#Doğa Derneği

İLKHABER-Gazetesi - Doğa Derneği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Doğa Derneği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Orhanlı Vadisi’nde kadim zeytincilik kültürü yaşatılıyor Haber

Orhanlı Vadisi’nde kadim zeytincilik kültürü yaşatılıyor

İzmir Seferihisar’da yer alan Orhanlı Vadisi, doğayla uyumlu üretim anlayışı ve dayanışma temelli yaşam biçimiyle Anadolu’nun kadim tarım kültürünü günümüze taşıyan önemli üretim havzalarından biri olarak öne çıkıyor. Bölgedeki üreticiler, geleneksel yöntemlerle sürdürdükleri zeytincilik sayesinde hem kültürel mirası yaşatıyor hem de zeytinlikleri zengin bir ekosisteme dönüştüren bir üretim modeli oluşturuyor. Vadide uygulanan geleneksel zeytincilik pratiği yalnızca tarımsal üretimi değil, aynı zamanda doğayla uyumlu bir yaşam biçimini de temsil ediyor. Zeytinlikler, farklı bitki türleri ve canlılara ev sahipliği yaparak biyoçeşitliliğin korunmasına katkı sağlıyor. Bu üretim biçimi, toprağın doğal dengesini korurken yerel bilgi ve dayanışma kültürünü de canlı tutuyor. Bu kültür, Doğa Derneği ev sahipliğinde Seferihisar Belediyesi’nin düzenlediği “Ege Otlarıyla Baharı Karşılıyoruz” etkinliğinde bir kez daha görünür hale geldi. Etkinlik kapsamında Orhanlı Vadisi’nde geleneksel üretimi sürdüren kadın üreticilerle bir araya gelindi. Katılımcılar, zeytinliklerdeki bitki çeşitliliğini yerinde inceleyerek bölgenin doğal zenginliğini tanıma fırsatı buldu. Gün boyunca yapılan yürüyüşlerde vadide yetişen yabani otlar ve bitkiler tanıtılırken, zeytinliklerin barındırdığı ekolojik çeşitlilik üzerine sohbetler gerçekleştirildi. Etkinlik, günün sonunda imece usulü hazırlanan sofralarla tamamlandı. Katılımcılar, doğadan toplanan otlarla hazırlanan yemekleri paylaşarak Ege mutfak kültürünün önemli bir parçasını deneyimledi. Doğa Derneği Başkanı Dicle Tuba Kılıç, Orhanlı Vadisi’nin yalnızca bir üretim alanı değil, aynı zamanda Anadolu’nun kadim zeytincilik bilgisinin yaşadığı bir kültür havzası olduğunu belirterek, “Orhanlı Vadisi’ndeki üretim biçimi, doğayla uyumlu yaşamın mümkün olduğunu gösteriyor. Zeytinlikler yalnızca ürün veren ağaçlar değil, aynı zamanda çok sayıda canlıya ev sahipliği yapan birer yaşam alanı. Anadolu’nun geleneksel zeytincilik kültürünü tanıtmak, korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak için çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi. Kılıç, Doğa Derneği’nin Seferihisar Doğa Okulu ev sahipliğinde gerçekleştirilen farklı etkinliklerde ise katılımcıların, zeytinin yalnızca bir tarım ürünü değil, Akdeniz ekosisteminin ve kültürel mirasın ayrılmaz bir parçası olduğunu yerinde deneyimleme fırsatı bulduğunu kaydetti.

