#Cuma hutbesi

İLKHABER-Gazetesi - Cuma hutbesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Cuma hutbesi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

23 OCAK 2026 CUMA HUTBESİ YAYIMLANDI: DİYANET’TEN “AKRAN İLİŞKİLERİ” VE ZORBALIĞA KARŞI GÜÇLÜ MESAJ Haber

23 OCAK 2026 CUMA HUTBESİ YAYIMLANDI: DİYANET’TEN “AKRAN İLİŞKİLERİ” VE ZORBALIĞA KARŞI GÜÇLÜ MESAJ

Diyanet İşleri Başkanlığınca hazırlanan ve Türkiye genelindeki camilerde okunacak olan 23 Ocak 2026 tarihli Cuma hutbesi kamuoyuyla paylaşıldı. “Akran İlişkileri” başlığını taşıyan hutbede, sevgi ve saygının insan ilişkilerindeki belirleyici rolüne vurgu yapılırken, zorbalık ve şiddetin toplumda yol açtığı derin yaralara dikkat çekildi. Muhterem Müslümanlar! İnsanlar arasındaki iletişimin özü sevgi ve saygıya dayanmaktadır. Zira kalpler sevgiyle yumuşar, saygıyla huzura erer. Dostluklar sevgiyle kurulur, saygıyla devam ettirilir. Ailede güven, toplumda muhabbet sevgi ve saygıyla tesis edilir. Sevgi ve saygının olmadığı yerde; huzursuzluk, baskı ve dışlanma olur. Küçük anlaşmazlıklar büyük tartışmalara dönüşür. Sabır ve tahammül zayıflar, öfke kontrol edilemez. Merhamet yerini şiddete, muhabbet yerini nefrete bırakır. Aziz Müminler! Yaşadığımız çağın sorunlarından biri de, sevgi ve saygıdan mahrum kalan gençlerin birbirlerine karşı kaba, sert ve aşağılayıcı tavırlar sergilemesidir. Akran zorbalığı olarak karşımıza çıkan bu kötü haslet; alay etmek ve kırıcı sözler söylemekten çok daha öteye giderek, fiziksel şiddete, hatta cana kıymaya dönüşmüş durumdadır. Tek tip elbise giyinmeyi, aynı görünüşe sahip olmayı, suça bulaşmayı, aklı örten uyuşturucu madde kullanmayı, cezaevine girip çıkmayı marifet sayan bu anlayış gençlerimiz arasında daha fazla görünür hale gelmektedir. Şiddet içerikli sinema, dizi film, oyun ve dijital mecralar ise bu hadiselerin daha da yaygınlaşmasına zemin hazırlamaktadır. Oysaki Peygamber Efendimiz (s.a.s), hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: “Her Müslüman’ın diğer Müslüman’a canı, namusu ve malı haramdır, dokunulmazdır.”[1] Kıymetli Gençler! Duygularınızı istismar edip kendi kötülüklerine sizi alet etmek, hayallerinizi karartmak ve umutlarınızı çalmak isteyenlere karşı daha dikkatli olmalısınız. Allah’a kulluk, aileye hürmet, insanlığa faydalı olmak sizler için gaye olmalıdır. Unutmayınız ki; korkuyla, baskıyla ve şiddetle gelecek inşa edilemez. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in buyurduğu üzere, “Mümin cana yakındır. İnsanlarla yakınlık kurmayan ve kendisiyle yakınlık kurulamayan kimsede hayır yoktur.”[2] Zorbalık, güç değil acizliktir. Alay etmek, eğlence değil hayâsızlıktır. Cana kast etmek, saygınlık değil cehennem ateşidir. Genç Kardeşim! Sana zorbalık değil, nezaket ve zarafet yaraşır. Değerli Anne Babalar! Kıymetli Eğitimcilerimiz ve Hocalarımız! Aziz Kardeşlerim! Allah Resûlü (s.a.s)’in, “Bakmakla yükümlü olduğu kimseleri ihmal etmesi, kişiye günah olarak yeter”[3] hadis-i şerifi apaçık ortadayken bu kötü gidişata duyarsız olamayız. Merhamet ikliminden yoksun olanların acımadan kan dökmesine ve bunu meşru göstermesine seyirci kalamayız. Gençlerimizi, fitne ve fesat ateşi yakmak isteyen şer odaklarının insafına terk edemeyiz. Aileler, okullar, camiler, kurum ve kuruluşlar, medya, hâsılı toplumun bütün kesimleri olarak el ele vermeliyiz. İnsanın mukaddes olan canına ve nesline zarar veren zorbalığa karşı birlikte hareket etmeliyiz. İyiliğin ve merhametin hâkim olduğu, can ve mal güvenliğinin sağlandığı bir toplum inşası için sorumluluklarımızı hakkıyla yerine getirmeliyiz. Hutbemizi Yüce Rabbimizin şu ayet-i kerimesi ile bitirmek istiyorum: “O akıl sahipleri; Allah’ın, korunmasını emrettiği haklara riayet eden, Rablerine saygıda kusur etmeyen, ahiret hesabının kötü sonuç vermesinden korkan kimselerdir.”[4] [1] Müslim, Birr, 32. [2] İbn Hanbel, II, 400. [3] Ebû Davud, Zekât, 45. [4] Ra’d, 13/21. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

CUMA HUTBESİ KONUSU 16 OCAK 2026: 'DİN İSTİSMARI' Haber

CUMA HUTBESİ KONUSU 16 OCAK 2026: 'DİN İSTİSMARI'

