#Dünya Sağlık Örgütü

İLKHABER-Gazetesi - Dünya Sağlık Örgütü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dünya Sağlık Örgütü haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Oruçla gelen irade, dumansız bir hayata kapı aralıyor Haber

Oruçla gelen irade, dumansız bir hayata kapı aralıyor

Ramazan ayı boyunca gün içinde sigara içmeyen tiryakiler için bu dönem, kalıcı bir bırakma kararı adına önemli bir eşik olarak görülüyor. Uzmanlar, uzun saatler nikotinsiz kalabilmenin, bağımlılıkla mücadelede ciddi bir avantaj sağladığını belirtiyor. Manevi atmosferin ve irade disiplininin, bırakma sürecine psikolojik destek sunduğu ifade ediliyor. Son dönemde sigara fiyatlarına gelen zamlar da gündemdeki yerini koruyor. Artan fiyatlar, düzenli sigara tüketenler için aylık bütçede ciddi bir yük oluşturuyor. Günde bir paket sigara içen bir kişinin yıllık harcaması hesaplandığında, ortaya çıkan tutarın önemli bir ekonomik kayba işaret ettiği belirtiliyor. Ekonomistler, bu maliyetin tasarruf ya da farklı ihtiyaçlara yönlendirilebileceğine dikkat çekiyor. Bağımlılık, sağlık açısından ise tablo daha da çarpıcı hale geliyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre tütün kullanımı, dünya genelinde önlenebilir hastalık ve ölümlerin başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Sigara akciğer kanseri, kalp-damar hastalıkları ve solunum yolu rahatsızlıkları başta olmak üzere pek çok ciddi sağlık sorununa zemin hazırlıyor. Uzmanlar, nikotinin beyinde bağımlılık oluşturan etkisi nedeniyle bırakma sürecinin sadece irade meselesi olarak görülmemesi gerektiğini, bu aşamada profesyonel destek alınmasının başarı oranını artırdığını vurguluyor. Bırakma sürecinde özellikle ilk günlerin daha zor geçebildiği, ancak yoksunluk belirtilerinin geçici olduğu ifade ediliyor. Sigara isteğinin kısa süreli dalgalar halinde geldiği ve doğru yöntemlerle kontrol altına alınabileceği belirtiliyor. Ayrıca sigarayı bırakan kişilerin mutlaka kilo alacağı yönündeki yaygın inanışın doğru olmadığı, dengeli beslenme ve düzenli fiziksel aktiviteyle bu sürecin sağlıklı şekilde yönetilebileceği kaydediliyor. Elektronik sigaraların ise güvenli bir alternatif olmadığına dikkat çekiliyor. Bu ürünlerin nikotin bağımlılığını sürdürdüğünü ve farklı sağlık riskleri barındırabildiği belirtilerek, asıl hedefin nikotinsiz bir yaşam olması gerektiğine işaret ediliyor. BAĞIMLILIKTAN KURTULMAK İÇİN RAMAZAN FIRSATI Ramazan ayının sunduğu irade pratiği, artan ekonomik yük ve sigaranın sağlık üzerindeki ağır etkileri birlikte değerlendirildiğinde, bu dönemin sigarayı bırakmak için güçlü bir fırsat sunduğu görülüyor. Sigarayı bırakma kararının ertelenmemesi gerektiği, atılacak her adımın hem bireyin hem de çevresinin sağlığı açısından büyük önem taşıdığı vurgulanıyor. “BAĞIMLILIK DÖNGÜSÜNÜ GÜÇLENDİRİYOR” Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Dilaver Taş da, Ramazan ayında uzun saatler sigara içmeden durabilmenin bırakma süreci için önemli bir avantaj sağladığını söyledi. Nikotinin beyinde geçici bir rahatlama hissi oluşturduğunu ancak bağımlılık döngüsünü güçlendirdiğini belirten Taş, sigarayı bırakmanın yalnızca irade meselesi değil, gerektiğinde profesyonel destek gerektiren bir süreç olduğunu söyledi. İlk günlerde yoksunluk belirtilerinin görülebileceğini ancak bunun geçici olduğunu ifade eden Taş, kilo almanın kaçınılmaz olmadığını, sağlıklı beslenme ve hareketle sürecin dengeli yönetilebileceğini kaydetti. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre tütün kullanımının ciddi sağlık riskleri taşıdığını hatırlatan Prof. Dr. Taş, sigarayı bırakmanın hem birey hem toplum sağlığı için önemli bir adım olduğunu bildirdi.

