#Dei̇k

İLKHABER-Gazetesi - Dei̇k haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dei̇k haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bakanı Bolat: Türkiye'den Çin'e 175 milyon dolar, Çin'den de Türkiye'ye 3,2 milyar dolarlık bir yatırım hacmi söz konusu Haber

Bakanı Bolat: Türkiye'den Çin'e 175 milyon dolar, Çin'den de Türkiye'ye 3,2 milyar dolarlık bir yatırım hacmi söz konusu

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK), Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) ile Çin Uluslararası Ticareti Destekleme Konseyi (CCPIT) tarafından İstanbul'da bir otelde düzenlenen 3. Türkiye-Çin İş Konferansı, Bakan Bolat'ın katılımıyla gerçekleştirildi. 4. Çin Uluslararası Tedarik Zinciri Fuarı'nın tanıtıldığı konferansta, "DEİK ile CCPIT", "TÜSİAD ile CCPIT" ve China International Expo Center (CIEC) ve ATA Holding arasında işbirliği anlaşması imzalandı. Bakan Bolat, burada yaptığı konuşmada, Türkiye-Çin diplomatik ilişkilerinin 55. yılının kutlandığını anımsatarak, etkinliğin ve 4. Çin Uluslararası Tedarik Zinciri Fuarı tanıtımının gerçekleştirilmesinin iki ülke ilişkilerine büyük katkı yapacağını bildirdi. Konferanstan önce Çin heyetiyle görüşmelerinde Türkiye ve Çin ekonomik ilişkilerini her alanda geliştirme noktasındaki konuları ele aldıklarını aktaran Bolat, karşılıklı yapılacak hususları ve beklentileri konuşarak samimi yapıcı bir görüşme gerçekleştirdiklerini ifade etti. Bolat, dünya ekonomisi ve dünya ticaretinin çetin bir dönemden geçmekte olduğuna dikkati çekerek, "Geçen yıl, dünyada siyasi, askeri, ekonomi, parasal ve ticaret sistemleri açısından ciddi sarsıntıların yaşandığı bir yıl oldu. Dünya ekonomisinin motoru olan küresel ticaretin karşılaştığı güçlükler herkesin malumu." diye konuştu. "DÜNYA HALKLARININ EKONOMİK REFAHLARININ ARTMASI NOKTASINDA TİCARETE İHTİYACIMIZ VAR" Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre geçen yıl dünya ekonomisinin yüzde 3,2 büyüdüğünü vurgulayan Ömer Bolat, bu yıl için de yüzde 3,1 büyüme tahmininin olduğunu kaydetti. Bolat, dünya ticareti için geçen yıl yüzde 2,5'lik bir büyüme karşısında bu yıl için yüzde 0,6'lık cılız bir artış tahminlerinin olduğunu belirterek, "Ümit ediyoruz ki önümüzdeki aylardaki gerçekleşmeler ve tahminler bu oranın üstünde olur. Dünya halklarının ekonomik refahlarının artması noktasında ticarete ihtiyacımız var." değerlendirmesinde bulundu. Birleşmiş Milletler (BM) Ticaret ve Kalkınma Ajansı (UNCTAD) verilerine göre küresel doğrudan yatırımların 2024-2025 yıllarında 1,5 trilyon dolar civarında olduğunu anımsatan Bolat, "Tedarik zincirleri yeniden şekilleniyor. Maliyetler ve riskler artıyor. Öngörülebilirlik noktasında da ciddi bir geriye gidiş var. Bizlerin görevleri de bu anlamda öngörülebilir, düzenli işleyen bir küresel ticaret sistemini ortaya koymak." açıklamasını yaptı. "TÜRKİYE-ÇİN TOPLAM TİCARETİNİN GEÇEN YIL 53 MİLYAR DOLAR OLARAK GERÇEKLEŞTİĞİNİ GÖRÜYORUZ" Bakan Bolat, Türkiye ekonomisinin tarihinde ilk defa geçen yıl 1,5 trilyon dolarlık milli gelire ulaştığını ifade ederek, kişi başına milli gelirin de yaklaşık 18 bin doları aşmakta olduğuna dikkati çekti. Toplam mal ve hizmet ihracatında 397 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşıldığını hatırlatan Bolat, "Türkiye-Çin toplam ticaretinin geçen yıl 53 milyar dolar olarak gerçekleştiğini görüyoruz. Burada özellikle dış ticaretimizde, Çin lehine olan büyük fazla noktasında Çinli ortaklarımıza da bu açığın kapatılması konusundaki tekliflerimizi yapmış bulunuyoruz." dedi. Bolat, Türkiye ile Çin arasındaki dış ticaret açığını kapatma noktasında yapısal bir dönüşüm önerdiklerini dile getirerek, "Bu noktada samimi görüşmelerimiz devam ediyor. Amacımız, ticareti daraltmak değil, tam tersine Türkiye'nin de Çin pazarında daha fazla görünür olması, payının artması, ürün çeşitliliğinin sağlanması, katma değeri yüksek ürünlerle, kazan kazan ilkesiyle dengeli bir ticaretin yapısal temellerini oluşturmaktır. Bu yıl ilk ayda Türkiye'den Çin'e