Kuraklığın kıyısından dönen göl: Eber’e can suyu verildi Haber

Kuraklığın kıyısından dönen göl: Eber’e can suyu verildi

Uluslararası öneme sahip sulak alanlardan biri olan Afyonkarahisar’daki Eber Gölü, nesli tehlike altında bulunan çok sayıda bitki, balık, kuş ve kelebek türüne ev sahipliği yapıyor. Aynı zamanda yalnızca bu bölgede yaşayan endemik türlerin de bulunduğu göl, biyolojik çeşitlilik açısından kritik bir yaşam alanı olarak kabul ediliyor. Son yıllarda kuraklık ve yangınlarla gündeme gelen göl için yürütülen çalışmalar ise umut verici sonuçlar vermeye başladı. Göle su taşıyan dereler ile su toplama kanallarında bulunan bentlerin tek tek açılması sayesinde Eber Gölü yeniden suya kavuşmaya başladı. Yetkili kurumların yürüttüğü çalışmalar ve sivil girişimlerin desteğiyle başlatılan bu süreç, Türkiye’deki diğer göller için de örnek gösterilen bir çevre mücadelesine dönüştü. Özellikle “Eber Gölü Yaşasın Hareketi”nin girişimleri, gölün yeniden canlanmasında önemli rol oynadı. Ancak uzmanlara göre göl için tehlike henüz tamamen geçmiş değil. Eber Gölü ve bağlantılı olduğu Akşehir Gölü, kirlilik, tarımda aşırı su kullanımı ve kontrolsüz avcılık gibi tehditlerle karşı karşıya bulunuyor. Bu nedenle gölün korunması için çalışmaların sürdürülmesi gerektiği vurgulanıyor. Doğa Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dicle Tuba Kılıç, Eber Gölü’nün ekolojik açıdan büyük önem taşıdığını belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Burası son derece önemli bir doğa alanı. Nesli tehlike altında olan kuş türleri, dünyanın başka hiçbir yerinde yaşamayan endemik bitkiler ve sadece burada bulunan balık türleri için hayati bir yaşam alanı. Pek çok canlı için kritik öneme sahip olan göllerden biri. Eber Gölü’nü diğerlerinden ayıran en önemli özellik ise burada gölü yaşatmak için büyük bir özveriyle çalışan insanların bulunması. Yerel halkın başlattığı girişime kamu kurumlarının da destek vermesiyle çok başarılı bir restorasyon süreci yürütülüyor ve göl yeniden hayat buluyor.” Gölün korunması için mücadele eden gönüllüler ise çalışmalarını şu sözlerle anlattı: “Bir grup arkadaş olarak ‘Eber Gölü Yaşasın’ hareketini başlattık. Gölün yeniden yaşam bulması için gönüllü olarak çalışıyoruz. Eber Gölü’ne akan derelerin önüne yapılan kaçak bentlerin kaldırılması için sorumlu kurumlarla koordineli şekilde hareket ediyor, gölün korunması için mücadele ediyoruz.” Uzmanlara göre Eber Gölü’nün geleceği, kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve yerel halkın ortak çalışmalarıyla güvence altına alınabilecek. Bu iş birliği modeli ise Türkiye’de tehlike altında bulunan diğer göller için de önemli bir örnek oluşturuyor.

Altın Koza ödüllü “Döngü” seyirciyle buluşuyor Haber

Altın Koza ödüllü “Döngü” seyirciyle buluşuyor

Doğa Derneği’nin yapımcılığını üstlendiği ve Bulut Renas Kaçan yönetmenliğini yaptığı Altın Koza ödüllü belgesel “Döngü”, Anadolu’nun zeytinliklerinde süren yaşam hakkı mücadelesini ve doğayla uyumlu üretim kültürünü sinemanın diliyle anlatıyor. Film, zeytin ağaçlarının ve yerel üreticilerin korunması için verilen mücadelenin yanı sıra, doğayla iç içe bir yaşam ve üretim biçiminin önemini de izleyiciye aktarıyor. Daha önceki gösterimlerde ilgiyle izlenen mansiyon ödüllü “Döngü” Ankara’da sinemaseverlerle buluşuyor. Belgesel, 7 Mart Cumartesi günü saat 20.00’de Kült Kavaklıdere Sineması’nda gösterilecek. Gösterimin ardından yönetmen Bulut Renas Kaçan ve doğa hakları aktivisti Galip Ener ile bir söyleşi gerçekleştirilecek. Söyleşide, belgeselin perde arkasındaki süreçler, doğa hakları mücadelesi ve zeytinliklerin korunmasına dair güncel tartışmalar ele alınacak. Doğa Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dicle Tuba Kılıç, belgesel hakkında şunları söyledi: “Döngü, yalnızca bir film değil, zeytinliklerin ve doğayla uyumlu üretimin önemine dair güçlü bir farkındalık çağrısı. Bu belgesel, Anadolu’nun kadim üretim kültürünü ve doğayla birlikte yaşamı korumanın ne kadar hayati olduğunu gözler önüne seriyor. Zeytinlerin ve bu değerleri savunan tüm üreticilerin yanında olduğumuzu göstermek için 7 Mart’ta herkesin bu özel gösterimde yanımızda olmasını bekliyoruz.”