Prof. Dr. Yusuf Ziya Demiroğlu: Antibiyotik direnci alarm veriyor Haber

Prof. Dr. Yusuf Ziya Demiroğlu: Antibiyotik direnci alarm veriyor

Antibiyotiğin etkinliğinin gereksiz kullanımdan dolayı ciddi bir tehdit altında olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Yusuf Ziya Demiroğlu, "Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre her yıl 700 bin ile 1,5 milyon arasında insan, doğrudan dirençli bakteriyel enfeksiyonların tedavi edilememesi nedeniyle hayatını kaybediyor" dedi. Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı'ndan Prof. Dr. Yusuf Ziya Demiroğlu yaptığı açıklamada, tüm dünyada giderek büyüyen bir halk sağlığı sorunu haline gelen antibiyotik direncine karşı farkındalık çağrısında bulundu. Demiroğlu, "Antibiyotikler, modern tıbbın en önemli buluşlarından biri olarak insanlık tarihine damgasını vurdu. 1928 yılında penisilinin keşfiyle başlayan bu süreç, 1940'lı yıllarda klinik kullanıma girmesiyle birlikte milyonlarca insanın hayatını kurtardı. Ancak bugün, bu ilaçların etkinliği dünya genelinde ciddi bir tehdit altında" diye konuştu. Antibiyotiklerin bilinçsiz ve yaygın kullanımının, bakterilerde güçlü direnç mekanizmalarının oluşmasına neden olduğunu vurgulayan Demiroğlu, bu durumun özellikle Türkiye, bazı Akdeniz ve OECD ülkelerinde kritik seviyelere ulaştığını söyledi. Demiroğlu, "Bir bakteri belirli bir antibiyotiğe direnç geliştirdiğinde artık o tedavi yöntemi geçerliliğini yitiriyor. O ilacı kullanımdan kaybediyoruz ve tedavi edilemeyen enfeksiyonlar hasta kayıplarına yol açıyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre her yıl 700 bin ile 1,5 milyon arasında insan, doğrudan dirençli bakteriyel enfeksiyonların tedavi edilememesi nedeniyle hayatını kaybediyor. Dolaylı etkilerle bu sayı 5 milyon kişiye kadar ulaşabiliyor" ifadelerini kullandı. "Gereksiz antibiyotik kullanımı direnci hızlandırıyor Demiroğlu, antibiyotiklerin yalnızca insan sağlığında değil, hayvancılık sektöründe de yoğun şekilde kullanıldığını belirterek dünyadaki antibiyotik tüketiminin yaklaşık yüzde 70'inin büyükbaş, küçükbaş, kanatlı hayvan yetiştiriciliğinde gerçekleştiğini vurgulayarak bu durumun çevresel ve tarımsal alanlarda da dirençli bakterilerin yayılımını kolaylaştırdığına söyledi. Dünya Sağlık Örgütü'nün antibiyotik farkındalığına yönelik çalışmalarının, FAO ve diğer çevresel paydaşlarla birlikte yürütüldüğünü belirten Demiroğlu, şöyle devam etti: "Bu iş birliğinin temel hedefleri gereksiz antibiyotik kullanımını azaltmak, farkındalığı artırmak ve küresel bir eylem planı oluşturmaktır. Ülkelerin "tek sağlık yaklaşımı" çerçevesinde tarım, gıda ve sağlık sektörlerini birlikte değerlendirerek ortak stratejiler geliştirmeleri gerekmektedir. Türkiye'de reçetesiz antibiyotik satışının yasaklanması bu amaç doğrultusunda atılmış önemli bir adım. Buna rağmen hâlâ gidilecek çok yol var. Özellikle bazı dirençli gram - negatif bakterilerde direnç oranları yüzde 60'ın üzerine çıktı. En güçlü antibiyotiklere karşı bile etkisiz hale gelen bakterilerle karşılaşıyoruz. Bu durum hastalar için hayat kaybettiren sonuçlar doğurabiliyor." "Antibiyotik ateş düşürücü değildir, gelişigüzel kullanılmamalıdır" Yanlış kullanımın en yaygın sebeplerinden birinin antibiyotiklerin ateş düşürücü veya ağrı kesici gibi değerlendirilmesinden kaynaklandığını belirten Demiroğlu, ,"Üst solunum yolu enfeksiyonlarının çok büyük bölümü viral kaynaklıdır. Gereksiz antibiyotik alımı vücuttaki yararlı bakterilerin yok olmasına, dirençli bakteri türlerinin çoğalmasına ve bu bakterilerin diğer kişilere bulaşmasına neden olmaktadır. Semptomları olan kişiler en az 3-4 gün sıvı desteği, istirahat ve destekleyici tedavilerle takip edilmesi gerekir. Ancak bu yaklaşım çocuklar, ileri yaşta olanlar ve kronik hastalığı bulunanlar için geçerli değildir" şeklinde konuştu. Antibiyotik kullanımında doktor önerisinin mutlaka dikkate alınması gerektiğini söyleyen Demiroğlu, özellikle idrar yolu enfeksiyonu gibi durumlarda mümkünse kültür ve antibiyogram sonucuna göre ilaç başlanmasının önemine değindi. Demiroğlu, "Antibiyotik tedavisinin mutlaka doğru dozda ve önerilen sürede kullanılması gerekir. Hastaların, birkaç gün içinde kendilerini iyi hissettiklerinde tedaviyi yarıda bırakmaları ciddi bir direnç problemine yol açar. Ayrıca gereksiz antibiyotik kullanımının önüne geçmek, direnç gelişimini azaltmanın en güçlü yoludur. Her bireyin bu konuda sorumluluk taşıdığını unutmamalıyız" diyerek sözlerini tamamladı.

