#demokrasi

İLKHABER-Gazetesi - demokrasi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, demokrasi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bayrağımıza uzanan o kirli elleri muhakkak bulacak, bunun hesabını o hainlerden mutlaka soracağız Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bayrağımıza uzanan o kirli elleri muhakkak bulacak, bunun hesabını o hainlerden mutlaka soracağız

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, grup toplantılarının ülke, millet ve demokrasi için hayırlara vesile olmasını diledi. Grup toplantısına katılan partililerin samimiyeti ve coşkusunun 86 milyonun umutlarını çoğalttığını, kendilerinin heyecan, şevk ve azmini artırdığını vurgulayan Erdoğan, "Rabb'im dayanışmamızı daim eylesin, millete hizmet yolculuğumuzda bizlere güç versin, kuvvet versin. Bizleri son nefesimize kadar bu kutlu yoldan ayırmasın." ifadelerini kullandı. Meclis çalışmalarının oldukça yoğun bir tempoda devam ettiğini aktaran Erdoğan, şöyle konuştu: "AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak bizi buraya hak ve hukukunu savunmamız için gönderen aziz milletimizin emanetine sıkı sıkıya sahip çıkıyoruz. Muhalefetin tüm uzlaşmaz, hukuk tanımaz, Meclis İçtüzüğü ile bağdaşmayan tavırlarına rağmen sabırlı ve sağduyulu bir şekilde hareket ediyor, milletimize karşı sorumluluklarımızı layıkıyla ifa etmeye çalışıyoruz. CHP, jet sosyetesinin ne millet ne devlet ne de emeklilerimizle ilgili bir derdinin olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Bu gerçeği bizim gibi milletimiz de biliyor. Yönettikleri belediyelerdeki emekçilere düzenli aylık ödemeyenlerin, işçiye maaş yerine harçlık verenlerin, kendi personeli görev yaparken, tropikal adalarda keyif çatanların, yolsuzluk, iş bilmezlik ve israf sebebiyle belediyeleri iflasa sürükleyenlerin şov peşinde koştuklarını benim milletim, benim emeklim gayet iyi biliyor. Aynı şekilde milletimiz bizim samimiyetimizi, bizim hüsnüniyetimizi, bizim kendisi için elimizden geleni yaptığımızı da gayet iyi biliyor." "BUGÜN EN DÜŞÜK EMEKLİ AYLIĞI ASGARİ ÜCRETİN YÜZDE 70'İNİ AŞMIŞTIR" Cumhurbaşkanı Erdoğan, en düşük emekli aylığının artırılmasını da içeren kanun teklifinin Genel Kurul görüşmelerinin başladığını anımsatarak, teklifin yürürlüğe girmesiyle geçen ay 16 bin 881 lira olan en düşük emekli aylığının 20 bin liraya yükseleceğini söyledi. En düşük emekli aylığının AK Parti iktidarından önce 66 lira olduğunu anımsatan Erdoğan, şöyle devam etti: "Dolar bazında söyleyecek olursak yalnızca 40 dolara tekabül ediyordu. Yeni düzenleme sonrasında en düşük emekli aylığı 480 dolara çıkmış olacak. Yine Kasım 2002'de asgari ücret 184 liraydı. Yani en düşük emekli aylığı alan bir vatandaşımız asgari ücretin sadece üçte biri kadar aylık alabiliyordu. Bugün en düşük emekli aylığı asgari ücretin yüzde 70'ini aşmıştır. Bakınız 2002 Kasım ayında 6,6 milyon olan emekli sayımızın yaklaşık üç kat artış ile 17 milyona çıkmasına rağmen bu adımları attık, bu oranlara ulaştık. Bunları söylerken elbette tüm sorunları çözdük, tüm talepleri karşıladık iddiasında değiliz. Kiralar ve hayat pahalılığı başta olmak üzere emeklilerimizin yaşadığı sıkıntıların hepsinin farkındayız. Nitekim bugünlerde kuraları çekilen 500 Bin Sosyal Konut Hamlesi gibi projelerimizde konut arzını artırarak, bu sorunlara çözüm üretmeye gayret ediyoruz." "DEPREM HARCAMALARIMIZ AZALDIKÇA DAHA FAZLA KAYNAK OLACAK" Ömürlerinin önemli bir kısmını ülkeye hizmetle geçirmiş emeklilerin kendilerinin başının tacı, her türlü hizmete ve hürmete ziyadesiyle layık olduğunu dile getiren Erdoğan, emeklilerin taleplerine, beklentilerine ve şikayetlerine hiçbir zaman kulaklarını tıkamadıklarını söyledi. Bir kulaklarının her zaman emeklilerde olduğunu vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu: "Bütçe imkanlarımız genişledikçe taleplerini yerine getirmeye çalıştık. Türkiye kalkındıkça bundan emeklilerimizin de faydalanmasını sağladık. İnşallah bundan sonra da aynı hassasiyette davranmaya devam edeceğiz. Deprem harcamalarımız azaldıkça elimizde daha fazla kaynak olacak. Enflasyon düştükçe insanımızın alım gücü daha uzun süre korunacak, daha da artacak. Türk ekonomisi hedeflerimize uygun büyüdükçe ortaya çıkan ilave katma değerden herkes istifade edecek. Allah'ın izniyle milletçe yıllardır yaptığımız fedakarlıkların boşa gitmediğini göreceğimiz bir döneme giriyoruz." "BUGÜNE KADAR EMEKLİMİZİ İHMAL ETMEDİK, SAHİPSİZ BIRAKMADIK" Cumhurbaşkanı Erdoğan, tüm dünyayı kasıp kavuran fırtınadan alınlarının akıyla çıkacaklarını belirterek, şöyle devam etti: "Türkiye'yi sadece ekonomide değil, askeri ve diplomatik olarak da çok farklı bir konuma taşıyacağız. Ben emeklilerimizden AK Parti'ye ve Cumhur İttifakı'na güvenmeye devam etmelerini özellikle rica ediyorum. Bugüne kadar emeklimizi ihmal etmedik. Onları sahipsiz bırakmadık. Bundan sonra da asla yalnız bırakmayacağız. Çünkü biz meydanlarda, 'emeklilerimize şunu vereceğiz', 'bunu yapacağız' diye söz verip, bugün işçisine maaş ödeyemeyenlere