16 Ocak 2026 tarihli Cuma hutbesi, Türkiye genelindeki camilerde okundu. Her hafta milyonlarca vatandaş tarafından yakından takip edilen hutbelerde bu hafta “din istismarı” konusu ele alındı. Diyanet’in hutbesinde, sahih dini bilginin önemi, aşırılığın zararları ve dinin çıkar amaçlı kullanılmasına karşı toplumsal bilinç vurgusu öne çıktı. 16 OCAK CUMA HUTBESİ KONUSU: DİN İSTİSMARI Muhterem Müslümanlar! İnsanın yaratılış hikmetlerinden biri, yeryüzünü imar etmektir. İnsan; sahih dini bilgiye ulaştığı ölçüde hikmet üzere bir hayat inşa eder. Bu bilgiden uzaklaşıp heva ve hevesin, cehaletin ve hurafelerin peşine düştüğünde ise, imar yerini ifsada, ıslah yerini bozgunculuğa bırakır. Aziz Müminler! Yüce dinimiz İslam, aşırılığı reddetmektedir. Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir hadis-i şeriflerinde, “Ey insanlar! Dinde aşırılıktan sakının. Çünkü sizden öncekileri dinde aşırılık helâk etti”[1] buyurmaktadır. İslam, Müslümanların orta yolu tutmalarını, dengeli bir hayat sürmelerini istemektedir. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de, “Siz insanlara şahit olasınız, Peygamber de size şahit olsun diye sizi aşırılıklardan uzak bir ümmet kıldık”[2] buyurmaktadır. Durum böyleyken barış ve esenlik dini İslam’ın yüce değerlerini istismar edenler, geçmişte olduğu gibi bugün de varlığını sürdürmektedir. Bu kimselerin asıl gayesi; din kisvesi altında İslam toplumu içinde fitne ve fesat çıkarmak, Müslümanları birbirine düşürmektir. Kıymetli Müslümanlar! Dini istismar edenler, kendilerini dinin tek temsilcisi gibi sunarlar. İslam’ı kendi düşüncelerine hapsederler. Sahih dini bilgiye dayanmayan görüşlerini desteklemek için Kur’an-ı Kerim’i ve sünnet-i seniyyeyi gerçek anlamından koparıp keyfi yorumlara yönelirler. Ayrıştırıcı ve dışlayıcı söylemlerini kabul ettirebilmek için hadis-i şerifleri devre dışı bırakmaktan çekinmezler. Şirk, tekfir ve cihad gibi kavramları, cana kıymaya ve Müslümanları katletmeye aracı kılarlar. Kendilerini ıslah edici, tevhidin savunucuları olarak tanıtan bu grupların asıl yüzünü Kur’an-ı Kerim şöyle haber vermektedir: “Onlara ‘Yeryüzünde düzeni bozmayın’ denildiğinde, ‘Biz yalnızca ıslah edenleriz’ derler. Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lâkin anlamazlar.”[3] Değerli Müminler! Dinin sahibi Yüce Allah’tır. İslam’ı en doğru şekilde yaşayan Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s)’dir. İslam’a göre, hiç kimse kendini, Allah ve Resûlü’nün yerine koyamaz. Onlar adına hüküm veremez. Geleneğimizden gelen dini ve tarihi birikimi yok sayamaz. Hiç kimse, dinin asıl temsilcisi olarak kendini göremez. Mutlak doğrunun sadece kendisine ait olduğunu iddia edemez. Şirk ve küfür isnadıyla bir Müslümanı iman dairesinin dışına çıkaramaz. Onun canına, malına ve namusuna kastedemez. Aziz Müslümanlar! Maalesef, bugün, Müslüman toplumlar, İslam’ı kendi tekelinde gören, kendinden olmayanı dışlayan tehlikeli bir anlayışla karşı karşıyadır. Dijital mecralarda Müslüman gençlerin zihinlerini bulandırmaya, barış dini İslam’ı şiddetle yan yana göstermeye çalışan bu aykırı gruplar, artık küresel bir problem haline gelmiştir. Birlik ve beraberliğimizi tehdit eden, geleceğimizi karartmak isteyen bu yapılara karşı dikkatli olmalıyız. Gençlerimizin sahih dini bilgiyi, doğru yöntem ve metotlarla, ehil kişilerden almalarına özen göstermeliyiz. Kur’an-ı Kerim, sünnet-i seniyye ve medeniyetimizden neşet eden İslami geleneğimize sahip çıkmalıyız. İslam’a ve Müslümanlara en büyük zararı verenlerin; dinimizi, değerlerimizi ve kavramlarımızı istismar edenler olduğunu unutmamalıyız. [1] İbn Mâce, Menâsik, 63. [2] Bakara, 2/143. [3] Bakara, 2/11,12. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

Diyanet’ten 9 Ocak 2026 Cuma Hutbesi: Bu Haftanın Konusu “Namaz” Haber

Diyanet’ten 9 Ocak 2026 Cuma Hutbesi: Bu Haftanın Konusu “Namaz”

