDİK, SAHİPSİZ BIRAKMADIK" Cumhurbaşkanı Erdoğan, tüm dünyayı kasıp kavuran fırtınadan alınlarının akıyla çıkacaklarını belirterek, şöyle devam etti: "Türkiye'yi sadece ekonomide değil, askeri ve diplomatik olarak da çok farklı bir konuma taşıyacağız. Ben emeklilerimizden AK Parti'ye ve Cumhur İttifakı'na güvenmeye devam etmelerini özellikle rica ediyorum. Bugüne kadar emeklimizi ihmal etmedik. Onları sahipsiz bırakmadık. Bundan sonra da asla yalnız bırakmayacağız. Çünkü biz meydanlarda, 'emeklilerimize şunu vereceğiz', 'bunu yapacağız' diye söz verip, bugün işçisine maaş ödeyemeyenlere benzemeyiz. Biz seçim dönemlerinde halkçı ama göreve gelince rantçı olanlara da benzemeyiz. Bizim popülizmle de bukalemun siyasetiyle de işimiz olmaz. Bizim derdimiz var. Bizim ilkelerimiz, prensiplerimiz var. Bizim bu ülkeyle ilgili büyük hayallerimiz var. Türkiye Yüzyılı vizyonumuz var. Unutmayın bizim için menzil önce Mevla'nın sonra milletin takdirindedir. Rabb'im ömür verdikçe, Rabb'im sağlık, sıhhat verdikçe, hayalleri hedeflere, hedefleri gerçeklere dönüştürmek için aralıksız koşturacağız." "BU ÜLKENİN PIRIL PIRIL EVLATLARINI KARAMSARLIĞA SÜRÜKLEMEK İSTEYENLERE FIRSAT VERMEYECEĞİZ" AK Parti Grubu olarak, İttifak ortaklarıyla her alanda olduğu gibi Meclis çalışmalarında da öncü, örnek, lokomotif kadro olacaklarını ifade eden Erdoğan, "İstisnasız tüm milletvekillerimizden, komisyon ve Genel Kurul çalışmalarına katılım noktasında azami özeni göstermelerini bekliyorum." diye konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkede, bölgede ve dünya genelinde birbirinden önemli gelişmelere şahit oldukları iki haftayı daha geride bıraktıklarını söyledi. Suriye'den İran'a, Yemen'den Kuzey Avrupa'ya uzanan geniş bir alanda dikkatle takip etmeleri gereken olayların cereyan ettiğine dikkati çeken Erdoğan, bu konuda kapsamlı değerlendirmeye geçmeden önceki günlerde gençlere verdikleri iki müjdeyi hatırlatmak istediğini ifade etti. Bu müjdelerden ilkinin kredi ve burs oranlarında yaptıkları artışlar olduğunu anlatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "2002 yılında üniversite öğrencilerine ödenen burs ve kredi tutarı 45 liraydı. Bu ödemeler hem çok geç başlıyor hem de öğrenciye 3 ayda bir veriliyordu. Biz zaman içerisinde hem ödemeleri aydan aya yapmaya başladık hem de burs ve kredi miktarını sürekli iyileştirdik. Sadece geçen yıl, burs ve kredi desteği olarak üniversite öğrencilerimize 34 milyar 14 milyon lira ödeme yaptık. 2026 yılında kredi ve burslarda geçen seneye kıyasla yüzde 33 oranında artışa gittik. Böylece burs ve kredi rakamını lisans öğrencilerimizde 4 bin, yüksek lisans öğrencilerimizde 8 bin, doktora öğrencilerimizde 12 bin liraya yükselttik. Bir kez daha gençlerimize ve ailelerine hayırlı uğurlu olsun diyorum." Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir diğer müjdelerinin ise Gençliğin Üretim Çağı (GÜÇ) Programı olduğunu anımsattı. Gelecek 3 yılda 3 milyondan fazla genci istihdama kazandıracak 445 milyar liralık devasa bir kaynağı bu programa tahsis edeceklerini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti: "Böylece öğrencilerimizin erken yaşta nitelikli iş deneyimi kazanacağı, meslek liselerimizde okuyan gençlerimizin daha mezun olmadan güvenilir kanallarda iş hayatına yönlendirileceği, eğitim ve istihdam dışı gençlerimizin yeniden sisteme dahil edileceği, yeni mezunlarımızın ilk iş tecrübesinin risk olmaktan çıkacağı bir sistemi gençlerimizin istifadesine sunmuş olacağız. Bizim