#DEVLET BAHÇELİ

İLKHABER-Gazetesi - DEVLET BAHÇELİ haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, DEVLET BAHÇELİ haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Devlet erkanı ve siyasi liderlerin Ramazan Bayramı programları netleşti Haber

Devlet erkanı ve siyasi liderlerin Ramazan Bayramı programları netleşti

Ramazan Bayramı vesilesiyle siyaset dünyasının önemli isimleri farklı şehirlerde aileleriyle ve partilileriyle bir araya gelmeye hazırlanıyor. AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, devlet erkanı ve parti liderlerinin programları netlik kazandı. DEVLET ZİRVESİNİN BAYRAM AJANDASI Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bayramı Rize'de geçirecek. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş bayram süresince İstanbul'da bulunurken, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz Ankara'da olacak. Ana muhalefet lideri CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise bayramı memleketi Manisa'da ailesiyle birlikte karşılayacak. BAŞKENTTEKİ BAYRAM MESAİSİ VE ZİYARETLER MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Ramazan Bayramı boyunca Ankara'da kalmayı tercih eden isimler arasında yer alıyor. Bahçeli, bayramın ilk günü partinin kurucu Genel Başkanı Alparslan Türkeş'in kabrini ziyaret edecek, ardından Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı üyeleriyle buluşacak. İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu da bayramı Ankara'da geçirecek liderler arasında. Ağıralioğlu, bayramın üçüncü günü genel merkez binasında partililerle bayramlaşma törenine katılacak. DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, partilerinin Nevruz programları kapsamında İstanbul, Diyarbakır ve Van illerinde bulunacak. Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ve Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek bayram adresini İstanbul olarak belirledi. Diğer liderlerin programları ise şu şekilde şekillendi: BBP Genel Başkanı Mustafa Destici ilk gün Eskişehir, ikinci gün Ankara'da; DSP Genel Başkanı Önder Aksakal İzmir'de; Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal Afyonkarahisar'da; Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan Kayseri'de ve HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu Batman'da bayramı karşılayacak.

Devlet Bahçeli: ''Türkiye üzerinde kumar oynanacak bir ülke değil'' Haber

Devlet Bahçeli: ''Türkiye üzerinde kumar oynanacak bir ülke değil''