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan 9 Ocak 2026 tarihli Cuma hutbesi yayımlandı. Türkiye genelindeki camilerde okunacak hutbede bu hafta, İslam’ın temel ibadetlerinden biri olan namazın bireysel ve toplumsal hayattaki önemi ele alındı. Hutbede, namazın müminin hayatındaki yeri, sorumluluk bilinci ve manevi yönü üzerinde duruldu. 9 OCAK 2026 CUMA HUTBESİ: 'NAMAZ' Muhterem Müslümanlar! Dünyamızı huzur ve mutluluğa, ahiretimizi ebedi cennete dönüştüren ibadetlerin en başında namaz gelir. Namaz kılan; yüzünü kıblemiz Kâbe’ye, yönünü Rabbine çevirir. Bedenini kirlerden, kalbini günahlardan arındırır. Ruhunu miraca, gönlünü sükûnete erdirir. Aziz Müminler! Namaz; tekbirle başlayan, selamla tamamlanan bir kulluk yolculuğudur. Her tekbir, Allah’tan başka ilah olmadığının ilanıdır. Her kıyam, haksızlığa ve zulme asla rıza gösterilmeyeceğinin sembolüdür. Her kıraat, Kur’an-ı Kerim ile irtibatı kuvvetlendirmektir. Her rükû, bir tevazu; her secde, Allah’a teslimiyettir. Her tahiyyat, kelime-i şehâdetin izharıdır. Her selam, elinden ve dilinden emin olunan bir Müslüman olmanın ahdidir. Kıymetli Müslümanlar! Hayat akıp giderken namazı kendimize rehber kılmalıyız. Gönlümüz daraldığında namazla ayağa kalkmalıyız. Sıkıntı veya hastalık anında namazla Rabbimize sığınmalıyız. Gündüzün telaşında namazla ruhumuzu dinlendirmeliyiz. Gecenin sessizliğinde namazla dirilişimizi gerçekleştirmeliyiz. Camide, evde, okulda, işyerinde, tarlada ve bahçede namazla Cenâb-ı Hakk’ın rahmet ve mağfiretine yönelmeliyiz. Zira namaz, müminin miracıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in buyurduğu üzere, “Cennetin anahtarı namazdır.”[1] Yaratan ile kulun arasındaki muhabbeti güçlü tutacak en sağlam bağ namazdır. Kişiyi, kötülüklerden uzaklaştırıp iyiliğe ulaştıracak en güzel yol namazdır. Aynı safta inanan gönülleri birleştirecek; birlik, beraberlik ve kardeşliği pekiştirecek olan da namazdır. Değerli Müminler! Namaz, büyük bir rahmettir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) hadis-i şeriflerinde, “Sizden biri namaz kılarken aslında Rabbiyle konuşuyordur”[2] buyurmaktadır. Dolayısıyla dinen meşru bir mazeret olmaksızın namazdan uzak kalmak, Allah Teâlâ ile hasbihalden mahrum kalmaktır. Sonra kılarım diye namazı ötelemek, dinin direğini zayıflatmaktır. Dünyalık meşgalelere dalarak namazı ihmal etmek, ilâhî lütfa mazhar olamamaktır. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de, “Ailene namazı emret, kendin de ona sabırla devam et”[3] buyurmaktadır. Aziz Müslümanlar! Önümüzdeki Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece, beş vakit namazın hediye edildiği Miraç Kandilini idrak edeceğiz. Bu mübarek gece, Mescid-i Aksâ’nın Cenâb-ı Hak katındaki değerini yeniden hatırlatmaktadır. Tevhid ve vahdetin sembolü olan cami ve mescitlerin saygınlığını korumamız gerektiğini haber vermektedir. Bizler de Miraç Kandilini vesile kılarak, camilerde huzurda olalım. Omuz omuza vererek aynı safta divana duralım. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in “Kulun Rabbine en yakın olduğu an secde halidir”[4] müjdesine nail olmak için secdelerde buluşalım. İşlediğimiz hata ve günahlarımız için tövbe edelim. Vatanımızın selameti, devletimizin bekası, insanlığın huzur ve barışı, Mescid-i Aksâ’nın ve Gazze’nin özgürlüğü için Cenâb-ı Hakk’a niyazda bulunalım. Bu vesileyle Miraç Kandilimizi şimdiden tebrik ediyorum. Hutbemizi Yüce Rabbimizin şu müjdesiyle bitirmek istiyorum: “Kurtuluşa eren müminler, namazlarını titizlikle kılmaya devam ederler. İşte Firdevs cennetinin vârisleri onlardır. Orada ebedi kalacak olanlar da onlardır.”[5] [1] Tirmizî, Tahâret, 1. [2] Buhârî, Salât, 36. [3] Tâhâ, 20/132. [4] Müslim, Salât, 215. [5] Mü’minûn, 23/9-11.