ihracatın yüzde 32 artışla 335 milyon dolara yükselmesi, bu konuda attığımız adımlar noktasında bizleri ümitli kılmaktadır." şeklinde konuştu. "TÜRKİYE'DE 1419 ÇİN FİRMASI FAALİYET GÖSTERİYOR" Gerek tek taraflı olarak gerekse ortak yatırımlarla Türkiye ile Çin arasında bazı fırsatlar olduğuna inandıklarını belirten Ömer Bolat, "Türkiye'den Çin'e yatırım konusunda yaklaşık 1465 Türk firması Çin'de iştigal ediyor." bilgisini verdi. Bolat, Türkiye'de 1419 Çin firmasının faaliyet gösterdiğini aktararak, "Yatırım miktarı olarak Türkiye'den Çin'e 175 milyon dolar, Çin'den de Türkiye'ye 3,2 milyar dolarlık bir yatırım hacmi söz konusu." ifadesini kullandı. Finans, enerji, hizmetler ve ulaştırma ile telekomünikasyon alanında önemli Çin yatırımlarının bulunduğuna işaret eden Bolat, Çin'in toplamda dünyaya 3,1 trilyon dolarlık doğrudan yatırım hacminin olduğunu, buna bağlı olarak Türkiye'deki yatırımlarının da çok daha fazla olabileceğini söyledi. "GEÇEN YIL 425 BİN ÇİN VATANDAŞI TÜRKİYE'Yİ ZİYARET ETTİ" Tedarik zinciri noktasında Türkiye ve Çin sanayileri arasında güçlü işbirlikleri ve ortaklıklar için fırsatlar olduğuna değinen Bolat, "CCPIT, bu anlamda Çin iş dünyasının öncü üs kuruluşu anlamında, bu konuda işbirliklerini teşvik edeceklerine yürekten inanıyorum." dedi. Bolat, ulaşım ve bağlantısallık anlamında Kuşak ve Yol Projesi'nin önemli bir işbirliği alanı olarak hızla geliştiğine dikkati çekerek, Türkiye'nin turizm alanında Çin'den beklentisinin büyük olduğunu kaydetti. Geçen yıl 425 bin Çin vatandaşının Türkiye'yi ziyaret ettiğini aktaran Bolat, "Bu, Çin'in yıllık toplam dünyaya gönderdiği toplam turist sayısının sadece yüzde 1'i. Çin turist kitlesinin de iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiye katkılar yapacağını ve Çinli turistlerin Türkiye'mizi tanımak konusunda memnuniyet duyacaklarını ifade etmek istiyoruz. Hava yolu bağlantıları, uçuş frekans sayılarının artırılması konusunda iki ülke arasında yapıcı bir işbirliği var." diye konuştu. Ticaret Bakanı Bolat, sözlerini şöyle tamamladı: "Önümüzdeki süreçte Türkiye'de daha fazla Çinli turistleri görebileceğiz. Türkiye'den de Çin'e yolcu akını olabiliyor. Transit uçuşlar anlamında da potansiyel büyük. Türkiye, Çinli turist sayısının artması için 2 Ocak 2026 tarihi itibarıyla Çin vatandaşlarına vize muafiyeti getirdi. Biz benzeri bir kolaylığın da Türk iş dünyasına vize alanında gösterilmesini Çinli ortaklarımızdan hassasiyetle bekliyoruz." 3. TÜRKİYE-ÇİN İŞ KONFERANSI GERÇEKLEŞTİRİLDİ Türkiye-Çin İş Konferansı'nın üçüncüsü Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Çin Halk Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Jiang Xuebin ve iş dünyası temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirildi. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK), Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD), Çin Uluslararası Ticareti Destekleme Konseyi (CCPIT) tarafından düzenlenen 3. Türkiye-Çin İş Konferansı, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Çin Halk Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Jiang Xuebin, DEİK Başkanı Nail Olpak, TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, CCPIT Başkanı Ren Hongbin ve çalışma gruplarının katılımıyla gerçekleştirildi. Konferansın açılışında konuşan DEİK Başkanı Nail Olpak, etkinliği 3 kurumla birlikte gerçekleştirdiklerini belirterek, süreci ilk olarak Temmuz 2023'te başlattıklarını söyledi. DEİK'in 41 yıldır 153 ülkede faaliyet gösterdiğini ve ticari diplomasiyle çalıştıklarını ifade eden Olpak, Türkiye-Çin İş Konseyi'nin 1992'den bu yana devam ettiğini ve CCPIT ile birlikte çalışmaktan mutluluk duyduklarını kaydetti. Olpak, DEİK'in dünya ekonomisinde ve ikili ticarette ağırlığı bulunan 33 ülkeyi odak nokta olarak belirlediğini aktararak, "Bunlardan birisi de Çin. Ülke olarak ilişkilerimizin başlangıcında değiliz. Uzun yıllara dayalı köklü bir işbirliğimiz var. İkili ticaretimiz açısından bazı zorluklarımız var. Türk ve Çin iş dünyası temsilcileri olarak