#ayrımcılık

İLKHABER-Gazetesi - ayrımcılık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, ayrımcılık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Erkek müşterilere yönelik otel rezervasyonu reddine 'ayrımcılık' cezası Haber

Erkek müşterilere yönelik otel rezervasyonu reddine 'ayrımcılık' cezası

Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) kararına göre, bir vatandaşın geçen yıl 12-18 Ekim'de 3 erkek olarak Antalya'daki otelde konaklama talebi, erkek konaklama kabul edilmediği belirtilerek reddedildi. Vatandaşın olaya ilişkin TİHEK'e başvuruda bulunması üzerine inceleme yapıldı. İnceleme kapsamında, muhatap tarafından yapılan savunmada, iddiaların gerçeği yansıtmadığı ve otelde erkek müşterilerin konaklama yaptığı belirtildi. Ayrıca, otelin erkek konaklamalarını tercih etmeme hakkına sahip olduğu öne sürüldü. Savunmada, konaklamayı kabul etmeyen personelin eski şirket çalışanı olduğu ve işten ayrılmadan önce şirkete zarar vermek amacıyla çeşitli davranışlarda bulunduğu da iddia edildi. TİHEK tarafından yapılan incelemede, şirket tarafından gönderilen belgelerde, çok sayıda erkek müşteriye farklı tarihlerde otelde konaklama hizmetinin sunulduğu ancak başvuranın talebinin "bay konaklama kabul edemiyoruz" denilerek reddedildiği görüldü. Talebi reddeden personelin işten ayrılmadan önce şirkete zarar vermeyi amaçladığı iddialarının somut bir dayanaktan yoksun olduğunu değerlendiren Kurul, başvurana konaklama hizmeti verilmemesine ilişkin objektif ve makul bir nedenin bulunmadığı vurguladı. Bu kapsamda TİHEK, ayrımcılık yasağının cinsiyet temeline dayalı olarak ihlal edildiği gerekçesiyle otel hakkında 150 bin lira idari para cezası uygulanmasına hükmetti. KARARIN GEREKÇESİNDEN TİHEK'in kararında, 6701 sayılı Kanun'un "Eşitlik ilkesi ve ayrımcılık yasağı" başlıklı 3. maddesinde, "Herkes, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanmada eşittir. Bu kanun kapsamında cinsiyet, ırk, renk, dil, din, inanç, mezhep, felsefi ve siyasi görüş, etnik köken, servet, doğum, medeni hal, sağlık durumu, engellilik ve yaş temellerine dayalı ayrımcılık yasaktır." ifadelerinin yer aldığı anımsatıldı. Gerekçede, söz konusu otelin başvurana, aynı durumdakilere kıyasla farklı muamelede bulunduğu, söz konusu farklı muameleye temel oluşturacak makul, ölçülü ve orantılı bir neden sunamadığı, başvuranın cinsiyeti nedeniyle konaklama hizmetinden mahrum bırakıldığı vurgulandı. Bu kapsamda, başvuranın hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden karşılaştırılabilir durumdakilere kıyasla eşit şekilde yararlanması engellenerek, 6701 sayılı Kanun'un 3. maddesi kapsamında düzenlenen ayrımcılık yasağının cinsiyet temeline dayalı olarak ihlal edildiği belirtildi.

İşyerinde ayrım yapan yandı: İşverenlere 4 aylık ücret kadar tazminat şoku! Haber

İşyerinde ayrım yapan yandı: İşverenlere 4 aylık ücret kadar tazminat şoku!