2 OCAK 2026 CUMA HUTBESİ YAYINLANDI | YENİ YILIN İLK HUTBESİ Haber

2 OCAK 2026 CUMA HUTBESİ YAYINLANDI | YENİ YILIN İLK HUTBESİ

Diyanet İşleri Başkanlığı, 2 Ocak 2026 tarihli Cuma hutbesini kamuoyuyla paylaştı. Türkiye genelindeki camilerde okunacak hutbede, kainattaki düzenin Allah’ın varlığına işaret ettiği ifade edilirken, inancın insan hayatındaki merkezi rolüne dikkat çekildi. “HER ŞEY ALLAH’I ANLATIR” BAŞLIĞIYLA YAYIMLANDI Muhterem Müslümanlar! İbret nazarıyla etrafına bakan bir insan, her şeyi yoktan var eden, şekillendiren ve idare eden bir yaratıcının olduğunu idrak eder. Gezegenlerin hiç sapmadan yörüngelerinde akıp gitmesi, güneşin yeryüzünü aydınlatması, ayın ve yıldızların bir kandil gibi geceyi süslemesi, bize adeta ‘Rabbini unutma!’ diye haykırır. Her köşesi hikmetle bezenmiş dünyamız, bizi, bir tek olan Allah’a çağırır. Kur’an-ı Kerim; “Onlar göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl yayıldığına bakmazlar mı?”[1] sorularıyla bizi tefekküre davet eder. Aziz Müminler! İnsanı mutsuzluğa götüren nedenlerin başında inançsızlık gelmektedir. Zira inançsızlık, hayatı anlamsızlaştırır. İnsanı yalnızlaştırır. Kişide, sorumluluk bilincinin kaybolmasına sebep olur. İmandır o cevher ki İlâhî ne büyüktür… İmansız olan paslı yürek sinede yüktür! Bir yaratıcının varlığına inanmak, onun her an yanında olduğunu bilmek ise insana huzur ve güven verir. Kişiyi anlamsızlık karanlığından kurtarır. Ayet-i kerimede bu hususa şöyle işaret edilir: “…Kim Allah’a iman ederse, Allah onun kalbini doğruya iletir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.”[2] Değerli Müslümanlar! Hayata dair soruların cevaplarını Yüce Yaradan’ı inkâr ederek bulamayız. Nereden geldiğimizi, nereye gittiğimizi, neden ve niçin yaratıldığımızı vahy-i ilâhî olmadan bilemeyiz. İtaat ve isyan sınırlarının Cenâb-ı Hak tarafından belirlenmediği bir dünyada neyin iyi, neyin kötü olduğunu tam anlamıyla kavrayamayız. Kıymetli Müminler! Yeryüzünde yaşanan hiçbir kötülüğün müsebbibi Allah Teâlâ değildir. O, kullarına karşı çok merhametlidir. Cenâb-ı Hak, insanların iyiliğini ister. Kötülük yapmalarına, zulme düşmelerine de asla rıza göstermez. Hal böyleyken nefsine uyan, hevâ ve hevesine tabi olan insanlar, kötülüğe ve zulme sebep olmuş, olmaya da devam etmektedir. Kur’an-ı Kerim’de, “Gerçek şu ki Allah insanlara zerre kadar zulmetmez, ancak insanlar kendilerine zulmederler”[3] buyrularak bu hakikate işaret edilmektedir. Aziz Müslümanlar! Yüce Rabbimiz; kaynağını vahiyden alan peygamberleri, müjdeleyici ve uyarıcı olarak göndermekle kullarına büyük bir lütufta bulunmuştur. Her birisi hidayet rehberi olan; hak ile bâtılı, doğru ile yanlışı beyan eden ilâhî kitapları indirmekle insanlığın huzur ve mutluluğunu istemiştir. Bu ilâhî silsilenin son halkasını, Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s) ve ona gönderilen Kur’an’ı Kerim ile kemale erdirmiştir. Ebedi ahiret yurdunu yaratmakla; her hak sahibinin hakkını almasını, inanan ile inanmayanların ayırt edilmesini murat etmiştir. Kıymetli Kardeşlerim! Bugün, içinde bulunduğumuz sorumluluk; inançsızlık girdabında boğulan insanlara gönül dünyamızı açmak, ilâhî mesajları onlarla buluşturmaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in sünnet-i seniyye membaı ile gençlerimizin inanca dair susuzluklarını gidermeye çalışmaktır. Çocuklarımızın gönüllerine tatlı dil ve güler yüzle Allah sevgisini nakşetmektir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in şu nasihatini kendimize rehber kılmaktır: “Senin vesilenle Allah azze ve celle’nin bir kişiyi hidayete erdirmesi, senin için güneşin üzerine doğduğu ve battığı her şeyden daha hayırlıdır.”[4] [1] Gâşiye, 88/18-20. [2] Tegâbün, 64/11. [3] Yûnus, 10/44. [4] Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebir, I, 315.

2025'İN SON HUTBESİ(26 ARALIK 2025): “KİMLİĞİMİZ GELECEĞİMİZDİR” Haber

2025'İN SON HUTBESİ(26 ARALIK 2025): “KİMLİĞİMİZ GELECEĞİMİZDİR”