hem ticaretimizi hem de yatırım ilişkilerimizi dengeli bir noktaya getirmenin sorumluluğunun bizlerde olduğunu düşünüyorum." ifadelerini kullandı. Dünyanın daha korumacı bir dünya ticaretine doğru ilerlediğini belirten Olpak, belirsizliğin ve öngörülemezliğin yeni normal olmaya başladığını vurgulayarak, bu günlerde hem güvenilir hem de uzun vadeli işbirliklerinin öneminin çok daha ön plana çıktığını söyledi. İş insanları olarak kısa vadeli kazançları değil, uzun vadeli iş birliklerini hedeflediklerini dile getiren Olpak, "Çin'in özellikle yüksek teknoloji alanındaki yatırımları bu anlamda bir dengeleme unsuru olabilir. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın yüksek teknoloji ürün yatırımlarını destekleyen HIT-30 programı var. Biz de bu programın tanıtılmasında CCPIT ve TÜSİAD ile birlikte rol oynayabiliriz diye düşünüyorum. İkili ilişkilerin geliştirilmesinde yan unsur gibi görülse de turizm önemli bir unsur." diye konuştu. "(KUŞAK VE YOL PROJESİ) STRATEJİYLE YAKLAŞMAMIZ GEREK" DEİK Başkanı Olpak, Kuşak ve Yol Projesi'nin önemine dikkati çekerek, "Çin, Kuşak ve Yol Projesi'ni başta Avrupa olmak üzere diğer pazarlara hızlı erişim olarak değerlendiriyor. Projeyi hem içinde fırsatlar barındıran hem de olası farklı yansımaları sebebiyle iyi değerlendirmemiz ve herkesin kazanacağı bir stratejiyle yaklaşmamız gerektiğini ifade etmek istiyorum." ifadelerine yer verdi. Hem Çin hem de Türkiye'nin üçüncü ülkelerde projeleri ve yatırımları olduğunu belireten Olpak, bu ülkelerde doğal olarak bir rekabet içinde olunduğunu kaydetti. Olpak, Çin Eximbank'ın Başkan Yardımcısının da toplantıda olduğunu, bu ziyaretin ise iş birliklerin artabileceğinin bir göstergesi olduğunu söyledi. "TÜRKİYE VE ÇİN, GÜÇLÜ ÜRETİM KAPASİTELERİNE VE BÜYÜK PAZARLARA SAHİP" TÜSİAD Başkanı Ozan Diren de konferans serisini, iki ülke arasındaki uzun soluklu ilişkilerin güçlenmesine katkı sağlayan çok kıymetli bir platform olarak değerlendirdiklerini söyledi. Küresel ekonominin, ticaret ve yatırım kararlarının giderek daha fazla jeopolitik gelişmeler, tedarik zinciri güvenliği ve teknoloji ekseninde şekillendiği kritik bir dönemden geçtiğini belirten Diren, "Bu çerçevede, kapsayıcı ve sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması, rekabetçiliği ve değer zincirlerinin dayanıklılığını güçlendiren çok boyutlu iş birliği modellerinin geliştirilmesini gerektiriyor." ifadelerini kullandı. Diren, Çin’in son yıllarda teknoloji, inovasyon ve sanayi politikaları alanında dikkati çekici bir ilerleme kaydederek, küresel değer zincirlerinde üstlendiği rolü daha da güçlendirdiğini dile getirdi. Söz konusu dönüşümün Türkiye’nin esnek üretim kapasitesi, Avrupa ile entegrasyonu ve bölgesel bağlantısallığı ile birlikte düşünüldüğünde, iki ekonomi arasında daha dengeli ve stratejik ortaklıklar için güçlü bir zemin sunduğunu kaydeden Diren, "Türkiye’nin yakın coğrafyalara üretim ve tedarik açısından sunduğu avantajlar ile farklı ekonomik havzalar arasında kurabildiği bağlantılar, bu iş birliklerini hem bölgesel hem de küresel ölçekte stratejik açıdan önemli kılmaktadır." açıklamasında bulundu. Diren, Türkiye ile Çin arasındaki ekonomik ilişkilerin daha geniş bir perspektifle ele alınması gerektiğine inandıklarını belirterek, Türkiye ve Çin'in, güçlü üretim kapasitelerine ve büyük pazarlara sahip iki önemli ekonomi olduğunu söyledi. İki ülke arasındaki ilişkilerin önemini vurgulayan Diren, şunları kaydetti: "İlişkilerimizin hacmi son yıllarda artarken, Çin’in 15. Beş Yıllık Planı kapsamındaki yüksek kaliteli ve inovasyon odaklı büyüme yaklaşımıyla uyumlu yeni iş birliği alanları, ilişkilerimize önemli bir derinlik kazandırabilir. Çin, uzun yıllardır TÜSİAD’ın çalışmalar yaptığı öncelikli ülkeleri arasında. 