benzemeyiz. Biz seçim dönemlerinde halkçı ama göreve gelince rantçı olanlara da benzemeyiz. Bizim popülizmle de bukalemun siyasetiyle de işimiz olmaz. Bizim derdimiz var. Bizim ilkelerimiz, prensiplerimiz var. Bizim bu ülkeyle ilgili büyük hayallerimiz var. Türkiye Yüzyılı vizyonumuz var. Unutmayın bizim için menzil önce Mevla'nın sonra milletin takdirindedir. Rabb'im ömür verdikçe, Rabb'im sağlık, sıhhat verdikçe, hayalleri hedeflere, hedefleri gerçeklere dönüştürmek için aralıksız koşturacağız." "BU ÜLKENİN PIRIL PIRIL EVLATLARINI KARAMSARLIĞA SÜRÜKLEMEK İSTEYENLERE FIRSAT VERMEYECEĞİZ" AK Parti Grubu olarak, İttifak ortaklarıyla her alanda olduğu gibi Meclis çalışmalarında da öncü, örnek, lokomotif kadro olacaklarını ifade eden Erdoğan, "İstisnasız tüm milletvekillerimizden, komisyon ve Genel Kurul çalışmalarına katılım noktasında azami özeni göstermelerini bekliyorum." diye konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkede, bölgede ve dünya genelinde birbirinden önemli gelişmelere şahit oldukları iki haftayı daha geride bıraktıklarını söyledi. Suriye'den İran'a, Yemen'den Kuzey Avrupa'ya uzanan geniş bir alanda dikkatle takip etmeleri gereken olayların cereyan ettiğine dikkati çeken Erdoğan, bu konuda kapsamlı değerlendirmeye geçmeden önceki günlerde gençlere verdikleri iki müjdeyi hatırlatmak istediğini ifade etti. Bu müjdelerden ilkinin kredi ve burs oranlarında yaptıkları artışlar olduğunu anlatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "2002 yılında üniversite öğrencilerine ödenen burs ve kredi tutarı 45 liraydı. Bu ödemeler hem çok geç başlıyor hem de öğrenciye 3 ayda bir veriliyordu. Biz zaman içerisinde hem ödemeleri aydan aya yapmaya başladık hem de burs ve kredi miktarını sürekli iyileştirdik. Sadece geçen yıl, burs ve kredi desteği olarak üniversite öğrencilerimize 34 milyar 14 milyon lira ödeme yaptık. 2026 yılında kredi ve burslarda geçen seneye kıyasla yüzde 33 oranında artışa gittik. Böylece burs ve kredi rakamını lisans öğrencilerimizde 4 bin, yüksek lisans öğrencilerimizde 8 bin, doktora öğrencilerimizde 12 bin liraya yükselttik. Bir kez daha gençlerimize ve ailelerine hayırlı uğurlu olsun diyorum." Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir diğer müjdelerinin ise Gençliğin Üretim Çağı (GÜÇ) Programı olduğunu anımsattı. Gelecek 3 yılda 3 milyondan fazla genci istihdama kazandıracak 445 milyar liralık devasa bir kaynağı bu programa tahsis edeceklerini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti: "Böylece öğrencilerimizin erken yaşta nitelikli iş deneyimi kazanacağı, meslek liselerimizde okuyan gençlerimizin daha mezun olmadan güvenilir kanallarda iş hayatına yönlendirileceği, eğitim ve istihdam dışı gençlerimizin yeniden sisteme dahil edileceği, yeni mezunlarımızın ilk iş tecrübesinin risk olmaktan çıkacağı bir sistemi gençlerimizin istifadesine sunmuş olacağız. Bizim farkımız bu. Biz gençlerin yanında oluruz, onlara destek oluruz, hayat mücadelesinde gençlerimizin ellerinden tutarız. Ana muhalefet ve yoldaşları ise gençleri istismar eder, eylemlerde paravan olarak kullanır, işleri bitince de bir peçete gibi buruşturup bir tarafa atar. Bunu 27 Mayıs öncesinde rahmetli Menderes'e karşı yaptılar. Bunu 1970'lerde askeri müdahaleye ortam hazırlamak için yaptılar. Bunu 28 Şubat'ta gençlerimizi yasaklara mahkum ederek yaptılar. Bunu Gezi olaylarında gençleri kışkırtarak, gençleri kullanarak yaptılar. Bunu, en son belediyeleri ahtapot misali saran suç örgütünü adalete hesap vermekten kaçırmak için yaptılar. Yarın siyasi ikballeri uğruna yine gençleri kullanmaktan, şahsi kariyer basamaklarını gençlerin omuzuna basarak çıkmaktan emin olun hiç çekinmezler ama biz bunlara fırsat vermeyeceğiz. Bu ülkenin pırıl pırıl evlatlarını karamsarlığa, umutsuzluğa sürüklemek isteyenlere fırsat vermeyeceğiz. Hem yeni kredi ve burs miktarlarımızın hem de GÜÇ Programı'nın gençlere hayırlı olmasını temenni ediyorum." SURİYE'DEKİ GELİŞMELER Cumhurbaşkanı Erdoğan, komşu Suriye'nin 8 Aralık devriminin ardından ülkede birliği sağlamak adına yoğun bir mücadele verdiğini hatırlattı. "Suriye'nin kuzeyi ve doğusundaki toprakları işgal eden, adına SDG denilen yapı" ile geçen yıl 10 Mart'ta bir mutabakat imzalandığını belirten Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu: "Bu mutabakata göre, SDG silahlarını bırakacak ve işgal ettiği yerleri Suriye hükümetine teslim edecek, böylece ülkenin birliği, bütünlüğü temin edilmiş olacaktı. SDG, bu entegrasyon için belirlenen takvim içerisinde olumlu hiçbir adım atmadı. SDG adlı yapı, mutabakata uymadığı gibi işgal ettiği topraklarda sivillere baskı yapmayı, bu topraklar dışında da sivil ve askeri hedeflere saldırmayı sürdürdü. Mutabakatın uygulanmasına yönelik Aralık ayında SDG yöneticileri ile Şam hükümeti arasında yapılan müzakereler maalesef olumsuz sonuçlandı. Bunun da sebebi açık konuşmak gerekirse, SDG denilen yapının uzlaşmaz, ayak sürüyen, sürekli el yükselten, zamana oynayan tutumuydu. Biz bu süreçte ilgili kurumlarımız vasıtasıyla tüm taraflara gerekli telkinlerde bulunduk. Düğümün çözülmesi, böylece krizin sıcak çatışmaya dönüşmemesi için her türlü gayreti gösterdik. Başka aktörler de devreye girdi, 10 Mart Mutabakatı'nın uygulanması için gerekli tavsiyeleri yaptı. Ancak SDG denilen yapının maksimalist tavrında herhangi bir değişiklik olmadı." Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu arka plan temelinde Suriye ordusunun ocak ayının ikinci haftasında güvenlik kuvvetlerine yönelik saldırılar akabinde son derece haklı ve meşru biçimde önce Halep içindeki mahallelere, ardından Fırat'ın batısındaki topraklara operasyonlar düzenlediğini ifade etti. Son bir hafta içinde de Halep'teki mahallelerin yanı sıra Fırat'ın doğusundaki toprakların Suriye ordusu tarafından illegal silahlı unsurlardan temizlendiğini söyleyen Erdoğan, "Şunu bir kez daha hatırlatmak isterim: Türkiye olarak en başından itibaren toprak bütünlüğü korunmuş, siyasi birliği haiz, tek bir Suriye Devleti'nin varlığını en güçlü şekilde savunduk. Türkiye'nin güney sınırlarında ülkemizin güvenliğine tehdit oluşturacak ayrılıkçı bir yapıya rıza göstermeyeceğimizi de defalarca ilan ettik." dedi. "BAYRAĞIMIZA UZANAN O KİRLİ ELLERİ MUHAKKAK BULACAK, BUNUN HESABINI O HAİNLERDEN MUTLAKA SORACAĞIZ" Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bayrağımıza uzanan o kirli elleri muhakkak bulacak, bunun hesabını o hainlerden mutlaka soracağız. Milli Savunma ve Adalet bakanlıklarımız gerekil tahkikatları başlatmıştır. Soruşturmalar neticesinde ihmali veya kusuru olan kim varsa onlarla ilgili gereken yapılacaktır." dedi. Erdoğan, Suriye Devleti'nin ve Suriye Ordusu'nun tüm etnik kökenlerin, inançların, mezheplerin yan yana yaşadığı birleşik, tek bağımsız Suriye inşa etme mücadelesini, komşuları ve kardeşleri olarak yürekten desteklediklerini belirtti. Son haftalardaki başarılı operasyonlarından dolayı Suriye Hükümeti'ni, Suriye Ordusu'nu, Suriye halkını tebrik ettiğini kaydeden Erdoğan, şehit olanlara Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifa diledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: "Dün varılan ateşkes anlaşmasından büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Temennimiz daha fazla kan akmadan artık bu meselenin kalıcı biçimde çözülmesi, Suriye'nin kuzeyindeki belli alanlara sıkışmış terör örgütünün silah bırakması, tasfiye olması, daha fazla çatışmaya mahal verilmemesidir. Terör örgütünün sıkıştığı bölgelerde varlığını devam ettirebilmesi zaten mümkün değildir. Bu aşamadan sonra provokasyonlara başvurmanın, intihar anlamına geleceği çok çok açıktır. Terör örgütünün zorla silah altına aldığı çocuk yaştaki militanlarıyla, baskı ve şiddet uygulayarak sahaya sürdüğü sivil insanlarla dün Nusaybin-Kamışlı sınırında yaptığı gibi şanlı bayrağımıza alçakça saldırmak suretiyle burada bir netice alma imkanı kalmamıştır." Dün varılan anlaşmaya riayet edilerek silahları bırakmanın, meseleyi suhuletle çözmenin yegane çıkış yolu olduğuna dikkati çeken Erdoğan, "Bayrağımıza uzanan o kirli elleri muhakkak bulacak, bunun hesabını o hainlerden mutlaka soracağız. Milli Savunma ve Adalet bakanlıklarımız gerekil tahkikatları başlatmıştır. Soruşturmalar neticesinde ihmali veya kusuru olan kim varsa onlarla ilgili gereken yapılacaktır." ifadelerini kullandı. Suriye'de yaşananları yakından takip ettiklerini aktaran Erdoğan, Türkiye'ye yönelik mevcut risklerin bertaraf edilmesi, yeni tehditlerin engellenmesi, Suriye'de barışın ve istikrarın süratle sağlanması için hassas süreç yürüttüklerini vurguladı. "Suriye'deki Kürtler bizim öz ve öz kardeşlerimizdir." diyen Erdoğan, Suriye'deki Kürtlerin önceki zalim rejim altında ne tür baskılara maruz kaldığını, kardeşleri olarak en iyi kendilerinin bildiğini dile getirdi. Daha önceki rejim sürecinde Suriye'deki Kürtlerin varlıklarının tanınmadığını, vatandaş kabul edilmediklerini, kimlik dahi verilmediğini, ana dilleriyle konuşmalarına, kültür ve gelenekleriyle yaşamalarına müsaade edilmediğini anlatan Erdoğan, Başbakanlığı döneminden itibaren yaptığı tüm görüşmelerde bu adaletsizlikleri dile getirdiğini belirtti. Suriye'deki Kürtlerin haklarını ısrarlı şekilde gündeme taşıdığını vurgulayan Erdoğan, "Kürtlere temel haklarının teslim edilmesi gerektiğini her fırsatta vurguladık. Kimse bunları ağzına dahi almazken, Suriye'deki Kürtlerin hakkını kimse konuşmazken biz bunları açık açık muhataplarımıza ifade ettik." dedi. "TERÖR ÖRGÜTÜ, KANI, ÇATIŞMAYI, ÖLMEYİ VE ÖLDÜRMEYİ TERCİH ETMİŞTİR" Görünenden, bilinenden çok daha fazlasını yaptıklarını dile getiren Erdoğan, eski rejimle ipler kopmadan önce gerçekleştirilen tüm görüşmelerde Suriyeli Kürtlerin haklarının gündemlerinin ilk sırasında olmaya devam ettiğini aktardı. Erdoğan, bu meseleye asla çıkar odaklı değil, her zaman insani pencereden, kardeşlik zaviyesinden baktıklarının altını çizdi. Suriye konusunda yapılanların anlatıldığı video gösteriminin ardından konuşmasına devam eden Erdoğan, ilk günden beri Suriye'ye belirttikleri nazarla yaklaştıklarını, Suriye