DSÖ'den chikungunya alarmı: 5,6 milyar kişi risk altında! Haber

DSÖ'den chikungunya alarmı: 5,6 milyar kişi risk altında!

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), sivrisinekler tarafından bulaştırılan ve şiddetli eklem ağrılarına neden olan Chikungunya virüsünün yayılımının endişe verici boyutlara ulaştığını duyurdu. DSÖ yetkilileri, 2004-2005 yıllarında yaşanan küresel salgının bir benzerinin yaşanmaması için tüm ülkeleri uyardı. "TARİH TEKERRÜR EDİYOR" DSÖ Tıbbi Yetkilisi Dr. Diana Rojas Alvarez, Cenevre'de düzenlediği basın toplantısında, "Tarihin tekerrür ettiğini görüyoruz" diyerek durumun ciddiyetine dikkat çekti. 20 yıl önce yarım milyondan fazla kişiyi etkileyen salgının da aynı adalardan başladığını hatırlatan Rojas Alvarez, 2025'in başından itibaren yine Hint Okyanusu'ndaki La Reunion, Mayotte ve Mauritius gibi adalarda büyük çaplı vakaların görüldüğünü belirtti. Sadece La Reunion'da nüfusun üçte birinin şimdiden enfekte olduğu tahmin ediliyor. Virüs, buradan Madagaskar, Somali, Kenya gibi Afrika ülkelerine ve Hindistan ile Güneydoğu Asya'ya hızla yayıldı. AVRUPA'DA YEREL BULAŞ ALARMI Salgınla ilgili en büyük endişe kaynağı ise virüsün Avrupa'ya sıçraması ve yerel olarak yayılmaya başlaması oldu. Mayıs ayından bu yana sadece Fransa ana karasında yaklaşık 800 "ithal" (seyahat kaynaklı) vaka tespit edildi. Daha da endişe verici olan gelişme ise, Fransa'nın güneyindeki bazı bölgelerde sivrisinekler yoluyla 12 yerel bulaş vakasının görülmesi oldu. Bu durum, virüsün artık Avrupa'daki sivrisinek popülasyonu aracılığıyla yayıldığını gösteriyor. Geçtiğimiz hafta İtalya'da da bir vakanın kayıtlara geçtiği bildirildi. TEDAVİSİ YOK, KORUNMA ŞART DSÖ yetkilileri, dünya çapında 119 ülkede yaklaşık 5,6 milyar insanın Chikungunya virüsü riski altında yaşadığını vurguladı. Aedes türü sivrisinekler, bilinen adıyla "kaplan sivrisineği" tarafından yayılan virüsün bilinen özel bir tedavisi bulunmuyor. Aynı sivrisinek türü, Dengue ve Zika virüslerini de taşıyor. Gündüz saatlerinde aktif olan bu sivrisinek türünden korunmak için DSÖ, böcek kovucu kullanımı, pencerelere sineklik takılması ve özellikle riskli bölgelerde uzun kollu giysiler giyilmesi gibi önlemlerin hayati önem taşıdığını belirtti.

