#Dünya Sağlık Örgütü

İLKHABER-Gazetesi - Dünya Sağlık Örgütü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dünya Sağlık Örgütü haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Adana Şehir Hastanesi’nde sigara ve elektronik sigaranın zararları anlatıldı Haber

Adana Şehir Hastanesi’nde sigara ve elektronik sigaranın zararları anlatıldı

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 2026 yılı Dünya Tütünsüz Günü teması “Çekiciliğin Maskesini Düşür” olarak belirlenirken, 31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü kapsamında Adana Şehir Hastanesi’nde vatandaşlara yönelik bilgilendirme etkinliği düzenlendi. Hastanede sağlık ekibi tarafından kurulan bilgilendirme standında, vatandaşlara ve sağlık çalışanlarına tütün ve tütün ürünlerinin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri hakkında bilgi verildi. Etkinlikte sigara kullanımının yol açtığı hastalıklar, pasif içiciliğin zararları ve tütün bağımlılığıyla mücadele yöntemleri ele alındı. Sigarayı bırakma sürecinde uygulanabilecek yöntemler, nikotin bağımlılığı tedavileri ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemi üzerinde durulan bilgilendirmelerde, Adana Şehir Hastanesi bünyesindeki sigara bırakma poliklinikleri hakkında da bilgi verildi. Uzmanlar, profesyonel destek almanın sigarayı bırakma başarısını önemli ölçüde artırdığını vurguladı. ELEKTRONİK SİGARA KULLANIMI GENÇLER ARASINDA 5 KAT DAHA YAYGIN Hastane konferans salonunda düzenlenen toplantıda ise uzmanlar, tütün ve nikotin endüstrisinin özellikle çocuklar ve gençleri hedef aldığını belirtti. Aromalı ürünler, renkli tasarımlar ve dijital mecralar üzerinden yürütülen pazarlama stratejilerine dikkat çekilirken, gençler arasında elektronik sigara kullanım oranının yetişkinlere göre 5 kat daha yüksek olduğu ifade edildi. ELEKTRONİK SİGARANIN ÖLÜMCÜL TEHLİKESİNE DİKKAT ÇEKİLDİ Elektronik sigaraların ağır solunum yetmezliği ve ölümcül sonuçlara yol açabilen EVALI (E-sigara veya Vaping Ürün Kullanımına Bağlı Akciğer Hasarı) hastalığına neden olabileceği de aktarıldı. Etkinlikte ayrıca vatandaşlara, sigara bağımlılığından kurtulmak isteyenlerin ALO 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı ve sigara bırakma polikliniklerinden destek alabilecekleri hatırlatıldı.