halkının haklı mücadelesinin yanında olduklarını, en zor günlerinde Suriyelilere kucak açtıklarını, "ensar" bilinciyle Suriyeli muhacirlere kol kanat gerdiklerini söyledi. Erdoğan, Suriye'de iç savaşın başlamasının ardından Kürtlerin terör örgütünün baskısına maruz kaldığına işaret etti. Suriye'deki Kürt çocuklarının ve Kürt gençlerinin, terör örgütünün heva ve hevesi uğruna çatışmalara sürüldüğünü, ellerine silah tutuşturulup ölüme gönderildiğini anlatan Erdoğan, bu gençlerin canlarını yitirdiğini belirtti. Kürt halkına, inançlarına uymayan örf, adet, geleneklerine uyamayan yaşam tarzı dayatıldığını ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti: "Yine bu süreçte DEAŞ'lı caniler, Suriye muhalefetinin yanı sıra Kürt kardeşlerimizi hedef aldı, onları da katletti. Şurası da önemlidir, yeni Suriye Hükümeti devrimden sonra ülkedeki diğer tüm dini ve etnik gruplar gibi Suriyeli Kürtlere de kucak açmış, samimi bir entegrasyon için çok yapıcı tavır almıştır. Suriye Devlet Başkanı Sayın Ahmed Şara, yayımladığı kararnamelerle Suriye'deki Kürtlerin var olma haklarını, dil ve kültürlerini yaşatma haklarını, Suriye yönetimine katılma haklarını teslim etmiştir. 16 Ocak'ta açıklanan deklerasyon, Suriye'deki Kürt kardeşlerimizin, Suriye Devleti'ne eşit ve adil katılımını esas alan tarihi nitelikte bir irade beyanıdır. Tüm bu olumlu adımlara, olumlu yaklaşımlara rağmen terör örgütü, Kürtlerin refahı ve huzuru yerine maalesef kanı, çatışmayı, ölmeyi ve öldürmeyi tercih etmiştir. Masum Kürt çocuklarının kanı üzerinden kendi ikbalini korumak, buna yönelik çıkar odaklı bir istikameti seçmiştir. Biz her zaman şunu ifade ettik, bizim hiçbir ülkenin topraklarında gözümüz yok. Hiçbir ülkenin iç işlerine karışmayız ama ülkemizin çıkarlarına halel gelmesine de izin vermeyiz." "TERÖR ÖRGÜTÜ AYRIDIR, BENİM KÜRT KARDEŞLERİM AYRIDIR" "Terör örgütü ayrıdır, benim Kürt kardeşlerim ayrıdır. Kimse, ister burada, ister orada olsun benim Kürt kardeşimin iradesini ipotek altına alamaz. Tam entegrasyonun sağlanmasıyla orada da yeni bir dönem başlayacak. Suriye'nin istikrara kavuşması en çok Suriye Kürtlerini rahatlatacak" "Türkiye Cumhuriyeti buradayken, bu devlet hamdolsun dimdik ayaktayken kimsenin başka hami aramasına, başka dostlar, ortaklar peşinde koşmasına gerek yoktur" "AK Parti varsa Cumhur İttifakı güçlüyse biz evelallah Kürt kardeşlerimize haksızlık yapılmasına, onların zarar görmesine asla izin vermeyiz. Türkler, Kürtler, Araplar tarihte olduğu gibi birleşerek bölgemizin sorunlarını birlikte çözecektir. Bizim tek ve ortak bir şemsiyemiz, İslam kardeşliğidir. İçeriden ve dışarıdan körüklenen hiçbir fitne girişimine prim vermeden, hiçbir tahrike kapılmadan soğukkanlılığımızı daima muhafaza edeceğiz" "Küresel, bölgesel gelişmeler bağlamında kritik günler yaşıyoruz. Küçük bir hatanın, dikkatsizliğin ciddi sonuçlar doğuracağı adeta bir Sırat'tan geçiyoruz. Bu hassas günlerde herkesi, siyasetçileri ve basın mensuplarını sorumlu davranmaya davet ediyorum. Sosyal medyadaki nefret iklimine herkes dikkat etmeli" TRUMP İLE GÖRÜŞME Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sayın Trump'la verimli bir telefon görüşmesi gerçekleştirdik. DEAŞ'la ortak mücadele dahil Suriye'nin güvenliğine katkı yapacak birçok konuyu istişare ettik." dedi.

Vali Köşger 15 Temmuz şehitlerinin ailelerini ve gazileri ziyaret etti Haber

Vali Köşger 15 Temmuz şehitlerinin ailelerini ve gazileri ziyaret etti

Adana Valisi Sayın Yavuz Selim Köşger ile eşi Fatma Köşger, 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü anma etkinlikleri kapsamında 15 Temmuz şehitlerimizin kıymetli aileleri ile gazimizi ziyaret etti. Şehit Piyade Uzman Çavuş Halit Yaşar Mine, Şehit İkiz Polis Memurları Ahmet ve Mehmet Oruç ile Şehit Polis Memuru Yunus Uğur’un ailelerini ziyaret eden Vali Köşger, son olarak 15 Temmuz Gazisi Recep Arslan’ı ziyaret etti. “Milletimiz; milli irademize olan bağlılığını tüm dünyaya kanıtlamıştır” Gerçekleştirdiği ziyaretler sırasında şehitlerimizin aileleriyle ve gazimizle sohbet eden Vali Yavuz Selim Köşger; “Aziz milletimiz, sinesindeki bağımsızlık aşkı ve vatan sevgisiyle tarihten bugüne birçok kahramanlık destanı yazmıştır. 15 Temmuz 2016’da da aynı duyguyla hareket eden milletimiz; istiklalimiz, istikbalimiz ve devletimizin bekası uğruna tanka, tüfeğe göğüs germiş ve şanlı tarihimize bir kahramanlık destanı daha kazandırmıştır. Milletimiz; demokrasimize sahip çıkmış ve milli irademize olan bağlılığını tüm dünyaya kanıtlamıştır. Yurdumuzun bütünlüğü, milletimizin birlik ve beraberliğini korumak için şehadete yürüyen tüm kahramanlarımıza Allah’tan rahmet diliyor, gazilerimize minnet ve şükranlarımı sunuyorum” diyerek ifade etti. 15 Temmuz ruhunu diri tutmanın, bu ruhu gelecek nesillerimize aktarmanın ve şehitlerimizin aziz hatıralarını yaşatmanın en önemli vazifelerden biri olduğunu belirten Vali Köşger, daima şehitlerimizin ailelerinin yanında olacaklarını sözlerine ekledi. Ziyaretler, şehitlerimizin ruhlarına dualar okunmasıyla son buldu.