Türkiye’deki vektör kaynaklı hastalıklarla mücadelede yeni bir dönem başlıyor Haber

Türkiye’deki vektör kaynaklı hastalıklarla mücadelede yeni bir dönem başlıyor

Avrupa Birliği ve Dünya Sağlık Örgütü’nün finansmanıyla, Hacettepe Üniversitesi ve ilgili sağlık daire başkanlıklarının iş birliğinde düzenlenen “Pilot İl Adana’ya Ön Ziyaret ve Öncelikli Üç Vektörün Toplanması, Tasnifi ve Taşınması Eğitimi” 14-18 Nisan 2025 tarihleri arasında Adana’da gerçekleştirildi. Adana İbis Otel’de başlayan program, saha çalışmalarıyla desteklenerek Kozan, Karataş ve Aladağ ilçelerinde uygulamalı olarak sürdürüldü. Adana Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Ali Tanju Altunsu’nun açılış konuşmasıyla başlayan programa, Halk Sağlığı Hizmetleri Başkan Yardımcısı Dr. Emine Aygül Yeni, Bulaşıcı Hastalıklar Birimi doktorları ve ilgili personeller katılım sağladı. Beş gün süren eğitim boyunca, hem teorik bilgiler paylaşıldı hem de sahada aktif uygulamalar yapıldı. Kozan ve Karataş ilçelerinde belirlenen alanlara sinek tuzakları yerleştirilerek sivrisinek ve kum sinekleri toplandı. Aladağ’da ise kene toplama çalışması gerçekleştirildi. Bu çalışmalar sayesinde bölgedeki vektörlerle ilgili kapsamlı veriler elde edilmesi hedeflendi. Kene ve sineklerle mücadelede bilim insanları Adana’da buluştu Eğitim süresince alanında uzman akademisyenler tarafından farklı başlıklarda sunumlar yapıldı. Kene alanında Prof. Dr. Adem Keskin ve Doç. Dr. Bekir Çelebi; sivrisinek ve kum sinekleri konusunda ise Prof. Dr. Salih Bülent Alten ve Dr. Gizem Oğuz tarafından eğitimler verildi. Ayrıca, sosyolojik perspektifle ilgili bilgi paylaşımında bulunan Prof. Dr. Reyhan Atasü Topçuoğlu da programda yer aldı. Adana’daki eğitim programı, Türkiye genelinde uygulamalara ışık tutacak Programın sonunda katılımcıların hem teorik bilgilerini hem de sahadaki uygulama deneyimlerini artırdığı belirtildi. Eğitim, Adana’nın pilot il seçildiği proje kapsamında, Türkiye genelinde vektör kaynaklı hastalıklarla mücadeleye örnek teşkil etmesi açısından önemli bir adım olarak değerlendirildi.