farkımız bu. Biz gençlerin yanında oluruz, onlara destek oluruz, hayat mücadelesinde gençlerimizin ellerinden tutarız. Ana muhalefet ve yoldaşları ise gençleri istismar eder, eylemlerde paravan olarak kullanır, işleri bitince de bir peçete gibi buruşturup bir tarafa atar. Bunu 27 Mayıs öncesinde rahmetli Menderes'e karşı yaptılar. Bunu 1970'lerde askeri müdahaleye ortam hazırlamak için yaptılar. Bunu 28 Şubat'ta gençlerimizi yasaklara mahkum ederek yaptılar. Bunu Gezi olaylarında gençleri kışkırtarak, gençleri kullanarak yaptılar. Bunu, en son belediyeleri ahtapot misali saran suç örgütünü adalete hesap vermekten kaçırmak için yaptılar. Yarın siyasi ikballeri uğruna yine gençleri kullanmaktan, şahsi kariyer basamaklarını gençlerin omuzuna basarak çıkmaktan emin olun hiç çekinmezler ama biz bunlara fırsat vermeyeceğiz. Bu ülkenin pırıl pırıl evlatlarını karamsarlığa, umutsuzluğa sürüklemek isteyenlere fırsat vermeyeceğiz. Hem yeni kredi ve burs miktarlarımızın hem de GÜÇ Programı'nın gençlere hayırlı olmasını temenni ediyorum." SURİYE'DEKİ GELİŞMELER Cumhurbaşkanı Erdoğan, komşu Suriye'nin 8 Aralık devriminin ardından ülkede birliği sağlamak adına yoğun bir mücadele verdiğini hatırlattı. "Suriye'nin kuzeyi ve doğusundaki toprakları işgal eden, adına SDG denilen yapı" ile geçen yıl 10 Mart'ta bir mutabakat imzalandığını belirten Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu: "Bu mutabakata göre, SDG silahlarını bırakacak ve işgal ettiği yerleri Suriye hükümetine teslim edecek, böylece ülkenin birliği, bütünlüğü temin edilmiş olacaktı. SDG, bu entegrasyon için belirlenen takvim içerisinde olumlu hiçbir adım atmadı. SDG adlı yapı, mutabakata uymadığı gibi işgal ettiği topraklarda sivillere baskı yapmayı, bu topraklar dışında da sivil ve askeri hedeflere saldırmayı sürdürdü. Mutabakatın uygulanmasına yönelik Aralık ayında SDG yöneticileri ile Şam hükümeti arasında yapılan müzakereler maalesef olumsuz sonuçlandı. Bunun da sebebi açık konuşmak gerekirse, SDG denilen yapının uzlaşmaz, ayak sürüyen, sürekli el yükselten, zamana oynayan tutumuydu. Biz bu süreçte ilgili kurumlarımız vasıtasıyla tüm taraflara gerekli telkinlerde bulunduk. Düğümün çözülmesi, böylece krizin sıcak çatışmaya dönüşmemesi için her türlü gayreti gösterdik. Başka aktörler de devreye girdi, 10 Mart Mutabakatı'nın uygulanması için gerekli tavsiyeleri yaptı. Ancak SDG denilen yapının maksimalist tavrında herhangi bir değişiklik olmadı." Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu arka plan temelinde Suriye ordusunun ocak ayının ikinci haftasında güvenlik kuvvetlerine yönelik saldırılar akabinde son derece haklı ve meşru biçimde önce Halep içindeki mahallelere, ardından Fırat'ın batısındaki topraklara operasyonlar düzenlediğini ifade etti. Son bir hafta içinde de Halep'teki mahallelerin yanı sıra Fırat'ın doğusundaki toprakların Suriye ordusu tarafından illegal silahlı unsurlardan temizlendiğini söyleyen Erdoğan, "Şunu bir kez daha hatırlatmak isterim: Türkiye olarak en başından itibaren toprak bütünlüğü korunmuş, siyasi birliği haiz, tek bir Suriye Devleti'nin varlığını en güçlü şekilde savunduk. Türkiye'nin güney sınırlarında ülkemizin güvenliğine tehdit oluşturacak ayrılıkçı bir yapıya rıza göstermeyeceğimizi de defalarca ilan ettik." dedi. "BAYRAĞIMIZA UZANAN O KİRLİ ELLERİ MUHAKKAK BULACAK, BUNUN HESABINI O HAİNLERDEN MUTLAKA SORACAĞIZ" Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bayrağımıza uzanan o kirli