26 Aralık 2025 Cuma günü camilerde okunacak cuma hutbesi, vatandaşlar tarafından merakla araştırılıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan bu haftaki cuma hutbesinin konusu “Kimliğimiz Geleceğimizdir” oldu. Diyanet İşleri Başkanlığı, 26 Aralık 2025 tarihli cuma hutbesini resmi internet sitesi üzerinden kamuoyuyla paylaştı. Yılın son cuma hutbesinde, bireysel ve toplumsal kimliğin korunması, milli ve manevi değerlerin gelecek nesillere aktarılması vurgulandı. 26 ARALIK CUMA HUTBESİ Muhterem Müslümanlar! Her toplumun kendine özgü bir kimliği vardır. Milletler, bu kimlikle tarihteki yerlerini alırlar. Millî ve manevi değerlerini bu kimlikle muhafaza ederler. Aile olmayı bu kimlikle sağlar; sanat ve mimarilerini, şehir ve medeniyetlerini bu kimlikle oluştururlar. Geleceklerini bu kimlikle ayakta tutarlar. Aziz Müminler! Bizi biz yapan, bizi millet kılan, birlik ve beraberlik içinde kardeşçe yaşamamızı sağlayan unsurlardan biri de Müslüman kimliğimizdir. Bu kimlik, mayasını şu ayet-i kerimeden alır: “Biz, Allah’ın boyasıyla boyandık. Kimin boyası Allah’ın boyadığı renkten daha güzeldir ki! Biz, yalnızca O’na kulluk ederiz.”[1] Bu kimliğin harcında, Kur’an’ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’den beslenen rahmet pınarları vardır. Bu kimliğin temelinde, zamana ve zemine göre değişmeyen İslam ahlakı vardır. Bu kimliğin inşasında, rahmet ve merhameti, adalet ve iyiliği kuşanmak vardır. Kıymetli Müslümanlar! Tarih sahnesinden silinen milletler, önce yabancı kültürlerin etkisi altına girmişler, sonra kimliklerine yabancılaşmışlardır. Nihayetinde medeniyetlerini ve geleceklerini kaybetmişlerdir. Bugün, insanlık, ahlaki bir yozlaşma ile karşı karşıyadır. Sınır tanımayan bir tarzda gerçekleştirilen eğlencelerle tertemiz yaratılan fıtrat bozulmak istenmektedir. İnsanın; zamanını ve imkânlarını harcadığı ölçüde mutlu olabileceği algısı üretilmektedir. Özüne ve kültürüne yabancı, kimliksiz nesiller oluşturulmaya çalışılmaktadır. Yüce Rabbimiz, yeryüzünde bu kötülüklere sebep olanları bizlere şöyle tanıtmaktadır: “İnsanlardan öyleleri vardır ki, eline güç geçtiğinde bozgunculuk çıkarıp ürünleri, kültürleri ve nesilleri yok etmeye çalışır. Allah ise bozgunculuğu asla sevmez.”[2] Aziz Müslümanlar! Takvimden kopardığımız her yaprak, aslında hayatımızdan eksilen bir günün sessiz şahididir. Önümüzdeki hafta yeni bir miladi yıla girecek, ömür sayfamızdan bir yılı daha geride bırakmış olacağız. Bu günler; değerlerimiz ve kimliğimizle bağdaşmayan eğlencelerle hayatımızı zayi ettiğimiz günler olmamalıdır. Bu günler; inancımızda ve kültürümüzde yeri olmayan sembollerle evlerin, işyerlerinin ve sokakların donatıldığı bir ortama çevrilmemelidir. Bu günler; bedenimize ve ruhumuza zarar veren alkolün tüketildiği bir zaman dilimi haline getirilmemelidir. Bu günler; içinde alın teri olmayan, kendisiyle hayır yapılamayan, adı ne olursa olsun kumar, piyango ve şans oyunlarının oynandığı bir hale dönüştürülmemelidir. Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir hadis-i şeriflerinde, “Kişinin iyi Müslüman olduğunun işaretlerinden biri de faydasız söz ve lüzumsuz işleri terk etmesidir”[3] buyurmaktadır. Değerli Kardeşlerim! Ömür nimetinin her anını paha biçilmez bir hazine olarak görelim. Yüce Rabbimizin, “İnsanların hesaba çekilecekleri gün iyice yaklaştı; hâlbuki onlar gaflet içinde haktan yüz çevirmektedirler”[4] ikazına kulak verelim. Bugüne kadar nasıl yaşadığımızı gözden geçirirken, halimizi ve geleceğimizi ebedi yurdumuz olan ahirete göre şekillendirelim. Unutmayalım ki, uzak gördüğümüz ölüm ve hesap bize çok yakındır. [1] Bakara, 2/138. [2] Bakara, 2/205. [3] Tirmizî, Zühd, 11. [4] Enbiyâ, 21/1.

19 ARALIK 2025 CUMA HUTBESİNDE GENÇLERE VE AİLELERE UYARI! ZAMANIN KIYMETİ ANLATILDI Haber

19 ARALIK 2025 CUMA HUTBESİNDE GENÇLERE VE AİLELERE UYARI! ZAMANIN KIYMETİ ANLATILDI

Diyanet İşleri Başkanlığı, 19 Aralık 2025 Cuma günü camilerde okunacak cuma hutbesini yayımladı. “Her Anımızı Ebedi Kazanca Dönüştürebiliriz” başlığını taşıyan hutbede, zamanın insan hayatındaki yeri, iman ve salih amellerin önemi ile üç aylar ve Regaib Kandili’ne vurgu yapıldı. 19 ARALIK 2025 CUMA HUTBESİ HER ANIMIZI EBEDİ KAZANCA DÖNÜŞTÜREBİLİRİZ Muhterem Müslümanlar! Zaman, Cenâb-ı Hakk’ın yarattığı hem büyük bir nimet hem de önemli bir imtihandır. Aslında zamanın uzunluğu ve kısalığı yaşadığımız duygularla ilgilidir. Öyle zaman olur ki, bir ömre bedeldir; geçmesini istemeyiz. Öyle zaman da olur ki, hüzün kaplar dört bir yanımızı, hemen bitmesini isteriz. Bir an gelir huzurla dolar ruhumuz, gönlümüz şenlenir. Bir an da gelir kâbus gibi çöker üstümüze, kalbimiz daralır. Bununla birlikte bazı vakitler vardır ki, Yüce Allah, rahmet ve mağfiret kapılarını ardına kadar açmış, onları kullarına ikram etmiştir. İşte önümüzdeki Pazar günü karşılayacağımız üç ayların ilki olan Receb ayı, Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece idrak edeceğimiz Regaib Kandili Yüce Rabbimizin bizlere bir ikramıdır. Ey Genç Kardeşim! Sana lütfedilen ömrün en bereketli dönemini yaşamaktasın. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in, hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde arşın gölgesinde olacaklar arasında zikrettiklerinden biri de sensin.[1] Hayatının bu dönemini; ebedi mutluluğa götürecek faydalı işlerle de sonrasında pişmanlık duyacağın yanlışlarla da geçirmek senin elindedir. Zamanını; alnını secdeyle buluşturup bereketlendirmek de aklını örten alkol, sağlığını tehlikeye atan uyuşturucu maddelerle ziyan etmek de senin elindedir. Günlerini oruçla geçirip sekinete ermek de zina ve fuhşiyat ile hayatını zindana çevirmek de senin elindedir. Yapacağın küçük bir iyilik ya da bir yetimi sevindirdiğin için Peygamberimiz (s.a.s)’e ebedi âlemde komşu olmak da ocaklar söndüren kumar ve şans oyunlarıyla hem kendi hem de sevdiklerinin hayatını zindana çevirmek de yine senin elindedir. Ey Anne Babalar! Tıpkı zaman gibi çocuklarımız da bize emanettir. Onların hata ve günahlara sürüklenmelerinin en başında ilgisizlik gelmektedir. Çocuklarımız bizlerden; kendilerine değer vermemizi, iyi günde de zor günde de yanlarında olmamızı beklemektedir. Evet, rahmet yağmurlarının sağanak sağanak yağacağı günlerin gölgesi üzerimize düştü elhamdülillah. Üç aylar ve Kandil Geceleri; tövbeye kapı, umuda pencere, gönle şifa olan manevi bir iklimdir. Bu bereketli vakitleri; çocuklarımızla el ele gönül gönüle verebilmenin, evimizde aynı sofrayı, camilerimizde aynı safı paylaşabilmenin vesilesi kılmak en büyük kazancımız olacaktır. Kıymetli Müminler! Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), bir kudsî hadislerinde Yüce Rabbimizin şöyle buyurduğunu bizlere haber vermektedir: “Âdemoğlu zamana kahreder. Hâlbuki zamanı var eden benim! Gece de gündüz de benim elimdedir.”[2] Evet, ey aziz kardeşlerim! Bize düşen; zamanın kıymetini bilip her anımızı ebedi kazanca dönüştürmektir. Rabbimizin emrinde, Peygamberimiz (s.a.s)’in izinde bir ömür geçirmektir. Hayat rehberimiz Kur’an-ı Kerim’le hemhal olmak, onun nuruyla evlerimizi bereketlendirmektir. Heva ve hevesimizin değil, Rabbimizin rızasını kazanmanın gayretinde olmaktır. Kötü alışkanlıklarımızı geride bırakmak, hem kendimizi hem de çocuklarımızı cehennem azabından korumaktır. Şimdiden üç aylarımızı ve Regaib Kandilimizi tebrik ediyor, hutbemizi; fani ömrümüzü baki mutluluğa çevirmenin yollarını gösteren Asr sûresinin mealiyle bitirmek istiyorum: “Asra yemin olsun ki, insan gerçekten ziyandadır. Ancak, iman edip salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler bundan müstesnadır.”[3] [1] Buhârî, Ezân, 36. [2] Buhârî, Edeb, 101. [3] Asr, 103/1-3.

