#Cuma hutbesi

İLKHABER-Gazetesi - Cuma hutbesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Cuma hutbesi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Diyanet 08 Mayıs 2026 Cuma hutbesini yayımladı! “İbadetler, Bizi Rabbimize Yakınlaştırır” mesajı Haber

Diyanet 08 Mayıs 2026 Cuma hutbesini yayımladı! “İbadetler, Bizi Rabbimize Yakınlaştırır” mesajı

Milyonlarca vatandaşın merakla beklediği 08 Mayıs 2026 tarihli Cuma hutbesi erişime açıldı. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan hutbede ibadetlerin insanı Allah’a yaklaştıran en önemli kulluk görevlerinden biri olduğu vurgulandı. “İbadetler, Bizi Rabbimize Yakınlaştırır” konulu hutbede; namazın insanı kötülüklerden uzaklaştırdığı, zekât ve sadakanın bereket getirdiği, orucun ise nefsi terbiye ettiği ifade edildi. 8 MAYIS 2026 CUMA HUTBESİ İBADETLER, BİZİ RABBİMİZE YAKINLAŞTIRIR Muhterem Müslümanlar! İbadetlerimiz, bizi; Rabbimize yakınlaştıran, O’nun rızasına ulaştıran ve güzel ahlakla donatan kulluk vazifemizdir. “De ki: Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm ancak âlemlerin Rabbi olan Allah içindir”[1] ayet-i kerimesi bunun en açık ifadesidir. Namazımız, bizi günahlardan ve kötülüklerden alıkoyar. Kalbimize ferahlık, ruhumuza huzur verir. Zekâtımız ve sadakamız, malımıza ve ömrümüze bereket katar. Yardımlaşma ve dayanışma bilincinin bütün topluma yayılmasına vesile olur. Orucumuz; gönlümüzü, dünyevi hırs ve tutkuların esaretinden kurtarır. Ahlakımızı olgunlaştırır, bize şahsiyet kazandırır. Aziz Müminler! Haccımız ve umremiz, Allah’a teslimiyetimizin nişanesi olan ibadetlerimizdendir. Kur’an-ı Kerim’de, “Haccı ve umreyi Allah için eksiksiz yerine getirin”[2] buyrulmaktadır. Hacı adaylarımızı kutsal beldelere yolcu ettiğimiz şu günlerde bizler biliyoruz ki, haccımız ve umremiz; dili, ırkı ve mezhebi farklı olan Müslümanları bir araya getiren, onlara kulluk bilinci ve ümmet şuuru kazandıran kardeşlik buluşmasıdır. Müminin, Allah’ın sonsuz rahmet ve merhametine sığındığı, samimi tövbeler ve gözyaşlarıyla günahlarının bağışlanmasını umduğu kutlu bir yolculuktur. İnananlara, geçmişin muhasebesini yaparak geleceklerini inşa etme fırsatı sunan yenilenme ve diriliş zamanıdır. Kıymetli Müslümanlar! Yüce Rabbimize olan kurbiyyetimizi artıran bir diğer ibadet ise kurbandır. Yine bugünlerde hazırlığına başladığımız kurban ibadetimiz, malımızı ve canımızı Cenâb-ı Hakk’ın yolunda feda edebileceğimizin bir göstergesidir. “Kurbanların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. O’na ulaşacak olan ancak sizin takvanızdır”[3] ayet-i kerimesinde buyrulduğu üzere, kurbandan maksat, Allah’ın emrine boyun eğmektir. O’na olan sadakati izhar etmektir. Kurbandan maksat; bencillik, cimrilik ve tamahkârlık gibi kötü huylardan arınmaktır. Ve kurbandan maksat; gönüllerimizi birbirine açmaktır, birlik ve beraberliğimizi pekiştirmektir. Böylelikle iyiliği yeryüzüne hâkim kılmanın gayretinde olmaktır. Değerli Müminler! Kurban, bir iyilik hareketidir. Milletimizi bir umut olarak gören insanlarla aramızda kurduğumuz gönül köprüsüdür. Kurban, yolumuzu hasretle bekleyen kardeşlerimizin hanelerine muhabbet taşımak, sofralarında bayram sevincini yaşatmaktır. Bu vesileyle; arzu eden kardeşlerimiz, vekâlet yoluyla kestirmek istedikleri kurbanlarını, Diyanet İşleri Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet Vakfımıza emanet ederek bu iyilik hareketine destek verebilirler. Yüce Rabbimizden; bizleri, sağlık ve afiyet içerisinde Kurban Bayramı’na ulaştırmasını niyaz ediyoruz. Hutbemizi, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu duasıyla bitiriyoruz: “…Allah’ım! Bu kurban Sendendir ve Hz. Muhammed (s.a.s) ile ümmeti tarafından Senin rızan için sunulmuştur.”[4] [1] En’âm, 6/162. [2] Bakara, 2/196. [3] Hac, 22/37. [4] İbn Mâce, Edâhî, 1.