elleri muhakkak bulacak, bunun hesabını o hainlerden mutlaka soracağız. Milli Savunma ve Adalet bakanlıklarımız gerekil tahkikatları başlatmıştır. Soruşturmalar neticesinde ihmali veya kusuru olan kim varsa onlarla ilgili gereken yapılacaktır." dedi. Erdoğan, Suriye Devleti'nin ve Suriye Ordusu'nun tüm etnik kökenlerin, inançların, mezheplerin yan yana yaşadığı birleşik, tek bağımsız Suriye inşa etme mücadelesini, komşuları ve kardeşleri olarak yürekten desteklediklerini belirtti. Son haftalardaki başarılı operasyonlarından dolayı Suriye Hükümeti'ni, Suriye Ordusu'nu, Suriye halkını tebrik ettiğini kaydeden Erdoğan, şehit olanlara Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifa diledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: "Dün varılan ateşkes anlaşmasından büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Temennimiz daha fazla kan akmadan artık bu meselenin kalıcı biçimde çözülmesi, Suriye'nin kuzeyindeki belli alanlara sıkışmış terör örgütünün silah bırakması, tasfiye olması, daha fazla çatışmaya mahal verilmemesidir. Terör örgütünün sıkıştığı bölgelerde varlığını devam ettirebilmesi zaten mümkün değildir. Bu aşamadan sonra provokasyonlara başvurmanın, intihar anlamına geleceği çok çok açıktır. Terör örgütünün zorla silah altına aldığı çocuk yaştaki militanlarıyla, baskı ve şiddet uygulayarak sahaya sürdüğü sivil insanlarla dün Nusaybin-Kamışlı sınırında yaptığı gibi şanlı bayrağımıza alçakça saldırmak suretiyle burada bir netice alma imkanı kalmamıştır." Dün varılan anlaşmaya riayet edilerek silahları bırakmanın, meseleyi suhuletle çözmenin yegane çıkış yolu olduğuna dikkati çeken Erdoğan, "Bayrağımıza uzanan o kirli elleri muhakkak bulacak, bunun hesabını o hainlerden mutlaka soracağız. Milli Savunma ve Adalet bakanlıklarımız gerekil tahkikatları başlatmıştır. Soruşturmalar neticesinde ihmali veya kusuru olan kim varsa onlarla ilgili gereken yapılacaktır." ifadelerini kullandı. Suriye'de yaşananları yakından takip ettiklerini aktaran Erdoğan, Türkiye'ye yönelik mevcut risklerin bertaraf edilmesi, yeni tehditlerin engellenmesi, Suriye'de barışın ve istikrarın süratle sağlanması için hassas süreç yürüttüklerini vurguladı. "Suriye'deki Kürtler bizim öz ve öz kardeşlerimizdir." diyen Erdoğan, Suriye'deki Kürtlerin önceki zalim rejim altında ne tür baskılara maruz kaldığını, kardeşleri olarak en iyi kendilerinin bildiğini dile getirdi. Daha önceki rejim sürecinde Suriye'deki Kürtlerin varlıklarının tanınmadığını, vatandaş kabul edilmediklerini, kimlik dahi verilmediğini, ana dilleriyle konuşmalarına, kültür ve gelenekleriyle yaşamalarına müsaade edilmediğini anlatan Erdoğan, Başbakanlığı döneminden itibaren yaptığı tüm görüşmelerde bu adaletsizlikleri dile getirdiğini belirtti. Suriye'deki Kürtlerin haklarını ısrarlı şekilde gündeme taşıdığını vurgulayan Erdoğan, "Kürtlere temel haklarının teslim edilmesi gerektiğini her fırsatta vurguladık. Kimse bunları ağzına dahi almazken, Suriye'deki Kürtlerin hakkını kimse konuşmazken biz bunları açık açık muhataplarımıza ifade ettik." dedi. "TERÖR ÖRGÜTÜ, KANI, ÇATIŞMAYI, ÖLMEYİ VE ÖLDÜRMEYİ TERCİH ETMİŞTİR" Görünenden, bilinenden çok daha fazlasını yaptıklarını dile getiren Erdoğan, eski rejimle ipler kopmadan önce gerçekleştirilen tüm görüşmelerde Suriyeli Kürtlerin haklarının gündemlerinin ilk sırasında olmaya devam ettiğini aktardı. Erdoğan, bu meseleye asla çıkar odaklı değil, her zaman insani pencereden, kardeşlik zaviyesinden baktıklarının