İş hukukunda ayrımcılık yasağı ve eşit davranma borcu, uygulamada sıkça tartışılan başlıklar arasında yer alıyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. İştar Urhanoğlu, ayrımcılık tazminatının kapsamını ve hangi durumlarda gündeme geldiğini anlattı. Prof. Dr. İştar Urhanoğlu, iş hukukunda eşitlik ilkesinin mutlak değil, nispi bir ilke olduğuna dikkat çekerek, bu yükümlülüğün aynı veya benzer durumda bulunan işçiler için geçerli olduğunu belirtti. İşverenin, işin niteliği, uzmanlık, öğrenim ve kıdem gibi objektif nedenlerle farklı uygulamalara gidebileceğini ifade eden Urhanoğlu, buna karşılık ırk, etnik köken, cinsiyet, din ve mezhep gibi nedenlerle ayrım yapılmasının kesin biçimde yasak olduğunu vurguladı. Hamile kadın işçiler, çocuklar ve gençler için getirilen koruyucu düzenlemelerin eşit davranma borcuna aykırılık oluşturmadığını belirten Urhanoğlu, bu farklılıkların yasal zorunluluklardan kaynaklandığını hatırlattı. Ayrımcılık tazminatının, işverenin eşit davranma yükümlülüğünü ihlal etmesi halinde gündeme gelen özel bir tazminat türü olduğunu ifade eden Urhanoğlu, “Bu tazminat işçinin dört aya kadar ücreti tutarındadır. Hakim, olayın özelliğine göre ayrımcılığın ağırlığını, işçinin işyerindeki konumunu ve kıdemini dikkate alarak miktarı belirler” dedi. Urhanoğlu, ayrımcılığa örnek olarak şu uygulamaları sıraladı: Kadın işçinin hamileliği nedeniyle işten çıkarılması Aynı işi yapan sendika üyesi işçilere daha düşük ücret verilmesi Belirli süreli işçilerin, objektif neden olmaksızın sosyal haklardan yararlandırılmaması Aynı kıdem ve pozisyondaki işçilerden yalnızca bir grubun terfi ettirilmesi İşe alımda “erkek aday tercih edilir” şeklindeki ilan ve uygulamalar Ayrımcılığa uğrayan işçinin, tazminatın yanı sıra yoksun kaldığı ikramiye, sosyal yardım ve zam gibi haklarını da talep edebileceğini belirten Urhanoğlu, sendikal nedenli ayrımcılıkta ise sendikal tazminatın gündeme geldiğini, bu durumda ayrımcılık tazminatıyla birlikte talep edilemeyeceğini ifade etti. Mevcut düzenlemenin teorik olarak koruyucu olduğunu ancak uygulamada yeterince caydırıcı olmadığını savunan Urhanoğlu, dört aylık ücret sınırının özellikle büyük işverenler açısından yetersiz kaldığını dile getirdi. Urhanoğlu, daha etkili bir koruma için alt sınır getirilmesi, üst sınırın artırılması ve manevi tazminatın da değerlendirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Kuzey Makedonya Türkleri, kamu kurumlarında "nüfus oranına göre istihdam" hakkından yararlanamıyor Haber

Kuzey Makedonya Türkleri, kamu kurumlarında "nüfus oranına göre istihdam" hakkından yararlanamıyor

