#Dei̇k

İLKHABER-Gazetesi - Dei̇k haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dei̇k haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

DEİK Başkanı Nail Olpak, 2025 yılını değerlendirdi ve 2026 öngörülerini paylaştı Haber

DEİK Başkanı Nail Olpak, 2025 yılını değerlendirdi ve 2026 öngörülerini paylaştı

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, reform yılı söyleminin iş dünyasının beklentileri açısından daha pozitif bir yaklaşım getireceğini belirterek, "Finansal koşullar faizlerin hem oranı hem de krediye yetişebilme miktarı açısından bakıldığında hemen her şey piyasanın tam istediği bazla olmayacak ama 2025'e göre kıyasladığımızda hem miktarsal bazda hem de faizlerin oranı açısından 2025'e kıyasla biraz daha iyi bir tablonun olacağını düşünüyoruz." dedi. DEİK Başkanı Olpak, basın mensuplarıyla bir araya geldiği toplantıda Türkiye ve dünyadaki ekonomik gelişmeler ve 2026'ya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Olpak, 2025'in öngörülemezliğin hakim olduğu bir yıl olduğunu kaydederek, bunun da hem kişisel hem de kurumsal olarak iş dünyası açısından da bakıldığında arzu edilmeyen bir konu olduğunu söyledi. Birçok başlığın bulunduğunu ancak bunların içerisinde en öne çıkan konunun bu olduğunu aktaran Olpak, "İş dünyası gözlüğüyle değerlendirdiğimizde bir taraftan bu konjonktürü iyi okumak ve bu çerçevenin içerisinde de birilerinin risklerini acaba nasıl fırsata çevirebiliriz noktasında hareket edip hani klasik ifadedir, 'ezber bozan adım' diye söylenir, onları atmaya gayret etmek, bizim hedef odağımız bu olacak." diye konuştu. Olpak, ticaret savaşları ve korumacılık eğilimleriyle şekillenen yeni bir dünya düzeninin içerisinde olunduğuna işaret ederek, globalleşmenin "glokalleşme"ye döndüğünü vurguladı. "MADE İN EUROPE' GÜMRÜK BİRLİĞİ'NİN GÜNCELLENMESİ KADAR BİZİM İÇİN ÖNEMLİ BİR ÖNCELİK" Nail Olpak, ticaretin önemli kuralının başında ticaretin belirli kısmının genel itibarıyla yakındaki ülkelerle yapılması olduğunu belirterek, near-shoring ve friend-shoring kavramlarının öne çıktığını dile getirdi. Olpak, yıllardan beri konuşulan bir Avrupa olduğuna dikkati çekerek, Avrupa deyince bir Avrupa genel tarafı bir de Avrupa Birliği (AB) tarafı olduğuna işaret etti. 2026'ya kadar AB ile olan önceliğin tam üyelik süreci ve Gümrük Birliği'nin güncellemesi üzerinden götürüldüğünü anlatan Olpak, "Yeni bir gündem ortaya çıktı. 'Made in Europe'. Bugün de bu toplantının, sizlerle olan sohbetin tarihini tabii daha önceden belirlemiştik ama onların da bu konuda bir açıklaması olacak. Ne olacağını hep birlikte göreceğiz. Ben bizim kendi yaklaşımımızı ortaya koyarak hareket etmemiz gerektiğini söylüyorum. Avrupa tarafıyla yaptığımız görüşmelerde yazılı olarak ifade etmeseler de onların söyledikleri aslında 'Made in Europe' yaklaşımında Asya-Pasifik coğrafyasına yönelik olarak bir tedbir ortaya koyacaklarını veya koyduklarını ifade ediyorlar." dedi. Olpak, Gümrük Birliği çerçevesinden 30 yıldır devam eden bir entegrasyon olduğunu ifade ederek, Türkiye'nin üretimde, lojistikte, tedarik zincirinde ne kadar güçlü bir yere sahip olduğunu Avrupa'nın bildiğini söyledi. "Made in Europe" senaryosunun içerisinde Türkiye'nin nerede olacağının oldukça önemli olduğuna vurgu yapan Olpak, şöyle devam etti: "Eğer sürpriz bir şekliyle bizi de o kapsamının dışında tutacak olurlarsa maalesef ciddi şekilde etkilenmemiz söz konusu. Arzumuz, hedefimiz olmasını istediğimiz kısım, kapsamın içerisinde kalırsak da bu da aynı biraz öncekinin tam zıttı