Faşist Ne Demek? Totaliterizmin Korkunç Yüzü Açıklanıyor Haber

Faşist Ne Demek? Totaliterizmin Korkunç Yüzü Açıklanıyor

Faşizm, 20. yüzyılda ortaya çıkan bir ideolojidir ve kökenleri İtalya'da Benito Mussolini'nin liderliğindeki Ulusal Faşist Parti'ye dayanmaktadır. Faşizm, otoriter bir liderlik, milliyetçilik, militarizm ve güçlü bir devletin önemini vurgulayan bir ideolojidir. Ancak faşizm, insan haklarına, özgürlüklere ve demokrasiye karşı bir tehdit oluşturur ve bireysel özgürlükleri kısıtlar. Faşist rejimler, propaganda ve manipülasyon kullanarak toplumu kontrol etmeye çalışır ve bireylerin düşünce ve davranışlarını etkiler. Farklı düşüncelere ve eleştirilere tahammül etmeyen faşist rejimler, sansür ve baskı yöntemleri kullanarak muhalifleri susturur. Benito Mussolini'nin liderliğindeki Ulusal Faşist Parti, İtalya'da totaliter bir rejim kurarak ülkenin siyasi ve sosyal yapısını değiştirdi. Faşizm, savaş, zulüm ve soykırım gibi yıkıcı sonuçlara yol açar ve toplumları parçalar. İkinci Dünya Savaşı, faşizmin en karanlık dönemlerinden biridir ve Adolf Hitler'in liderliğindeki Nazi Almanyası'nın yükselişiyle bağlantılıdır. Günümüzde bazı ülkelerde hala faşist ideolojilere ve hareketlere rastlanmaktadır ve bu, demokrasi ve insan hakları için bir tehdit oluşturur. Totaliterizmin korkunç yüzüne karşı demokrasi, insan hakları ve özgürlüklerin önemi vurgulanmalıdır. Faşizmin Kökenleri Faşizm, 20. yüzyılda ortaya çıkan bir ideolojidir ve kökenleri İtalya'da Benito Mussolini'nin liderliğindeki Ulusal Faşist Parti'ye dayanmaktadır. Bu ideoloji, birçok toplumda derin etkiler bırakmış ve tarih boyunca tartışmalara yol açmıştır. Faşizmin kökenleri, Mussolini'nin İtalya'yı dönüştürme ve güçlendirme hedeflerine dayanmaktadır. Ulusal Faşist Parti, 1919 yılında Mussolini tarafından kuruldu ve kısa sürede İtalya'da büyük bir güç haline geldi. Mussolini, İtalya'nın I. Dünya Savaşı sonrası dönemdeki ekonomik ve siyasi zorluklarını çözmek için faşist ideolojiyi benimsedi. Faşizmin temel fikirleri, otoriter liderlik, milliyetçilik, militarizm ve güçlü bir devletin önemini vurgulamaktadır. Bu ideoloji, İtalya'nın gücünü ve prestijini yeniden inşa etmek amacıyla kullanıldı. Faşizmin Temel İdeolojisi Faşizmin temel ideolojisi, otoriter bir liderliği, milliyetçiliği, militarizmi ve güçlü bir devletin önemini vurgulayan bir ideolojidir. Bu ideoloji, bireysel özgürlükleri ve demokrasiyi geri planda tutarak, güçlü bir liderin yönetimini ve ulusal birliği öne çıkarmaktadır. Faşizm, otoriter bir liderlik anlayışını benimser ve liderin kararlarının sorgulanamaz olduğunu savunur. Lider, toplumun düzenini ve refahını sağlamak için sınırsız yetkilere sahiptir. Milliyetçilik ise faşizmin temel taşlarından biridir. Faşist ideoloji, ulusal birliği ve ülkenin çıkarlarını ön planda tutar. Bu milliyetçilik anlayışı, toplumun birlik ve beraberliğini güçlendirmeyi hedefler. Militarizm de faşizmin temel özelliklerinden biridir. Faşist rejimler, güçlü bir askeri güce sahip olmayı önemser ve savaşa yatkın bir politika izler. Askeri gücün toplumun disiplinini sağlayacağına inanılır ve askeri değerler toplumun her alanına yayılır. Güçlü bir devletin önemi ise faşizmin diğer bir temel ilkesidir. Faşist ideoloji, güçlü bir devletin toplumun refahını ve güvenliğini sağlayacağını düşünür. Devletin otoritesi ve kontrolü, toplumun her alanına nüfuz eder ve bireylerin özgürlükleri sınırlanır. İnsan Haklarına Karşı Faşizm Faşizm, insan haklarına, özgürlüklere ve demokrasiye karşı bir tehdit oluşturur ve bireysel özgürlükleri kısıtlar. Faşist rejimler, totaliter bir kontrol sağlamak amacıyla bireylerin haklarını ve özgürlüklerini sınırlar. İnsanların ifade özgürlüğü, düşünce özgürlüğü ve toplanma özgürlüğü gibi temel haklarına müdahale ederler. Faşist rejimler, propaganda ve manipülasyon kullanarak toplumu kontrol etmeye çalışır ve bireylerin düşünce ve davranışlarını etkiler. Gerçekleri çarpıtarak insanları yanıltır ve kendi ideolojilerini yaymak için medyayı manipüle ederler. Bu şekilde, insanlar gerçekleri görmekten uzaklaşır ve faşist liderlerin propagandalarına inanır. Ayrıca, faşist rejimler, farklı düşüncelere ve eleştirilere tahammül etmezler. Muhaliflerin susturulması için sansür ve baskı yöntemlerini kullanırlar. Eleştiriye tahammül etmeyen faşist liderler, muhalifleri sindirmek ve toplumu kontrol altında tutmak için otoriter yöntemlere başvururlar. İnsan haklarına karşı faşizm, demokrasi ve özgürlükler için büyük bir tehdit oluşturur. Bireylerin temel haklarına müdahale edilmesi, insanların özgürce düşünme, ifade etme ve yaşama haklarını kısıtlar. Bu nedenle, faşizme karşı mücadele etmek ve insan haklarını korumak önemlidir. Propaganda ve Manipülasyon Faşist rejimler, toplumu kontrol etmek ve bireylerin düşünce ve davranışlarını etkilemek için propaganda ve manipülasyon yöntemlerine başvururlar. Propaganda, bilinçli bir şekilde seçilen ve çoğunlukla yanıltıcı bilgilerin yayılmasıdır. Bu yöntem, toplumun düşüncelerini şekillendirmek ve faşist ideolojiye inanmalarını sağlamak amacıyla kullanılır. Manipülasyon ise, insanların duygusal tepkilerini ve davranışlarını etkilemek için psikolojik taktiklerin kullanılmasıdır. Faşist rejimler, bu taktikleri kullanarak toplumun korku, öfke veya umutsuzluk gibi duygusal