24 Nisan Cuma hutbesi yayımlandı: Diyanet’ten “Merhamet eğitimi” vurgusu Haber

24 Nisan Cuma hutbesi yayımlandı: Diyanet’ten “Merhamet eğitimi” vurgusu

Diyanet İşleri Başkanlığı, 24 Nisan 2026 tarihli Cuma hutbesini yayımladı. “Merhamet Eğitimi” başlığıyla hazırlanan hutbede, bireyin ve toplumun inşasında eğitim, ahlak ve değerlerin önemi ön plana çıkarıldı. 24 NİSAN 2026 CUMA HUTBESİ MERHAMET EĞİTİMİ Muhterem Müslümanlar! Yüce dinimiz İslam’ın üzerinde hassasiyetle durduğu hususlardan biri de eğitimdir. Medeniyetimizde eğitim; ilimle hikmetin, bilgiyle ahlakın bir arada bulunduğu hakikat arayışı olarak görülür. İnsanı, Allah’a yaklaştıran; sevgi, saygı ve şefkat gibi faziletlerle buluşturan eğitim anlayışı benimsenir. Dünyalık başarının yanında, kişinin; Rabbine, ailesine ve çevresine karşı sorumluluklarını yerine getirdiği eğitim bilincinin oluşması hedeflenir. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in, “Allah’ım! Öğrettiklerinle beni faydalandır. Fayda verecek ilmi bana öğret ve ilmimi artır”[1] duası bu duruma en güzel örnektir. Aziz Müminler! Eğitim, ömür boyu devam eden bir süreçtir. Çünkü insan; eğitimle şekillenir. Eşyanın hikmetini ve yaratılışın gayesini eğitimle kavrayabilir. İyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan eğitimle ayırabilir. Dinin, canın, malın, neslin ve aklın korunduğu erdemli bir toplum eğitimle inşa edilebilir. Adalet ve merhametin hâkim olduğu bir medeniyet ancak eğitimle kurulabilir. Kıymetli Müslümanlar! Bugün, bütün dünya, insanı insan yapan değerlerin zaafa uğradığı bir dönemden geçmektedir. Bundan kurtuluş, insanın; özüne dönmesi, vahyin yol göstericiliği, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in güzel ahlakını örnek almasıyla mümkündür. Toplum olarak bizler de milli ve manevi değerlerimizle hemhal olmuş bir eğitim anlayışıyla, sıkıntılarımıza çare bulabilir, birbirimize umut olabilir, geleceğe daha güvenle bakabiliriz. Zira bizler; Cenâb-ı Hakk’ın, “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et”[2] ayet-i kerimesini kendisine şiar edinen bir medeniyetin mensuplarıyız. Muallim olarak gönderilen,[3] sünnet-i seniyyesi ve merhamet eğitimiyle sadece içinde yaşadığı topluma değil bütün insanlığa rehberlik eden Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s)’in ümmetiyiz. “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır”[4] hadis-i şerifi gereğince iyiliğin yeryüzündeki temsilcileri olma sorumluluğunu omuzlarında taşıyan şanlı bir ecdadın torunlarıyız. Değerli Müslümanlar! Bugün her birimize düşen görev; bizi biz yapan, bizi ayakta tutan değerlerimize sımsıkı sarılmaktır. Çocuklarımızı ve gençlerimizi her türlü batıl ideolojiden, sapkın akımdan, zararlı alışkanlıktan korumaya var gücümüzle gayret göstermektir. Onların zihinlerine ilmi, kalplerine imanı, hayatlarına ibadet ve ahlakı nakşetmeye daha fazla ehemmiyet vermektir. Hutbemizi Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in şu duası ile bitiriyoruz: “Allah’ım! Huşû duymayan kalpten, doymayan nefisten, fayda vermeyen ilimden ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım.”[5] [1] Tirmizî, Deavât 128. [2] Nahl, 16/125. [3] Dârimî, Mukaddime, 32. [4] Kudâî, Müsnedü’ş-şihâb, I, 365. [5] Nesâî, İstiâze, 13. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