2007'de Çin Uluslararası Ticareti Destekleme Konseyi (CCPIT) ile imzaladığımız işbirliği anlaşması çerçevesinde güçlü kurumsal ilişkilerimiz mevcut. Bugün yenileyeceğimiz işbirliği anlaşmasının da ilişkilerimizi daha da öteye taşıyacağına inanıyoruz." "İKİLİ İLİŞKİLER YALNIZCA DIŞ TİCARET DENGESİ ÜZERİNDEN DEĞERLENDİRİLMEMELİ" TÜSİAD Başkanı Diren, Türkiye ile Çin arasındaki ekonomik ilişkilerin uzun vadeli ve sürdürülebilir bir perspektifle ilerlemesini önemsediklerini dile getirerek, "İki ülke arasındaki ilişkilerin geleceği, ticaret hacminin ötesine geçerek, üretim, teknoloji ve yatırımların karşılıklı ve tamamlayıcı bir anlayışla yeniden ele alınmasına bağlıdır. İkili ilişkiler yalnızca dış ticaret dengesi üzerinden değerlendirilmemeli." ifadelerini kullandı. Orta Koridor’un, ticaretin kolaylaştırılması, tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi ve Avrupa-Asya bağlantısının güçlendirilmesi açısından sunduğu potansiyele dikkati çeken Diren, bu durumun iş dünyaları için somut fırsatlar oluşturacaklarına inandıklarını, bu nedenle, Kuşak ve Yol Girişimi ile Orta Koridor Girişimi’nin uyumlaştırılmasına yönelik proje ve iş birliklerini çok değerli bulduklarını belirtti. "ÜLKELER KAPALI VE YALNIZ DURUMA GERİ DÖNEMEZLER" Çin Halk Cumhuriyeti'nin Ankara Büyükelçisi Jiang Xuebin de Türkiye ile Çin arasındaki ekonomi ve ticaret ilişkisini geliştirmek üzere fikir alışverişinde bulunmak için etkinliğin önem arz ettiğini ifade etti. Xuebin, günümüzde tek taraflı ticari korumacılığın devam ettiğine işaret ederek, "Tarife savaşları, ticaret savaşları ciddi manada dünya ekonomi düzenini bozmaktadır. Fakat küreselleşme bu çağın trendidir. Ülkeler kapalı ve yalnız duruma geri dönemezler." değerlendirmesinde bulundu. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in küresel kalkınma, küresel güven, küresel medeniyet ve küresel yönetişim inisiyatifini anımsatan Xuebin, "Daha açık, kapsayıcı, eşit, dengeli ve kazan-kazan yolunun gelişmesi için fikir sunmuştur. Türk tarafının istatistiğine göre Çin, Türkiye'nin en büyük ticaret ortağı konumundadır. Türkiye'deki Çin şirketleri ise aktif bir şekilde Türkiye'nin ekonomi ve toplumsal kalkınmasına katkı sağlıyor. İstihdam ve vergi katkısında bulunuyor." diye konuştu. "TÜRKİYE İLE İŞBİRLİĞİNE BÜYÜK ÖNEM VERMEKTEYİZ" Çin İhracat-İthalat Bankası Başkan Yardımcısı Wang Kang da Türkiye'nin Çin'in Batı Asya'daki dördüncü büyük ticaret ortağı, ihracat pazarı açısından da üçüncü olduğunu belirterek, Çin'in ise Türkiye'nin ikinci büyük ticaret ortağı iken ithalat açısından birinci büyük kaynağı olduğunu söyledi. Kang, Türkiye'nin Çin'in Batı Asya'daki ilk 5 en büyük yatırım destinasyonu arasında bulunduğuna işaret ederek, "Yurt dışına yatırım ve kalkınmayı desteklemek rolü olan bir banka olarak biz Türkiye ile işbirliğine büyük önem vermekteyiz." dedi. Türkiye'de önemli alanlara odaklanacaklarını kaydeden Kang, "Yeni teknoloji, reform ve dönüşüm hızlıca ilerlemektedir. Türkiye'nin kalkınmasıyla ilgili önemli sektörel gelişmelerle birlikte Türkiye'ye ticaret yatırımını artıracağız. Altyapı, bağlantılık, enerji alanındaki desteklerimiz artacak. Aynı zamanda yeni itici gücü geliştireceğiz. Dijital ekonomi, yenilenebilir enerji, yapay zeka, biyolojik tıp gibi gelişen alanlarda da sizin dönüşünüzü destekleyeceğiz." şeklinde konuştu. "BAZI TÜRK ÜRÜNLERİ ÇİN'DEKİ E-TİCARET PLATFORMLARINDA POPÜLER HALE GELDİ" Çin Uluslararası Ticaretin Geliştirilmesi Konseyi (CCPIT) Başkanı Ren Hongbin, 1996 yılında Çin'den ilk iş heyetinin Türkiye'yi ziyaret ettiğini ve çok iyi karşılandıklarını belirtti. CCPIT'nin Çin iş dünyası adına Türkiye'yi önemsediğine dikkati çeken Hongbin, "İnovasyon ve teknoloji odaklı karşılıklı yatırımlar için ticareti güçlendirebiliriz. Türk ürünleri Çin'de çok seviliyor. Bazı Türk ürünleri Çin'deki e-ticaret platformlarında popüler hale geldi. Daha fazla Türk ürünleriyle Çinli vatandaşlarımızı buluşturmalıyız. Örneğin kuruyemiş, zeytinyağı ve fındık ile ticari dengesizliği ortadan kaldırabiliriz."diye konuştu. 4. Çin Uluslararası Tedarik Zinciri Fuarı'nın da tanıtıldığı konferansta, "DEİK ile CCPIT", "TÜSİAD ile CCPIT" ve China International Expo Center (CIEC) ve ATA Holding arasında işbirliği anlaşması imzalandı.