tepkilerini tetikler ve böylece insanları istedikleri şekilde yönlendirebilirler. Propaganda ve manipülasyon, faşist rejimlerin iktidarlarını sürdürmek ve muhalifleri susturmak için kullandıkları güçlü araçlardır. Bu yöntemler, toplumun gerçekleri görmesini engeller ve rejimin ideolojisini kabul etmeyenleri dışlar. Bireylerin düşünce ve davranışlarını etkileyerek, faşist rejimler toplumu kontrol altında tutar ve muhalefeti bastırır. İdeolojik Baskı ve Sansür Faşist rejimler, farklı düşüncelere ve eleştirilere tahammül etmez. Onlar için tek doğru düşünce ve ideoloji vardır. Muhalifleri susturmak için sansür ve baskı yöntemlerini kullanırlar. Faşist rejimler, toplumu kontrol altında tutmak ve kendi ideolojilerini yaymak için propaganda ve manipülasyonu da sıklıkla kullanır. Bu rejimler, farklı düşüncelere sahip olanları hedef alır ve onları susturmak için sansür uygular. Sansür, medya ve iletişim araçlarının kontrol altına alınması ve belirli görüşlerin yayılmasını engellemek için kullanılır. Ayrıca, muhaliflerin etkisiz hale getirilmesi için baskı ve sindirme yöntemleri uygulanır. İdeolojik baskı ve sansür, demokrasi ve özgürlüklerin temel ilkelerine karşı bir tehdit oluşturur. Faşist rejimler, toplumun düşünce ve davranışlarını kontrol etmek için propaganda ve manipülasyonu da kullanır. Propaganda, yanlı veya yanıltıcı bilgilerin yayılması ve toplumun kendi ideolojilerine inanmasını sağlamak için kullanılan bir araçtır. Manipülasyon ise insanların düşünce ve davranışlarını etkilemek için bilinçli olarak yapılan yönlendirmelerdir. Bu yöntemler, insanların gerçekleri görmelerini engeller ve faşist rejimin ideolojisi üzerinde kontrol sağlar. Ulusal Faşist Parti'nin İtalya'daki Etkisi Benito Mussolini'nin liderliğindeki Ulusal Faşist Parti, İtalya'da totaliter bir rejim kurarak ülkenin siyasi ve sosyal yapısını kökten değiştirdi. Mussolini, 1922 yılında siyasi iktidarı ele geçirdikten sonra, faşist ideolojisinin prensiplerini İtalya'nın her alanına yaymaya başladı. Ulusal Faşist Parti'nin etkisiyle, İtalya'da demokratik kurumlar ve özgürlükler hızla ortadan kaldırıldı ve tek parti diktatörlüğü kuruldu. Ulusal Faşist Parti'nin İtalya üzerindeki etkisi, toplumun her kesimine yayıldı. Parti, devletin tüm kurumlarına nüfuz etti ve baskıcı bir rejim oluşturdu. Faşistler, muhalifleri susturmak için sansür ve baskı yöntemlerini kullanarak ifade özgürlüğünü kısıtladılar. Ayrıca, faşist ideolojiye uymayan düşünceler ve fikirler yasaklandı ve muhalifler acımasızca bastırıldı. Ulusal Faşist Parti'nin İtalya'daki etkisi, aynı zamanda ekonomik alanda da hissedildi. Mussolini'nin liderliğindeki faşist hükümet, ekonomiyi tamamen kontrol etmeye çalıştı. Özel sektörün faaliyetlerine müdahale edildi ve devletin ekonomik planlarına uyum sağlamak zorunda kalındı. Bu da ekonomik özgürlüğün sınırlanmasına ve halkın yaşam standardının düşmesine yol açtı. Faşizmin Yıkıcı Sonuçları Faşizm, savaş, zulüm ve soykırım gibi yıkıcı sonuçlara yol açar ve toplumları parçalar. Bu totaliter ideoloji, insanların yaşamlarını mahvederken, aynı zamanda toplumların sosyal ve ekonomik yapısını da altüst eder. Faşist rejimler, güçlerini sürdürmek ve ideolojilerini yaymak için şiddet ve baskıyı kullanır. Faşizmin yıkıcı sonuçlarından biri savaştır. Faşist liderler, genellikle militarist bir yaklaşımla hareket eder ve savaşa olan düşkünlükleriyle bilinirler. Bu, milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine, toplumların tahrip olmasına ve ekonomik çöküşlere yol açar. İkinci Dünya Savaşı, faşizmin en karanlık dönemlerinden biridir ve Adolf Hitler'in liderliğindeki Nazi Almanyası'nın yükselişiyle bağlantılıdır. Faşizmin diğer bir yıkıcı sonucu ise zulümdür. Faşist rejimler, baskı, işkence ve kitlesel katliamlar gibi insanlık dışı yöntemlere başvurarak muhalifleri susturur ve toplumda terör estirir. Özgürlüklerin kısıtlandığı, insan haklarının ihlal edildiği ve farklı düşüncelere tahammül edilmediği bir ortamda, insanlar korku ve baskı altında yaşarlar. Soykırım da faşizmin yıkıcı sonuçlarından biridir. Faşist rejimler, ırk, etnik köken veya siyasi inanç temelinde ayrımcılık yapar ve toplumun belirli gruplarına karşı sistematik bir şekilde şiddet uygular. Bu, milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine ve insanlık tarihinde derin izler bırakan acı olaylara yol açar. Holocaust, faşizmin en korkunç soykırımlarından biridir. İkinci Dünya Savaşı ve Faşizm İkinci Dünya Savaşı, faşizmin en karanlık dönemlerinden biridir ve Adolf Hitler'in liderliğindeki Nazi Almanyası'nın yükselişiyle bağlantılıdır. Bu dönemde, faşist ideoloji ve totaliter yönetim, dünya üzerinde büyük bir tehdit oluşturmuştur. Hitler'in liderliğindeki Nazi Almanyası, 1939 yılında Polonya'ya saldırarak savaşı başlatmış ve ardından birçok Avrupa ülkesini işgal etmiştir. İkinci Dünya Savaşı, faşizmin vahşetini ve korkunç etkilerini açıkça ortaya koymuştur. Nazi Almanyası, Yahudilere, Romanlara, siyasi muhaliflere ve diğer azınlıklara yönelik sistematik bir soykırım gerçekleştirmiştir. Milyonlarca insan öldürülmüş, toplama kamplarında işkence görmüş ve acı çekmiştir. Bu dönemde, faşist rejimlerin insanlık dışı uygulamaları tüm dünyaya dehşet verici bir şekilde gösterilmiştir. Faşizmin Günümüzdeki Varlığı Faşizmin günümüzdeki varlığına