10 Nisan 2026 Cuma Hutbesi yayımlandı: İslam’da tevhid ve birlik vurgusu Haber

10 Nisan 2026 Cuma Hutbesi yayımlandı: İslam’da tevhid ve birlik vurgusu

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan 10 Nisan 2026 tarihli Cuma hutbesi yayımlandı. “İslam” başlığını taşıyan hutbede tevhid inancı, Müslümanlar arasında birlik ve beraberlik ile toplumsal huzur vurgusu yapıldı. 10 NİSAN 2026 CUMA HUTBESİ ﷽اِنَّ الدّ۪ينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْاِسْلَامُ۠ …وَقَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّي اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:اَللَّهُمَّ! إِنِّى أَعُوذُ بِكَ مِنَ الشِّقَاقِ وَالنِّفَاقِ وَسُوءِ الْأَخْلاَقِ. İSLAM Muhterem Müslümanlar! Cenâb-ı Hak, dünyamızı ve ahiretimizi mamur kılalım diye bizlere akıl ve irade vermiş, peygamberler göndermiş, kitaplar indirmiştir. “Allah katında yegâne din İslam’dır”[1] fermanıyla, kıyamete kadar gelecek bütün insanlar için, İslam’ı seçmiştir. İslam, insanlığı huzur ve mutluluğa davet eden bir dindir. Zihinleri kötü düşüncelerden, nefisleri bencillik ve hırstan arındıran, beşeriyete kurtuluşu gösteren bir dindir. Dürüstlük ve hakkaniyeti, iyilik ve güzelliği yeryüzüne hâkim kılmanın yollarını öğreten bir dindir. Aziz Müminler! İslam’ın özü tevhittir. Tevhid, azamet ve yüceliğin sadece Allah’a ait olduğunun ilanı ve ikrarıdır. Varlığın asıl sahibine teslim olmak, heva ve hevesin esaretinden kurtulup gerçek özgürlüğe kavuşmaktır. Tevhid, Allah’tan başka hiçbir varlığın önünde eğilmemek, hak ve hakikat uğrunda izzetli bir duruş sergilemektir. Cenâb-ı Hak, “Allah, sizin Rabbinizdir. O’ndan başka ilâh yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. Öyle ise O’na kulluk edin. Güvenilip dayanılacak tek varlık O’dur”[2] buyurmaktadır. Değerli Müslümanlar! İslam’ın toplumsal hayattaki yansıması ise vahdettir. Vahdet; birliktir, beraberliktir, kardeşliktir. Dilleri ve coğrafyaları farklı olsa da Rabbi bir, peygamberi bir, kitabı bir, kıblesi bir olan müminlerin; her hâl ve durumda birbirlerine kenetlenmeleri, el birliğiyle zulme ve zalime geçit vermemeleridir. Farklılıkları, zenginlik olarak görmeleri; ayrışmanın ve bölünmenin değil, birleşmenin ve bütünleşmenin vesilesi kılmalarıdır. Bu hususta Yüce Rabbimizin beyanı gayet açıktır: “Doğrusu sizin ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. Öyleyse bana kulluk edin.”[3] Kıymetli Müminler! Bugün, insanlığı; içine düştüğü buhranlardan çıkaracak olan, İslam’ın istikamet mesajlarıdır. Yangın yerine çevrilmek istenen dünyamızı tekrar huzur yurduna dönüştürecek olan, Kur’an-ı Kerim’in hayat veren ilkeleridir. Gönülleri birbirine ısındıracak, insanları birbirine kaynaştıracak olan, Allah Resûlü (s.a.s)’in güzel ahlakıdır. Aziz Müslümanlar! İslam’ın sahibi Allah’tır. Onu gönderen de kıyamete kadar koruyacak olan da O’dur.[4] Bu dinin kitabı Kur’an-ı Kerim’dir. Peygamberi ise, İslam’ı en güzel şekilde yaşayarak öğreten Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s)’dir. Dolayısıyla hiçbir kimse ya da grup, İslam’ı kendi tekelinde göremez. İslam’ın en temel vasfı olan tevhidi savunma bahanesiyle fitne ve fesat çıkaramaz, ümmetin vahdetine, vatanımızın dirlik ve birliğine zarar veremez. İslam’ın; dar kalıplara hapsedilemeyecek, bir coğrafyanın sınırına sığmayacak kadar yüce bir din olduğu unutulmamalıdır. Cenâb-ı Hak, bizleri vahdetten, birlik, beraberlik ve kardeşlikten ayırmasın. Hutbemizi Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in şu duasıyla bitiriyoruz: “Allah’ım! Bozgunculuktan, nifaktan ve kötü ahlaktan sana sığınırım.”[5] [1] Âl-i İmrân, 3/19. [2] En’âm, 6/102. [3] Enbiyâ, 21/92. [4] Hicr, 15/9. [5] Ebû Dâvûd, Vitr, 32. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

Diyanet 3 Nisan Cuma hutbesini yayımladı: “Cuma ve Ümmet Bilinci” Haber

Diyanet 3 Nisan Cuma hutbesini yayımladı: “Cuma ve Ümmet Bilinci”