Burnaz’ın kumulları koruma bekliyor Haber

Burnaz’ın kumulları koruma bekliyor

Hatay’ın Erzin ilçesinde yer alan Burnaz Kumsalı, yalnızca bir kıyı şeridi değil, Türkiye’de nesli tehlike altında bulunan İskenderun kertenkelesinin yaşamda kalabildiği sayılı sığınaklardan biri olarak biliniyor. Ülkemizde son derece sınırlı bir dağılıma sahip olan ve bilimsel adı Acanthodactylus schreiberi olan bu nadir türün geleceği açısından bu alan hayati önem taşıdığı belirtiliyor. Kumulların, tuzcul bitki örtüsünün ve kıyı ekosisteminin bütünlüğü, bu özel sürüngenin varlığını sürdürebilmesinin temel koşulu olduğu ifade ediliyor. “Önemli Doğa Alanı” kriterlerini karşılayan, biyolojik çeşitlilik açısından yüksek değere sahip bir ekosistem olan Burnaz Kumsalı’nın, Yumurtalık Serbest Bölgesi kapsamındaki sanayi yatırımları nedeniyle ciddi baskı altında olduğu öne sürülüyor. Kıyı kumullarının tahrip edilmesi, habitatın parçalanması ve insan faaliyetlerinin artmasının, yalnızca İskenderun kertenkelesini değil, bölgedeki tüm canlı topluluklarını tehdit ettiği belirtiliyor. 2020 yılında, sanayi projelerine alan açmak amacıyla İskenderun kertenkelesi popülasyonunun bir bölümünün başka sahalara “taşındığı” ancak, bu sürecin bilimsel esaslara uygun şekilde izlenip izlenmediğine dair kamuoyuna yansıyan yeterli veri bulunmuyor. Taşınan bireylerin yeni alanlara uyum sağlayıp sağlamadığı, hayatta kalıp kalmadığı da bilinmiyor. Uzmanlar, doğa koruma literatürüne göre, “yerinde koruma” uygulamasının esas alınması gerektiğini vurguluyor. Burnaz Kumsalı’nın Yumurtalık Serbest Bölgesi sınırları dışına çıkarılması, türün yaşam alanı içinde süren ve planlanan sanayi faaliyetlerinin durdurulması, İskenderun kertenkelesi için “yerinde koruma” ilkesinin esas alınması ve başta Bern Sözleşmesi ve Ramsar Sözleşmesi olmak üzere Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası doğa koruma yükümlülüklerinin eksiksiz uygulanması talep ediliyor. Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü Şafak Arslan ise konuyla ilgili şunları söyledi. “Burnaz Kumsalı’nda mesele yalnızca bir kertenkele türü değil, kıyı ekosisteminin bütünlüğüdür. İskenderun kertenkelesini yerinden etmek, sorunu çözmek değil, görünmez kılmaktır. Bilimsel veriye dayalı, şeffaf ve yerinde koruma yaklaşımı hayata geçirilmeden atılan her adım, türü geri dönüşü olmayan bir eşiğe sürükler. Bu her tür için geçerlidir. Bizler, Burnaz’ın ve burada yaşayan ve nesli tehlike altına olan her türün yaşam hakkının korunması için mücadele etmeye devam edeceğiz.”