DEİK Başkanı Nail Olpak, 2025 yılını değerlendirdi ve 2026 öngörülerini paylaştı Haber

DEİK Başkanı Nail Olpak, 2025 yılını değerlendirdi ve 2026 öngörülerini paylaştı

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, reform yılı söyleminin iş dünyasının beklentileri açısından daha pozitif bir yaklaşım getireceğini belirterek, "Finansal koşullar faizlerin hem oranı hem de krediye yetişebilme miktarı açısından bakıldığında hemen her şey piyasanın tam istediği bazla olmayacak ama 2025'e göre kıyasladığımızda hem miktarsal bazda hem de faizlerin oranı açısından 2025'e kıyasla biraz daha iyi bir tablonun olacağını düşünüyoruz." dedi. DEİK Başkanı Olpak, basın mensuplarıyla bir araya geldiği toplantıda Türkiye ve dünyadaki ekonomik gelişmeler ve 2026'ya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Olpak, 2025'in öngörülemezliğin hakim olduğu bir yıl olduğunu kaydederek, bunun da hem kişisel hem de kurumsal olarak iş dünyası açısından da bakıldığında arzu edilmeyen bir konu olduğunu söyledi. Birçok başlığın bulunduğunu ancak bunların içerisinde en öne çıkan konunun bu olduğunu aktaran Olpak, "İş dünyası gözlüğüyle değerlendirdiğimizde bir taraftan bu konjonktürü iyi okumak ve bu çerçevenin içerisinde de birilerinin risklerini acaba nasıl fırsata çevirebiliriz noktasında hareket edip hani klasik ifadedir, 'ezber bozan adım' diye söylenir, onları atmaya gayret etmek, bizim hedef odağımız bu olacak." diye konuştu. Olpak, ticaret savaşları ve korumacılık eğilimleriyle şekillenen yeni bir dünya düzeninin içerisinde olunduğuna işaret ederek, globalleşmenin "glokalleşme"ye döndüğünü vurguladı. "MADE İN EUROPE' GÜMRÜK BİRLİĞİ'NİN GÜNCELLENMESİ KADAR BİZİM İÇİN ÖNEMLİ BİR ÖNCELİK" Nail Olpak, ticaretin önemli kuralının başında ticaretin belirli kısmının genel itibarıyla yakındaki ülkelerle yapılması olduğunu belirterek, near-shoring ve friend-shoring kavramlarının öne çıktığını dile getirdi. Olpak, yıllardan beri konuşulan bir Avrupa olduğuna dikkati çekerek, Avrupa deyince bir Avrupa genel tarafı bir de Avrupa Birliği (AB) tarafı olduğuna işaret etti. 2026'ya kadar AB ile olan önceliğin tam üyelik süreci ve Gümrük Birliği'nin güncellemesi üzerinden götürüldüğünü anlatan Olpak, "Yeni bir gündem ortaya çıktı. 'Made in Europe'. Bugün de bu toplantının, sizlerle olan sohbetin tarihini tabii daha önceden belirlemiştik ama onların da bu konuda bir açıklaması olacak. Ne olacağını hep birlikte göreceğiz. Ben bizim kendi yaklaşımımızı ortaya koyarak hareket etmemiz gerektiğini söylüyorum. Avrupa tarafıyla yaptığımız görüşmelerde yazılı olarak ifade etmeseler de onların söyledikleri aslında 'Made in Europe' yaklaşımında Asya-Pasifik coğrafyasına yönelik olarak bir tedbir ortaya koyacaklarını veya koyduklarını ifade ediyorlar." dedi. Olpak, Gümrük Birliği çerçevesinden 30 yıldır devam eden bir entegrasyon olduğunu ifade ederek, Türkiye'nin üretimde, lojistikte, tedarik zincirinde ne kadar güçlü bir yere sahip olduğunu Avrupa'nın bildiğini söyledi. "Made in Europe" senaryosunun içerisinde Türkiye'nin nerede olacağının oldukça önemli olduğuna vurgu yapan Olpak, şöyle devam etti: "Eğer sürpriz bir şekliyle bizi de o kapsamının dışında tutacak olurlarsa maalesef ciddi şekilde etkilenmemiz söz konusu. Arzumuz, hedefimiz olmasını istediğimiz kısım, kapsamın içerisinde kalırsak da bu da aynı biraz öncekinin tam zıttı bir şekliyle olumlu olarak bizi etkileyecek. Normalde yaklaşımın temelinde bakıldığı zaman 'Made in Europe' diyor yani kavram biraz açık neye kadar gidebileceğini göreceğiz. Yani AB'de üretmek demiyor. Bu gözle bakıldığında bir açık kapı var diyoruz ama hepimizin bildiği bir şey var, böylesi konular her zaman bir yani piyasa ifadesiyle 'pazarlık' konusu. Karşılıklı kimin ne alıp verebileceğiyle ilgili bir süreç. Bunun Türkiye çerçevesinde bakıldığında AB ile en az Gümrük Birliği'nin güncellenmesi kadar bizim için önemli bir öncelik olduğunu ifade etmemiz lazım." "ÇİN, TÜRKİYE VE DİĞER ÜLKELERİN GÜÇLÜ OLDUĞU ÜLKE PAZARLARINA GİREBİLİR" DEİK Başkanı Olpak, Türkiye-ABD ilişkilerine değinerek, iki ülkenin 100 milyar dolar ticaret hacmi hedefi koyduğunu anımsattı. Olpak, dönemin ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross'un Türkiye ziyaretini hatırlatarak, "Onun o seyahatte söylediklerinden bir tanesi şuydu, 'Arkadaşlar' dedi 'biz Çin'e yıllık 550 ile 600 milyar dolar arasında dış ticaret açığı veriyoruz. Biz bu açığı azaltacağız.' Yani bu konuşma yaklaşık bir 5-6 sene önce olmuştu. Ross, 'Bu azaltmanın gerçekleştiği yerde siz iyi bilirsiniz piyasada raftan çıkma diye bir şey vardır. O ürünler, Çin ürünleri bizim rafımızdan çıktığı zaman birileri de dolduracak. Hazır o çıkma varken sizin o doldurmaya girmeniz önemli' demişti. Burada gelmeye çalıştığım nokta şu, o gün bir Amerikan yetkilisinin söylediği 550-600 milyar dolarlık Amerika ile Çin arasındaki dış ticaret açığı geçtiğimiz yıl sonu itibarıyla, rakamlar biliyorsunuz yuvarlak açıklanıyor, tam da net değil, 180-200 milyar dolar seviyesine gelmiş. Yani 400 milyar dolar civarında Amerika, Çin ile kendi arasındaki dış ticaret açığını kendi lehi yönünde azaltmış."değerlendirmesinde bulundu. Bunun dikkatle izlenmesi gereken konulardan bir tanesi olduğunu kaydeden Olpak, Çin'in böylesi bir üretim gücü varken o 400 milyar dolarlık malı satmak için Türkiye dahil başka ülkelerin güçlü olduğu ülke pazarlarına gireceğini belirtti. Olpak, ABD'nin bir taraftan hem bu korumacılığı, ticaret savaşını sürdürürken hem de kendisine güvenilir iş ortakları arayışı içerisinde olduğuna dikkati çekti. "2026'yı bizim açımızdan baktığımızda olumlu göreceğimiz alanlardan birisi reform yılı ifadesinin kullanılmış olması" Olpak, 2025'e genel itibarıyla bakıldığında enflasyonla mücadele programının devam ettiğine işaret ederek, DEİK çerçevesinde ise sanayici ve ihracatçı açısından rekabet ve finansman sorunlarının ön planda olduğu bir yılı geride bıraktıklarını söyledi. Yıllık büyümenin yaklaşık yüzde 4'e yakın bir yerlerde olacağını aktaran Olpak, şöyle devam etti: "İhracat 273 milyar dolar, 123 milyar dolar da hizmet ihracatı var. Toplamında tabii dış ticareti bir de toplam olarak görmek lazım ithalatla, 820 milyar dolarlık bir dış ticaret olan bir ülke olmuşuz. 2026'yı bizim açımızdan baktığımızda olumlu göreceğimiz alanlardan birisi reform yılı ifadesinin kullanılmış olması. Reform yılı iş dünyasının beklentileri açısından daha pozitif bir yaklaşım getirecektir diye düşünüyorum. Finansal koşullar faizlerin hem oranı hem de krediye yetişebilme miktarı açısından bakıldığında hemen her şey piyasanın tam istediği bazla olmayacak ama 2025'e göre kıyasladığımızda hem miktarsal bazda hem de faizlerin oranı açısından 2025'e kıyasla biraz daha iyi bir tablonun olacağını düşünüyoruz. Enflasyonda ekonomi yönetiminin koyduğu hedefler var. Yüzde 16-19 bandı gerçekten bizim için güzel bir hedef olur. Şunu unutmamak gerekir, bu tür ekonomik temel değerler, yani enflasyon aşağı inerken 2025'te yaklaşık 14 puanlık bir iyileşme sağlandı 2026'da genel itibarıyla bunun bir miktarı daha altında iyileşme olabilir gibi beklenir ama ekonomi yönetimi onun da üstünde bir iyileşme bekliyor. Gerçekleşmesi hepimiz açısından çok olumlu olur." "GÜMRÜK BİRLİĞİ SİYASİ BİR YAKLAŞIM OLMAMALI" Bir gazetecinin, AB'nin imzaladığı her serbest ticaret anlaşmasının Türkiye'ye açık olarak döndüğünü ve bu noktada hangi önlemlerin alınabileceğini sorması üzerine Olpak, şu yanıtı verdi: "Gümrük Birliği'yle ilgili bağlantılı serbest ticaret anlaşmalarında bizim en çok rahatsız olduğumuz konu şu, masada biz oturmuyoruz, AB kendisi bir serbest ticaret anlaşması imzalıyor, sonuçları bizim için bağlayıcı ama karar alma mekanizmasının içerisinde yokuz. Yani sonucu bağlayıcı olmazsa problem değil. Kendi adına karar alır, devam eder. Sonucu beni bağlıyor ve ben de ondan bağımsız olarak hareket de edemiyorum. O da gidip burada bahsettiğiniz gibi o MERCOSUR ve benzeri uygulamaların içerisinde bir adım attığında zaten o blok AB'den istediğini aldığında, ben ondan sonra kendi serbest ticaret anlaşmamı yapma konusunda elbette normalden çok daha fazla zorlanıyorum ama bu konu ticaretten maalesef daha ileri bir noktada siyasi bir gündem şeklinde görülüyor. Yani AB'ye tam üyeliğin, tamam, siyasi olduğunun farkındayız ama Gümrük Birliği siyasi bir yaklaşım olmamalı. Birebir konuştuğunuzda bunu