İSTANBUL (AA) - HALİL İBRAHİM MEDET - Makedon, Arnavut, Türk, Roman ve Sırp gibi farklı etnik grupların yaşadığı Kuzey Makedonya'da Türkler, 13 Ağustos 2001'de imzalanan Ohri Çerçeve Anlaşması'nın (OÇA) sağladığı nüfus oranına göre kamu kurumlarında istihdam hakkından yararlanamıyor. Kuzey Makedonya Türklerinin tarihi üzerine çalışmalar yapan EKAY Vakfı Başkanı ve Yeni Balkan Gazetesi Genel Yayın yönetmeni Mürteza Sulooca, AA muhabirine, yerel yönetim ve kamu kurumlarında Türklere ayrılan kadrolara daha büyük etnik grup olan Makedon ve Arnavutların yerleştirilmesini değerlendirdi. Sulooca, yaklaşık 20 yıllık aranın ardından 2021'de yapılan nüfus sayımlarında Kuzey Makedonya nüfusunun yaklaşık yüzde 4'ünün Türk olduğunun tespit edildiği belirterek, her kurumda yasalar çerçevesinde farklı etnik gruplardan çalışacak kişi sayısının belli olmasına karşın Türklerin kendilerine ayrılan istihdam hakkından farklı nedenlerle yararlanamadığını söyledi. Makedonların ve Arnavutların "Türk olduklarını" beyan ederek Türkler için açılan ilanlara başvurduğunu belirten Sulooca, ""İşe alımlarda iki büyük sıkıntı çıkıyor. Birincisi, Türklerin yerine Makedon ve Arnavutlar Türk olduklarına dair beyanat yaparak rahatlıkla Türklerin yerine işe girebiliyor. İkincisi, Türkler için en düşük maaşlı ve vasıfsız pozisyonlar için iş ilanı veriliyor." dedi. Sulooca, 2021 Nüfus Sayımı verilerine göre Kuzey Makedonya'da 1 milyon 836 bin 713 kişinin yaşadığını kaydederek, bunun 1 milyon 73 bin 299'unun Makedon, 446 bin 245'inin Arnavut, 70 bin 961'inin Türk (yüzde 3,86), 46 bin 433'ünün Roman, 23 bin 847'sinin Sırp, 16 bin 42'sinin Boşnak, 8 bin 714'ünün Ulah, 3 bin 504'ünün ise Bulgar olduğunun tespit edildiğini aktardı. Makedon ve Arnavutların, Türkler için açılan kadrolara yerleşmek için Türk olduklarını söylemelerinin, Türklerin gerçek nüfusunu tespit etmeyi zorlaştırdığına dikkati çeken Sulooca, nüfus oranına göre istihdamı sağlayacak mekanizmaların "iyi niyete dayalı" olmasının konuyu istismara açık hale getirdiğini ifade etti. - "Ayrımcılık ve kötü niyet toplumsal huzuru bozuyor" Sulooca, Kuzey Makedonya'da 2021 verilerine göre 1346 kamu kurumu bulunduğunu ve bu kurumlarda 132 bin 88 kişi çalıştığını aktararak, tüm kamu çalışanlarının yalnızca 2 bin 203'ünün Türk olduğunu ve 2020'de yüzde 2,2 olan Türk istihdam oranının 2021'de yüzde 1,95'e düştüğünü bildirdi. Kötü niyetli kişilerin kanunlardaki açıklardan yararlanmak için çeşitli yöntemler kullandığını dile getiren Sulooca, "Kişinin mensubu olduğu milleti belli eden resmi bir belge olmadığı için beyanatla Türkler için açılan kadroya başvuruyorlar ve yerleştiriliyorlar. Bir de Türkler için açılan ilanlara Makedon veya Arnavutların yerleştirilmesi için 'Başvuru yapılmadı' deniliyor." diye konuştu. Mürteza Sulooca, eğitim dili Türkçe olan okullarda da Türklerin yerine farklı milletlerden kişilerin kadroya alındığına işaret ederek, Doğu Makedonya'nın Radoviç kasabasında görev yapan Türk İngilizce öğretmeninin yerine geçen yıl Makedon bir kişinin Türkçe biliyor gibi gösterilerek işe alındığını anlattı. Şikayetler üzerine Kuzey Makedonya Ayrımcılığı Önleme ve Ayrımcılıktan Koruma Komisyonunun iş ilanını yenilediğini ancak işe aynı kişinin alındığını belirten Sulooca, söz konusu haksız uygulamalar mevzuat çerçevesinde yapıldığı için sürece müdahil olmanın çok zor olduğuna vurgu yaptı. - "Türk köylerindeki altyapı sıkıntısı insanlarımızı göçe zorluyor" Makedonya'da yasalar çerçevesinde farklı dillerin kullanımı, temsil gibi bazı hakların tanımlanması için yerelde veya genelde yüzde 20'lik baraj uygulandığını anımsatan Sulooca, şöyle devam etti: "Nüfus oranına göre ülkede Makedoncanın yanı sıra Arnavutça da resmi dil kabul ediliyor. Yerel çapta ise Türkler, Sırplar, Romanlar, Boşnaklar gibi milletlerin çoğunluk olduğu yerlerde dillerin buna göre tayin edilmesi gerekiyor. Türkçe birçok yerde resmi dil olmasına rağmen uygulamada kullanılmıyor. Bazı belediyelerde iki, bazılarındaysa üçüncü dil olması gereken Türkçeyi kabul etmemekte ısrar edenler var. Türkler son sayımına göre Vasilevo Belediyesi'nde yüzde 20'nin üzerinde nüfusa sahip oldukları için dilleri resmi olması gerekse de Belediye Başkanı ve ona bağlı birimler bunu uygulamamakta ısrar ediyor." Türklerin Kuzey Makedonya'nın farklı bölgelerine yayılmış dağınık nüfusa sahip olmasının bazı dezavantajları olduğunu ve Türk köylerinin ulaşım ve altyapı sıkıntılarına çözüm getirilmediğini kaydeden Sulooca, sözlerini şöyle tamamladı: "Bölgede son yıllarda Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) çalışmaları neticesinde yenilenmeyen köy okulu neredeyse kalmadı. Buna rağmen hala bazı yerlerde suya ulaşımla ilgili sıkıntı çeken köyler ve köy okulları var. Ayrımcılığı Önleme Komisyonuna gerekli başvurular yapıldı. Çözülüp çözülemeyeceğini göreceğiz. Altyapı ile ilgili sıkıntılar oradaki ekonomik ve sosyal hayatı zora sokuyor. Bunun neticesinde insanlar ana vatan Türkiye'ye veya köylerden şehirlere göç etmek zorunda kalıyor. Alışıla gelen işlerden farklı işler yapmak veya göç ederek yeni hayat kurmak insanımızı maddi ve manevi açıdan zora sokuyor."