MHP Genel Başkanı Bahçeli, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, ABD-İsrail ve İran arasında yaşanan saldırılar başta olmak üzere bölgesel gelişmelere ve iç politikaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. "BÖLGEMİZİ İÇİNDEN NASIL ÇIKILACAĞI MEÇHUL VE MUAMMA OLAN ÇOK TEHLİKELİ BİR AKIL TUTULMASI SARMIŞ" Orta Doğu'daki gelişmelerin giderek ağırlaştığını belirten MHP lideri Bahçeli, ABD-İsrail koalisyonunun İran'a yönelik operasyonlarının bölgede şiddeti artırdığını söyledi. Bahçeli, şunları kaydetti: "ABD-İsrail koalisyonun İran'a yönelik başlattığı kirli savaşın 11'inci gününde, bilanço gittikçe ağırlaşmakta, şiddet ve yıkım günbegün artış kaydetmektedir. Aynı zamanda 11 gündür psikolojik harbin, dijital harbin, elektronik harbin ve propaganda harbinin eşine benzerine çok nadir rastlanacak örnekleri de kademe kademe ilerletilmektedir. Bölgemizi içinden nasıl çıkılacağı meçhul ve muamma olan çok tehlikeli bir akıl tutulması sarmış ve sarmalamıştır." "SİYONİST-EMPERYALİST ÇIKAR ORTAKLIĞININ ASKERİ VE POLİTİK İRADESİ NEFRETLE SARILMIŞTIR" Söz konusu saldırıların bölgeyi ateşe attığına dikkati çeken Bahçeli, askeri gerilimi azaltmaya yönelik diplomatik girişimlerin etkisiz kaldığını aktardı. Bahçeli, "Yakın ve yakıcı bir gerçeği aleni olarak işaret ve ifade etmek lazım gelirse o da şu olacaktır: Siyonist-emperyalist çıkar ve şiddet ortaklığının askeri ve politik iradesi kan, kin ve nefretle sarılmıştır. Dünyaya, sözde medeniyet mimarisinin izdüşümünde; demokrasi, özgürlük, adalet ve insan hakları konularında bilirkişilik taslayan hangi ülke veya ülkeler varsa hepsi birden sınıfta kalmış, bu değerlere esasta ve usulde ne kadar yabancılaştıklarını resmen kanıtlamışlardır. Haksızlık diz boyudur. Hukuksuzluk doruk noktadadır. Askeri gerilimi artıran değil; dengeleyen ve yöneten, sükûnet ve diyaloğu tahkim eden telkin ve tekliflerin bugüne kadar etkisiz ve yetersiz kaldığı, bununla ilişkili olmak üzere ateşkes ve diplomasi çağrılarının karşılık bulmadığı meydandadır. Bunun yanında ABD Başkanı'nın, 'savaşın bitiş zamanına Netenyahu ile karar vereceğiz' demesi ise dayatmacı bir dil, üstenci bir bakış, barışçıl arayışları küçümseyen özürlü bir yaklaşımdır" şeklinde konuştu. "İRAN'DA, GAZZE'DE ÖLENLER ÇOCUK DEĞİL DE PENGUENLER OLSAYDI KÜRESEL YAS MI İLAN EDİLECEKTİ?" Gazze'deki çocuk ölümlerine de değinen Bahçeli, uluslararası toplumun çifte standart uyguladığını belirterek, şöyle devam etti: "2007 yılında Antarktika'da çekilen bir belgeselde kolonisinden ayrılan bir penguenin video görüntüsü 2026 yılının ilk aylarında herkesin dilinde ve gündemindeydi. Bu penguenin derdiyle dertlenip sonuçlar çıkaran; söz konusu doğal davranışı kolektif bilincin kırılması olarak gören, insanla ilişkilendirip toplumsal travmaların gecikmiş yankısı, insanın kendisine tuttuğu ayna şeklinde yorumlayan herkese sesleniyorum; Gazze'de soykırıma uğrayan 50 bin çocuğun, İran'da sayıları 300'ü aşan çocukların dramları, acıları, yürekleri kavuran feci sonları bir penguen kadar önemli ve öncelikli değil midir? Nesli tükenen bir kuşu mesele edip de sırayı eşrefi mahlukat olan bir çocuk alınca ona sırt çevirmek, duyarsız ve duygusuz yaklaşmak insanlık mirasının, insanlık değerlerinin neresinde vardır, neresinde mevcuttur? Doğrusunu isterseniz merak ediyorum; yani İran'da, Gazze'de ölenler çocuk değil de penguenler olsaydı küresel yas mı ilan edilecekti? Uluslararası toplum ayağa kalkmalıdır. Bu ahlaki ve vicdani sorumluluk evvela Amerikan halkının ve Yahudi toplumunundur. Evanjelist papazların dolduruşuna gelip Oval Ofis'te ayinler düzenlemek, Armagedon Savaşı'yla ilgili teolojik hezeyanlar üretmek dünyanın nasıl bir musibetle doğrudan doğruya muhatap olduğunu ibret verici ölçüde göstermektedir." "KÜRT KARDEŞLERİMİZ SATILIK DEĞİLDİR, KİRALIK DEĞİLDİR, TETİKÇİ DEĞİLDİR" Orta Doğu'da Sünni-Şii husumeti çıkarmak isteyenlere karşı Müslümanların dikkatli olması gerektiğini dile getiren Bahçeli, İran'da Kürtleri silahlandırıp içten çökertme planı yapanlara dikkati çekti. Bahçeli, "Kürt kardeşlerimiz satılık değildir, kiralık değildir, tetikçi değildir, onun bunun zulüm projelerinde piyon olarak da görülemez, gösterilemez. Kürtler onurlu, şerefli, yürekli, soylu ve sağduyulu bir halktır. Türk-Kürt kardeşliği üzerinde cephe açmanın, gedik oluşturmanın hesabıyla; İran'ın tarihi Türk kentlerini karıştırmanın, Türklerle Kürtleri çatıştırmanın arayış ve amacını kurgulayanlar, ancak ve ancak düşmanca tutum takınan namertlerdir. Türk, Kürt'ün kardeşi; Kürt, Türk'ün alın yazısı, kader ortağıdır" ifadelerine yer verdi. Bahçeli, İran'dan ateşlenen bazı füze ve İHA'ların Türkiye ve Azerbaycan hava sahasına yönelik risk oluşturduğunu hatırlatarak, Türkiye'nin egemenlik haklarının ihlal edilemeyeceğini vurguladı. Bu olaylara ilişkin Tahran tarafından yapılan özür mahiyetindeki açıklamaları olumlu karşıladığını belirten Bahçeli, "9 Mart tarihinde, İran'dan ateşlenip Türk hava sahasına giren yeni bir balistik mühimmatın gene NATO unsurlarınca etkisiz hale getirilmesi, bazı mühimmat parçalarının da Gaziantep'te boş arazilere düşmesi kafamızı karıştırmaya başlamıştır. Her ülke aklını başına almalıdır. Türkiye, üzerinde kumar oynanacak bir ülke değildir. Taciz, tahrik veya tertip olup olmadığını netleştirecek ülke İran İslam Cumhuriyetidir. Biz kasti bir tavrın olmadığına inanmak, iyi komşuluk hukukumuzu korumak istiyoruz. Ancak Türkiye'nin de yolgeçen hanı olmadığını, canı sıkılanın, keyfi yetenin füze ateşleyeceği bir ülke olarak görülemeyeceğini de ihtiyatlı ve temkinli bir dille beyan ediyoruz" dedi. Türkiye ile İran'ın komşu iki ülke olduğunu belirten Bahçeli, iki ülkeyi karşı karşıya getirmeye yönelik provokasyonlara dikkat edilmesi gerektiğini dile getirdi. Bahçeli, "Elbette Türkiye'yle İran'ı karşı karşıya getirmeye matuf Siyonist-emperyalist bir komployu da ihmal etmiyoruz" diye konuştu. "HÜRMÜZ BOĞAZI'NIN KAPANMASI KÜRESEL ENERJİ PİYASALARINI ETKİLİYOR" ABD-İsrail saldırılarının küresel enerji piyasalarını da etkilediğini belirten Bahçeli, Hürmüz Boğazı'nın stratejik önemine işaret etti. Bahçeli şöyle konuştu: "Dünya petrol ticaretinin beşte birinin geçiş güzergahı olan Hürmüz Boğazı fiilen kapatılmıştır. ABD-İsrail'in İran'ı hedef alan saldırıları küresel enerji piyasalarında arz ve lojistik şoklara neden olmaktadır." "TÜRKİYE ARABULUCULUK MİSYONUYLA SİVRİLECEKTİR" Bölgede barışın tesis edilmesi için diplomasi ve diyalog çağrısında bulunan Bahçeli, Türkiye'nin arabuluculuk rolü üstlenebileceğini söyledi. Bahçeli, "Siyaset ve diplomasinin önü ardına kadar açılmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti bu çerçevede arabuluculuk misyonuyla sivrilecektir" ifadelerini kullandı. "SEN BALIKLARI DÜŞÜNDÜĞÜN KADAR TÜRKİYE'Yİ DÜŞÜNSEYDİN BUGÜNKÜ ZIRVALARINLA REZİL OLMAZDIN" Bahçeli konuşmasında iç politikaya ilişkin, CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in "Erdoğan F-35'leri dostu Trump'tan alamadı. F-16'lar modernize edilemedi. Korkudan S-400'ler hangarda tutuldu. Son 14 yılda bir tek savaş uçağı kazandıramadılar" açıklamalarının gerçeği yansıtmadığına dikkati çekerek "Sinop'taki füze testleri karşısında 'yapmayın balıklar korkuyor' diyen bir şahsın esasen ciddiye alınacak hiçbir yanı yoktur. Sen balıkları düşündüğün kadar Türkiye'yi düşünseydin bugünkü zırvalarınla açığa düşmez, rezil olmaz, en azından aziz Atatürk'ün emanetlerine saygı gösterir, riayet ederdin. CHP yönetimi beşinci kol faaliyeti içindedir. Tıpkı Yunanistan hükümetinin gayri askeri statüdeki Ege adalarını silahlandırmasına benzer şekilde mahalle yanarken fırsatçılık yapmaktadır. Allah'a çok şükür Türkiye'nin her şeyi vardır" dedi. "MAHKEMEDE SELAMLAMA KONUŞMASININ OLDUĞU NE ZAMAN DUYULMUŞTUR" Ayrıca İstanbul 40'ıncı Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ve aralarında Ekrem İmamoğlu'nun da bulunduğu davada mahkeme salonunda selamlama konuşması talebini sert sözlerle eleştiren Bahçeli, "Neymiş, eski belediye başkanı selamlama konuşması yapmak için kürsüye çıkacakmış. Mahkemede selamlama konuşmasının olduğu ne zaman duyulmuş, nerede görülmüştür? Böylesi bir usule, böylesi bir uygulamaya ne zaman şahit olunmuştur? Hiç kimse hukukun önünde veya üstünde değildir. İddianamedeki suçlamaların hesabını vermek yerine dava sürecini sulandırmak maksatlıdır, marazidir, mahsurludur. Suç örgütü kurmak, rüşvet çarkı işletmek, ihaleye fesat karıştırmak, kara para aklamak gibi pek çok suçlamanın açıklığa kavuşması, bunun da kısa süre içinde vuku bulması gerekmektedir. Milletimiz CHP'nin adalet ve hukuk tanımaz siyasi ayak oyunlarından bıkmış ve usanmıştır. İstanbul 40'ıncı Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın adalete müzahir alınacak kararının daha fazla uzamasına fırsat verilmeden en makul sürede sonuçlandırılıp ülke gündeminden çıkartılması muhakkak surette temin edilmelidir" şeklinde konuştu.