Milyonlarca Müslümanın merakla beklediği haftalık Cuma hutbesi yayımlandı. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan hutbede, Cuma gününün anlamı ve Müslümanlar arasındaki birlik mesajı dikkat çekti. Muhterem Müslümanlar! Bugün Cuma… Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in buyurduğu üzere, “Güneşin üzerine doğduğu en hayırlı gün, Cuma günüdür...”[1] Bugün, biz müminlerin haftalık buluşma günüdür. Birlik, beraberlik ve kardeşliğimizin perçinlendiği müstesna bir zaman dilimidir. Aziz Müminler! Cuma günü yerine getirmemiz gereken sorumlulukların başında Cuma namazını eda etmek gelmektedir. Yüce Rabbimiz, “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır”[2] buyurmaktadır. Bu çağrı, sadece bedenlerin bir mekânda toplanması için değil; ruhların kaynaşması, kalplerin aynı hakikatle bütünleşmesi içindir. Bu çağrı, omuzların birbirine değdiği gibi gönüllerin de birbirine dokunması içindir. Bu çağrı; dilleri, renkleri, mezhepleri, makamları ve mevkileri farklı olan bütün müminlerin, bir duvarın tuğlaları gibi birbirine destek olmalarını hatırlatmak içindir. Değerli Müminler! Cuma namazına yapılan çağrı, Müslümanlara; ayrılıkları bir kenara bırakıp vahdeti kuşanmayı, tefrikadan uzaklaşıp birbirlerine tutunmayı, yani ümmet olmayı öğretmek içindir. Bu çağrı; sohbet ve hutbeyi, başlarının üzerinde bir kuş varmış da kıpırdayınca uçup gidecekmiş gibi dinleyen[3] sahâbe-i kirâmın örnek hayatına işaret içindir. Ve bu çağrı; İslam’ın hak ve hakikatlerini, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in rahmet yüklü mesajlarını dünyanın her köşesine ulaştırmamız içindir. Kıymetli Müslümanlar! Cuma günü Allah’ın divanına durmak için bedenine, elbisesine ve kokusuna özen gösteren müminler; sosyal hayatta da söz ve davranışlarına özen göstermeli, birbirlerine sırt çevirmemelidir. Birbirlerinin dertlerine derman, sıkıntılarına çare olmalı; kısır çekişmelere girmemeli, sığ anlayışlara mahkûm olmamalıdır. Cuma namazını eda etmek üzere cami ve mescitlerde bir araya gelen ve aynı kıbleye yönelen ümmet-i Muhammed; cami dışında da saflarını sık tutmalı, zorluklar karşısında beraberce sabır göstermelidir. Düşmanlarına karşı yekvücut olmalı; camisine, mescidine, kıblesine, yurduna sahip çıkmalıdır. Aziz Müslümanlar! Savaşların ve acıların yaşandığı, insanlığın barışa hasret kaldığı, zalimlerin Mescid-i Aksâ’da secdeyi engellediği şu günlerde bizlere düşen; Cuma ve ümmet bilincini diri tutmaktır. Zihinlerimizi ve gönüllerimizi aynı inançta, aynı duyguda ve aynı idealde buluşturmaktır. Cuma gününü; kardeşlik ahdimizi yenilememize, bir vücudun azaları gibi kenetlenmemize, dirliğimize ve dayanışmamıza vesile kılmaktır. Birlikte rahmetin, ayrılıkta azabın olduğunu unutmamaktır. Cumamızı tebrik ediyor, hutbemizi Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in şu hadis-i şerifiyle bitiriyoruz: “Kim güzelce abdest alıp Cumaya gelir, hutbeyi can kulağıyla dinlerse, o Cuma ile gelecek Cuma arasındaki günahları affolunur...”[4] [1] Müslim, Cum’a, 18. [2] Cuma, 62/9. [3] Ebû Dâvûd, Tıb, 1. [4] Müslim, Cum’a, 27. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

20 Mart Cuma Hutbesi: ''Hayatı Ramazan Kılmak'' Haber

20 Mart Cuma Hutbesi: ''Hayatı Ramazan Kılmak''

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan 20 Mart 2026 tarihli Cuma hutbesi yayımlandı. “Hayatı Ramazan Kılmak” başlıklı hutbede, Ramazan ayında kazanılan ibadet bilincinin tüm hayata taşınması gerektiği ifade edildi. HAYATI RAMAZAN KILMAK Muhterem Müslümanlar! Yüce Rabbimiz, bu yıl aynı günde iki bayramı bizlere ikram etti. Ramazan Bayramının ilk gününü idrak ederken, biz müminlerin bayramı Cuma namazını eda etmek üzere bir aradayız hamdolsun. Aziz Müminler! Ramazan-ı şerif, maddi ve manevi pek çok güzelliği elde ettiğimiz bir mektep idi. Bu mübarek ayda; camilerimiz cemaatle, gönüllerimiz muhabbet ile dolup taştı. Tekbir ve salavatların yükseldiği kubbelerimiz altında ümmet-i Muhammed olmanın coşkusunu hep birlikte yaşadık. Sahurla bereketlendik. Oruç ile ruhlarımızı arındırdık. Kur’an-ı Kerim ile gönüllerimizi nurlandırdık. Teravih ve teheccüd namazlarıyla gecelerimizi huzura erdirdik. Zekât ve fitrelerimizle paylaşmanın ve yardımlaşmanın sevincini yaşadık. Geçmişin muhasebesini yaptık, hata ve günahlarımız için Cenâb-ı Hak’tan bağışlanma diledik. Kıymetli Müslümanlar! Allah’ın razı olduğu bir kul, insanların hoşnut olduğu bir Müslüman olmanın yolu, hayatı Ramazan kılmakla mümkündür. Hayatı Ramazan kılmak ise; Kur’an-ı Kerim’i okumaya, onun istediği gibi bir mümin olmaya gayret göstermekle olur. Hayatı Ramazan kılmak; Rabbimizin zikrini dilimize ve kalbimize yerleştirmekle, zikrin en büyüğü olan namazlarımızı eda etmekle olur. “Kim, Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün daha eklerse, bütün yıl oruç tutmuş gibidir”[1] hadis-i şerifi gereğince içinde bulunduğumuz Şevval ayında oruç tutmakla olur. Değerli Müminler! Hayatı Ramazan kılmak; yıl boyunca ihtiyaç sahiplerini, yetim ve öksüzleri gözetmekle, iyiliği yeryüzüne hâkim kılmak için çaba sarf etmekle olur. Etrafımızı ateş çemberine çevirmek isteyenlere karşı feraset ve basireti kuşanmakla, birlik ve dirlikle olur. Hayatı Ramazan kılmak; ticaretimizi helal kazançla bereketlendirmekle olur. Ailemizde sevgi ve merhameti, sosyal hayatta adalet ve hakkaniyeti hâkim kılmakla olur. Hâsılı hayatı Ramazan kılmak; elimizi, belimizi ve dilimizi muhafaza ettiğimiz bir ömür sürmekle olur. Yüce Rabbimiz böyle bir hayatı sürdürenlere şu müjdeyi vermektedir: “‘Rabbimiz Allah’tır’ deyip sonra da istikamet üzere yaşayanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Onlar cennetliktir. Yapmakta olduklarına karşılık, orada ebedi kalacaklardır.”[2] Aziz Müslümanlar! Şu hususu unutmayalım ki; Ramazan mektebinde alınan eğitim, bir ömre aktarıldığında gerçek anlamını kazanacaktır. Hutbemizi; Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in, ‘Allah’ın en sevdiği amel nedir?’ diye soran kişiye verdiği şu cevapla bitiriyoruz: “Allah katında amellerin en sevimlisi az da olsa devamlı olanıdır.”[3] [1] Müslim, Sıyâm, 204. [2] Ahkâf, 46/13,14. [3] Müslim, Müsâfirîn, 216. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