Sağlık çalışanlarının obezitelilere ön yargılı yaklaşımı tedavi süreçlerini olumsuz etkiliyor Haber

Sağlık çalışanlarının obezitelilere ön yargılı yaklaşımı tedavi süreçlerini olumsuz etkiliyor

İSTANBUL (AA) - HALİL İBRAHİM MEDET - Uzmanlar, bazı hekim ve sağlık çalışanların obeziteli bireylere karşı ayrımcı yaklaşımlarının bu kişilerin tedavi süreçlerini aksatmasına hatta tamamen bırakmasına sebep olduğunu belirtiyor.Türkiye Obezite Araştırmaları Derneği (TOAD) Başkan Yardımcısı ve Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dilek Yazıcı ile "Rolüm Ağır Obezitede Ayrımcılık ve Damgalama" kitabının yazarlarından ve Pamukkale Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü Araştırma Görevlisi İlkin Esen Yıldırım, AA muhabirine, 4 Mart, "Dünya Obezite Günü" dolayısıyla obeziteli bireylere yönelik ayrımcılık ve damgalamanın yol açtığı olumsuzlukları değerlendirdi.Prof. Dr. Dilek Yazıcı, kimi sağlık çalışanlarının, obeziteli bireyleri rencide edebilecek ifadeler kullandığını belirterek, 'Nasıl bu hale geldin?' veya 'Kilo ver geçer' şeklindeki ifadelerle karşılaştığı için sağlık hizmeti almak istemediğini söyleyen obeziteli bireyler var." dedi.Obeziteli kişilerin, tedavi aşamasında bedenlerine uygun önlük, sedye ve tıbbi görüntüleme cihazı bulamadıklarını kaydeden Yazıcı, "Teknik yetersizliklerin yanı sıra hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının obeziteli bireylere yönelik yargılayıcı ve ön yargılı tutumları, hastaların hastaneye gitmekten geri durmaları ve tedaviyi bırakmalarına bağlı farklı komplikasyonların gelişmesine sebep olabiliyor." diye konuştu.- "Hekimlerin neredeyse yarısı obeziteye karşı önyargı olduğunu düşünüyor"Yazıcı, TOAD'ın 2019'da obeziteli kişilerin tedavileri ve maruz kaldığı ayrımcılığa ilişkin hekimlerin farkındalıklarını tespit etmek amacıyla araştırma yaptıklarını aktararak bu kapsamda Türkiye'de çalışmakta olan 254 aile hekimiyle anket gerçekleştirdiklerini anlattı.Anket yaptıkları hekimlerin neredeyse yarısının "kendilerinde ve meslektaşlarında obeziteye karşı ön yargı olduğunu" düşündüklerini dile getiren Yazıcı, "Hekimlerin yüzde 64'ü ise ön yargılı tutumlar nedeniyle obeziteli hastalara yeterince hizmet veremediğini düşünüyor." şeklinde konuştu.Yazıcı, kronik hastalık olmasına rağmen obezitenin, irade meselesi şeklinde algılandığına dikkati çekerek, hekimlerin yaklaşık yarısının hastalarının "kilo almaları veya vermemelerinin kendi problemi" olduğunu düşündüğünü ifade etti.Obeziteye eklem rahatsızlıkları, şeker ve yüksek tansiyon gibi pek çok hastalığın eşlik edebileceği bilgisini paylaşan Yazıcı, tüm rahatsızlıkları fazla kiloya bağlamamanın ve hastaların kilo vermelerine yardımcı olurken rahatsızlıklarına göre farklı tedavi önerilerinde de bulunmanın önemine değindi.Yazıcı, hastalarla tedavi sürecinde şaka maksatlı da olsa ayrımcı ifadelerin kullanılmaması gerektiğine vurgu yaparak, tıp fakültelerinin lisans eğitiminde ya da çeşitli atölyelerde obeziteli bireylere yönelik ayrımcılığa dikkat çekilmesi gerektiğinin altını çizdi.