Devlet Bahçeli’den küresel savaş uyarısı: 3’üncü dünya savaşı riski Haber

Devlet Bahçeli’den küresel savaş uyarısı: 3’üncü dünya savaşı riski

Devlet Bahçeli, Milliyetçi Hareket Partisi il ve ilçe başkanları ile genel merkez çalışanlarının katıldığı iftar programında konuştu. Parti teşkilat yapısının “çelik gibi sağlam” olduğunu vurgulayan Bahçeli, MHP’nin siyaset anlayışının sağduyulu ve millet merkezli olduğunu ifade etti. “Önce ülkem ve milletim” anlayışıyla hareket ettiklerini belirten Bahçeli, üç hilalin Türkiye’nin her yerinde huzur vadettiğini söyledi. Cumhur İttifakı’nın yalnızca Türkiye için değil, Türk dünyası ve mazlum coğrafyalar için de umut olduğunu dile getirdi. 2053 VİZYONU: İSTANBUL’UN FETHİNİN 600’ÜNCÜ YILINDA SÜPER GÜÇ TÜRKİYE Türkiye Yüzyılı hedeflerine değinen Bahçeli, 2053 yılında İstanbul’un fethinin 600’üncü yıldönümünde “süper güç Türkiye” hedefine ulaşılacağını belirtti. Refah, bereket, barış ve kardeşlik vurgusu yapan Bahçeli, güçlü teşkilat yapısının bu vizyonun teminatı olduğunu kaydetti. İnsan merkezli siyasetin altını çizen Bahçeli, insan-toplum-devlet ilişkilerinin doğru okunması gerektiğini ifade ederek, “Dik baş, tok karın, mutlu yarın” hedefinin insani değerler temelinde şekillendiğini söyledi. “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” VURGUSU Bahçeli, “Terörsüz Türkiye” hedefinin kalıcı barış ve huzurun müjdesi olduğunu belirtti. Türkiye’nin doğusundan batısına büyük bir aile olduğunu ifade eden Bahçeli, milli birlik ve beraberliğin güçlendirilmesi gerektiğini dile getirdi. Küresel risklere dikkat çeken Bahçeli, Pakistan ile Afganistan, Rusya ile Ukrayna ve ABD-İsrail ile İran arasındaki çatışmalara işaret ederek, enerji dengeleri ve ticaret rotalarının tehlikeli bir noktaya sürüklendiğini söyledi. ORTA DOĞU’DA SAVAŞ RİSKİ VE 3’ÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI UYARISI ABD-İsrail ile İran arasındaki karşılıklı saldırıların durmaması halinde küresel ölçekte bir felaket yaşanabileceğini belirten Bahçeli, muhtemel bir kara harekâtının 3’üncü Dünya Savaşı’nın taşlarını döşeyebileceği uyarısında bulundu. Uluslararası hukukun devreye girmesi gerektiğini ifade eden Bahçeli, Birleşmiş Milletler’in aktif rol üstlenmesi çağrısında bulundu. ABD Başkanı Trump’ın İran operasyonuna da değinen Bahçeli, Amerikan Anayasası çerçevesinde savaş ilanı yetkisinin Kongre’ye ait olduğunu hatırlattı. “İRAN HALKININ YANINDAYIZ” Türkiye’nin kardeş ve komşu ülke İran halkının yanında olduğunu belirten Bahçeli, barış ve diplomatik çözüm çağrısını yineledi. İran’daki üst düzey isimlere yönelik suikastları kınayan Bahçeli, bu tür eylemlerin hukuka ve insan haklarına aykırı olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı’nın yürüttüğü diplomatik temasları da değerli bulduklarını belirten Bahçeli, Türkiye’nin içerde milli birliğini güçlendirmesi gerektiğini ifade etti. Konuşmasının sonunda, bölgede savaş dilinin değil barış dilinin hakim olması gerektiğini vurgulayan Bahçeli, “Yanlıştan dönmek bir erdemdir” mesajı verdi.

Devlet Bahçeli: İran İranlılarındır, Siyonist azgınlığı reddediyoruz Haber

Devlet Bahçeli: İran İranlılarındır, Siyonist azgınlığı reddediyoruz

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Grup Toplantısı'nda gerçekleştirdiği konuşmada, küresel siyasetin içinde bulunduğu kaotik atmosferi ve İran eksenli gelişmeleri sert bir dille eleştirdi. Dünyanın üzerine bir karabasan gibi çöken kriz halinden bahseden Bahçeli, güçlünün haksız, haklının ise güçsüz olduğu bir döneme girildiğine dikkat çekti. BAHÇELİ: İRAN'A BÜYÜK BİR TUZAK KURULDU ABD'nin Siyonist tahriklerle hareket ederek İran'a yönelik gerçekleştirdiği saldırıları "gayri meşru, gayri hukuki ve gayri ahlaki" olarak nitelendiren Devlet Bahçeli, uluslararası hukukun hiçe sayıldığını vurguladı. Müzakere süreçlerinin bir aldatmaca olduğunu savunan Bahçeli, "Hani müzakereler sürüyordu, anlaşmaya yakın deniliyordu? ABD ve İran eş zamanlı olarak müzakerelerde ilerlemenin olduğuna dair mesajlar vermişlerdi. İran'a tuzak kuruldu" ifadelerini kullandı. HAMANEY'E YÖNELİK SALDIRIYA SERT TEPKİ: TAM ANLAMIYLA EŞKIYALIK 28 Şubat 2026 Cumartesi günü İran'ın dini lideri Hamaney'in toplantı halindeyken İsrail tarafından hedef alınmasını sert sözlerle kınayan Bahçeli, yaşananları şu şekilde tanımladı: "Hamaney, toplantı halindeyken İsrail'in saldırması ve meşhur toplantıda bulunanların katledilmesi tam anlamıyla alçaklıktır, eşkıyalıktır." İçerideki hain ve ajanların varlığına dikkat çeken MHP Lideri, "Hain ve ajanlar içeride olunca kale kapısı kilit tutmamıştır" dedi. Saldırı anında yaşanan istihbarat zafiyetine ve sonrasındaki gelişmelere değinen Bahçeli, Mossad ajanlarının anlık görüntüleri Netanyahu'nun ofisine göndermesini "dehşet uyandıran bir organize saldırganlık" olarak betimledi. Bu durumun bölgedeki tehlikenin boyutlarını gözler önüne serdiğini belirtti. Komşu ülke İran'da yaşananları Türkiye'den bağımsız görmenin imkansız olduğunu söyleyen Devlet Bahçeli, iç dayanışmanın önemine vurgu yaptı. "Terörsüz Türkiye" hedefine yönelik eleştirilere cevap veren Bahçeli, "Terörsüz Türkiye hedefine dudak büken aymazlar, ne yaptığımızı, neyi amaçladığımızı daha iyi görüyor musunuz?" sorusunu yöneltti. SAVAŞIN KAZANANI YOKTUR, BARIŞIN KAZANANI ÇOKTUR Bölgedeki barış ortamının tesis edilmesi için Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yürüttüğü diplomatik çabaları takdirle karşıladıklarını belirten Bahçeli, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: "İran mazisi 2 bin 500 yılı bulan bir devlet geleneğine sahiptir. İran İslam Cumhuriyeti'nin siyasi ve toprak bütünlüğü mutlaka korunmalıdır. İran İranlılarındır. Huzur istiyoruz, barış istiyoruz. Siyonist emperyalist azgınlığı da sonuna kadar reddediyoruz."

Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a 72. yaş gününde 72 gül ve özel tablo hediye etti Haber

Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a 72. yaş gününde 72 gül ve özel tablo hediye etti

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 72’nci doğum günü vesilesiyle özel bir kutlama mesajı ve hediye gönderdi. Siyasi kulislerde yankı uyandıran bu jest, partinin resmi sosyal medya kanalları aracılığıyla kamuoyuna duyuruldu. 72. YAŞA ÖZEL 72 ADET GÜL Bahçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeni yaşını simgeleyen 72 adet gülden oluşan özel tasarım bir buketi Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne iletti. Doğum günü tebriğinin en dikkat çeken parçası ise el işçiliğiyle hazırlanan ve derin dini semboller barındıran sanatsal bir tablo oldu. TABLONUN DERİN ANLAMI VE MANEVİ SEMBOLLERİ MHP lideri tarafından gönderilen tablo, klasik sanat ile modern lazer gravür tekniklerinin birleşimiyle tek nüsha olarak üretildi. Partiden yapılan resmi açıklamada, tablonun içeriği ve teknik detayları şu ifadelerle aktarıldı: "Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli; Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan beyefendinin 72. yaş gününü kutlayarak zat-ı devletlerine 72 gül’den oluşan bir çiçek ve İslam ülkelerine ait harita lazer gravür olarak hazırlanmış, üst kısmında Allah (C.C.) ismi, alt kısmında Hz. Muhammed (S.A.V.) ismi yer alırken, harita içerisinde Fetih Suresi 1. ve 2. ayetlerin bulunduğu; köşelerinde dört halifeye ait isimlerin yer aldığı; Anadolu Türk desenleri yine lazer gravür olarak işlenmiş, zirkon taşlarla süslenmiş ve kuyum işçiliği marifeti ile metal katmanlar halinde hazırlanıp özel bir mine boyama yöntemi kullanılarak renklendirilmiş, sanatsal bir ahşap çerçeve içerisinde tek adet olarak hazırlanan bir tablo göndermişlerdir." Söz konusu hediye, Cumhur İttifakı'nın iki lideri arasındaki güçlü diyaloğun ve karşılıklı saygının bir nişanesi olarak değerlendirildi.

Recep Tayyip Erdoğan'dan Bahçeli'nin "İmralı statüsü" çağrısına net yanıt Haber

Recep Tayyip Erdoğan'dan Bahçeli'nin "İmralı statüsü" çağrısına net yanıt

AK Parti Grup Toplantısı sonrasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gündemdeki en sıcak başlık olan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin çağrısını değerlendirdi. Basın mensupları Cumhurbaşkanı Erdoğan'a Bahçeli'nin dünkü grup toplantısında dile getirdiği "İmralı'nın statü açığı nasıl kapatılacaktır" şeklindeki sorusunu yöneltti. "ADALET BAKANLIĞI TARAFINDAN İŞLETİLİYOR" Cumhurbaşkanı Erdoğan bu soru üzerine İmralı'daki mevcut durum hakkında kısa bir açıklama yaptı. Erdoğan verdiği yanıtta İmralı'nın şu anda gerekli olduğu şekilde Adalet Bakanlığı tarafından işletildiğini belirtti. BAHÇELİ NE DEMİŞTİ? MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli dün partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada "Terörsüz Türkiye" hedefi kapsamında yeni bir tartışma başlatmıştı. Terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ın sürece hizmet ettiğini savunan Bahçeli çözüm komisyonunun ortak raporunu değerlendirirken yasal düzenlemelere işaret etmişti. MHP lideri konuşmasında 27 Şubat çağrısının barışçıl arayışları destekleyen demokratik bir eşik olduğunu vurgulayarak PKK'nın kurucu önderliğinin statü sorununun nasıl ele alınacağını sormuştu. Bahçeli kendisine göre bir statü sorunu olduğunu belirterek terörsüz Türkiye'ye hizmet eden İmralı'nın statü açığının nasıl kapatılacağı sorusunu yöneltmişti. MHP lideri ayrıca bu tartışmanın samimiyetle yapılarak makul, akla ve vicdana uygun bir sonuca kısa sürede ulaşılması gerektiğini ifade etmişti.

MHP lideri Devlet Bahçeli: Milli Eğitim Bakanlığı'nın Ramazan genelgesini destekliyorum Haber

MHP lideri Devlet Bahçeli: Milli Eğitim Bakanlığı'nın Ramazan genelgesini destekliyorum