Diyanet, 28 Kasım 2025 Cuma hutbesini yayımladı: Fedakârlığın zirvesi “Îsâr” Haber

Diyanet, 28 Kasım 2025 Cuma hutbesini yayımladı: Fedakârlığın zirvesi “Îsâr”

Diyanet İşleri Başkanlığı, 28 Kasım 2025 Cuma gününde Türkiye genelinde tüm camilerde okunacak hutbeyi yayımladı. “Fedakârlığın Zirvesi: Îsâr” başlığını taşıyan hutbede, İslam’ın kardeşlik, yardımlaşma ve iyilikte yarışma prensipleri yeniden hatırlatıldı. Hutbede, müminlerin kendisi için istediğini kardeşi için de istemesi gerektiği vurgulanırken, toplumsal hayatta sıkça karşılaşılan bencillik örneklerine dikkat çekildi. FEDAKÂRLIĞIN ZİRVESİ: ÎSÂR Muhterem Müslümanlar! Yüce dinimiz İslam’ın temel gayelerinden biri de Allah rızası için birbirini seven, birbirine yardım eden, iyilikte yarışan erdemli insanların oluşturduğu bir toplum inşa etmektir. İslam, bunun yolunu da bize göstermiştir. Bu yol, sevgi ve kardeşlik temeline dayanan; kişiyi bencillik, cimrilik ve kıskançlık gibi kötü hasletlerden arındıran îsâr duygusudur. Aziz Müminler! Îsâr; yalnızca Allah’ın rızasını gözeterek insanların ihtiyaçlarını imkânımız nispetinde karşılamaya gayret göstermektir. Kendimizi düşündüğümüz kadar hatta daha da fazla başkalarını düşünmektir. Îsâr; şefkat, merhamet ve sabırla anne ve babamızın, eş ve çocuklarımızın gönüllerini hoş tutabilmektir. Engelli kardeşlerimize hayatı kolaylaştırmak; göremeyenin gözü, konuşamayanın dili, işitemeyenin kulağı, yürüyemeyenin ayağı, tutamayanın eli olabilmektir. Îsâr; içinde yaşadığımız toplumun, hatta bütün insanların iyiliğe ve hayra ulaşması için kimi zaman malımızdan, kimi zaman rahatımızdan vazgeçmektir. Kimi zaman yanı başımızdaki komşularımızın, kimi zaman akrabalarımızın, kimi zaman da Gazze’deki mazlum kardeşlerimizin yanında olmak, maddi ve manevi desteğimizi onlardan esirgememektir. Yeri geldiğinde ise din, vatan ve mukaddesat uğruna canımızı feda etmektir. Kıymetli Müslümanlar! Bizler, fedakârlığın en güzel örneklerini Peygamber Efendimiz (s.a.s) ve güzide ashabından öğrendik. Onlar, başlarına gelen bütün zorluklara göğüs germişler, insanların gönüllerinin İslam’a ısınmaları için var güçleriyle çalışmışlar, onlar için Cenâb-ı Hakk’a daima dua etmişlerdir. “Onlar, yiyeceklerini yoksula, yetime ve esire seve seve ikram ederler. Ve şöyle derler: Biz size Allah için ikram ediyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz”[1] ayet-i kerimesinin yaşayan örnekleri olmuşlardır. Değerli Müminler! Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) bir hadis-i şeriflerinde, “Kendiniz için istediğinizi mümin kardeşiniz için de istemedikçe gerçek anlamda iman etmiş olamazsınız”[2] buyurmaktadır. Hal böyleyken, bugün basit gibi görünen ancak îsâr ahlakımızla çözebileceğimiz nice davranışlara şahit olmaktayız. Bir yandan birbirine ikram için yarışan insanların öte yandan trafikte yol vermemesi, hatta bunun için tartışması, ambulans ve itfaiye araçlarının geçişini engellemesi, emniyet şeridini ihlal etmesi, engellilere ayrılan park yerlerine araçlarını park etmesi ne kadar da ibretlik bir durumdur. Çocuklarını uyuturken ya da hastası varken evinde parmaklarının ucuna basarak yürüyen ve fısıltıyla konuşanların televizyon ya da müziğin sesini sonuna kadar açarak komşusunu, hastaları rahatsız etmesi ne kadar da düşündürücü bir tablodur. Kendisi için bir şey almak ya da evine sağlıklı gıda götürmek için kılı kırk yaranların sattığı şeyin kusurunu gizlemesi, son kullanma tarihi geçmiş malların etiketlerini değiştirmesi, helal haram hassasiyetini kaybetmesi ne kadar da acı bir haldir. Kişinin; toplu taşıma araçlarında kendi konforunu önceleyip hasta, hamile ve yaşlıları ötelemesi ne kadar da üzücü bir husustur. Aziz Müslümanlar! Îsâr’ın gereği; “İyilik ve takvâ hususunda yardımlaşın”[3] ilahi davetine icabet ederek nerede bir ihtiyaç sahibi varsa onun yardımına koşmak, hayatı birbirimize yaşanılır kılmaktır. Her yüreğe huzur ve mutluluk ulaştırmak, bir yetimin duasında, bir garibin tebessümünde yer almaktır. Hutbemizi Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in hadis-i şerifleriyle bitirmek istiyorum: “Kul, kardeşinin yardımında olduğu sürece, Allah da onun yardımcısı olur.”[4] [1] İnsan, 76/8,9. [2] Buhârî, İmân, 7. [3] Mâide, 5/2. [4] Ebû Dâvûd, Edeb, 60.