altını çizdi. Suriye konusunda yapılanların anlatıldığı video gösteriminin ardından konuşmasına devam eden Erdoğan, ilk günden beri Suriye'ye belirttikleri nazarla yaklaştıklarını, Suriye halkının haklı mücadelesinin yanında olduklarını, en zor günlerinde Suriyelilere kucak açtıklarını, "ensar" bilinciyle Suriyeli muhacirlere kol kanat gerdiklerini söyledi. Erdoğan, Suriye'de iç savaşın başlamasının ardından Kürtlerin terör örgütünün baskısına maruz kaldığına işaret etti. Suriye'deki Kürt çocuklarının ve Kürt gençlerinin, terör örgütünün heva ve hevesi uğruna çatışmalara sürüldüğünü, ellerine silah tutuşturulup ölüme gönderildiğini anlatan Erdoğan, bu gençlerin canlarını yitirdiğini belirtti. Kürt halkına, inançlarına uymayan örf, adet, geleneklerine uyamayan yaşam tarzı dayatıldığını ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti: "Yine bu süreçte DEAŞ'lı caniler, Suriye muhalefetinin yanı sıra Kürt kardeşlerimizi hedef aldı, onları da katletti. Şurası da önemlidir, yeni Suriye Hükümeti devrimden sonra ülkedeki diğer tüm dini ve etnik gruplar gibi Suriyeli Kürtlere de kucak açmış, samimi bir entegrasyon için çok yapıcı tavır almıştır. Suriye Devlet Başkanı Sayın Ahmed Şara, yayımladığı kararnamelerle Suriye'deki Kürtlerin var olma haklarını, dil ve kültürlerini yaşatma haklarını, Suriye yönetimine katılma haklarını teslim etmiştir. 16 Ocak'ta açıklanan deklerasyon, Suriye'deki Kürt kardeşlerimizin, Suriye Devleti'ne eşit ve adil katılımını esas alan tarihi nitelikte bir irade beyanıdır. Tüm bu olumlu adımlara, olumlu yaklaşımlara rağmen terör örgütü, Kürtlerin refahı ve huzuru yerine maalesef kanı, çatışmayı, ölmeyi ve öldürmeyi tercih etmiştir. Masum Kürt çocuklarının kanı üzerinden kendi ikbalini korumak, buna yönelik çıkar odaklı bir istikameti seçmiştir. Biz her zaman şunu ifade ettik, bizim hiçbir ülkenin topraklarında gözümüz yok. Hiçbir ülkenin iç işlerine karışmayız ama ülkemizin çıkarlarına halel gelmesine de izin vermeyiz." "TERÖR ÖRGÜTÜ AYRIDIR, BENİM KÜRT KARDEŞLERİM AYRIDIR" "Terör örgütü ayrıdır, benim Kürt kardeşlerim ayrıdır. Kimse, ister burada, ister orada olsun benim Kürt kardeşimin iradesini ipotek altına alamaz. Tam entegrasyonun sağlanmasıyla orada da yeni bir dönem başlayacak. Suriye'nin istikrara kavuşması en çok Suriye Kürtlerini rahatlatacak" "Türkiye Cumhuriyeti buradayken, bu devlet hamdolsun dimdik ayaktayken kimsenin başka hami aramasına, başka dostlar, ortaklar peşinde koşmasına gerek yoktur" "AK Parti varsa Cumhur İttifakı güçlüyse biz evelallah Kürt kardeşlerimize haksızlık yapılmasına, onların zarar görmesine asla izin vermeyiz. Türkler, Kürtler, Araplar tarihte olduğu gibi birleşerek bölgemizin sorunlarını birlikte çözecektir. Bizim tek ve ortak bir şemsiyemiz, İslam kardeşliğidir. İçeriden ve dışarıdan körüklenen hiçbir fitne girişimine prim vermeden, hiçbir tahrike kapılmadan soğukkanlılığımızı daima muhafaza edeceğiz" "Küresel, bölgesel gelişmeler bağlamında kritik günler yaşıyoruz. Küçük bir hatanın, dikkatsizliğin ciddi sonuçlar doğuracağı adeta bir Sırat'tan geçiyoruz. Bu hassas günlerde herkesi, siyasetçileri ve basın mensuplarını sorumlu davranmaya davet ediyorum. Sosyal medyadaki nefret iklimine herkes dikkat etmeli" TRUMP İLE GÖRÜŞME Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sayın Trump'la verimli bir telefon görüşmesi gerçekleştirdik. DEAŞ'la ortak mücadele dahil Suriye'nin güvenliğine katkı yapacak birçok konuyu istişare ettik." dedi.