bir şekliyle olumlu olarak bizi etkileyecek. Normalde yaklaşımın temelinde bakıldığı zaman 'Made in Europe' diyor yani kavram biraz açık neye kadar gidebileceğini göreceğiz. Yani AB'de üretmek demiyor. Bu gözle bakıldığında bir açık kapı var diyoruz ama hepimizin bildiği bir şey var, böylesi konular her zaman bir yani piyasa ifadesiyle 'pazarlık' konusu. Karşılıklı kimin ne alıp verebileceğiyle ilgili bir süreç. Bunun Türkiye çerçevesinde bakıldığında AB ile en az Gümrük Birliği'nin güncellenmesi kadar bizim için önemli bir öncelik olduğunu ifade etmemiz lazım." "ÇİN, TÜRKİYE VE DİĞER ÜLKELERİN GÜÇLÜ OLDUĞU ÜLKE PAZARLARINA GİREBİLİR" DEİK Başkanı Olpak, Türkiye-ABD ilişkilerine değinerek, iki ülkenin 100 milyar dolar ticaret hacmi hedefi koyduğunu anımsattı. Olpak, dönemin ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross'un Türkiye ziyaretini hatırlatarak, "Onun o seyahatte söylediklerinden bir tanesi şuydu, 'Arkadaşlar' dedi 'biz Çin'e yıllık 550 ile 600 milyar dolar arasında dış ticaret açığı veriyoruz. Biz bu açığı azaltacağız.' Yani bu konuşma yaklaşık bir 5-6 sene önce olmuştu. Ross, 'Bu azaltmanın gerçekleştiği yerde siz iyi bilirsiniz piyasada raftan çıkma diye bir şey vardır. O ürünler, Çin ürünleri bizim rafımızdan çıktığı zaman birileri de dolduracak. Hazır o çıkma varken sizin o doldurmaya girmeniz önemli' demişti. Burada gelmeye çalıştığım nokta şu, o gün bir Amerikan yetkilisinin söylediği 550-600 milyar dolarlık Amerika ile Çin arasındaki dış ticaret açığı geçtiğimiz yıl sonu itibarıyla, rakamlar biliyorsunuz yuvarlak açıklanıyor, tam da net değil, 180-200 milyar dolar seviyesine gelmiş. Yani 400 milyar dolar civarında Amerika, Çin ile kendi arasındaki dış ticaret açığını kendi lehi yönünde azaltmış."değerlendirmesinde bulundu. Bunun dikkatle izlenmesi gereken konulardan bir tanesi olduğunu kaydeden Olpak, Çin'in böylesi bir üretim gücü varken o 400 milyar dolarlık malı satmak için Türkiye dahil başka ülkelerin güçlü olduğu ülke pazarlarına gireceğini belirtti. Olpak, ABD'nin bir taraftan hem bu korumacılığı, ticaret savaşını sürdürürken hem de kendisine güvenilir iş ortakları arayışı içerisinde olduğuna dikkati çekti. "2026'yı bizim açımızdan baktığımızda olumlu göreceğimiz alanlardan birisi reform yılı ifadesinin kullanılmış olması" Olpak, 2025'e genel itibarıyla bakıldığında enflasyonla mücadele programının devam ettiğine işaret ederek, DEİK çerçevesinde ise sanayici ve ihracatçı açısından rekabet ve finansman sorunlarının ön planda olduğu bir yılı geride bıraktıklarını söyledi. Yıllık büyümenin yaklaşık yüzde 4'e yakın bir yerlerde olacağını aktaran Olpak, şöyle devam etti: "İhracat 273 milyar dolar, 123 milyar dolar da hizmet ihracatı var. Toplamında tabii dış ticareti bir de toplam olarak görmek lazım ithalatla, 820 milyar dolarlık bir dış ticaret olan bir ülke olmuşuz. 2026'yı bizim açımızdan baktığımızda olumlu göreceğimiz alanlardan birisi reform yılı ifadesinin kullanılmış olması. Reform yılı iş dünyasının beklentileri açısından daha pozitif bir yaklaşım getirecektir diye düşünüyorum. Finansal koşullar faizlerin hem oranı hem de krediye yetişebilme miktarı açısından bakıldığında hemen her şey piyasanın tam istediği bazla olmayacak ama 2025'e göre kıyasladığımızda hem miktarsal bazda hem de faizlerin oranı açısından 2025'e kıyasla biraz daha iyi bir tablonun olacağını düşünüyoruz. Enflasyonda ekonomi yönetiminin koyduğu hedefler var. Yüzde 16-19 bandı gerçekten bizim için güzel bir hedef olur. Şunu unutmamak gerekir, bu