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM grup toplantısında gündeme damga vuracak açıklamalarda bulundu. Konuşmasında Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB) Ramazan ayı etkinliklerine dair genelgesinden, terörle mücadele sürecine ve futboldaki bahis soruşturmasına kadar geniş bir yelpazede değerlendirmeler yapan Bahçeli, özellikle kayyum uygulamaları ve İmralı'nın statüsü hakkında yeni bir tartışma başlattı. MEB RAMAZAN GENELGESİNE VE MAARİF MODELİNE TAM DESTEK MHP Lideri, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 12 Şubat 2026 tarihinde yayımlanan ve okullarda Ramazan ayı etkinliklerini düzenleyen genelgeye yönelik eleştirilere sert tepki gösterdi. Genelgeyi "yerinde ve kıvamında" bir adım olarak niteleyen Bahçeli, "Milli Eğitim Bakanımızı ve bakanlık personelini kutluyorum. Milli Eğitim Bakanlığının 12 Şubat 2026 tarihinde yayımladığı Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında Ramazan ayı etkinlikleri konulu genelgeyi sonuna kadar destekliyorum" ifadelerini kullandı. İşte Devlet Bahçeli'nin açıklamalarından önemli satırbaşları: "İç ve dış siyasi gündem itibarıyla yoğun bir haftayı geride bırakıyoruz. Bu yoğunluğun önümüzdeki günlerde çetrefilleşip daha da artış kaydedeceğini söylemek zannederim hatalı bir öngörü olmayacaktır. Mübarek Ramazan ayının maneviyat ikliminde akan hayatın iç yüzünü, ardışık siyasi gelişmelerin muteber özünü dikkatle, sabırla, akılla ve uyanık bir vicdan kabiliyetiyle okumanın lüzumu her cihetten asıl ve hasıl bir gerçektir. İdrak ettiğimiz rahmet ve mağfiret mevsiminde, şuurlarımıza nifakın zehirli dumanını sızdırmayı hesap edenlere karşı temkinli ve tedbirli hareket etmek mühim ve mutlak bir gerekliliktir. Dünyayı Türkçe yorumlamanın yanında Türkiye’yi milli birlik ve kardeşliğin tarihsel müktesebatı ile kucaklamak, sahip olduğumuz bugünkü yüksek vazife ve vaziyet hâlinin şaşmaz gereğidir. Ramazan ayı dayanışma ve yardımlaşma duygusunun şahikasıdır. Ramazan ayı bizi biz yapan milli ve manevi değerlerin şah damarıdır. Bilhassa Ramazan ayının mübarek adabını, muazzam ahlakını, muazzez manasını yeni yetişen nesillere öğretmek hepimizin münhasır görevi olmalıdır. Her dönemde bundan rahatsızlık duyan köksüzler vardır ve olacaktır. Fakat bir türlü anlamadığımız, anlayamadığımız esas açmaz şudur. Manevi erimenin ve ahlaki erozyonun küresel bir savruluş hâlini aldığı, her cepheden tehditlerin savrulduğu bugünkü dünyanın alaca karanlık tablosunda çocuklarımızı düşünmeyelim mi? Onları Müslüman Türk milletinin haslet ve hususiyetiyle tesis etmeyelim mi? Geleceğimiz için kaygılanmayalım mı? Ne yapsaydık, akışa mı bıraksaydık. Ne yapsaydık. Üç maymunu mu oynasaydık? Ölen öldü, kaybolan kayboldu, tükenen tükendi, elden ne gelir, kalanlar bizim mi deseydik. İffetli ve itibarlı bir masumiyet yeryüzünde en nadir bulunan ve bulunacak mücevherdir. Zaman ve mekân sıkışmasıyla fazilet ve fikir zedelenmesi yaşayan çevrelere bunu anlatmak veya kabullendirmek, işin doğrusunu isterseniz pek müşküldür. Çünkü onların dilleri mühürlüdür, dilekleri mühürlüdür, dimaları mühürlüdür, hepsi bir yana kalpleri mühürlüdür. Bizim her evladımız, her çocuğumuz istikbalin henüz sabırdan satıra dökülmemiş mesajı ve müteakkit iradesidir. MEB’İN RAMAZAN GENELGESİNE AÇIK DESTEK Bu bahsi neden açtığımı, bu kadar açıklamayı niçin yaptığımı sabrınıza sığınarak elbette izah edeceğim. Millî Eğitim Bakanlığı 12 Şubat 2026 tarihinde Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında Ramazan ayı etkinlikleri konusunda bir genelge yayımlamıştır. Yerinde ve kıvamında bir adımla doğrusunu yapmıştır. Takdir ve tebrik ediyoruz. Yine bu günlerde dağları Allah dedirten, her yaş grubunda göz kamaştıran bir akıma dönüşen 'Kâbe’de Hacılar Hu der Allah' isimli ilahi ve bu ilahiyi seslendiren kardeşlerimizi de gönülden alkışlıyoruz. Millî Eğitim Bakanlığı'nın mezkûr genelgesinde özetle Türk millî eğitiminin genel amacının millî, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerleri benimseyen, koruyan ve geliştiren, bu değerleri davranış hâline getirmiş bireyler yetiştirmek olduğu kaydedilmiştir. Türk milletinin sağduyu ve vicdan sahibi hangi mensubu bu gerçekleri inkâr ve ihmal edebilecektir. Genelgede yer alan bir diğer önemli ve altı çizilmesi gereken gerçek de şudur. İlköğretim öğrencilerin bedeni, zihni ve ahlaki gelişimlerine hizmet eden temel bir eğitim sürecidir. BU GENELGENİN NERESİ YANLIŞ? Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli insanı ruh ve beden bütünlüğü içinde ele alan, bilgiyi ahlaki sorumlulukla bütünleştiren bütüncül bir eğitim sistemine dayanmaktadır. Genelgede ifade edildiği üzere bu modelin merkezinde erdem, değer ve eylem çerçevesi bulunmaktadır. Değerlerin öğrencilerimiz tarafından içselleştirilerek günlük yaşamlarına davranış olarak dönüşmesi esastır. Hülasaikâlam Ramazan ayı boyunca öğrencilerimizin paylaşma bilincini geliştirmeye, ihtiyaç sahiplerine yardım etme konusunda farkındalık kazandırmaya ve dayanışma duygularını güçlendirmeye yönelik eğitsel ve sosyal etkinliklerin planlanarak uygulanmasının önemi anılan genelgede ifade bulmuş ve talimat mahiyetiyle ilan edilmiştir. Bu genelgenin neresi yanlıştır? Elinizi vicdanınıza götürüp düşününüz. Türkiye’nin Talibanlaştığına dair en ufak bir emare, en küçük bir delil göreniniz var mıdır? Ramazan ayı etkinliklerine Talibanlaşma ve gericilik diye yaygara koparanlar hakiki manada yobaz değiller midir? Merhum Cemil Meriç’in ifadesiyle söylersek yeni yobazlık kendimize ait mukaddese kulaklarımızı tıkayış ve kendimizden kaçış olarak tanımlanmayacak mıdır? Maarifin Kalbinde Ramazan Şenlikleri'nin neresinde sakınca vardır? “LAİKLİK TARTIŞMASI ÜZERİNDEN YAYGARA KOPARILIYOR” Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve İslam karşıtlığında birleşen yönetici taifesi hele bir anlatsın da duyalım, öğrenelim. Din düşmanı olup olmadığını bilmediğimiz, yalnızca İslam düşmanlığı üzerinden mevzuya giren, bu nedenle ruhunu iblisin emanetine veren çürük aydınlar ne istediklerini açık yüreklilikle söylesinler. Kültürel mirasımızı güçlendiren, paylaşma ve birlikte olma bilincini teşvik eden samimi faaliyetlerin neresinde pürüz, neresinde laiklikle çelişen bir çarpıklık söz konusudur. Yabancı ülkelerde her pazar kiliseye giden çocukları mesele yapmayıp da Ramazan ayının mehabbetini ve muhabbetini, aşılayan ahlaki ve manevi sorumluluğu tartışmaya açmaya cüret eden sütü hamuru lekeli güruha nasıl sessiz kalalım. Nasıl hiçbir şey olmamış gibi tepkisiz duralım. Yahu bunlarda hiç mi utanma duygusu kalmadı. Sözde uzman ve akademisyenlerden mürekkep 168 kişi bir araya gelerek 'laikliği birlikte savunuyoruz' başlığıyla imzaladıkları bir bildiriyi kamuoyuyla paylaşmışlar. Bana sorarsanız bu 168 kişiyi yan yana, üst üste koyup toplasanız bir insan bile etmezler. Diyorlar ki laikliği savunmak suç değildir. Diyorlar ki şeriatçı dayatmaları reddediyoruz. Diyorlar ki karanlığa teslim olmayacağız. Alayınız karanlıksınız, alayınız karanlıktasınız, haberiniz yok. Hepsini toplasanız bir insan etmeyecek 168 kişi bugünkü karanlık yüzün hâlihazırdaki temsilidir Milli Eğitim Bakanlığı'nın az evvel ifade ettiğim genelgesinden dolayı Türkiye’de gerici, şeriatçı bir kuşatma varmış. Allah’a iman etmek gericilikse biz de bal gibi, buz gibi gericiyiz. Çocuklarımıza Ramazan ayının muteber ahlak ve manasını aktarmak gericilik olarak değerlendiriliyorsa biz de buna sonuna kadar ortağıyız. Ne diyordu merhum Cemil Meriç. Gelin kulak verelim. "Murdar bir hâlden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse her namuslu insan gericidir." Hepsini toplasanız bir insan etmeyecek 168 kişi bugünkü karanlık yüzün hâlihazırdaki temsilidir. Genelgeyi sonuna kadar destekliyorum Millî Eğitim Bakanımızı ve bakanlık personelini kutluyorum. Milli Eğitim Bakanlığının 12 Şubat 2026 tarihinde yayımladığı Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında Ramazan ayı etkinlikleri konulu genelgeyi sonuna kadar destekliyorum. 