6 MART 2026 CUMA HUTBESİ KONUSU: “ZEKÂT VE FITIR SADAKASI” Haber

6 MART 2026 CUMA HUTBESİ KONUSU: “ZEKÂT VE FITIR SADAKASI”

Her hafta Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayımlanan cuma hutbesi metni vatandaşlar tarafından merak ediliyor. 6 Mart 2026 Cuma günü camilerde okunacak hutbenin konusu “Zekât ve Fıtır Sadakası” olarak açıklandı. Hutbede zekâtın toplumsal dayanışma ve yardımlaşmadaki önemine dikkat çekildi.e konusu. 6 MART CUMA HUTBESİ ZEKÂT VE FITIR SADAKASIMuhterem Müslümanlar! Malımız, mülkümüz, sahip olduğumuz bütün imkânlarımız Yüce Rabbimiz tarafından bizlere verilmiş birer emanettir. Bu emanetlerin şükrünü eda etmek; varlıklarımızı ihtiyaç sahipleriyle, yetim, öksüz ve kimsesizlerle paylaşmakla gerçekleşebilir. İşte bu emanet bilincinin ibadete dönüşmüş hali, zekât ve fıtır sadakasıdır. Aziz Müminler! Zekât, İslam’ın beş temel esasından biridir. Zekât, sadece bir bağış değil, bizzat Allah ve Resûlü tarafından belirlenmiş bir ibadettir. İnsanın malını eksilten değil, bereketlendiren ilahi bir nimettir.[1] “Onların mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir pay vardır”[2] ayetinde buyrulduğu üzere zekât, fakiri minnet altında bırakan bir lütuf değil, ona hakkını teslim etmektir. Kıymetli Müslümanlar! Zekât, müminler arasında yardımlaşma ve dayanışma, rahmet ve şefkat köprüleri kurar. Birlik ve beraberliğin daha da güçlenmesine vesile olur. Kardeşliğin gönüllerde, hanelerde ve sofralarda hissedilmesini sağlar. Bu yönüyle zekât, toplumsal barış, huzur ve dayanışmaya büyük katkı sunar. Zekât vermek, kişiyi bencillikten, hasetten ve cimrilikten arındırır. Zekât, insanın; içindeki mal sevgisini ve dünya hırsını dizginlemesine, günahlarından arınmasına yardımcı olur. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in buyurduğu üzere, “…Zekât, suyun ateşi söndürdüğü gibi hata ve günahları silip yok eder.”[3] Değerli Müminler! Fitre olarak bildiğimiz fıtır sadakası ise; Ramazan-ı şerife ulaşmanın, bayrama kavuşmanın şükrüdür. Peygamber Efendimiz (s.a.s), bayram namazımızı kılmadan önce fıtır sadakalarımızı ihtiyaç sahiplerine ulaştırmamızı emretmektedir.[4] Zira fıtır sadakası ile Ramazan Bayramı; merhamet ve muhabbetin, neşe ve sevincin toplumun tamamına yayıldığı müstesna bir zaman dilimine dönüşmektedir. Aziz Müslümanlar! Zekât ve fıtır sadakasında esas olan; önce kişinin, çevresinden ihtiyaç sahibi akrabalarını ve komşularını gözetmesidir. Sonra da yardımlarını mazlum ve mağdur coğrafyalarda bulunan kardeşlerine ulaştırmasıdır. Bugün bize düşen, içerisinde bulunduğumuz Ramazan-ı şerifi vesile kılarak zekât ve fitrelerimizle bir fakirin sofrasını şenlendirmektir. Bir borçlunun yükünü hafifletmektir. Yolda kalmışa el uzatmaktır. Bir yetimin, bir öksüzün ve bir garibin yüzünü güldürmektir. Mazlumların yanında yer almaya, onlara umut olmaya devam etmektir. Böylelikle Yüce Rabbimizin bizlere lütfettiği imkânları ebedi kazanca dönüştürmektir. Hutbemizi Cenâb-ı Hakk’ın şu ayet-i kerimesi ile bitiriyoruz: “Namazı kılın, zekâtı verin. Kendiniz için önceden ne hayır yaparsanız Allah katında onu bulursunuz. Muhakkak ki Allah, yaptıklarınızı eksiksiz görür.”[5] [1] Bakara, 2/276. [2] Zâriyât, 51/19. [3] Tirmizî, Cum’a, 79. [4] Buhârî, Zekât, 70. [5] Bakara, 2/110. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