tür ekonomik temel değerler, yani enflasyon aşağı inerken 2025'te yaklaşık 14 puanlık bir iyileşme sağlandı 2026'da genel itibarıyla bunun bir miktarı daha altında iyileşme olabilir gibi beklenir ama ekonomi yönetimi onun da üstünde bir iyileşme bekliyor. Gerçekleşmesi hepimiz açısından çok olumlu olur." "GÜMRÜK BİRLİĞİ SİYASİ BİR YAKLAŞIM OLMAMALI" Bir gazetecinin, AB'nin imzaladığı her serbest ticaret anlaşmasının Türkiye'ye açık olarak döndüğünü ve bu noktada hangi önlemlerin alınabileceğini sorması üzerine Olpak, şu yanıtı verdi: "Gümrük Birliği'yle ilgili bağlantılı serbest ticaret anlaşmalarında bizim en çok rahatsız olduğumuz konu şu, masada biz oturmuyoruz, AB kendisi bir serbest ticaret anlaşması imzalıyor, sonuçları bizim için bağlayıcı ama karar alma mekanizmasının içerisinde yokuz. Yani sonucu bağlayıcı olmazsa problem değil. Kendi adına karar alır, devam eder. Sonucu beni bağlıyor ve ben de ondan bağımsız olarak hareket de edemiyorum. O da gidip burada bahsettiğiniz gibi o MERCOSUR ve benzeri uygulamaların içerisinde bir adım attığında zaten o blok AB'den istediğini aldığında, ben ondan sonra kendi serbest ticaret anlaşmamı yapma konusunda elbette normalden çok daha fazla zorlanıyorum ama bu konu ticaretten maalesef daha ileri bir noktada siyasi bir gündem şeklinde görülüyor. Yani AB'ye tam üyeliğin, tamam, siyasi olduğunun farkındayız ama Gümrük Birliği siyasi bir yaklaşım olmamalı. Birebir konuştuğunuzda bunu birçok Avrupa ülkesi böyle olduğunu söylüyor. Bu ağrıyla, sızıyla mücadele etmeye devam edeceğiz ama bu sadece ağrı kesici haplarla, ağrıyı görmezden gelerek olmuyor. Daha radikal bir müdahale gerekli olacak. Nasıl olacağını göreceğiz." Olpak, stratejik noktalarda ihracat kümelenmesi ve sektörel kümelenme gibi bir durumun Irak-Suriye sınırında olup olamayacağı yönündeki soru üzerine şunları söyledi: "Daha çok Suriye için herhalde gündeme gelecek. Çokça konuştuğumuz konulardan bir tanesi, acaba sınır bölgesinde yapılacak olan benzeri bir uygulama ne olabilir? Bugün üretim maliyetlerini, işçilik maliyetlerini konuştuğumuz bir süreçte o bizim için önemli olabilecek. Suriyeli mülteciler konumuz var. Bugüne kadar bakıldığında, bu siyaseten de toplumda da çok tartışıldı. İşte bize etkisi olmalıydı, olmamalıydı ama orada realite olarak baktığımızda elimizde böyle de bir güç var, böyle de bir imkan var. Zaten onlar bizimle beraberler, bunca zamandır da birçoğu da hem bizim üretimimizi o bazda sizin söylemiş bazda söylediğiniz bazdaki üretimlerimizde çalışıyorlar belirli bir kısmı. Lisanı da hallettiler artık ayakta duracak şekilde lisan da biliyorlar. Bunun herhalde önümüzdeki sürecin içerisindeki en önemli adımlardan birisi olacağını konuşuyoruz, düşünüyoruz da. Bu nasıl olabilir? Tam sınırda çift taraflı geçişli mi olabilir? Alternatifler farklı şekilde konuşuluyor. Bir ayağı belki tamamen Suriye'de olabilir ya da bizim tarafımızda olabilir ama giriş çıkışın hem kişiler, iş gücü bazında hem de ürünler bazında giriş çıkışın, sevkiyatın kolay olabileceği de bir sistem gerekli. Bunun bir güvenlik boyutu var, değerlendiriliyor. Hemen karar verilemiyor ama masada ciddi şekilde olduğunu söylemek isterim. Bir de güvenlik boyutunun dışında siyasi boyutu var. O zaten bizim her ikisi de çok elimizde olan şeyler değil ama yetkililerimizle, bakanlıklarımızla bu konuyu bütün kurumlarla beraber görüştüğümüzü söylemek isterim. Önemli bir potansiyel olarak orada duruyor. Irak için aynısını söyleyemeyiz ama bu, Suriye için ciddi olarak masada."