7 Nisan Dünya Sağlık Günü: Sağlık bilincini artırma ve farkındalık oluşturma günü Haber

7 Nisan Dünya Sağlık Günü: Sağlık bilincini artırma ve farkındalık oluşturma günü

Her yıl 7 Nisan, Dünya Sağlık Örgütü’nün kuruluş yıl dönümü olarak Dünya Sağlık Günü kapsamında kutlanıyor. Bu özel gün, bireysel ve toplumsal sağlığın önemini hatırlatmak, sağlıklı yaşam bilincini artırmak için önemli bir fırsat sunuyor. DÜNYA SAĞLIK GÜNÜ NEDİR? Birleşmiş Milletler'e bağlı olan Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) 7 Nisan 1948 tarihinde kurulması, sağlık alanında uluslararası iş birliğinin başlangıcı olmuştur. Bu anlamlı tarih, aynı zamanda her yıl "Dünya Sağlık Günü" olarak anılarak küresel sağlık sorunlarına dikkat çekilmesine ve toplumların bilinçlendirilmesine vesile olmaktadır. Dünya Sağlık Günü, sağlıklı yaşam alışkanlıklarını teşvik etme amacını da taşımaktadır. HER YIL FARKLI BİR TEMA İLE SAĞLIK GÜNDEMİ OLUŞTURULUYOR Dünya Sağlık Günü'nün her yıl farklı bir tema etrafında şekillenmesi, ülkelerin sağlık politikalarını gündeme taşımasına olanak sağlamaktadır. Bireylerin sağlık haklarına erişiminden, sağlıklı yaşam tarzlarının teşvikine kadar pek çok önemli konu, bu özel günde ön plana çıkarılmaktadır. Geçmiş yıllarda "Evrensel Sağlık Kapsayıcılığı", "İklim Krizi ve Sağlık" ve "Depresyonla Mücadele" gibi önemli temalar işlenmiştir. TOPLUM SAĞLIĞI İÇİN ÖNEMLİ BİR FIRSAT 7 Nisan, sadece sağlık profesyonellerinin değil, aynı zamanda tüm bireylerin sağlıklı bir yaşam için sorumluluk alması gerektiğini hatırlatan bir gündür. Bu kapsamda düzenlenen çeşitli kampanyalar, etkinlikler ve eğitimler aracılığıyla toplum sağlığı konusunda farkındalık artırılmaktadır. TÜRKİYE'DE 7 NİSAN VE DÜNYA SAĞLIK GÜNÜ ETKİNLİKLERİ Türkiye'de de Sağlık Bakanlığı ve çeşitli sivil toplum kuruluşları, Dünya Sağlık Günü'nün önemine binaen çeşitli etkinlikler düzenlemektedir. Sağlık taramaları, bilgilendirici seminerler ve sosyal medya üzerinden yürütülen farkındalık kampanyaları, bu etkinliklerin başlıca örneklerindendir. Bu çalışmalar, toplumun genel sağlığını iyileştirmeye yönelik önemli adımlar olarak değerlendirilmektedir.

DSÖ uyardı: Obezite maliyetleri 2060’ta 18 trilyon doları aşabilir! Haber

DSÖ uyardı: Obezite maliyetleri 2060’ta 18 trilyon doları aşabilir!