21 Kasım Cuma Hutbesi konusu: "Şiddetin Çaresi Merhamet Eğitimi" Haber

21 Kasım Cuma Hutbesi konusu: "Şiddetin Çaresi Merhamet Eğitimi"

Diyanet İşleri Başkanlığınca hazırlanan 21 Kasım 2025 tarihli ve "Şiddetin Çaresi Merhamet Eğitimi" konulu Cuma hutbesi yayınlandı. ŞİDDETİN ÇARESİ MERHAMET EĞİTİMİ Muhterem Müslümanlar! İnsan, yeryüzünün en değerli varlığıdır. Her türlü saygıya layıktır. Kadın, erkek, çocuk, genç, yaşlı ayırt edilmeksizin her insanın canı mukaddestir. Dolayısıyla kimden gelirse gelsin, kim maruz kalırsa kalsın ve gerekçesi ne olursa olsun şiddetin hiçbir çeşidi kabul edilemez. İster ailede, ister sosyal hayatta, isterse dijital mecralarda söz, tutum ve davranışlarla hiç kimseye zarar verilemez, kimsenin şeref ve haysiyetine dil uzatılamaz. Peygamber Efendimiz (s.a.s), Müslümanı şöyle tarif etmektedir: “Müslüman, elinden ve dilinden insanların güvende olduğu kişidir.”[1] Aziz Müminler! Şiddetin sıradan bir hal aldığı, akran zorbalığının her geçen gün yaygınlaştığı, insanların birbirleriyle kavgalarını sosyal medyada paylaşmayı marifet saydığı; sokakta, toplu taşımada ve trafikte mal ve can emniyetinin hiçe sayıldığı bir dönemden geçmekteyiz. Alkol, kumar ve uyuşturucu madde gibi bağımlılıklar, kötülüklere sevk eden dijital oyunlar, yanlış örneklerle kirlenen ekranlar maalesef şiddetin günden güne yayılmasına zemin hazırlamaktadır. Oysa şiddet hiçbir sorunu çözemez. Aksine sevgiyi bitirir, insanı yalnızlaştırır, toplumu çürütür. Nitekim ümmeti olmakla şeref duyduğumuz Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in hayatında şiddetin izine dahi şahit olunmamıştır. O, “Kıyamet gününde azabın şiddetlisini görecek olanlar, dünyadayken insanlara şiddet gösterenlerdir”[2] buyurarak şiddetin ve zulmün asla karşılıksız kalmayacağını haber vermiştir. Kıymetli Müslümanlar! Şiddetin çaresi merhamet eğitimidir. Allah’ın bizlere emaneti olan çocuklar; inancı, iyiliği, merhameti, sevgi ve saygıyı ilk olarak ailesinden öğrenir. Bu münasebetle “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et…”[3] ayet-i kerimesini rehber edinen her anne baba; çocuklarının yüreklerine dokunmalı, başlarını okşamalı, onları Allah’a iyi bir kul, çevrelerine faydalı bir insan olarak yetiştirmeye gayret göstermelidir. Bir çocuk için, ilim ve hikmet yolculuğundaki en önemli kişilerden biri de öğretmenlerdir. Peygamber Efendimiz (s.a.s), eğitim ve öğretim gibi kutsal bir vazifeyi yürütenlere; “İlim öğreten kimseye, öğrettiği ilimle amel edenlerin kazandıkları kadar ecir verilir…”[4] müjdesini vermektedir. Zira öğrencilerine ahlak ve edebiyle, şefkat ve merhametiyle rol model olan her bir öğretmen toplumda fazilet ve erdemin teminatıdır. Değerli Müminler! Şiddetin gölgesini hayatımızdan uzaklaştırmak için; gönüllerimize muhabbeti, evlerimize ve okullarımıza merhameti hâkim kılalım. Kalbimize düşen öfke kıvılcımlarını rahmet yağmurlarıyla söndürelim. Evlatlarımızın yüreğine sevgi, saygı, anlayış ve paylaşmanın tohumlarını serpiştirelim. Unutmayalım ki, bir çocuğun zihnine işlenen güzel bir söz, gönlüne yerleştirilen merhamet ve muhabbet yarının huzur dolu dünyasına dikilmiş bir fidan olacaktır. Bu vesileyle merhamet eğitiminde bizlere rehberlik eden anne ve babamızı, öğretmenlerimizi, hocalarımızı ve Kur’an muallimlerimizi hayırla yâd ediyoruz. Hutbemizi, Allah Resûlü (s.a.s)’in şu uyarısıyla bitirmek istiyorum: “İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.”[5] [1] Tirmizî, İman, 12; İbn. Hanbel, VI, 22. [2] İbn Hanbel, IV, 90. [3] Nahl, 16/125. [4] İbn Mâce, Sünnet, 20. [5] Bûhârî, Tevhid, 2.