Mahsum Altunkaya’ya DEİK’ten yeni görev Haber

Mahsum Altunkaya’ya DEİK’ten yeni görev

Türk iş dünyasının ticari diplomasi kurumu olan Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu bünyesinde bulunan Türkiye-Suriye İş Konseyi Başkanlığına Mahsum Altunkaya seçildi Türk iş dünyasının ticari diplomasi kurumu olan Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) bünyesindeki iş konseylerinin seçimli olağan genel kurul toplantıları yapıldı. Gaziantep merkezli Altunkaya Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Mahsum Altunkaya, DEİK Türkiye-Suriye İş Konseyi başkanlığına seçildi. Altunkaya Şirketler Grubu’nun Yönetim Kurulu Başkanı olan Mahsum Altunkaya, Gaziantep iş dünyasının Suriye ile ticaret ve yatırım ilişkilerindeki öncü isimlerinden biri olarak tanınıyor. İŞBİRLİĞİNİN ÖNEMİNE DEĞİNDİ Altunkaya, yeni dönemde iki ülke arasındaki ticari hacmin artırılması, ekonomik işbirliklerinin geliştirilmesi ve sektörel projelerin hayata geçirilmesi için çalışacağını belirtti. Suriye’nin Türkiye için önemli olduğunu vurgulayan Altunkaya, komşu ve kardeş ülke Suriye ile ilişkilerin geliştirilmesinin büyük önem taşıdığını ifade etti. İstanbul’da 153 iş konseyinin seçiminin gerçekleştiği genel kurulda, Gaziantep merkezli Altunkaya Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Mahsum Altunkaya, DEİK Türkiye- Suriye İş Konseyi başkanlığına seçildi. TİCARET HACMİNİ ARTTIRMAK İÇİN ÇALIŞACAĞIZ DEİK Türkiye- Suriye İş Konseyi başkanlığına seçilen iş insanı Mahsum Altunkaya, iki ülke arasındaki işbirliklerinin geliştirilmesinin önemine dikkat çekti. Komşu ülkemiz Suriye ile yüzyıllara dayanan tarihi ve kültürel bağlarımızın mevcut olduğunu ifade eden Başkan Mahsum Altunkaya, “Suriye bizim için önemli. Komşumuz ve kardeşimiz olan bir ülke. İki ülke arasında her anlamda ilişkilerin geliştirilmesi hem bizim hem de Suriye için önem taşıyor. Yeni dönemde DEİK Türkiye-Suriye İş Konseyi olarak iki ülke arasındaki ticari hacmin artırılması, ekonomik işbirliklerinin geliştirilmesi ve sektörel projelerin hayata geçirilmesi için çalışacağız” değerlendirmesinde bulundu.

DEİK Başkanı Yalçındağ: Türkiye’siz bir Avrupa güvenliği ve ticareti mümkün değil Haber

DEİK Başkanı Yalçındağ: Türkiye’siz bir Avrupa güvenliği ve ticareti mümkün değil