168 imzacıyı da ademe mahkûm ediyorum Her biri bugünün Haluk’u olan 168 imzacıyı da ademe mahkûm ediyorum. Müslüman Türk milletinin haysiyetiyle oynamayın. Ramazan ayımızı sulandırmaya, sorgulamaya, karalamaya sakın ola kalkışmayın. Haddinizi bilin. Hududunuzu bilin. Ayranımızı kabartmayın. Tepenize tasımızı artırmayın. Nereden geldiğimizi, nasıl geldiğimizi biliyoruz Bu aşamada söyleyeceklerim son olarak şudur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti başkent Ankara’dan yönetilen üniter devlet yapısına, Türk milleti gerçeği üzerine inşa edilen milli devlet yapısına ve inançlarımız ile yönetim ilişkilerinin belirlendiği laik devlet yapısına dayanmaktadır. Bu yapı Cumhuriyetimizin kurucu kahramanları ve kadroları tarafından çağın ve ötesinin dikkate alındığı mükemmel bir vizyon ile belirlenmiştir. Bir devlet çatısı altında beraberce yaşayabilmemizin asgari kuralları 29 Ekim 1923 tarihinde konulmuştur. Başkentimizin Ankara, dilimizin Türkçe, bayrağımızın ay yıldızlı al bayrak, millî marşımızın İstiklal Marşı olduğu belirlenmiş ve anayasamız tarafından da güvence altına alınmıştır. Bundan geriye dönüş yoktur. Taviz, tavsama, tereddüt veya tenakus söz konusu değildir. Cumhuriyetin 103 yıllık tarihi bu ilkeleri benimsemekte zorlanan, reddeden ya da değiştirmeye çabalayan bedbahtların zaman zaman beyhude kalkışmalarına şahit olmuştur. Bu girişimler her defasında büyük Türk milleti tarafından lanetlenmiş, müsebbipleri hak ettiği karşılığı görmüştür. Gazi Mustafa Kemal Paşa Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi unvanı ile 1 Aralık 1921 tarihinde yaptığı konuşmada kurucu felsefenin omurgasını derinlemesine tarif etmiştir. Bildiğiniz üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuki temelleri 23 Nisan 1920’de atılmıştır. Kurucu felsefenin omurgasını millî egemenlik oluşturmuştur. Halkçılık da millî egemenliğin toplumsal tabanını inşa etmiştir. Gazi Mustafa Kemal Paşa o meşhur konuşmasının bir yerinde aynen şunları söylemiştir. "Millet yürüdüğü yolu pek büyük isabetle seçmiştir. Ve bu yolun sonunda parlayan saadet güneşini bütün vücuduyla görmektedir. Bu millet o güneşe ulaşacaktır ve hiçbir kuvvet ona mâni olamayacaktır." Tarihi geriye sarmak, zamanı geriye taşımak mümkün değildir. Aynı zamanda tarih bir el feneri gibidir. Nereye tutarsanız orayı aydınlatır, gerisi karanlıkta kalır. Yine Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ifade ettiği üzere bugün ulaştığımız sonuç asırlardan beri çekilen millî felaketlerin doğurduğu yanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan şehit kanlarının bedelidir. Nereden geldiğimizi, nasıl geldiğimizi biliyoruz. Hangi menzile varmak istediğimizin hayal ve hedefleriyle dopdoluyuz. Türk milletinin varoluş hakları, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ruhu ve egemenlik hukuku her zaman bakidir. Her anlamda canlıdır, her daim muhafaza ve müdafaaya yeminli olduğumuz millî namustur. Geçmişin tecrübelerinden istifade ederek geleceğin huzurlu, gelişmiş, güvenli ve barışçı Türkiye’sinin teklifini sağlam esaslara dayanarak yapmanın arayış ve arzusundayız. Gerekirse pirincin içindeki beyaz taşları ayıklamak anlamına da gelse, gerekirse ağzımızla kuş tutmak, samanlıkta iğne aramak, deveye hendek atlatmak pahasına da olsa biz yolumuzdan dönmeyeceğiz. Attığımız her adımla, yaptığımız her hamleyle ülkemizin ve milletimizin ümit sancağı, ufuk çizgisi ve huzur çimentosu olmayı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dağılarak, dalaşarak ve dağınık hâlde durarak değil, birbirimize danışarak, dayanarak ve sarılarak demokratik ve siyasi sorumluluğumuzu hakkıyla yerine getireceğiz. Evvela bir hatırlatma yaparak düşüncelerimin pergelini açmak istiyorum. Anayasal ve demokratikleşme süreçlerinin nereden bakarsanız 118 yılı bulan paradoksal iki kanadından bahsedilir. Bu iki kanattan birisi eşitlik, diğeri özgürlüktür. Hürriyet ilanıyla yola koyulan ikinci meşrutiyet özgürlüğü tercih ederek önceliğini almış lakin sonuca ulaşamamıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ise kurulduğu ilk andan itibaren eşitlik ilkesini çatı değer hâline görmüş ve buna müzahir devlet millet ilişkisini belirlemiştir. Eşitliğin öne çıkması özgürlüğün geri plana itildiği anlamına gelmemelidir. Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan her insanımız, her kardeşimiz eşit ve özgür vatandaş olarak kabul görmüştür. Hiçbir vatandaşımız ahlaken, hukuken ve siyaseten bu ülkede ikinci sınıf insan muamelesi görmemiştir. Tarih ve kültür vadimizin hangi köşesine bakarsanız bakınız bu topraklar üzerinde ayrımcılığın izini, ötekileştirmenin izdüşümünü kolay kolay bulamazsınız. TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİNDE KOMİSYON RAPORU ÖNE ÇIKTI Şu altı çizilmesi gereken hususu da yok saymıyorum. 103 yıllık Cumhuriyet tarihinin farklı etaplarında iktidar mevkiinde bulunan bir kısım zevatın şahsi, vehimli, ikircikli, önyargılı ve ideolojik tutumundan kaynaklanan dönemsel yanlışları olmuştur. Ancak bu durum hiçbir zaman devlet ve toplum hayatını sabote edecek derecede tırmanmamıştır. Yani Türkiye Cumhuriyeti’nde Türk neyse Kürt odur, Kürt neyse Türk de aynısı olmuştur. Bu iki halk tarih boyunca bin yıllık ortak tarih, ortak kültür ve ortak inanç kapsamında bir millete vücut vermiş, bu milletin adı da Türk milleti olmuştur. Nitekim devletimiz Türkiye Cumhuriyeti’dir. Milletimiz Türk milletidir. Terörsüz Türkiye hedefiyle devlet ve millet kudreti hem teyit edilmiş hem de dışarıdan bizi yenemeyenlere karşı iç dünyamızda aşılamaz, yıkılamaz birlik, beraberlik ve kardeşlik şuuru güçlendirilerek yeni yüzyılın rotası belirlenmiştir. Millî iradenin tecelligâhı olan Gazi Meclis en üst seviyede inisiyatif almış, birkaçı dışında siyasi partilerin büyük çoğunluğu meseleye sorumlu ve duyarlı yaklaşmıştır. Bu sayede Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde tesis edilen Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu 5 Ağustos 2025 tarihinde fiilen çalışmalarına başlamıştır. Yaklaşık altı buçuk ay süresince komisyon 20 toplantı yapmış, 137 kurum temsilcisi ve kişinin bilgi ve görüşüne başvurmuş, nihayet 17 Şubat 2026 Salı günü hazırlanan raporu tamamlamıştır. Komisyon üyesi 50 milletvekilinden 47’sinin oyuyla ikmal edilen rapor kabul edilmiştir. Evvela komisyonda görev yapan her