baktığımızda, bazı ülkelerde hala faşist ideolojilere ve hareketlere rastlanmaktadır. Bu durum, demokrasi ve insan hakları için ciddi bir tehdit oluşturur. Faşist ideolojiler, ayrımcılık, ırkçılık ve şiddet gibi tehlikeli fikirleri destekler. Bu ideolojiler, toplumların bir arada yaşama ve eşitlik ilkesine dayanan demokratik değerlerini zayıflatır. Faşist hareketler, toplumu baskı altına almak ve otoriter bir rejim kurmak için manipülasyon ve şiddet gibi yöntemlere başvururlar. Bu hareketler, farklı düşüncelere ve eleştirilere tahammül etmezler ve muhalifleri susturmak için sansür ve baskı yöntemlerini kullanırlar. Bu da demokratik bir toplumun özgürlüklerini ve temel haklarını tehlikeye atar. Demokrasi ve insan hakları için faşizme karşı mücadele etmek önemlidir. Eşitlik, özgürlük ve adaletin temel prensiplerini vurgulamak, faşist ideolojilere karşı duruşumuzu güçlendirir. Ayrıca, demokratik değerleri savunmak ve toplumu bu tehlikeli ideolojilere karşı bilinçlendirmek de önemlidir. Faşizmin günümüzdeki varlığına karşı direnmek, demokrasinin ve insan haklarının geleceğini korumak için elzemdir. Totaliterizmin Alternatifleri Totaliterizm, faşizmin korkunç yüzü olarak karşımıza çıkar. Ancak bu karanlık ideolojinin alternatifleri vardır ve bu alternatifler demokrasi, insan hakları ve özgürlüklerdir. Totaliterizmin korkunç sonuçlarından kaçınmak için demokratik değerlerin önemi vurgulanmalıdır. Demokrasi, insanların özgürce düşünme, ifade etme ve seçme haklarını koruyan bir sistemdir. Demokratik bir toplumda, her bireyin eşit haklara sahip olduğu ve yönetimin halkın iradesine dayandığı bir düzen sağlanır. Bu sayede totaliterizmin baskıcı ve otoriter yapısının önüne geçilir. İnsan hakları da totaliterizme karşı bir alternatiftir. Her bireyin doğuştan sahip olduğu haklar, totaliter rejimlerin keyfi müdahalelerine karşı korunmalıdır. İfade özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, inanç özgürlüğü gibi temel haklar, totaliterizmin baskıcı yapısına karşı direnç oluşturur. Özgürlükler de totaliterizmin alternatifleri arasında yer alır. Bireylerin özgürce yaşama, seçim yapma ve kendi hayatlarını şekillendirme hakkı, totaliter rejimlerin sınırlayıcı ve kontrolcü yapısına karşı bir savunma mekanizmasıdır. Özgürlükler, bireylerin kendi potansiyellerini gerçekleştirmelerine ve toplumun gelişmesine katkı sağlar. Demokrasi, insan hakları ve özgürlüklerin önemi, totaliterizmin korkunç yüzüne karşı bir alternatif sunar. Bu değerlerin korunması ve yaygınlaştırılması, toplumun daha adil, özgür ve demokratik bir yapıya kavuşmasını sağlar. Totaliterizmin karanlık gölgesinden kaçınmak için demokratik değerlerin güçlendirilmesi ve savunulması gerekmektedir. Sıkça Sorulan Sorular Faşizm nedir? Faşizm, otoriter bir liderlik, milliyetçilik, militarizm ve güçlü bir devletin önemini vurgulayan bir ideolojidir. Faşizmin kökenleri nerelere dayanır? Faşizm, 20. yüzyılda İtalya'da Benito Mussolini liderliğindeki Ulusal Faşist Parti tarafından ortaya çıkmıştır. Faşizm insan haklarına karşı bir tehdit mi? Evet, faşizm insan haklarına, özgürlüklere ve demokrasiye karşı bir tehdit oluşturur ve bireysel özgürlükleri kısıtlar. Faşist rejimler nasıl toplumu kontrol eder? Faşist rejimler, propaganda ve manipülasyon kullanarak toplumu kontrol etmeye çalışır ve bireylerin düşünce ve davranışlarını etkiler. Faşizm günümüzde hala var mı? Evet, bazı ülkelerde hala faşist ideolojilere ve hareketlere rastlanmaktadır ve bu, demokrasi ve insan hakları için bir tehdit oluşturur. Faşizmin yıkıcı sonuçları nelerdir? Faşizm savaş, zulüm ve soykırım gibi yıkıcı sonuçlara yol açar ve toplumları parçalar. Demokrasi totaliterizme karşı bir alternatif midir? Evet, demokrasi, insan hakları ve özgürlüklerin önemini vurgulayarak totaliterizmin korkunç yüzüne karşı bir alternatif sunar.

Adalet Bakanı Tunç AK Parti Antalya İl Başkanlığında konuştu: Haber

Adalet Bakanı Tunç AK Parti Antalya İl Başkanlığında konuştu:

ANTALYA (AA) - Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, "Demokrasinin standardını yükseltmeye, hukukun yolunda ilerlemeye, yine adalete güveni daha da yükseklere taşımaya ve yüksek standartlı demokrasiyle 'Türkiye Yüzyılı'nı inşallah ilmek ilmek dokumaya devam edeceğiz." dedi. Tunç, AK Parti Antalya İl Başkanlığını ziyaretinde yaptığı konuşmada, partilerinin 22 yaşında genç bir parti olduğunu ancak 21 yıldır iktidarda bulunduğunu söyledi. AK Parti'yi milletin kurduğunu ve kendi elleriyle iktidara getirdiğini anlatan Tunç, "Milletimiz çareyi Recep Tayyip Erdoğan'da buldu. Milletimiz, 'Gel dedi, bir parti kur, seni ilk seçim yapılacak, önümüze konulacak ilk sandıkta başbakan yapacağız.' dedi. Adeta onu bir parti kurmaya teşvik etti, zorladı. Yani AK Parti, Recep Tayyip Erdoğan veya birkaç arkadaşının bir masa etrafında toplanıp 'Gelin bir parti kuralım da milletten oy alırız, belki iktidar oluruz.' düşüncesiyle kurulmuş bir parti değil. AK Parti milletin zorlamasıyla talebiyle bir siyaset mühendisliğiyle değil, bir millet hareketi olarak doğan bir parti." diye konuştu. Tunç, yerel ve genel seçimlerin, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ve referandumların tamamında milletin önüne konulan her sandıkta tercihini Recep Tayyip Erdoğan'dan, AK Parti'den, Cumhur İttifakı'ndan yana