Akdeniz’in kalbinde büyük buluşma: Milleyha’da doğa seferberliği Haber

Akdeniz’in kalbinde büyük buluşma: Milleyha’da doğa seferberliği

Hatay’ın Samandağ ilçesinde, Asi Nehri’nin Akdeniz ile buluştuğu noktada yer alan Milleyha Sulak Alanı, doğa buluşması etkinliğine ev sahipliği yaptı. Bölgenin doğal zenginliğine dikkat çekmek ve koruma çalışmalarına katkı sunmak amacıyla Doğa Derneği yöneticilerinin katılımıyla gerçekleştirilen etkinlik, çok sayıda doğaseveri, bilim insanını ve sivil toplum kuruluşu temsilcisini bir araya getirdi. Dün başlayan ve bugün de devam edecek olan etkinlik kapsamında katılımcılar doğa yürüyüşleri gerçekleştirdi, kuş ve yaban hayatı gözlemleri yaptı. Alanında uzman isimlerin bilgi paylaşımlarıyla desteklenen programda, katılımcılar hem sahada gözlem yapma hem de bölgenin ekosistemine dair bilimsel verileri dinleme fırsatı buldu. Etkinlik kapsamında ayrıca, doğa koruma çalışmalarına katkı sunması hedeflenen Milleyha Doğa Gözlem Merkezi’nin açılışı da gerçekleştirildi. Etkinliğe katılan Hatay Tabiatı Koruma Derneği Abdullah Öğünç, “Bugün kalbimiz Samandağ’da attı. Yılların emeği ve mücadelesinin somut bir karşılığı olan Milleyha Doğa Gözlem Merkezi’nin hayata geçtiğine tanıklık etmek bizim için büyük bir mutluluk. Birçok sivil toplum kuruluşunun ve doğaseverin ortak çabasıyla ortaya çıkan bu merkezin, bilimin, eğitimin ve doğa sevgisinin buluşma noktası olacağına inanıyoruz. Bu başlangıcın herkese ilham vermesini diliyor, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin en uzun kumsallarından biri olan Samandağ sahilinin bir parçası konumundaki sulak alan, kuşlar, sürüngenler ve pek çok canlı türü için kritik bir yaşam alanı olma özelliği taşıyor. Özellikle göç dönemlerinde binlerce kuşun dinlenme ve beslenme noktası olarak kullandığı Milleyha, deniz kaplumbağalarının da yuvalama alanları arasında yer alıyor. Her yıl yüz binlerce kuşun göç güzergâhında bulunan alan, üreme ve beslenme açısından hayati bir durak niteliği taşıyor. Yapılan bilimsel gözlemler, bölgenin yalnızca kıyı ve sulak alan türleri için değil, açık deniz kuşları açısından da önemli olduğunu ortaya koyuyor. Kıyıdan yaklaşık 8-9 kilometre açıkta gerçekleştirilen pelajik gözlemler sırasında, Türkiye’de ilk kez büyük yelkovan (Ardenna gravis) türünün kaydedilmiş olması, alanın denizel ekosistem açısından değerini bir kez daha gözler önüne seriyor. Öte yandan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından “Doğal Sit–Nitelikli Doğal Koruma Alanı” ve “Doğal Sit–Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı” statüleriyle tescillenen Milleyha’nın ekolojik önemi, alınan koruma kararlarıyla da resmiyet kazanmış durumda.