milletvekili arkadaşıma huzurlarınızda gönül dolusu teşekkürlerimi iletiyorum. Terörsüz Türkiye hedefiyle ilgili samimi gayret ve girişimlerin en önemli ayağı komisyon raporuyla teşekkül etmiştir. Bahse konu bu rapora sefalet manifestosu diyenlerin bizzat kendileri sefil ve sefildir. Demokratik, katılımcı ve kapsayıcı bir anlayış ölçeğinde kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üstlendiği tarihî rolle tabuları yıkmış, ezberleri bozmuştur. Hiç kimse yapılan çalışmaları hafife almamalıdır. Hiç kimse millî birlik ve kardeşliğimizi barış ve huzur ortamıyla pekiştirme amacını perdelemeye kalkışmamalıdır. Devir Türk ve Türkiye yüzyılı devridir. Yeni yüzyılda terörsüz ve tereddütsüz Türkiye’yi ihya etmek vatan ve millet sevgisinde buluşan herkesin müşterek gayesi olmalıdır. “SİLAH BIRAKMA SÜRECİ HUKUKİ ZEMİNLE DESTEKLENMELİ” Demokratikleşme, ortak vatandaşlık, hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasıyla ekonomik refahın çıtası yükselecektir. Terörsüz Türkiye’nin kazananı herkes, hepimiz, milletimizin tamamı olacaktır. Bu da yetmez, kademe kademe ulaşılacak terörsüz bölge hedefiyle etrafımız barış ve kardeşlik kuşağı ile ihata edilecektir. Böylece terör örgütünün feshi ve silah bırakmasının güvenlik ve istihbarat kurumlarımızca takibi, teyidi ve ölçülebilir kriterleri netleşir netleşmez hukuki düzenlemelerin süratle ve şeffaflıkla hayata geçmesi mümkün hâle gelecektir. Adalet duygusunu zedelemeden, şehitlerimizin hatıralarını lekelemeden, gazilerimizin mücadelesine gölge düşürmeden silahsız döneme geçenlerin topluma kazandırılması aşama aşama gerçekleştirilecektir. Raporda kaydedildiği üzere örgütün tüm unsurlarıyla feshi, silahların teslimi ve bırakılması sürecinde ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemelerin yapılması konusunda ortaya çıkan anlayış birliği çok değerlidir. Toplumsal bütünleşmenin güç kazanması maksadıyla silah bırakmayla birlikte işleyen süreci ve sonrasını yönetecek müstakil ve geçici mahiyette bir yasal düzenlemeye vurgu yapılması ayrıca önemlidir. Af ve cezasızlık algısına prim vermeden ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin çerçevesi çizilmelidir. Türk’ün itibarı Kürt’ün itibarıdır. Kürt’ün iffeti Türk’ün iffetidir. Türk’ün onuru Kürt’ün onurudur. Bunların mevcudu da büyük Türk milletinin şanı, şerefi ve haysiyetidir. DIŞ POLİTİKADA BÖLGESEL GERİLİME UYARI Etrafımıza baktığımızda ve dünyanın içine gömüldüğü kaos ve kriz anaforuna göz attığımızda terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefinin ne kadar büyük bir boşluğu dolduracağı ortadadır. Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a saldıracağı tarih hususunda deyim yerindeyse bahisler oynanmaktadır. Bölgemiz tarihî bir sınamadan geçmektedir. ABD’nin olağanüstü askerî yığınağı tehlikenin cesameti hakkında fikir vermektedir. Daha vurucu yeni nesil savaş senaryoları bölgesel dinamikleri, küresel ekonomi ve siyaset dengelerini olumsuz yönde etkileyecektir. Tehdit yakın ve sıcaktır. ABD’nin İran’a saldırması coğrafyaların ayarını bozacak ve tahminlerin ötesinde yaygın bir savaş döneminin kapısını aralayacaktır. Bir yanda ABD, diğer yanda İran müzakerelerin sürdüğünü iddia etse de Cenevre’de kurulan masa faal olsa da Arap arabulucular devrede bulunsa da İran, Rusya ve Çin Hürmüz Boğazı ile Umman Denizi ve Hint Okyanusu’nda ortak askerî tatbikat gerçekleştirmektedir. Aynı anda Gazze’nin yeniden imarı için Washington’da barış toplantıları yapılırken eş zamanlı şekilde İran’a karşı savaş hazırlıkları konuşulmaktadır. İsrail yönetiminin dizginlenmesi hususunda ön alması gereken Trump’ın siyonist lobinin etkisiyle İran’a meydan okuması anlaşılır değildir. ABD’nin İsrail Büyükelçisi’nin teolojik ve ideolojik saplantılarla vaat edilmiş topraklar söylemini gündeme getirmesi, sınır aşan potansiyel hedeflerin dillendirilmesi ve bölge devletlerinin egemenlik haklarının tartışmaya açılması siyonist yayılmacılığın nasıl bir tehdit oluşturduğunu göstermektedir. İMRALI VE KAYYUM MESELESİNDE DİKKAT ÇEKEN ÇIKIŞ Şimdi tekrar terörsüz Türkiye hedefine dönelim. Dışımız kaynarken içimizi kaynaştırmalıyız. Dışımızda yangın varken içimizde birbirimize daha sıkı sarılmalıyız. Terörsüz Türkiye hedefinin icrasında 27 Şubat 2025 tarihli açıklamayla PKK’nın yaptığı çağrının önemli bir dahli vardır. Bu çağrı aynı şekilde KCK’yı da bağlamaktadır. Örgütün üst yapılanmasının feshi derhal sağlanmalıdır. Madem 27 Şubat çağrısı barışçıl arayışları destekleyen ve teşvik eden demokratik bir eşiktir, o hâlde bundan sonrası için planlanan atılımların ve yapılacak düzenlemelerin gerçekleşmesi adına PKK’nın kurucu önderliğinin statü sorunu nasıl ele alınacaktır? Eğer böylesi bir sorun varsa ki bize göre vardır, bunun çözümü nasıl olacaktır? Terörsüz Türkiye’ye hizmet eden İmralı’nın statüsü açıklığa nasıl kavuşturulacaktır? Samimiyetle bu tartışma yapılarak makul akla ve vicdana müzahir bir sonuca kısa sürede ulaşılmalıdır. Diğer taraftan kayyum meselesi herhangi bir kaygı ve çekinceye kapılmadan demokrasi sınırları dâhilinde tekrar değerlendirilmelidir. İki Ahmet’in makamlarına oturması da sağlanmalıdır. Biz yeryüzüne Ankara’dan bakmak zorundayız. Başka başkentlerin veya merkezlerin tesirinde kalarak yapacağımız yorum ve yaklaşımları savunmak düşürülmek istenen küresel tuzaklar için bahane yaratacaktır. Ankara’nın ve Türkiye’nin güvenliği en yüksek hassasiyetimizdir. Siyasi tasavvurlarımızın temeli de bu hassasiyete bağlıdır. Türkiye mevcut ağırlığıyla bölgesindeki mazlumlar ve hakkı yenmiş insanlar için güven kaynağı ve ihtiyaç hâlinde barınacakları en emin sığınaktır. Türkiye’nin varlığı onların da umudu demektir. Kerkük’ün, Gazze’nin, Halep’in, Şam’ın, Bağdat’ın, Urumçi’nin, Tebriz’in, Arakan’ın hissettiklerini en derinden duymalıyız. En samimi şekilde onların esenliğine dua ederken acılarını ve ülkülerini paylaşırken millî dokumuzu ve millî birliğimizi yaralayacak her ihtimali kaynağında engellemeliyiz. Çağları aşmış büyük bir milletin vizyonuna sahip olarak yol ve yöntem göstermeliyiz. Yanlışları söylemeliyiz. Doğruları desteklemeliyiz. Süreçlere müdahil olmalıyız. Her şeyden önce Türkiye düşüncesinde el ele vermeliyiz. Bin yılda kurulan kutlu mimariyi tahrip ve tasfiye ettiremeyiz. Dili tutulmuş duyguların elbet bir gün haklıyı ortaya çıkaracağını bilmeliyiz. Tarihin sabır, akıl, şuur ve inançla yoğrulduğunu bugün Orta Asya’da vücut bulmuş Türk devletlerinin geçmişine bakarak idrak etmeliyiz. Hamasi söylem ile realitenin bağını koparmadan etrafımıza bakmalıyız. FUTBOLDAKİ BAHİS VE ŞİKE OPERASYONU İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ve kamuoyunda futbolda bahis ve şike olarak bilinen soruşturmanın ne kadar önemli olduğunu ifade etmeliyim. Bahis hesabı bulunduğu belirlenen, özellikle yöneticisi olduğu takım ile rakip takım arasındaki müsabakada rakip takım üzerine bahis oynadığı tespit edilenlerin elbette yakasından tutulmalıdır. Bu suretle mağduriyet yaşayan kulüplerimizin hakkı ve hukuku muhakkak gözetilmelidir. Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı çok isabetli bir adım atmıştır. Cesurdur, kararlıdır, yoluna devam etmelidir.”