4 Mart Dünya Obezite Günü'nde, obezitenin küresel bir sağlık sorunu haline geldiği ve her geçen gün daha fazla insanı etkilediği gerçeği bir kez daha gözler önüne seriliyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, dünya genelinde 18 yaş ve üzeri 2,5 milyar yetişkin aşırı kilolu, 890 milyondan fazlası ise obez. OBEZİTE NEDİR? Obezite, genel olarak "bedenin yağ kütlesinin yağsız kütleye oranının aşırı artması sonucu boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının arzu edilen düzeyin üstüne çıkması" olarak tanımlanıyor. DSÖ, vücut kitle endeksine göre 25'in üstünü aşırı kilolu, 30'un üstünü ise obezite olarak kabul ediyor. OBEZİTENİN SAĞLIK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ Obezite, tip 2 diyabet, kalp hastalığı, kemik sağlığı sorunları, üreme problemleri, bazı kanser türleri, uyku bozuklukları ve hareket kısıtlılığı gibi birçok sağlık sorununa yol açabiliyor. KÜRESEL OBEZİTE RAKAMLARI 18 yaş ve üzeri yetişkinlerin yüzde 43'ü aşırı kilolu. 5 yaş altı tahminen 37 milyon çocuk aşırı kilolu. 5-19 yaş aralığındaki 390 milyondan fazla çocuk ve ergen aşırı kilolu. 1990'da 5-19 yaş aralığındaki çocuk ve ergenlerin sadece yüzde 2'si obezken 2022'de bu oran yüzde 8'e yükseldi. OBEZİTENİN EKONOMİK BOYUTU Obezitenin sadece sağlık üzerinde değil, ekonomi üzerinde de olumsuz etkileri bulunuyor. DSÖ'ye göre, herhangi bir çözüm bulunmaması halinde aşırı kilo ve obezitenin küresel maliyetlerinin 2030'a kadar yılda 3 trilyon, 2060'a ise kadar 18 trilyon dolardan fazlasına ulaşması öngörülüyor. OBEZİTEYLE MÜCADELE YÖNTEMLERİ DSÖ'ye göre obezite büyük ölçüde önlenebilir ve yönetilebilir bir sorun. Bireyler, yaşam döngüsünün her aşamasında önleyici müdahaleleri benimseyerek risklerini azaltabilir. Bunlar arasında şunlar yer alıyor: Hamilelik döneminde uygun kilo alımı Doğumdan sonraki ilk 6 ay boyunca sadece anne sütüyle beslenme Çocukların sağlıklı beslenmesi Düzenli fiziksel aktivite Ekran süresinin sınırlanması Şekerli içeceklerin ve enerji yoğun gıdaların tüketiminin sınırlanması Sağlıklı beslenme davranışlarının teşvik edilmesi KÜRESEL EYLEM ÇAĞRISI DSÖ, obeziteyle mücadelede bireysel çabaların yanı sıra toplumsal ve küresel eylemin de önemine dikkat çekiyor. Sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel aktivite gibi yaşam tarzı değişikliklerinin teşvik edilmesi, obeziteyle mücadelede önemli bir rol oynuyor.