AK Parti Mersin İl Başkanı Adem Aldemir, AA’nın “Yılın Kareleri” oylamasına katıldı Haber

AK Parti Mersin İl Başkanı Adem Aldemir, AA’nın “Yılın Kareleri” oylamasına katıldı

AK Parti Mersin İl Başkanı Adem Aldemir Anadolu Ajansının (AA) gözünden 2025'e damga vuran olaylara ait fotoğrafların yer aldığı "Yılın Kareleri" oylamasına katıldı. Aldemir lifebox ile AJet ve ROKETSAN sponsorluğunda düzenlenen yarışmada AA foto muhabirleri ve muhabirlerinin 2025 yılında Türkiye ile dünya gündeminde yankı bulan toplam 6 kategorideki 112 fotoğrafını tek tek inceledi. GAZZE VE PORTRE KATEGORİSİNDE DUYGUSAL TERCİHLER Başkan Aldemir "Gazze: Açlık" kategorisinde Ali Jadallah'ın "Gazze'de açlıkla mücadele eden Filistinlilere, yemek dağıtıldı" ve "Portre" kategorisinde Mahmoud Abu Hamda'nın "Annesinin biriciği" fotoğraflarını seçti. Oylamasına devam eden Aldemir "Haber" kategorisinde ise Mustafa Hatipoğlu'nun "Göklerin fatihi" fotoğrafına oy verdi. Diğer kategorileri de titizlikle inceleyen Adem Aldemir "Spor" kategorisinde Bünyamin Çelik'in "Statların dili" adlı eserini seçerken "Doğal Yaşam ve Çevre" kategorisinde Mustafa Kılıç'ın "Sürü" adlı fotoğrafını beğendi. "Günlük hayat" kategorisinde ise tercihini Mahmoud Abu Hamda'nın "Umut" karelerinden yana kullandı. "HAKKIN VE HUKUKUN YERLER ALTINA ALINDIĞI BİR DÜZEN" AK Parti Mersin İl Başkanı Adem Aldemir "Yılın Kareleri" oylamasında yer alan fotoğrafların çok güzel olduğunu söyledi. Fotoğrafları oylarken zorlandığını belirten Aldemir duygularını şu sözlerle dile getirdi; "Filistin'de yaşanan bu süreç, katliam ve zulüm hepimizin yüreğini dağlıyor. Hepimizin kalbi Gazze için atıyor. Hakkın, hukukun, vicdanın yerler altına alındığı bir dünya düzeniyle karşı karşıyız. Böyle çalışma yaptığınızdan dolayı sizlere teşekkür etmek istiyorum. Oradaki kareleri, masum Filistinli çocukları gördükçe yüreğimiz burkuluyor. Onların yanındayız, her daim yanlarında olmaya devam edeceğiz. Bu bir dava. Onlar bizim kardeşlerimiz." OYLAMA 15 ŞUBAT'A KADAR SÜRECEK AA'nın 2012 yılından bu yana düzenlediği yarışmada bu yıl "Haber" ile "Doğal Yaşam ve Çevre" ve "Spor" ve "Günlük Hayat" olmak üzere 4 ana kategorinin yanı sıra "Gazze: Açlık" ve "Portre" başlıklı 2 özel kategori de yer alıyor. Türkçe ve İngilizce alt yazıyla dünya genelinde yapılan oylamaya katılanlar istedikleri sayıda fotoğrafa oy verebiliyor. Oylamanın "yilinkareleri.aa.com.tr" internet sitesinden 15 Şubat Pazar saat 17.00'ye kadar devam edeceği bildirildi.