Cuma Hutbesi 27 Şubat 2026: 'Bağımlılıkla Mücadelede Ramazan Bir Fırsattır' Haber

Cuma Hutbesi 27 Şubat 2026: 'Bağımlılıkla Mücadelede Ramazan Bir Fırsattır'

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan 27 Şubat 2026 tarihli Cuma hutbesi camilerde okundu. “Bağımlılıkla Mücadelede Ramazan Bir Fırsattır” başlığıyla yayımlanan hutbede, Ramazan ayının manevi atmosferinin zararlı alışkanlıklardan arınmak için önemli bir fırsat sunduğu vurgulandı. 27 ŞUBAT 2026 CUMA HUTBESİ BAĞIMLILIKLA MÜCADELEDE RAMAZAN BİR FIRSATTIR Muhterem Müslümanlar! Yüce Rabbimiz, hayatımızda tertemiz bir sayfa açalım, hatalarımızı gözden geçirelim, günahlarımıza tövbe edelim diye bazı zamanları bizlere ikram etmiştir. İşte içerisinde bulunduğumuz Ramazan-ı şerif, Allah’ın sevdiği bir kul olmak, kendimize çekidüzen vermek, varsa kötü söz ve davranışlarımızı terk etmek için büyük bir fırsattır. Aziz Müminler! Bu haftaki hutbemizde rahmet ve mağfiret ayı Ramazan-ı şerifi vesile kılarak; aileleri mutsuzluğa ve insanlığı felakete sürükleyen bağımlılık tehlikesine dikkatlerinizi çekmek istiyoruz. Bağımlılık, basit bir alışkanlık değildir. İnsanı sahte mutluluk ve geçici hazların esiri haline getiren bir hastalıktır. Kişinin; zamanını heba ederken günaha dalmasına, şiddete yönelmesine, hatta kendisinin ve ailesinin canına kastetmesine sebep olan büyük bir tehdittir. Kıymetli Müslümanlar! Her biri bir diğerinden tehlikeli olan bağımlılıkların başında alkol ve uyuşturucu maddeler gelmektedir. Bu iki illet; aklı ve iradeyi zayıflatmakta, insanın bedenini ve ruhunu içten içe çürütmektedir. Ailede huzur ve mutluluğu yok etmekte; yuvaları dağıtmakta, ocakları söndürmektedir. Allah Resûlü (s.a.s) bir hadis-i şeriflerinde, “Sakın içki içme. Çünkü içki her kötülüğün anahtarıdır”[1] buyurarak bu tehlikeye dikkatlerimizi çekmektedir. Değerli Müminler! Günümüzde iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla hanelerimize kadar giren bir başka bağımlılık ise dijital kumardır. Üzülerek ifade edelim ki, dijital kumar, toplumun azımsanmayacak bir kesimine sirayet etmiş durumdadır. Çok küçük miktarlarla başlanan dijital kumar, kişinin; evini ve arabasını satmasına, bütün imkânlarını bu yolda tüketmesine, borç batağına sürüklenmesine sebebiyet vermektedir. Aile bağlarının kopmasına neden olmaktadır. Cenâb-ı Hak bu hususta bizleri şöyle uyarmaktadır: “Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.”[2] Aziz Müslümanlar! Sadece gençleri ve çocukları değil, anne ve babaları da esaret altına alan bir diğer bağımlılık ise dijital bağımlılıktır. Dijital bağımlılık; dikkati dağıtmakta, kişiyi yalnızlaştırmaktadır. İnsanların acısını, “Yardım edilmesi gereken bir durum” olmaktan çıkarıp “Seyredilen bir içerik” haline getirebilmektedir. Dijital bağımlılık sebebiyle; alış veriş sitelerinde, sanal oyun ve eğlencelerde vakitler israf, ömürler zayi edilmektedir. Kıymetli Kardeşlerim! Aklı örten her türlü maddeden, kumar ve dijital bağımlılıklardan korunmanın en etkili yolu, bu kötülüklere hiç bulaşmamaktır. Gençlerimize ve çocuklarımıza sevgi ve güven temeline dayalı bir aile ortamı sunmaktır. Bütün tedbirlere rağmen bir şekilde zararlı alışkanlıkların müptelası olan kardeşlerimize elimizi uzatmak, onları kötülerin insafına terk etmemektir. Ayrıca kendi rahatımız için çocuklarımızın eline telefon ve tablet tutuşturmamaktır. Yemek yemeleri, bir köşede sessiz kalmaları için yavrularımızı zararlı oyun, çizgi film ve eğlencelerle baş başa bırakmamaktır. Aziz kardeşlerim! Ramazan-ı şerifin bereketinden istifade ederek hayatımızı gözden geçirelim. Zararlı alışkanlıklardan kurtularak yeni bir başlangıç yapalım. Unutmayalım ki, insan hayatı, bağımlılıklarla çürütülecek, dijital mecralarda tüketilecek kadar önemsiz ve değersiz değildir. [1] İbn Mâce, Eşribe, 1. [2] Mâide, 5/90. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