Sağlık için ciddi tehdit oluşturan sigaradan kurtulmanın yolları Haber

Sağlık için ciddi tehdit oluşturan sigaradan kurtulmanın yolları

Sigara, dünya genelinde milyonlarca insanın sağlığını tehdit eden ve bağımlılık yapan bir madde olarak biliniyor. Sigara içenlerin büyük bir kısmı, bu alışkanlığı bırakmayı denemiş olsa da nikotin bağımlılığı nedeniyle sigarayı bırakmak zorlayıcı bir süreç hâline gelebiliyor. Ancak sigara içmenin yol açtığı sağlık sorunları, bu alışkanlıktan kurtulmanın önemini bir kez daha gözler önüne seriyor. Sigara bağımlılığının yıkıcı etkileri Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, sigara, küresel sağlık krizlerinin başında yer alıyor ve her yıl milyonlarca ölüme sebep oluyor. Sigara içmek, kalp hastalıkları, felç, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), akciğer kanseri ve diğer birçok kanser türünün yanı sıra, solunum yolu ve diyabet gibi hastalıkların da başlıca nedenlerinden birini oluşturuyor. Ayrıca, sigara içmek bağışıklık sistemini zayıflatıyor, yaraların iyileşmesini geciktiriyor ve vücudun genel sağlığını olumsuz yönde etkiliyor. Sigara içmek sadece içeni değil, çevresindekileri de tehdit ediyor. Pasif içicilik, sigara dumanına maruz kalanlar için de büyük riskler taşıyor. Özellikle çocuklar, hamile kadınlar ve yaşlılar pasif içiciliğin en çok etkilenen grupları oluşturuyor. Sigara alışkanlığından kurtulma yolları Uzmanlar, sigara bağımlılığından kurtulmak zorlu bir süreç olsa da, bu hedefe ulaşmanın mümkün olduğuna da dikkati çekiyor. Sigarayı bırakmanın bazı yolları, “Profesyonel destek almak, davranışsal terapi, sosyal destek, fiziksel aktivite ve sağlıklı beslenme ve hedef belirleme” olarak sıralıyor. Doç. Dr. Pelin Duru Çetinkaya: Gençlerin sigara ve elektronik sigara salgınından korunması gerekiyor Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Öğretim Üyesi Doç. Dr. Pelin Duru Çetinkaya da, gençlerin sigara ve elektronik sigara salgınından korunması gerektiğini söyledi. Sigaranın, nikotin bağımlılığının yaptığı hastalık olduğunu ve tedavi edilebileceğini ifade eden Doç. Dr. Çetinkaya, “Bu zararlı alışkanlık, dünyanın karşı karşıya kaldığı en büyük halk sağlığı tehditlerinden biridir. Tütün kullanımı her yıl dünya genelinde 8,7 milyondan fazla insanın ölümüne neden olmaktadır.  İkinci el duman maruziyeti (pasif içicilik) yılda 1,3 milyon insanın ölümüne yol açmaktadır. Yaklaşık 6 saniyede bir kişinin ölümüne neden olmaktadır. Tüm çocukların yaklaşık yarısı tütün dumanıyla kirlenmiş hava solumakta ve her yıl 65 bin çocuk pasif içiciliğe bağlı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetmektedir.  Ülkemizde 15 yaş ve üzerindeki yetişkinlerin sigara kullanım oranı yüzde 27,1’e düşmüşken ne yazık ki 2024 yılında yüzde 31.2'ye yükselmiştir. Ülkemiz, hâlen dünyada tütün kullanımı açısından 7. sırada yer almaktadır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünya genelinde tütün tüketimi belirgin biçimde inişe geçmişken, Türkiye’deki tüketimin istikrarlı biçimde artmasının öncelikle bir toplum sağlığı felaketi anlamı taşıdığını belirtmek gerekmektedir” dedi.