kullandığını ve kullanmaya da devam ettiğini kaydetti. Milletin iktidarda kendi sesini duyduğunu aktaran Tunç, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Millet kendi sesine kulak verildiğini hissettiği müddetçe de iktidardan, AK Parti'den, Recep Tayyip Erdoğan'dan ve Cumhur İttifakı'ndan vazgeçmeyeceğini, önüne konulan her sandıkta gösterdi. Türkiye'nin 81 vilayetini yatırım hamleleriyle donattı. Her bir vilayetimizin, her bir ilçenin, en ücra köyüne, mecrasına varıncaya kadar eserlerle donattık. Fiziki kalkınmayı sağlarken, Türkiye'nin demokratik standartlarını da yükselttik. Temel hak ve özgürlüklerin önündeki engelleri birer birer kaldırdık. Eğer bundan sonra da engel koymak isteyenler varsa karşısında milletimizi, Cumhurbaşkanı'mızı, AK Parti'yi bulur. O nedenle demokrasinin standardını yükseltmeye, hukukun yolunda ilerlemeye, yine adalete güveni daha da yükseklere taşımaya ve yüksek standartlı demokrasiyle 'Türkiye Yüzyılı'nı inşallah ilmek ilmek dokumaya devam edeceğiz." - "Ne büyük felaketlerden kurtulduğumuzu hep beraber görüyoruz" Bakan Tunç, AK Parti'nin 21 yıllık iktidarı süresince milletin refahını artırmaya, büyük kalkınma hamleleriyle Türkiye'yi geliştirmeye, dünya projelerini hayata geçirmeye çalışırken türlü türlü engellemelerle de karşı karşıya kaldığını dile getirdi. Muhtıra girişimleriyle antidemokratik tutumlarla karşı karşıya kaldıklarını ve bu sorunları hep milletin desteğiyle aştıklarını anlatan Tunç, şöyle devam etti: "İşte Gezi olayları dediler, sokakları ateşe vermeye kalkıştılar. 17-25 Aralık yargı ve FETÖ darbe girişimiyle karşı karşıya kaldık. Sonrasında bunlar tutmayınca terörü azdırmaya çalıştılar. Ülkede kaos ortamı oluşturmaya çalıştılar. Son olarak 15 Temmuz hain FETÖ darbe kalkışmasıyla da bu ülkenin yönetimini ele geçireceklerini zannettiler. Ama milletimizin direnişiyle Cumhurbaşkanı'mızın liderliğiyle karşı karşıya kaldılar. Ülkemiz uçurumun kenarından dönmüş oldu. Eğer darbeciler başarılı olmuş olsaydı bugünkü ülkenin durumu nasıl olurdu? Bugün yanı başımızda bir terör devletine müsaade eden bir yönetim işbaşında olurdu. Yabancılardan talimat alan bir yönetim işbaşında olurdu. Ne büyük felaketlerden kurtulduğumuzu, işte şu an bugünkü ortamda bunu hep beraber görüyoruz. İnşallah bundan sonraki süreçte de yine uyanık olacağız." - "Dünyada mazlumu savunmaya devam edeceğiz" Ekonomisi güçlü, enerjide bağımsız ve savunma sanayinde güçlü bir ülke yolunda adım atmayı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde sürdüreceklerini belirten Tunç, şunları kaydetti: "Demokrasimizi güçlendirmeye, adalete güveni daha da üst noktalara çıkarmaya devam edeceğiz. Türkiye'yi terörden arınmış, her türlü şiddetten uzak, kadına şiddetin olmadığı, çocuk istismarının olmadığı, çocukların, kadınların korunduğu, yaşlıların, engellilerin, dezavantajlı kesimlerin daha fazla korunduğu, huzurlu bir geleceğe doğru inşallah yolumuza devam edeceğiz. Dış da yine hakkaniyeti savunmaya, adaleti savunmaya, 'Dünya 5'ten büyüktür' demeye ve güçlü dış politika, dirayetli dış politikayla Türkiye eksenini oluşturmaya devam edeceğiz. Dünyada mazlumu savunmaya, haklıyı savunmaya devam edeceğiz. Dış politikada da Türkiye ekseni oluşturan bir politikayla inşallah Türkiye Yüzyılı'nı adım adım inşa edeceğiz. Türkiye Yüzyılı dünyaya inşallah damgasını vuracak. Pandeminin ve etrafımızdaki savaşların getirdiği ekonomik sıkıntılardan hızlı bir şekilde sıyrılarak inşallah devam edeceğiz." Tunç, yerel seçimlere AK Parti teşkilatlarının güçlü şekilde hazırlanacağını vurgulayarak, yerel seçim sürecinde şehirleri emin ellere emanet ettikten sonra 2028'e kadar seçimsiz, istikrarlı bir dönem yaşanacağını belirtti. - "Filistinli kardeşlerimizin hep yanında olduk" Filistin'de yaşanan katliamı kınadıklarını vurgulayan Tunç, orada bir soykırım yaşandığını, savaş suçu işlendiğini söyledi. Tunç, bütün dünyanın gözü önünde çocuk, yaşlı, genç, kadın demeden herkesin katliama maruz kaldığını ifade ederek, konuşmasını şöyle tamamladı: "Türkiye olarak Filistinli kardeşlerimizin hep yanında olduk. Bundan sonra da yanında olmaya devam edeceğiz. Sayın Cumhurbaşkanı'mızın 7 Ekim'den bu yana başlayan Filistin, İsrail çatışmasında o ateşi söndürme noktasındaki gayretlerini hepimiz takip ediyoruz. Bölge liderleriyle dünya liderleriyle görüşmelerini devam ettirdi. 20'ye yakın devlet ve hükümet başkanıyla görüştü. Oradaki ateşkesin sağlanması, saldırıların sona ermesi noktasında dünyayı harekete geçirmeye çalıştı. Gazze'de abluka altına alınan milyonlarca insan maalesef bugüne kadar hep şiddete maruz kaldı. Bu şiddetin sona ermesi noktasındaki Türkiye'nin dış politikası da devam ediyor. Özellikle sorunun çözümünün iki devletli bir yapıdan geçtiğini, bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasından geçtiğini, başkenti Doğu Kudüs olan bir devlet kurulmadan oradaki sorunun çözülemeyeceğini hep ifade ettik. Bundan sonra da ifade etmeye devam edeceğiz. Maalesef uluslararası kuruluşlar, diğer konularda olduğu gibi Filistin konusunda da çözüm noktasında yetersiz kalıyor. Hatta duyarsız kalıyor diyebiliriz." Ziyarete, AK Parti Antalya Milletvekilleri Mustafa Köse, Kemal Çelik, İbrahim Ethem Taş, Atay Uslu ve Tuba Vural Çokal da katıldı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.