birçok Avrupa ülkesi böyle olduğunu söylüyor. Bu ağrıyla, sızıyla mücadele etmeye devam edeceğiz ama bu sadece ağrı kesici haplarla, ağrıyı görmezden gelerek olmuyor. Daha radikal bir müdahale gerekli olacak. Nasıl olacağını göreceğiz." Olpak, stratejik noktalarda ihracat kümelenmesi ve sektörel kümelenme gibi bir durumun Irak-Suriye sınırında olup olamayacağı yönündeki soru üzerine şunları söyledi: "Daha çok Suriye için herhalde gündeme gelecek. Çokça konuştuğumuz konulardan bir tanesi, acaba sınır bölgesinde yapılacak olan benzeri bir uygulama ne olabilir? Bugün üretim maliyetlerini, işçilik maliyetlerini konuştuğumuz bir süreçte o bizim için önemli olabilecek. Suriyeli mülteciler konumuz var. Bugüne kadar bakıldığında, bu siyaseten de toplumda da çok tartışıldı. İşte bize etkisi olmalıydı, olmamalıydı ama orada realite olarak baktığımızda elimizde böyle de bir güç var, böyle de bir imkan var. Zaten onlar bizimle beraberler, bunca zamandır da birçoğu da hem bizim üretimimizi o bazda sizin söylemiş bazda söylediğiniz bazdaki üretimlerimizde çalışıyorlar belirli bir kısmı. Lisanı da hallettiler artık ayakta duracak şekilde lisan da biliyorlar. Bunun herhalde önümüzdeki sürecin içerisindeki en önemli adımlardan birisi olacağını konuşuyoruz, düşünüyoruz da. Bu nasıl olabilir? Tam sınırda çift taraflı geçişli mi olabilir? Alternatifler farklı şekilde konuşuluyor. Bir ayağı belki tamamen Suriye'de olabilir ya da bizim tarafımızda olabilir ama giriş çıkışın hem kişiler, iş gücü bazında hem de ürünler bazında giriş çıkışın, sevkiyatın kolay olabileceği de bir sistem gerekli. Bunun bir güvenlik boyutu var, değerlendiriliyor. Hemen karar verilemiyor ama masada ciddi şekilde olduğunu söylemek isterim. Bir de güvenlik boyutunun dışında siyasi boyutu var. O zaten bizim her ikisi de çok elimizde olan şeyler değil ama yetkililerimizle, bakanlıklarımızla bu konuyu bütün kurumlarla beraber görüştüğümüzü söylemek isterim. Önemli bir potansiyel olarak orada duruyor. Irak için aynısını söyleyemeyiz ama bu, Suriye için ciddi olarak masada."

Mahsum Altunkaya’ya DEİK’ten yeni görev Haber

Mahsum Altunkaya’ya DEİK’ten yeni görev

Türk iş dünyasının ticari diplomasi kurumu olan Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu bünyesinde bulunan Türkiye-Suriye İş Konseyi Başkanlığına Mahsum Altunkaya seçildi Türk iş dünyasının ticari diplomasi kurumu olan Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) bünyesindeki iş konseylerinin seçimli olağan genel kurul toplantıları yapıldı. Gaziantep merkezli Altunkaya Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Mahsum Altunkaya, DEİK Türkiye-Suriye İş Konseyi başkanlığına seçildi. Altunkaya Şirketler Grubu’nun Yönetim Kurulu Başkanı olan Mahsum Altunkaya, Gaziantep iş dünyasının Suriye ile ticaret ve yatırım ilişkilerindeki öncü isimlerinden biri olarak tanınıyor. İŞBİRLİĞİNİN ÖNEMİNE DEĞİNDİ Altunkaya, yeni dönemde iki ülke arasındaki ticari hacmin artırılması, ekonomik işbirliklerinin geliştirilmesi ve sektörel projelerin hayata geçirilmesi için çalışacağını belirtti. Suriye’nin Türkiye için önemli olduğunu vurgulayan Altunkaya, komşu ve kardeş ülke Suriye ile ilişkilerin geliştirilmesinin büyük önem taşıdığını ifade etti. İstanbul’da 153 iş konseyinin seçiminin gerçekleştiği genel kurulda, Gaziantep merkezli Altunkaya Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Mahsum Altunkaya, DEİK Türkiye- Suriye İş Konseyi başkanlığına seçildi. TİCARET HACMİNİ ARTTIRMAK İÇİN ÇALIŞACAĞIZ DEİK Türkiye- Suriye İş Konseyi başkanlığına seçilen iş insanı Mahsum Altunkaya, iki ülke arasındaki işbirliklerinin geliştirilmesinin önemine dikkat çekti. Komşu ülkemiz Suriye ile yüzyıllara dayanan tarihi ve kültürel bağlarımızın mevcut olduğunu ifade eden Başkan Mahsum Altunkaya, “Suriye bizim için önemli. Komşumuz ve kardeşimiz olan bir ülke. İki ülke arasında her anlamda ilişkilerin geliştirilmesi hem bizim hem de Suriye için önem taşıyor. Yeni dönemde DEİK Türkiye-Suriye İş Konseyi olarak iki ülke arasındaki ticari hacmin artırılması, ekonomik işbirliklerinin geliştirilmesi ve sektörel projelerin hayata geçirilmesi için çalışacağız” değerlendirmesinde bulundu.