Yaban Vakfı Başkanı Massizzo uyardı: Bargilya SOS veriyor Haber

Yaban Vakfı Başkanı Massizzo uyardı: Bargilya SOS veriyor

Dünya Sulak Alanlar Günü kapsamında, Doğa Derneği desteğiyle Yaban Hayatı ve Doğa Koruma Vakfı (Yaban Vakfı) öncülüğünde Bargilya Sulak Alanı’nın geleceğine ilişkin önemli bir çalıştay düzenlendi. “Bargilya SOS Projesi” adı verilen ve Doğa Koruma ve Milli Parklar yetkilileri, belediye temsilcileri, mahalle muhtarları ve çevre alanında faaliyet gösteren çok sayıda sivil toplum kuruluşu temsilcisinin katıldığı toplantıda, bölgedeki sulak alan ekosisteminin karşı karşıya olduğu tehditler ele alındı. MASSİZZO: BARGİLYA SULAK ALANI YOK OLMA TEHLİKESİYLE KARŞI KARŞIYA Çalıştaya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yaban Vakfı Başkanı Fulya Massizzo, Bargilya sulak alanının hızla tahrip olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: “Bargilya sulak alanı adeta SOS veriyor. İnşaat atıklarıyla dolması, doğal su yollarının bozulması, aşırı yapılaşma, evsel atık suların alana bırakılması ve balık çiftliklerinin yarattığı kirlilik, bu eşsiz ekosistemin hızla yok olmasına neden oluyor. Bargilya’nın korunması için tüm paydaşların ortak hareket etmesi gerekir.” Çalıştayda kirlilik, su yönetimi, yapılaşma tehdidi, yaban hayatı ve arkeolojik değerler başlıklarında kapsamlı değerlendirmeler yapıldığını anlatan Massizzo, “Canlıların çığlıklarına ve ölümlerine her gün daha fazla şahit oluyoruz. Bu tehditlere karşı nasıl bir yol haritası izlememiz gerektiğini bu toplantıda konuşmak istedik” diye konuştu. SULAK ALANLAR HAYATİ ÖNEME SAHİ Toplantıda konuşan emekli büyükelçi ve Yaban Vakfı Onur Üyesi Ahmet Süha Umar da sulak alanların taşkınları önlediğini, yeraltı sularını beslediğini ve biyolojik çeşitlilik açısından büyük zenginlik sunduğunu dile getirdi. Doğa Koruma ve Milli Parklar yetkilisi Berivan Helin Er ise Bargilya’nın literatürde “Metruk Tuzlası” olarak geçtiğini, Türkiye’nin batısındaki en önemli sulak alanlardan biri olduğunu ve bölgede 190’dan fazla kuş türünün gözlemlendiğini kaydetti. FLAMİNGOLAR VE TEPELİ PELİKANLAR TEHDİT ALTINDA Doğa Derneği temsilcileri tarafından yapılan sunumlarda ise, Bargilya’nın göçmen kuşlar için kritik bir yaşam alanı olduğu vurgulandı. Bölgenin özellikle pembe flamingolar ve tepeli pelikanların bölgede yoğun olarak bulunduğu, ancak insan baskısı nedeniyle yaşam alanlarının daraldığı ifade edildi. Çalıştay sonucuna ilişkin raporun, önümüzdeki günlerde ilgili kurumlara iletileceği bildirildi.