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ, Avrupa Birliği’nin ve Türkiye-Avrupa ilişkilerinin geleceğine yönelik değerlendirmelerde bulundu. Yalçındağ, dünyadaki güncel gelişmelerin Türkiye’nin Avrupa’dan bağımsız bir ülke olarak değerlendirilemeyeceğini açıkça gösterdiğini belirtti. "Rusya-Ukrayna savaşı, Avrupa güvenlik dengelerini kökten değiştirdi. Türkiye’yi Avrupa’dan ayrı düşünmek artık Avrupalı dostlarımız için de imkansız hale geldi. Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi, Türkiye’siz bir Avrupa güvenliği mümkün değil. Avrupa ülkeleri, savunma sanayi harcamalarını rekor seviyelere çıkarırken, Türkiye ile iş birliğini artırmaları en rasyonel adım olacaktır." dedi. "TÜRKİYE İLE AVRUPA ARASINDAKİ TİCARETE YENİ BİR HİKAYE YAZMANIN ZAMANI GELDİ" Yalçındağ, Türkiye’nin Batı ittifakının etkili bir üyesi olarak savunma sanayisinde global bir oyuncu haline geldiğini vurguladı. 2024’te Türkiye’nin savunma ve havacılık ihracatı 7,1 milyar dolara ulaşarak rekor kırdı. AR-GE bütçesi 3 milyar dolara yaklaştı ve yerlilik oranı %80’e ulaştı. Savunma sanayi projelerinin toplam hacmi 100 milyar dolara yükseldi. Savunma sanayisinin yanı sıra enerji ve ticaret gibi alanlarda da Türkiye-Avrupa iş birliğinin artırılması gerektiğini belirten Yalçındağ, şu değerlendirmelerde bulundu: "Türkiye’siz bir Avrupa güvenliği mümkün olmadığı gibi, Türkiye’siz bir Avrupa ticareti ve yatırım ekosisteminden bahsetmek de mümkün değil. Türk iş dünyasının temsilcileri olarak bizler, Avrupalı dostlarımıza 'gelin yeni bir hikaye yazalım' çağrısını yapıyoruz." "GÜMRÜK BİRLİĞİ GÜNCELLENMELİ, VİZE SORUNU ÇÖZÜLMELİ" Avrupa Birliği’nin küresel değişimlere ayak uydurması gerektiğini belirten Yalçındağ, Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin zorunluluk olduğunu söyledi. "AB, kendi yarattığı engelleri kaldırmalı ve karar alma mekanizmalarını güçlendirmelidir. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi hem Türkiye hem de AB için büyük kazanımlar sağlayacaktır." dedi. Ayrıca Türk iş insanlarının yaşadığı vize sorununa da dikkat çeken Yalçındağ, bu durumun Türkiye’den çok AB’ye zarar verdiğini belirtti. "Dünya, yapay zeka gibi geleceği şekillendirecek alanlarda milyar dolarlık yatırımlar yaparken, biz vize sorunlarını tartışıyoruz. Oysa bu alanda iş birliklerimizi nasıl geliştirebileceğimizi konuşmalıyız." dedi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: Afet yönetiminde teknoloji kullanımının önemi artıyor Haber

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: Afet yönetiminde teknoloji kullanımının önemi artıyor

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Dijital Teknolojiler İş Konseyi tarafından hazırlanan Afet Teknolojileri Raporu’nun lansmanına katıldı. Yılmaz, burada yaptığı konuşmada Türkiye’nin afet yönetiminde kullanılacak teknolojilere dair bilgiler verdi. AFETLERİN TARİHSEL ETKİSİ Yılmaz, Türkiye’nin tarih boyunca birçok doğal afetle karşılaştığını belirterek, “Afetlerin etkilerine açık coğrafi ve jeolojik özelliklerimiz nedeniyle büyük can ve mal kayıpları yaşadık. Bu acı deneyimler, Türkiye’nin doğal afetlerle mücadelesinde güçlü ve hazırlıklı olması gerektiğini hatırlatıyor.” dedi. TEKNOLOJİ VE YENİLİKÇİ ÇÖZÜMLER Yılmaz, afet yönetiminde teknolojilerin yaygın kullanımının önemine değinerek, “Erken uyarı sistemleri, robotik ve insansız keşif araçları (İHA), mobil enerji tedariği teknolojileri ve yapay zekâ destekli afet lojistiği gibi yenilikçi çözümler, etkili müdahale imkânı sağlayarak can kayıplarını en aza indirmeyi amaçlamaktadır.” şeklinde konuştu. Ayrıca, kamunun büyük veri yönetişim yapısını yeniden organize ettiklerini ve bunun afet yönetiminde önemli bir adım olduğunu ifade etti. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, “Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS), afet yönetimimizin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Türkiye Ulusal Coğrafi Bilgi Sistemi, afet senaryolarında verileri anlık olarak paylaşarak hızlı müdahale imkanı sağlıyor.” diye belirtti. Yılmaz, AFAD’ın kullandığı yerli ve milli yazılımlar hakkında bilgi vererek, “AFAD’ın deprem gözlem istasyonlarından alınan veriler, afet yönetiminde kritik bir veri kaynağı oluşturuyor.” dedi. Ayrıca, akıllı şehir altyapılarının afet yönetimine entegrasyonu hakkında da bilgi verdi. KESİNTİSİZ GÜVENLİ HABERLEŞME Yılmaz, afet anında iletişim ve koordinasyonu kesintisiz sürdürebilmek için 81 ilde Kesintisiz Güvenli Haberleşme Sistemi kurduklarını açıkladı. Bu sistemin, afet anında iletişimde yaşanacak aksaklıkları ortadan kaldırmak için önemli bir rol oynadığını vurguladı. Yılmaz, “Kamu ve özel sektör arasındaki işbirliği, afet yönetimi alanında etkili çözümler geliştirmek için kaçınılmazdır. Teknoloji transferi ve kaynak paylaşımı, afet anında daha hızlı ve verimli müdahaleyi mümkün kılar.” diyerek, özel sektörü afet yönetiminde kritik teknolojilere yatırım yapmaya davet etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.