Ömer Çelik: Bu bir Arap-Kürt çatışması değil Haber

Ömer Çelik: Bu bir Arap-Kürt çatışması değil

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına ilişkin parti genel merkezinde açıklamalarda bulundu. Dış politikada çok yoğun gelişmelerin olduğu bir dönemden geçildiğini söyleyen Çelik, "İsrail’in işgalci, yayılmacı ve kaos çıkartan siyaseti maalesef bölgeyi tehlikeye attığı gibi yakın bölgemizin uzağına da ulaşan bir sonuç doğuracak şekilde en son ‘Somaliland’in tanınması’ şeklinde kendisini gösterdi. Somali'nin bir parçası olan Somaliland'in İsrail tarafından tanınmasının bir takım başka siyasetlerin ipucu olduğunu, ön gelişmesi olduğunu görüyoruz. Özellikle deniz ticareti açısından oradaki bölgenin kontrol edilmesi açısından Yemen’deki gelişmelerle birlikte okuduğumuzda daha karanlık birtakım siyasetlerin takip edildiğini görüyoruz. Buna bütün dünya etkili bir şekilde karşılık vermelidir" ifadelerini kullandı. "DIŞARIDAN YAPILAN MÜDAHALELERLE DEĞİL, İRAN’IN KENDİ ÖZ DİNAMİKLERİYLE ÇÖZÜLMESİ GEREKEN MESELELERDİR" Türkiye’nin komşusu İran’da kaosun olmasını arzu etmediklerini dile getiren Çelik, "İran toplumunda ve devlet hayatında bazı sorunlar olduğunu da yok saymıyoruz. Bu sorunların çözülmesi İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın da ifade ettiği gibi İran toplumunun kendi milli iradesi ile gerçekleşmelidir. Dışarıdan yapılacak müdahalelerin daha kötü sonuçlar doğuracağını, özellikle İsrail’in kışkırtmasıyla ortaya çıkacak birtakım müdahalelerin daha büyük krizlere yol açacağını ön görüyoruz. İran’da istikrarın önemini vurguluyoruz. Dışarıdan yapılan müdahalelerle değil, İran’ın kendi öz dinamikleriyle çözülmesi gereken meselelerdir. Şu anda İsrailli yetkililerin İran’a dönük sözlerine baktığımızda bütün bölgede daha büyük sıkıntılar oluşturacak vahşi tutum içerisine girdiklerini görüyoruz" dedi. "VENEZUELA HALKININ BARIŞ İÇİNDE MUTLU BİR GELECEĞE SAHİP OLMASI İÇİN TÜRKİYE HER ZAMAN YANLARINDADIR" Venezuela’daki müdahalenin oluşturduğu etkilerin devam ettiğini kaydeden Çelik, "Biz her zaman Venezuela halkının yanındayız. Her zaman dış müdahaleler olumsuz sonuçlar doğuruyor. Aynı şekilde bundan sonrasında Latin Amerika’nın başka ülkelerini de etkileyen açıklamaların yapılması son derece olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Bu ülkelerin bağımsızlığına, egemenliğine, iç barışına ve istikrarına dönük adımların atılmaması gerektiğini net bir şekilde ifade ediyoruz. Venezuela halkıyla dayanışmamızı bir kez daha buradan ifade etmiş olalım. Venezuela halkının barış içinde mutlu bir geleceğe sahip olması için Türkiye her zaman yanlarındadır" diye konuştu. "SURİYE HÜKÜMETİ TAVRINI ORTAYA KOYDU" SDG terör örgütünün 10 Mart mutabakatına uyması gerektiğini ve bir ülkede iki ordunun olmayacağını ifade ettiklerini hatırlatan Çelik, "Şimdi sivil yerleşim alanlarına saldırdılar, konutlara saldırdılar ve pek çok kamu kurumuna saldırarak sıkıntılı bir tablo ortaya çıkardılar. Suriye hükümeti tavrını ortaya koydu. Bundan sonrasının istikrarla sonuçlanması gerektiği en önemli temennimizdir" ifadelerini kullandı. "SDG SOYKIRIMCI SİYASET ODAKLARI TARAFINDAN CESARETLENDİRİLMEKTEDİR" SDG'nin Suriye'de ortaya koyduğu tutumu 'Terörsüz Türkiye' ve terörsüz bölge hedefini sabote etmeye dönük bir girişim olarak niteleyen Çelik, "Bu sabotaj sonuçsuz kalmıştır. Bütün bu gelişmeler hedeflerin ne kadar kıymetli olduğunu net bir şekilde göstermiştir. SDG’nin kendisini Suriye kürtlerinin hakkını savunuyor gibi göstermesinin hiçbir geçerliliği yoktur. Suriye kürtlerinin bir terör örgütüne indirgenmesi onlara yapılacak en büyük haksızlıktır. Suriye kürtleri, Suriye’nin eşit ve ayrılmaz parçasıdır. Suriye’nin geleceğinde de güçlü bir yere sahip olması en büyük arzumuzdur. Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması, Suriye’nin egemenliğinin korunması bizim açımızdan hassas konulardır. 10 Mart mutabakatına uymaları halinde hiçbir sorun kalmayacaktır. 10 aydır SDG’nin çeşitli müzakere alanlarından kaçtığını, sürece karşı tutum sergilediğini görüyoruz" ifadelerine yer verdi. "BU BİR ARAP-KÜRT ÇATIŞMASI DEĞİL" Çelik, 10 ay boyunca SDG’nin herhangi bir şekilde olumlu yaklaştığı tek bir konunun olmadığına dikkati çekerek, "SDG’nin birtakım odaklar tarafından cesaretlendirilerek saldırılar düzenlemesi sebebiyle Kürt kardeşlerimizin güvenliğinin riske atıldığını net bir şekilde görüyoruz. Bu bir Arap-Kürt çatışması değil. Birtakım terör örgütü odakları bunu bir Arap-Kürt çatışması gibi sunuyor. Bu çok tehlikeli bir yaklaşım" açıklamasında bulundu. "BATI ŞERİA’DA VE DOĞU KUDÜS’TE İSRAİL’İN SALDIRGAN FAALİYETLERİ DEVAM ETMEKTEDİR" Yapılan ateşkes anlaşmasından sonra İsrail’in sarı hattı Gazze içerisinde yeni bir sınır haline getirmeye çalıştığını aktaran Çelik, "Bu son derece yanlış bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım, Gazze’nin işgalinin meşrulaştırılmaya çalışılmasıdır. Bu söz konusu olamaz. Batı Şeria’da ve Doğu Kudüs’te İsrail’in saldırgan faaliyetleri devam etmektedir. Bu çerçevede uluslararası toplumun daha net ve güçlü mesajlar vermesinde fayda vardır" ifadelerine yer verdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başta Gazze olmak üzere dış politikaya ilişkin yoğun bir temas trafiği olduğunu söyleyen Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye’de meydana gelen olayların ardından Suriye Cumhurbaşkanı Şara ile kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdiğini belirtti. Çelik, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını cevapladı. "SURİYE İÇERİSİNDE KÜRT KARDEŞİMİZE, ALEVİ, Şİİ KARDEŞİMİZE KÖTÜ GÖZLE BAKILMASININ KARŞISINDA ÖNCE BİZ DURURUZ" Bir gazetecinin Suriye’de Arap-Kürt çatışmasının kışkırtılmaya çalışılıp çalışılmadığını sorması üzerine Çelik, "Suriye’de terör örgütü sözcüleri, gerek Avrupa’dan, gerek Suriye’den, gerek Kandil’den konuşanlar, 'Suriye’de bir Arap-Kürt çatışması tetiklendi' şeklinde sözler söylüyorlar. Orada aslında Arap-Kürt çatışması söz konusu değil ama bunu tetiklemeye çalışan bir odak varsa bunun SDG olduğu net bir şekilde görülüyor. Suriye içerisinde Kürt kardeşimize, Alevi, Şii kardeşimize kötü gözle bakılmasının karşısında önce biz dururuz. Suriye hükümeti ile de bu konuda mutabıkız. Bu hassasiyetler Türkiye tarafından iletiliyor. Dolayısıyla burada herhangi bir Dürzi kardeşimize, Alevi, Şii kardeşimize kötü gözle bakanın karşısında en önde Türkiye Cumhuriyeti durur. Kendisine Kürt’ün, Dürzi’nin ya da Alevi’nin, Şii’nin temsilcisiyim diyenlerin aslında Kürt’le, Dürzi ile, Alevi ve Şii ile bir alakası yok. Onlar terör faaliyetleri yapmaya çalışıyorlar. Bu faaliyetler neticesinde kendilerine müdahale edildiği zaman sanki bir mezhep grubuna müdahale edilmiş gibi bunu sunmaya çalışıyorlar" cevabını verdi. "BİR PARTİ GENEL BAŞKANININ KENDİ PARTİSİNİ BAAS REJİMİ İLE AYNE YERE KOYMASI ÇOK YANLIŞTIR" CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Baas rejiminin çökmesinin ardından CHP ve DEM Parti’nin bölgenin seküler iki partisi olduğu yönündeki ifadelerinin sorulması üzerine Çelik, "Özel’in bu açıklamasını son 10 yılda yapılmış en vahim açıklama olarak değerlendiriyorum. Bir parti genel başkanının kendi partisini Baas rejimi ile mukayese ederek aynı yere koyması gibi yaklaşımının çok yanlış, sıkıntılı olduğunu ve CHP’ye gönül vermiş vatandaşlarımıza da büyük haksızlık olarak değerlendiriyorum" dedi. "ÖZGÜR ÖZEL ARTIK KENDİNCE BİR TÜR FALCILIĞA BAŞLAMIŞ" Özel’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yağmur