Gediz Deltası’nda yaşamın izleri: Sulak alanlar için doğa buluşması Haber

Gediz Deltası’nda yaşamın izleri: Sulak alanlar için doğa buluşması

Sulak alanların ekolojik önemine dikkat çekmek amacıyla İzmir’in en değerli doğal miraslarından biri olan Gediz Deltası’nda çevre ve doğa savunucuları bir araya geldi. Dünya yüzeyinde küçük bir alan kaplamalarına rağmen, sulak alanların yağmur ormanlarından sonra en üretken ekosistemler arasında yer aldığı vurgulandı. Uzmanlar, sulak alanların kara yüzeyinin yalnızca yüzde 6’sını oluşturmasına karşın, küresel biyoçeşitliliğin yaklaşık yüzde 40’ına ev sahipliği yaptığını belirtti. Ayrıca dünya genelinde tehlike altındaki kuş türlerinin yaklaşık yüzde 30’u için bu alanların kritik öneme sahip olduğu ifade edildi. SU YÖNETİMİ VE TARIMSAL BASKILAR Gediz Deltası’ndaki buluşmada sulak alanların korunmasının yalnızca yerel değil, küresel bir mesele olduğu dile getirildi. Etkinlik kapsamında dünya genelindeki su yönetimi problemleri ele alınırken, sulu tarım uygulamalarının, drenaj projelerinin ve baraj faaliyetlerinin sulak alanlar üzerindeki baskısı değerlendirildi. Katılımcılar, bu tür insan kaynaklı müdahalelerin sulak alanların doğal dengesini bozarak ekosistemleri tehdit ettiğine dikkat çekti. KUŞ GÖZLEM YÜRÜYÜŞÜ GERÇEKLEŞTİRİLDİ Program kapsamına Gediz Deltası’nda kuş gözlem yürüyüşü düzenlendi. Yürüyüş sırasında küçük ak balıkçıl, flamingo, tarakdiş, kerkenez, kızılbacak, kaşıkçı, suna ve angıt gibi birçok kuş türü gözlemlendi. Ayrıca memeli yaban hayvanlarının alanlarda tespit edilmesine yönelik yöntemler üzerine bilgi paylaşımı yapıldı. Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü Şafak Arslan tarafından katılımcılara bölgedeki türlere ilişkin bilgiler aktarıldı. Etkinliğe katılan doğaseverlere teşekkür edilirken, buluşmanın İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü ortaklığında gerçekleştirildiği bildirildi. Organizasyon, Akdeniz Tatlı Su Ekosistemleri için Donörler İnisiyatifi (DIMFE) ile MedWet ve OF Biodiversite destekleriyle hayata geçirildi. “SULAK ALANLAR YAŞAMIN SİGORTASIDIR” Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü Arslan, etkinliğin ardından yaptığı değerlendirmede sulak alanların korunmasının hayati önem taşıdığını vurgulayarak, “Sulak alanlar yalnızca kuşların değil, tüm canlıların yaşamını sürdürebilmesi için vazgeçilmez ekosistemlerdir. Gediz Deltası gibi alanlar doğanın sigortasıdır. Su yönetimi politikalarının doğayla uyumlu şekilde planlanması ve sulak alanların üzerindeki baskının azaltılması için hep birlikte sorumluluk almalıyız” ifadelerini kullandı.

Gediz Deltası’nda Sulak Alanlar Günü’nde farkındalık buluşması Haber

Gediz Deltası’nda Sulak Alanlar Günü’nde farkındalık buluşması

Dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de en fazla tehdit altında olan ekosistemlerin başında sulak alanlar geliyor. Su döngüsünün düzenlenmesinde, iklimin dengelenmesinde ve biyolojik çeşitliliğin korunmasında hayati bir role sahip olan sulak alanlar, aynı zamanda binlerce canlı türüne yaşam alanı sunuyor. Bu kritik ekosistemlerin korunmasının ilk adımı ise bu alanları yakından tanımak ve değerlerini görünür kılmaktan geçiyor. Bu amaçla, Dünya Sulak Alanlar Günü etkinlikleri kapsamında Akdeniz Havzası’nın en önemli sulak alanlarından biri olan Gediz Deltası’nda bir buluşma gerçekleştirilecek. Doğa Derneği’nin organizasyonunda yapılacak etkinlikte, deltadaki yaşamın ve zengin biyolojik çeşitliliğin yerinde gözlemlenmesi, sulak alanların ekolojik ve toplumsal önemine dikkat çekilmesi hedefleniyor. 1 Şubat 2026 Pazar günü yapılacak olan etkinlik, katılımcılara Gediz Deltası’nın doğal değerlerini yakından tanıma ve sulak alanların karşı karşıya olduğu tehditler hakkında bilgi edinme fırsatı sunacak. Flamingolardan endemik bitkilere, balıklardan kuş göç yollarına kadar pek çok doğal unsurun bir arada bulunduğu delta, Akdeniz Havzası için kritik öneme sahip alanlar arasında yer alıyor. Etkinlik, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü ortaklığında gerçekleştirilecek. Organizasyon, Akdeniz Tatlı Su Ekosistemleri için Donörler İnisiyatifi (DIMFE), Mediterranean Alliance for Wetlands ve Office français de la biodiversité tarafından destekleniyor. Bu iş birlikleriyle, sulak alanların korunmasına yönelik ulusal ve uluslararası düzeyde farkındalık yaratılması amaçlanıyor. Doğa Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dicle Tuba Kılıç, etkinliğe ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Sulak alanlar yalnızca suyla kaplı alanlar değil, iklim krizine karşı en güçlü doğal müttefiklerimiz, biyolojik çeşitliliğin kalbi ve yaşamın devamı için vazgeçilmez ekosistemlerdir. Gediz Deltası gibi alanları koruyabilmenin yolu, toplumun her kesiminin bu alanların değerini bilmesinden ve sahip çıkmasından geçiyor. Dünya Sulak Alanlar Günü vesilesiyle herkesi Gediz Deltası’nda doğayla buluşmaya, bu eşsiz yaşam alanını birlikte tanımaya ve korumaya davet ediyoruz.”