İstanbul Havalimanı'nda MPOX virüsü için tedbirler artırıldı Haber

İstanbul Havalimanı'nda MPOX virüsü için tedbirler artırıldı

Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) M çiçeği (MPOX) virüsüyle ilgili küresel acil durum ilanının ardından, İstanbul Havalimanı'nda Afrika uçuşlarına yönelik tedbirler artırıldı. İstanbul Havalimanı Başhekimi Dr. Aykut Yener Kavak, başta Demokratik Kongo Cumhuriyeti olmak üzere 11 Afrika ülkesinden gelen uçuşların yakından takip edildiğini ve şu ana kadar herhangi bir olumsuz duruma rastlanmadığını açıkladı. Havalimanında uygulanan kontroller ve alınan tedbirler hakkında bilgi veren Dr. Kavak, ek bir tedbir alınmasına şu an için gerek olmadığını belirtti. Başta Kongo Demokratik Cumhuriyeti olmak üzere 11 Orta Afrika ülkesinde görülen M çiçeği virüsünün ardından gözler havalimanlarındaki Afrika uçuşlarına çevrildi. Afrika uçuşlarının endişe uyandırması nedeniyle Avrupa'nın en yoğun havalimanlarından biri olan İstanbul Havalimanı’nda da bir dizi tedbir uygulanması kararı alındı. Sağlık Bakanlığı bünyesinde bulunan, Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü İstanbul Havalimanı Baştabipliği, havalimanı işletmecileri ve havayolu şirketlerine alınacak önlemler konusunda geçtiğimiz günlerde bir toplantı düzenlemişti. Özellikle virüsün tespit edildiği ülkelerden İstanbul Havalimanı’na gelen Afrikalı yolcular mercek altına alındı. Bu kapsamda belirlenen 11 ülkeden (Burundi, Orta Afrika Cumhuriyeti, Kongo, Kamerun, Gana, Liberya, Nijerya, Ruanda, Kenya, Fildişi Sahili ve Güney Afrika) gelen yolcular takip edilecek. İstanbul Havalimanı Başhekimi Dr. Aykut Yener Kavak, M çiçeği virüsüyle ilgili açıklama yaptı. Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü İstanbul Havalimanı Başhekimi Dr. Aykut Yener Kavak, havalimanında yürütülen çalışmalar ve sürecin takibine ilişkin bilgi verdi. Dr. Kavak, “Dünya Sağlık Örgütü, 14 Ağustos'ta küresel acil durum ilan ettikten sonra biz de havalimanımızda mevcut ekiplerimizle Afrika bölgesinden, özellikle de Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nden gelen yolcuları izlemeye başladık. Gözlem altına aldık. Öte yandan oradan gelen uçaklardan herhangi bir vaka bildirimi olup olmadığını ya da seyahat sırasında rastlanan yolcu olup olmadığını arkadaşlarımızdan sorgulayarak uçağın kapısına giderek kontrollerimizi devam ettiriyoruz” dedi. "11 Afrika ülkesinden gelen uçuşlar takibe alındı" Demokratik Kongo Cumhuriyeti dışında etrafta vaka sayısı fazla olan 11 Afrika ülkesinden gelen uçuşların takibe alındığının altını çizen Kavak, “Eğer şüpheli veya olası vaka olursa bu da seyahat sırasında kuleye ya da yer hizmetleri tarafından yine acil durum merkezine bildirilebilir. Bizim ekiplerimiz bu çağrıyı aldığı zaman, vakayı değerlendirmek üzere vakanın olduğu yerden daha izole bir alana alarak, gidip muayenesini yapıyorlar. Eğer şüpheli bir vaka görürsek bunun sevki için de 112 vasıtasıyla belirlenmiş hastaneye teşhis ve tedavi amacıyla sevkini yapacağız" diye konuştu. "İstanbul Havalimanı’nda vakaya rastlamadık, herhangi bir ek tedbir almış durumda değiliz’’ Havalimanında toplam iki adet karantina odasının olduğunu ve meydana gelmesi muhtemel vakaları da bu odalarda izole edileceğini söyleyen Dr. Aykut Yener Kavak, hem İstanbul Havalimanı hem Türkiye'de bugüne kadar böyle bir vakaya rastlamadıklarını vurguladı. Havalimanı personelinin ve hava yolu şirketlerinin dikkat etmesi gereken hususlara dikkat çeken Kavak, “14 Ağustos'ta Dünya Sağlık Örgütü küresel acil durumu ilan ettikten sonra havalimanında bu uçuşları mercek altına aldık. 17 Ağustos'ta biz havalimanın paydaşlarının katılımıyla genel müdürümüzün başkanlığında toplantı düzenledik. Burada hastalıktan korunma yoluyla ve havalimanındaki çalışan personelin dikkat etmesi gereken konularla ilgili detaylı bilgilendirme yaptık. Aynı zamanda bu toplantıya bilim kurulu başkanımız Prof. Dr. Ateş Kara’da online olarak katıldı ve tüm katılımcılarının bu hastalıkla ilgili sorularını detaylı olarak cevaplandırdı. Virüsün belirtileri aslında spesifik olarak vücutta döküntü var ama onun öncesinde tabii ki ateş, enfeksiyon, halsizlik, baş ağrısı, kas ağrısı gibi belirtiler olması gerekiyor. Şu anda herhangi bir ek tedbir almış durumda değiliz sadece izlemeye devam ediyoruz’’ ifadelerini kullandı.  

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.