yağmasın diye dua ettiğine yönelik ifadelerinin sorulması üzerine ise Çelik, şu cevabı verdi: "Özgür Özel artık kendince bir tür falcılığa başlamış. Bilmediği konularda konuşuyor. Kendi belediyelerinin beceriksizliğini örtme bakımından söylemeyeceği yalan olmadığını, burada da bir sınır tanımadığını gösteriyor. Cumhurbaşkanımızın açık bir şekilde milletimize hitap ederken yaptığı dualar her zaman milletimizin, bölgemizin hayrı içindir." "BAŞTAN BERİ AB’NİN, YUNANİSTAN’IN VE GÜNEY KIBRIS’IN ESİRİ OLMASININ AB’Yİ NE KADAR KÜÇÜK BİR ALANA HAPSETTİĞİNİ SÖYLEDİK" AB dönem başkanlığının Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne geçmesinin sorulması üzerine Çelik, "Biz baştan beri AB’nin, Yunanistan’ın ve Güney Kıbrıs’ın esiri olmasının AB’yi ne kadar küçük bir alana hapsettiğini ve AB’nin küresel bir güç olmaktan bu şekilde çıktığını söyledik. Bugün gelinen noktada AB, Grönland tartışmalarına, Ukrayna-Rusya çerçevesinde çıkan tartışmalarına, güvenlik garantileri tartışmalarına ve NATO çerçevesindeki tartışmalarına bakıldığında Türkiye’nin ‘AB bu şekilde küresel güç olamaz’ tezinin ispatlandığı dönemden geçiyoruz. Bu vizyonsuzluk esasında Türkiye’ye dönük genişleme perspektifinin durdurulmasıyla başladı ama ondan öncesinde Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın marjinal tezlerinin AB tezi olarak sunulmasından dolayı ortaya çıktı. Güney Kıbrıs yönetimi görevi devralma sırasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne dönük olarak ‘işgal’, ‘ilhak’ ve ‘bölünme’ gibi ifadeler kullanıyor. Bunların hepsi gayrimeşru ifadelerdir. Buradaki esas ilhak 1963’te Rum kesiminin anayasayı ve Kıbrıs Türkünün haklarını gasp ederek ortaya koyduğu işgal ve ilhaktır" ifadelerini kullandı. DEM Parti heyetinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmek için bir talebinin olup olmadığının sorulması üzerine Çelik, "Şu anda kesinleşmiş bir takvim yok" dedi.

Milyonlarca emeklinin gözü meclis'te! Tarih belli oldu: En düşük maaş 20 bin lira oluyor Haber

Milyonlarca emeklinin gözü meclis'te! Tarih belli oldu: En düşük maaş 20 bin lira oluyor

Türkiye genelinde milyonlarca vatandaşı ilgilendiren emekli maaşı zammı konusunda beklenen adım atıldı. TBMM AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler 9 Ocak tarihinde yaptığı açıklamada emeklilerin yüzünü güldürecek rakamı duyurdu. TBMM Başkanlığı'na sunulan yeni kanun teklifi ile birlikte en düşük emekli aylığının artırılması hedefleniyor. EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI NE KADAR OLACAK? Güler yaptığı basın açıklamasında sosyal devlet vurgusu yaparak yeni maaş tutarını net bir dille ifade etti. Abdullah Güler açıklamasında "Sosyal devlet ülkesinin bir gereği olarak 2026 yılı ocak döneminden itibaren en düşük emekli maaşı ödemesi 20 bin lira olarak uygulanacaktır" ifadelerini kullandı. Bu açıklamayla birlikte en düşük emekli aylığının 20 bin TL seviyesine çekilmesi kesinleşmiş oldu. GÖZLER 15 OCAK TARİHİNDE Emeklilerin zamlı maaşlarına kavuşabilmesi için yasal sürecin tamamlanması gerekiyor. Bu kapsamda hazırlanan ve en düşük emekli aylığını 20 bin liraya yükselten düzenlemeyi de içeren kanun teklifi 15 Ocak Perşembe günü TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda görüşülecek. Komisyondaki görüşmelerin ardından teklifin hızla yasalaşması bekleniyor. DÜZENLEMENİN İÇERİĞİNDE NELER VAR? Meclis'e sunulan paket sadece emekli maaşlarıyla sınırlı kalmıyor. Abdullah Güler TBMM Başkanlığı'na sunulan paketin kapsamını anlatırken 31 madde içeren Tapu Kanunuyla Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile emekli aylıklarına ilişkin hükümlerin pakette yer aldığını aktardı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.