Orman alanlarına ilişkin kararlar çevre kaygılarını artırdı Haber

Orman alanlarına ilişkin kararlar çevre kaygılarını artırdı

Resmî Gazete’de yayımlanan 24 Aralık 2025 tarihli ve 10778 sayılı karar ile Adana, Mersin, Muğla, Bingöl, Denizli, Elazığ, Eskişehir, Gümüşhane, Konya, Trabzon ve Zonguldak’ta bulunan bazı alanların orman sınırları dışına çıkarılması, çevre ve iklim alanında ciddi endişelere yol açtı. Kararda, söz konusu alanlara karşılık olarak devletin hüküm ve tasarrufu altında ya da hazine mülkiyetindeki taşınmazlardan en az iki katı büyüklüğünde bir alanın orman tesisine ayrılacağı belirtildi. Ancak çevre uzmanları, bu yaklaşımın bilimsel ve ekolojik gerçeklerle örtüşmediğine dikkat çekti. Konuya ilişkin ilkhaber-gazetesi.com’a değerlendirmelerde bulunan Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü Şafak Arslan, ormanların yalnızca ağaçlardan ibaret olmadığını vurgulayarak, “Bir ormanı ortadan kaldırıp yerine başka bir yerde fidan dikmek, ekosistemi taşımak anlamına gelmez. Orman, toprağıyla, mikroorganizmasıyla, su döngüsüyle ve binlerce canlı türüyle birlikte yaşayan karmaşık bir bütündür” dedi. Arslan, orman sınırları dışına çıkarılan alanların çoğunun uzun yıllar içinde oluşmuş doğal yaşam alanları olduğuna dikkat çekerek, bu bölgelerdeki biyoçeşitliliğin telafisinin mümkün olmadığını ifade etti. Şafak Arslan, “Bu alanlar, başta nesli tehlike altındaki türler olmak üzere pek çok canlının barınma, beslenme ve üreme alanıdır. Orman alanlarının daraltılması, türlerin yaşam döngülerini geri dönülmez biçimde bozmakta, ekolojik zinciri koparmaktadır” diye konuştu. Ormanların iklim kriziyle mücadelede kilit bir role sahip olduğunu hatırlatan Arslan, kararın uzun vadede su ve gıda güvenliğini de tehdit edeceğini söyleyerek, şunları kaydetti: “Ormanlar yeraltı sularını besler, sel ve erozyon riskini azaltır, kuraklığa karşı doğal bir sigorta görevi görür. Bu alanların tahrip edilmesi, su kaynaklarının azalmasına, toprak verimliliğinin düşmesine ve iklim krizinin etkilerinin daha yıkıcı hissedilmesine yol açar. Ayrıca ormanlar bir yatırım alanı değil, yaşam alanıdır. Bugün atılan bu adımların bedelini yarın sadece doğa değil, toplumun tamamı ödeyecek. Ormanların korunması, anayasal bir sorumluluk ve gelecek kuşaklara karşı ortak bir borçtur.” Diğer çevre örgütleri temsilcileri ise söz konusu kararın yeniden değerlendirilmesi ve ormanların mutlak korunması için bilimsel, şeffaf ve katılımcı bir sürecin işletilmesi gerektiğini vurguladı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.