- "Obeziteli bireylere yönelik damgalama ailede başlıyor"İlkin Esen Yıldırım, obeziteli kişilerin, karşılaştıkları fiziksel ve duygusal sorunlarına değinerek, "Obeziteli bireyler hipertansiyon, kalp hastalığı, diyabet gibi rahatsızlıkların yanı sıra duygusal boşluk ve dışlanmışlık gibi zorluklar da yaşıyor. Bu nedenle de özellikle obeziteli bireylerin yaşadığı damgalama ve ayrımcılığın olumsuz etkilerinin neler olduğunun doğru anlaşılması büyük bir önem taşıyor." ifadesini kullandı.Obeziteli bireylere yönelik damgalamanın çocukluk çağlarında aile ve yakın çevrede başladığını kaydeden Yıldırım, "Aile içinde 'tombik' ve arkadaşlar arasında 'şişko patates' gibi sevimli olduğu düşünülen lakaplar çocukların eğitimini olumsuz etkilerken büyük travmalara da yol açabiliyor. Obeziteli bireyler en fazla kelimelerle yaralanıyor." değerlendirmesinde bulundu.Yıldırım, obeziteli kişilerin kilolarıyla ilgili yakıştırma ve değerlendirmelerden hoşlanmadığına işaret ederek, şunları söyledi:"Onlara kırıcı ve travmatik pek çok şey söylendikten sonra 'Ben senin iyiliğin için söylüyorum.' deniliyor. Bu öncesinde söylediğimiz şeylerin üstünü kapatmak ve bunları yumuşatmak için söylenmiş bir söz. Aslında onlar adına düşünüyoruz, onlar adına karar veriyoruz ve onların yapması gereken şeyleri söylüyoruz. Halbuki obeziteli bireyler zaten ne yapmaları gerektiğini biliyor. Onların yalnızca desteğe ihtiyacı var. Biraz daha fazla empati yaparak ve bir cümle eksik söyleyerek belki bir şeylerin değişmesine yardımcı olabiliriz."-"Obeziteli bireyler yaşamın içinden çekilerek başkalarına yer açmaları gerektiğini düşünüyor"Aile ve eğitime ek olarak iş hayatında da obeziteli bireylerin pek çok olumsuz durumla karşılaştığını kaydeden Yıldırım, toplumda "obeziteli bireyler tembeldir, yavaştır" algısı olduğunu ve iş başvurularında bu kişilerin niteliklerinin görmezden gelinebildiğine dikkati çekti.Yıldırım, obeziteli bireylere, işe alımlarda uygulanan ayrımcılığın, bu kişilerin hareketlerini daha da kısıtladığını aktararak, "Bazen de bu kişilerin sadece fiziğinden dolayı her türlü ağır işi yapabileceği düşünülüyor ve bel fıtığı gibi çeşitli rahatsızlıklarının ortaya çıkabileceği görmezden geliniyor." dedi.Obeziteli kişileri, kendilerini sıkışmış ve baskılanmış hissederek sosyal hayatın rutinine dahil olmakta tereddüt yaşadığını kaydeden Yıldırım, "İnsanları rahatsız etme kaygısıyla kendi haklarından feragat ediyorlar. 'Başkalarını rahatsız ederim' veya 'insanların bakışlarına maruz kalmayayım' düşüncesiyle gidecekleri yere mesai saatlerine denk getirmemek için bir iki saat önce gidiyorlar." diye konuştu.Yıldırım sözlerini şu şekilde tamamladı:"Toplum içinde karşılaştıkları olumsuz durumlar nedeniyle obeziteli bireyler yaşamın içinden çekilerek başkalarına yer açmaları gerektiğini düşünüyor. Kafeye kendilerine uygun koltuk sandalye olup olmamasına göre gidiyorlar. Obeziteli bireylere yönelik mekansal ayrımcılık, bedensel ve duygusal ayrımcılık çok ciddi boyutlarda. Obezite, multi-disipliner olarak tedavi edilmesi gereken bir hastalık. Toplumu bilinçlendirme faaliyetlerinin yanı sıra sağlıkta, eğitimde, istihdamda, sosyal yaşamda ve medya alanında reformist müdahalelere ihtiyacımız var."