DEİK Başkanı Yalçındağ: Türkiye’siz bir Avrupa güvenliği ve ticareti mümkün değil Haber

DEİK Başkanı Yalçındağ: Türkiye’siz bir Avrupa güvenliği ve ticareti mümkün değil

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-Avrupa İş Konseyleri Koordinatör Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ, Avrupa Birliği’nin ve Türkiye-Avrupa ilişkilerinin geleceğine yönelik değerlendirmelerde bulundu. Yalçındağ, dünyadaki güncel gelişmelerin Türkiye’nin Avrupa’dan bağımsız bir ülke olarak değerlendirilemeyeceğini açıkça gösterdiğini belirtti. "Rusya-Ukrayna savaşı, Avrupa güvenlik dengelerini kökten değiştirdi. Türkiye’yi Avrupa’dan ayrı düşünmek artık Avrupalı dostlarımız için de imkansız hale geldi. Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi, Türkiye’siz bir Avrupa güvenliği mümkün değil. Avrupa ülkeleri, savunma sanayi harcamalarını rekor seviyelere çıkarırken, Türkiye ile iş birliğini artırmaları en rasyonel adım olacaktır." dedi. "TÜRKİYE İLE AVRUPA ARASINDAKİ TİCARETE YENİ BİR HİKAYE YAZMANIN ZAMANI GELDİ" Yalçındağ, Türkiye’nin Batı ittifakının etkili bir üyesi olarak savunma sanayisinde global bir oyuncu haline geldiğini vurguladı. 2024’te Türkiye’nin savunma ve havacılık ihracatı 7,1 milyar dolara ulaşarak rekor kırdı. AR-GE bütçesi 3 milyar dolara yaklaştı ve yerlilik oranı %80’e ulaştı. Savunma sanayi projelerinin toplam hacmi 100 milyar dolara yükseldi. Savunma sanayisinin yanı sıra enerji ve ticaret gibi alanlarda da Türkiye-Avrupa iş birliğinin artırılması gerektiğini belirten Yalçındağ, şu değerlendirmelerde bulundu: "Türkiye’siz bir Avrupa güvenliği mümkün olmadığı gibi, Türkiye’siz bir Avrupa ticareti ve yatırım ekosisteminden bahsetmek de mümkün değil. Türk iş dünyasının temsilcileri olarak bizler, Avrupalı dostlarımıza 'gelin yeni bir hikaye yazalım' çağrısını yapıyoruz." "GÜMRÜK BİRLİĞİ GÜNCELLENMELİ, VİZE SORUNU ÇÖZÜLMELİ" Avrupa Birliği’nin küresel değişimlere ayak uydurması gerektiğini belirten Yalçındağ, Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin zorunluluk olduğunu söyledi. "AB, kendi yarattığı engelleri kaldırmalı ve karar alma mekanizmalarını güçlendirmelidir. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi hem Türkiye hem de AB için büyük kazanımlar sağlayacaktır." dedi. Ayrıca Türk iş insanlarının yaşadığı vize sorununa da dikkat çeken Yalçındağ, bu durumun Türkiye’den çok AB’ye zarar verdiğini belirtti. "Dünya, yapay zeka gibi geleceği şekillendirecek alanlarda milyar dolarlık yatırımlar yaparken, biz vize sorunlarını tartışıyoruz. Oysa bu alanda iş birliklerimizi nasıl geliştirebileceğimizi konuşmalıyız." dedi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: Afet yönetiminde teknoloji kullanımının önemi artıyor Haber

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: Afet yönetiminde teknoloji kullanımının önemi artıyor

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Dijital Teknolojiler İş Konseyi tarafından hazırlanan Afet Teknolojileri Raporu’nun lansmanına katıldı. Yılmaz, burada yaptığı konuşmada Türkiye’nin afet yönetiminde kullanılacak teknolojilere dair bilgiler verdi. AFETLERİN TARİHSEL ETKİSİ Yılmaz, Türkiye’nin tarih boyunca birçok doğal afetle karşılaştığını belirterek, “Afetlerin etkilerine açık coğrafi ve jeolojik özelliklerimiz nedeniyle büyük can ve mal kayıpları yaşadık. Bu acı deneyimler, Türkiye’nin doğal afetlerle mücadelesinde güçlü ve hazırlıklı olması gerektiğini hatırlatıyor.” dedi. TEKNOLOJİ VE YENİLİKÇİ ÇÖZÜMLER Yılmaz, afet yönetiminde teknolojilerin yaygın kullanımının önemine değinerek, “Erken uyarı sistemleri, robotik ve insansız keşif araçları (İHA), mobil enerji tedariği teknolojileri ve yapay zekâ destekli afet lojistiği gibi yenilikçi çözümler, etkili müdahale imkânı sağlayarak can kayıplarını en aza indirmeyi amaçlamaktadır.” şeklinde konuştu. Ayrıca, kamunun büyük veri yönetişim yapısını yeniden organize ettiklerini ve bunun afet yönetiminde önemli bir adım olduğunu ifade etti. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, “Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS), afet yönetimimizin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Türkiye Ulusal Coğrafi Bilgi Sistemi, afet senaryolarında verileri anlık olarak paylaşarak hızlı müdahale imkanı sağlıyor.” diye belirtti. Yılmaz, AFAD’ın kullandığı yerli ve milli yazılımlar hakkında bilgi vererek, “AFAD’ın deprem gözlem istasyonlarından alınan veriler, afet yönetiminde kritik bir veri kaynağı oluşturuyor.” dedi. Ayrıca, akıllı şehir altyapılarının afet yönetimine entegrasyonu hakkında da bilgi verdi. KESİNTİSİZ GÜVENLİ HABERLEŞME Yılmaz, afet anında iletişim ve koordinasyonu kesintisiz sürdürebilmek için 81 ilde Kesintisiz Güvenli Haberleşme Sistemi kurduklarını açıkladı. Bu sistemin, afet anında iletişimde yaşanacak aksaklıkları ortadan kaldırmak için önemli bir rol oynadığını vurguladı. Yılmaz, “Kamu ve özel sektör arasındaki işbirliği, afet yönetimi alanında etkili çözümler geliştirmek için kaçınılmazdır. Teknoloji transferi ve kaynak paylaşımı, afet anında daha hızlı ve verimli müdahaleyi mümkün kılar.” diyerek, özel sektörü afet yönetiminde kritik teknolojilere yatırım yapmaya davet etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.