20 ŞUBAT 2026 CUMA HUTBESİ YAYINLANDI: “RAMAZAN, CAMİ VE HAYAT” Haber

20 ŞUBAT 2026 CUMA HUTBESİ YAYINLANDI: “RAMAZAN, CAMİ VE HAYAT”

Diyanet İşleri Başkanlığı, 20 Şubat 2026 tarihli Cuma hutbesini kamuoyuyla paylaştı. “Ramazan, Cami ve Hayat” konulu hutbede, Ramazan ayının rahmet ve mağfiret mevsimi olduğuna dikkat çekilerek, camilerle bağın güçlendirilmesi çağrısında bulunuldu. 20 ŞUBAT 2026 CUMA HUTBESİ: RAMAZAN, CAMİ VE HAYAT Muhterem Müslümanlar! Cenâb-ı Hakk’a sonsuz hamd ve sena olsun ki, on bir ayın sultanı Ramazan-ı şerife kavuştuk. Ramazan-ı şerif; Yüce Rabbimizin rahmet ve mağfiretinin üzerimize sağanak sağanak yağdığı, bereket ve inayetinin evlerimizden sokaklara taştığı müstesna bir zaman dilimidir. Günlük koşuşturma içinde yıpranan iç dünyamızı onaran, hayatımıza anlam katan bir mekteptir. Ramazan-ı şerif; gönüllerimize inşirah vermek, kulluğumuzu sırat-ı müstakim üzere tahkim etmek için bizlere sunulmuş büyük bir nimettir. Rabbimize, ailemize ve çevremize karşı sorumluluklarımızı hatırlatmak için bizlere bahşedilen kıymetli bir hazinedir. Aziz Müminler! Ramazan-ı şerif, bizlere, birçok kazanım sunduğu gibi camilerle aramızdaki bağı yeniden tesis etmek, kuvvetlendirmek ve geliştirmek için de nice fırsat sunmaktadır. Ramazan-ı şerif; ezanları, mukabeleleri, ilim halkaları, teravihleri ve avlusunda kurulan iftar sofralarıyla cami merkezli bir hayatı inşa ve ihya etmemize vesile olmaktadır. Zira camiler; medeniyetimizin beşiği, şehirlerimizin kalbidir. Camiler; imanı ahlakla, ibadeti bilinçle, bilgiyi hikmetle, kulluğu sorumlulukla yoğuran mukaddes yerlerdir. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in buyurduğu üzere, “Camiler, beldelerin Allah’a en sevimli olan mekânlarıdır.”[1] Değerli Müslümanlar! Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazını kılan, zekâtını veren ve yalnız Allah’tan sakınan kimseler imar ederler. İşte bunların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.”[2] Camileri imar etmek, sadece onları inşa etmek değildir. Camileri imar etmek; aynı safta omuz omuza huzura varabilmektir. Camilerin kubbeleri altında, minarelerin gölgesinde birlik, beraberlik ve kardeşlik şuuruna erebilmektir. Kıymetli Müminler! Aile bağlarının zayıfladığı, akraba ve komşuluk ilişkilerinin tükenme noktasına geldiği bir çağda yaşıyoruz. İnsan, günden güne yalnızlaşmakta, kalabalıklar içinde kimsesiz kalmaktadır. Dünya nimetlerine aşırı meyletmenin yol açtığı huzursuzluk, kişinin; hayatı dünyadan ibaret görmesine, maneviyattan uzaklaşmasına sebep olmaktadır. Yaşadığımız bütün bu sıkıntıların çaresi ise; cami ile hayat arasındaki bağı güçlendirmekten, İslam’ın evrensel hakikatlerini, bizi biz yapan değerleri yeniden gündemimize taşımaktan geçmektedir. Aziz Müslümanlar! Ramazan-ı şerifin huzur veren manevî havasından daha fazla istifade edebilirsek özümüze dönebilir, kulluk şuurumuzu canlı tutabiliriz. Çocuklarımızın zihin ve gönül dünyalarında Ramazan ayına dair güzel hatıralar biriktirebilirsek geleceğe güvenle bakmalarına yardımcı olabiliriz. Vaktin merkezine namazı, hayatın merkezine camiyi yerleştirebilirsek dünya ve ahiret saadetini elde edebiliriz. Hutbemizi Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in şu müjdesiyle bitiriyoruz: “Bir kimse camiye gitme niyetiyle evinden çıktığında, attığı bir adımı için kendisine bir sevap yazılır, diğer adımı için de kendisinden bir günah silinir.”[3] [1] Müslim, Mesâcid, 288. [2] Tevbe, 9/18. [3] Nesâî, Mesâcid, 14.