Afgan göçmenler sosyal medyanın kendilerine önyargılı olduğunu düşünüyor Haber

Afgan göçmenler sosyal medyanın kendilerine önyargılı olduğunu düşünüyor

İSTANBUL (AA) - ÖMER FARUK MADANOĞLU - Türkiye'de bulunan Afgan göçmenler toplumun genelinin bakış açısının aksine sosyal medyada hedef gösteriliyor ve özellikle Afgan erkekler kamuoyunda ırkçı ve ayrımcı önyargılara maruz kalıyor.İstanbul'da makine operatörü olarak çalışan Afgan Rahimullah Raoufi ve dış ticaret danışmanı Zabihullah Amini, AA muhabirine, Türkiye'de sosyal medyada ve günlük hayatta Afgan erkeklere yaklaşımı değerlendirdi.Rahimullah Raoufi, Afganistan'ın Faryab vilayetinde doğduğunu ve 2009'da 14 yaşındayken 13 kişilik ailesini geçindirmek için Türkiye'ye geldiğini belirterek, ailesinin Afganistan'da halı dokumacılığı ile uğraştığını fakat bu uzun ve meşakkatli bir iş olduğu için ekonomik zorluk yaşadıklarını söyledi.Afganistan'da 10 kişilik aileyi geçindirmek için aylık 4 bin lira kazanması gerektiğini aktaran Raoufi, kazandığı tüm parayı düzenli geliri olmayan ailesine gönderdiğini dile getirdi.- "Her ülkenin iyi ya da kötü insanları var"Raoufi, babasının hastalıkları nedeniyle çalışamadığını ve ailenin en büyük oğlu olduğu için liseyi terk ederek gurbete gittiğini anlatarak, Türkiye'ye ilk geldiği yıllarda halkın kendisine çok şefkatli davrandığını ancak bu durumun son yıllarda değiştiğini kaydetti.Afganistan'dan Türkiye'ye göçün hızlanmasıyla kendilerine yaklaşımın değiştiğini ifade eden Raoufi, "Her ülkenin iyi ya da kötü insanları var. Maalesef bir kişi yüzünden binlerce kişiyi kötüleyebiliyoruz." dedi.Raoufi, her millette olduğu gibi adı cinsel taciz vakalarına karışan Afganların da olduğunu belirterek, "Her ülkede sapıklar var, bunlar yüzünden benim gibi helal lokma kazanmak için gelen Afganlar da töhmet altında kalıyor, ekmeğinden oluyor." şeklinde konuştu.Yaşadıkları ülkede suç olaylarına karışan Afganları kendilerinden görmediğinin altını çizen Raoufi, ailesini geçindirmek için yurt dışına giden insanların bunu yapmayacağını söyledi.Raoufi, böyle bir olaya karışan Afganları kendi içlerine almadıklarını ve sınır dışı edilmelerini istediklerini vurgulayarak, "Böyle bir Afgan karşıma çıksa ona başkalarının ekmeğine mani olduğunu söyler, uyarırım." diye konuştu.- "Türklerin çoğu sosyal medyada yansıtılanın aksine Afganları seviyor"Afganistan'da düzenli çalışabileceği işi olmadığı için ülkesine dönemediğini dile getiren Raoufi, "Kim ailesinden uzak yaşamak ister ki? Burada 2 bin lira kazanacağıma ülkemde bin lira kazanmayı tercih ederim." ifadesini kullandı.Raoufi, Türkiye halkının çok merhametli ve vicdanlı olduğunu, çalıştığı yerlerde kendisine hep sahip çıkıldığını vurgulayarak, Türklerin çoğunun sosyal medyada yansıtılanın aksine Afganları sevdiğini kaydetti.Sosyal medyadaki asılsız paylaşımlar nedeniyle Afganlara duyulan hoşgörünün azaldığına değinen Raoufi, "Biz çalışmaya geldiğimiz yerin halkının bize kinle değil sevgiyle şefkatle bakmasını isteriz çünkü biz sevgiye ihtiyaç duyuyoruz, ailelerimiz yanımızda değil." dedi.