Diyanet’ten 17 Ekim 2025 Cuma hutbesi: “Müslümanın hayatına yön veren rehber: Sünnet-i Seniyye” Haber

Diyanet’ten 17 Ekim 2025 Cuma hutbesi: “Müslümanın hayatına yön veren rehber: Sünnet-i Seniyye”

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan 17 Ekim 2025 tarihli Cuma hutbesinin konusu “Müslümanın Hayatına Yön Veren Rehber: Sünnet-i Seniyye” olarak belirlendi. Hutbede, Kur’an-ı Kerim’in ilahi bir rehber olduğu, sünnetin ise bu rehberin hayata yansımış hali olduğuna dikkat çekildi. Müslümanların, Peygamber Efendimiz’in (s.a.s) sünnetini yaşatmakla Allah’ın sevgisine nail olacakları vurgulandı. MÜSLÜMANIN HAYATINA YÖN VEREN REHBER: SÜNNET-İ SENİYYE Muhterem Müslümanlar Hayat rehberimiz Kur’an-ı Kerim; Rabbimizi bizlere tanıtan, yaratılışın hikmetini, hayatın gayesini öğreten ilahi mesajdır. Hak ile batılı, doğru ile yanlışı ayırt eden bir kılavuzdur. Kalplere şifa, gönüllere rahmet, ruhlara sekinettir. Sünnet-i seniyye ise; Kur’an’ın hayata yansımış, imanın pratiğe dönüşmüş, İslam’ın vücut bulmuş halidir. Hutbemize başlarken okuduğumuz ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Resûlüm! De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah bağışlayan ve merhamet edendir.”[1] Aziz Müminler! Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir hadis-i şeriflerinde, “Kim benim sünnetimi yaşatırsa beni sevmiş olur, kim de beni severse cennette benimle birlikte olur”[2] buyurmaktadır. Sünnet üzere yaşamak; Cenâb-ı Hakk’ı herkesten ve her şeyden çok sevmek, O’nun emirlerine uymak, yasaklarından kaçınmaktır. Kur’an-ı Kerim’i gönlümüze ve hayatımıza nakşetmek, İslam ahlakını kuşanmaktır. Sünnet üzere yaşamak, ailede sevgi ve muhabbeti hâkim kılmaktır. Ticarette helal-haram hassasiyetini gözetmek, doğruluk ve dürüstlükten ayrılmamaktır. Sünnet üzere yaşamak; hayatı birbirimize yaşanılır kılmak, elimizle ve dilimizle kimseye zarar vermemektir. Sünnet üzere yaşamak; ümmet bilinciyle hareket etmek, birbirimizi Allah için sevmek, bir binanın tuğlaları gibi kenetlenmek, sevincimizi ve hüznümüzü paylaşmaktır. Sünnet üzere yaşamak, iki günü birbirine denk olmadan bir ömür sürmektir. Kıymetli Müslümanlar! Dün olduğu gibi bugün de insanlık, Allah Resûlü (s.a.s)’in çağlar üstü mesajlarına muhtaçtır. Onun sünneti; her yüreğe dokunan, her insana hitap eden, her topluma yol gösteren güzellikler barındırmaktadır. Bu husus Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade edilmektedir: “İçinizden Allah’ın lütfuna ve ahiret gününe umut bağlayanlar, Allah’ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki, Resûlullah’ta güzel bir örneklik vardır.”[3] Değerli Müminler! Bize düşen; Allah’ın emirlerini, Resûlullah (s.a.s)’in sünnetini, her şeyden daha önemli ve daha değerli görmektir. Peygamberimiz (s.a.s)’in güzel ahlakını hayatımızın her alanına aktarmanın gayretinde olmaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in sevgisini çocuklarımız ve gençlerimizin gönlüne nakış nakış işlemeye daha fazla özen göstermektir. Şu hususu unutmayalım ki, Allah Resûlü (s.a.s)’in sünnetini dikkate almadan Kur’an-ı Kerim’i anlamak, İslam’ı yaşamaya çalışmak, Allah’ın rızasına ve sevgisine nail olmak mümkün değildir. Hutbemizi Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in Veda Hutbesindeki şu uyarılarıyla bitirmek istiyorum: “Size iki şey bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar, Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.”[4] [1] Âl-i İmrân, 3/31. [2] Tirmizî, İlim, 16. [3] Ahzâb, 33/21. [4] Müslim, Hac, 147; Muvatta’ , Kader, 3.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.