DİYANET’TEN 13 ŞUBAT CUMA HUTBESİ: “RAMAZAN İKLİMİ” Haber

DİYANET’TEN 13 ŞUBAT CUMA HUTBESİ: “RAMAZAN İKLİMİ”

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan 13 Şubat 2026 tarihli Cuma hutbesi camilerde okundu. “Ramazan İklimi” konulu hutbede, Ramazan ayının Kur’an, oruç, rahmet ve bereket ayı olduğu ifade edilerek, Müslümanların bu mübarek aya manevi hazırlık yapmaları gerektiği belirtildi. 13 ŞUBAT CUMA HUTBESİ RAMAZAN İKLİMİMuhterem Müslümanlar! Rahmet ve mağfiret ayı Ramazan-ı şerifin gölgesi üzerimize düştü. Önümüzdeki Perşembe günü bu kutlu ayın ilk gününü idrak edeceğiz. Ramazan-ı şerif, bize Kur’an-ı Kerim’le gelir. Yüce Rabbimizin buyurduğu üzere, “Ramazan; insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun apaçık delilleri, hak ile batılı birbirinden ayıran ölçü olarak Kur’an’ın indirildiği aydır.”[1] Evet, hayat rehberimiz Kur’an-ı Kerim, yolumuzu aydınlatır. Gönüllerimize şifa, dertlerimize deva olur. Kur’an, bizi şereflendirir. Kötülüklerden bizi korur. Ahlakıyla bizi süsler. Cömertliğiyle bize ikramda bulunur. Şefaatiyle bizi cennete dâhil eder. Aziz Müminler! Ramazan-ı şerif, bize oruçla gelir. Oruç; bedenimize sıhhat, ruhumuza sekinet, hanelerimize huzur getirir. Oruç; bizi terbiye eder, Cenâb-ı Hakk’ın rızasına yakınlaştırır. Kalplerimizi günah kirlerinden arındırır, bizi takvaya ulaştırır. Yüce Rabbimiz bu hususta şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki takva sahibi olursunuz.”[2] Değerli Müslümanlar! Ramazan-ı şerif, bize rahmetle gelir. Birlik, beraberlik ve kardeşliği, yardımlaşma ve dayanışmayı hatırlatır. Ramazan-ı şerif; yetimiyle öksüzüyle, zenginiyle fakiriyle; genciyle, yaşlısıyla ve çocuğuyla bizleri ümmet kılar. Bizi; akrabalarımız, komşularımız ve ihtiyaç sahibi kardeşlerimizle hemhâl eyler. Aramızdaki sevgi ve dostluğun pekişmesine katkı sunar. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur: “Birbirinizle ilgi ve alakayı kesmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, birbirinize kin beslemeyin, birbirinize haset etmeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun.”[3] Kıymetli Müminler! Ramazan-ı şerif, bize bereketle gelir. Günahların bağışlandığı sahurla, teheccüdle seherlerimiz nurlanır. Gün boyunca okunan mukabelelerle gönlümüz huzura erer. Ülfet ve muhabbetin kaynağı iftar sofralarıyla evlerimiz, ailemizle birlikte coşkuyla eda ettiğimiz Teravih namazlarıyla camilerimiz şenlenir. Alın teri ile elde ettiğimiz helal kazançlardan verilen sadaka, fitre ve zekâtlar, kardeşliğimizi pekiştirir. Aziz Müslümanlar! Recep ve Şaban ayı; Regâibiyle, Miracıyla, Beratıyla bizleri nasıl Ramazan-ı şerife hazırladıysa bizler de evlerimizi, işyerlerimizi, camilerimizi ve sokaklarımızı Ramazan-ı şerife hazırlayalım. İyilik kapılarımızı sonuna kadar açalım, gönüllerimizi birbirine yaklaştıralım. Kur’an’ın ilahi mesajlarını hayatımıza yansıtalım. Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennem azabından kurtuluş olan Ramazan-ı şerifin hikmetlerini kuşanalım. Bu vesileyle şimdiden Ramazan-ı şerifimizi tebrik ediyoruz. Hutbemizi Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu hadis-i şerifiyle bitiriyoruz: “Mübarek Ramazan ayı geldi. Yüce Allah bu ayda size oruç tutmayı farz kıldı. Bu ayda cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır...”[4] [1] Bakara, 2/185. [2] Bakara, 2/183. [3] Tirmizî, Birr ve Sıla, 24. [4] Nesâî, Sıyâm, 5.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.