Ömer Çelik'ten 'Terörsüz Türkiye' mesajı: Erdoğan ve Bahçeli'nin iradesi süreci baltalayanları bertaraf ediyor Haber

Ömer Çelik'ten 'Terörsüz Türkiye' mesajı: Erdoğan ve Bahçeli'nin iradesi süreci baltalayanları bertaraf ediyor

Türkiye'nin terörden arındırılması ve bölgesel huzurun inşası için yürütülen kapsamlı stratejinin detayları gün yüzüne çıktı. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, sosyal medya üzerinden yaptığı değerlendirmede, ülkenin geleceğini şekillendirecek bu sürecin kararlılıkla sürdüğünü belirtti. Çelik, 'Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge' hedefi doğrultusunda, tüm devlet kurumlarının tam bir eşgüdüm içerisinde hareket ettiğini ifade etti. Ömer Çelik' paylaşımda şu ifadelere yer verdi: "TERÖRSÜZ TÜRKİYE ve TERÖRSÜZ BÖLGE" hedefimize sağlam ilkelerle, güçlü çalışmalarla ve stratejik sabırla ilerliyoruz. "CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN VE BAHÇELİ'NİN İRADESİ DEVREDE" Türkiye'yi ve bölgemizi bu hedeflerine ulaştırmak için siyasi olarak iç bütünlüğü olan ve sadece milletimize yaslanan çalışmalar yürütüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın ve MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin ortaya koyduğu net irade, süreci baltalamaya çalışan her türlü aşırılığı bertaraf etmektedir. Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla bir devlet projesi olan 'Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge' hedefi için tüm devlet kurumlarımız güçlü bir koordinasyon içinde çalışmaktadır. Cumhuriyetimiz, demokrasimiz, hukuk devletimiz ve güvenliğimiz için terörsüz bir gelecek herkesin kazandığı bir tablo ortaya çıkaracaktır. Bu süreçte Yüce Meclis milletimiz adına değerli bir insiyatif almıştır. Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, Meclis Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş'un ve farklı partilerden sorumluluk bilinciyle hareket eden değerli milletvekillerinin kıymetli çalışmalarıyla 'Terörsüz Türkiye' hedefi için Meclis boyutunu güçlü bir şekilde hayata geçirmiştir. Etrafımızdaki gelişmeler bugünlerde daha net şekilde gösteriyor ki, kötülük şebekelerinin en büyük aracı terördür. Kendilerini görünmez kılarak, vekâlet unsurları yoluyla ülkemize ve yakın coğrafyamızdaki kardeş halklara en çok bu yöntemlerle zarar vermeye çalışıyorlar. 'Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge' hedefimiz iç bütünlüğümüze ve yakın coğrafyadaki kardeş halklarla birliğimize zarar vermeye çalışan tüm siyasi kötülük ajandalarına karşı da bir duruştur. 'Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge' hedefi milletimizin her bir ferdi ve komşu ülkelerin halkı olan her bir kardeşimizin geleceği içindir. Yüzyıllardan süzülen ve sadece milletimize yaslanan siyasi akılla ülkemizi ve bölgemizi terörden arındıracak irademizi daha da güçlendireceğiz. Medeni bir hayatın tüm kazanımları, dünya çapında hedef alınıyor. Demokratik değerlerin ve ahlaki ilkelerin yozlaşmış çıkar şebekeleri tarafından en ağır saldırılara uğradığını görüyoruz. Tüm bunlar karşısında gerçek bir medeni değerler savunusunun daha güçlü şekilde yapılması gerekiyor. Cumhurbaşkanımız ve Türkiye bunun öncüsüdür. Yakın coğrafyamızdaki halklarla "kardeşlik siyaseti" temelinde yepyeni siyasi perspektifler oluşturacağız. Barbarlığın her türlü saldırısı karşısında, gerçek medeni değerleri savunacağız."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.