- "Irkçılık ideoloji değil psikolojik hastalıktır"Ailesi Afganistan'ın başkenti Kabil'de yaşayan ve üniversite okumak için 2018'de Türkiye'ye gelen 26 yaşındaki Zabihullah Amini, dış ticaret işi yaptığını söyledi.Türkiye'ye gelmeden önce de Türkiye'yi bildiğini ifade eden Amini, ilk geldiği yıllarda Türk halkının kendisine çok şefkatli ve merhametli davrandığını belirtti.Amini, son zamanlarda sosyal medyada Afgan erkeklerle ilgili kullanılan ayrımcı ifadeleri tasvip etmediklerini dile getirerek, "Ben ırkçılığın bir ideoloji değil psikolojik hastalık olduğunu düşünüyorum. Maalesef az sayıda da olsa bazı insanlar böyle." diye konuştu.Türkiye'de Afganistan'dan gelen tüm öğrencilere devlet tarafından burs verildiğine dair yanlış bilginin yayıldığını belirten Amini, bu tip dezenformasyonun ırkçı ve saldırgan tavırları da beraberinde getirebildiğini ifade etti.Amini, birkaç Afgan'ın işlediği suçlar nedeniyle bütün Afgan erkeklerin "yaftalandığını" kaydederek, sosyal medya dışında bu ayrımcı ve ırkçı yaklaşımla çok az karşılaştığını söylediAlmanya'ya çok sayıda göçmen gönderen Türklerin kendilerini anlayabileceğine değinen Amini, "Türk milletinin sosyal medyada yazanlar gibi olmadığını biliyoruz." ifadesini kullandı.- "Sosyal medya dezenformasyonu nefreti körüklüyor"Amini, bütün ülkelerde iyi ve kötü insanların olduğuna, Türkiye'ye gelen Afganlar arasında da kötülerin bulunabileceğine işaret ederek, "Sosyal medyada sadece kötü kişilerin görünür olması minimum nedenle maksimum nefreti doğurdu." dedi.İki ülke vatandaşlarının dost ve kardeş olduğunun altını çizen Amini, "Biz kardeşiz, sorunları konuşa konuşa çözebiliriz. Türk halkı sosyal medyadaki provokasyonlara kanmasın. Bizler Türkiye'ye okumak veya çalışmak için geliyoruz ve ülkemize geri döneceğiz. Afganlar Türkiye'de en zor işleri dinlenmeden yapıyor çünkü para kazanıp ülkelerine dönmek istiyor." diye konuştu.Amini, Afgan erkeklerin Türkiye'ye başlık parası kazanmak, kendi işini kurmak için sermaye biriktirmek ya da üçüncü bir ülkeye geçmek için geldiğini anlatarak, "Hepimiz bir gün ülkemize dönmek için günde en az 12 saat çalışıyoruz." diye konuştu.Kamuoyunda Afganların ülkelerindeki savaştan kaçarak Türkiye'ye geldiği şeklinde bir algı olduğuna dikkati çeken Amini, Afgan erkeklerin en çok ülkelerindeki işsizlik nedeniyle başka ülkelere gittiklerini ifade etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.