DSÖ alarm verdi: KDC'de 900’den fazla şüpheli ebola vakası Haber

DSÖ alarm verdi: KDC'de 900’den fazla şüpheli ebola vakası

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundan KDC'deki Ebola salgınına ilişkin paylaşımda bulundu. KDC'deki Ebola müdahalesinde gözetim çalışmalarının artırıldığına işaret eden Ghebreyesus, "Şu ana kadar 101'i doğrulanmış vaka olmak üzere 900'den fazla şüpheli vaka tespit edildi." bilgisini verdi. Ghebreyesus, salgının merkez üssü olan Ituri eyaletinde yaklaşık 5 milyon kişinin devam eden çatışmaların ortasında yaşadığına dikkati çekerek, her 4 kişiden 1'inin insani yardıma ihtiyaç duyduğunu ve her 5 kişiden 1'inin ülke içinde yerinden edildiğini vurguladı. Şiddetin, sağlık ve insani yardım çalışanları dahil insanları kaçmaya zorladığına değinen Ghebreyesus, "Bu durum, Ebola temas takibini artırma ve enfeksiyonları destekleyici bakım sağlayacak kadar erken tespit etme çabalarını ciddi şekilde engelliyor. Devam eden güvensizlik ve korku da topluluklar içinde güvensizliği körüklüyor." değerlendirmesinde bulundu. Ghebreyesus, DSÖ ve sağlık alanındaki ortaklarının ulaşılması en zor ve en güvensiz bölgeler de dahil, Ituri genelinde varlıklarını sürdürdüğünün altını çizerek, toplulukların Ebola tehdidinin yanı sıra çok çeşitli hastalıklarla da karşı karşıya olduğunu kaydetti. EBOLA SALGINI KDC'DE YENİDEN GÖRÜLDÜ KDC'nin doğusundaki Ituri eyaletinde açıklanan 246 şüpheli vaka ve 65 ölümün ardından ülkede 15 Mayıs'ta Ebola salgını ilan edilmişti. DSÖ, 17 Mayıs'ta Ebola salgını nedeniyle uluslararası halk sağlığı acil durumu ilan etmişti. Sağlık yetkililerine göre mevcut salgın, nadir bir Ebola varyantı olan "Bundibugyo" virüsünden kaynaklanıyor ve onaylanmış bir tedavisi veya aşısı bulunmuyor. EBOLA, AFRİKA'DA BİNLERCE KİŞİNİN ÖLÜMÜNE NEDEN OLDU Bir tür kanamalı ateşe yol açan Ebola virüsü, ilk kez 1976'da Sudan'ın Nzara ve KDC'nin Yambuku kentlerinde eş zamanlı salgınlarla ortaya çıktı. KDC'deki salgın, Ebola Nehri yakınında bir köyde başladığı için hastalığa bu nehrin adı verildi. Ebola virüsü, Aralık 2013'te Batı Afrika'da yayıldı. Gine, Liberya ve Sierra Leone'de 2014-2017 yıllarında görülen salgında 30 bin kişiye virüs bulaştı ve hastaların 11 binden fazlası öldü.

Dünya Sağlık Örgütü'nden Ebola kararı: Demokratik Kongo ve Uganda için küresel acil durum ilanı Haber

Dünya Sağlık Örgütü'nden Ebola kararı: Demokratik Kongo ve Uganda için küresel acil durum ilanı

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Afrika kıtasının orta ve doğu kesimlerinde etkisini artıran Ebola virüsüne karşı en üst düzey alarm mekanizmasını devreye soktu. Demokratik Kongo Cumhuriyeti (DKC) ile Uganda'da tespit edilen vakaların ardından yapılan resmi duyuruda, mevcut tablonun uluslararası koordinasyon gerektirdiği vurgulandı. DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus tarafından Pazar günü paylaşılan kararda, her iki ülkenin sağlık otoriteleriyle yürütülen görüşmelerin ardından salgının "uluslararası öneme sahip bir halk sağlığı acil durumu" kriterlerini karşıladığı sonucuna varıldığı bildirildi. Alınan bu karar, virüsün sınır ötesi yayılım riskine karşı küresel bir teyakkuz halini temsil ediyor. SALGININ MERKEZ ÜSSÜNDE SON DURUM Salgından en ağır etkilenen bölgelerin başında DKC'nin Ituri Eyaleti geliyor. Cumartesi gününe ait son veriler, bölge genelinde 246 şüpheli vakanın kayıtlara geçtiğini ve bu vakalarla ilişkilendirilen 80 can kaybının yaşandığını gösteriyor. Teknik incelemeler neticesinde bu vakalardan 8'i kesin olarak teyit edildi. Virüsün coğrafi dağılımı ise sadece kırsal bölgelerle sınırlı kalmadı; Uganda'nın merkezi Kampala'da 2, DKC'nin başkenti Kinşasa'da ise 1 laboratuvar onaylı vaka daha rapor edildi. KÜRESEL TEHDİT ANCAK PANDEMİ DEĞİL Cenevre merkezli örgütten yapılan yazılı açıklamada, mevcut tabloya dair endişe verici bir not düşüldü: "Şu an itibarıyla, bu olayla bağlantılı gerçek enfekte kişi sayısı ve salgının coğrafi yayılımı konusunda ciddi belirsizlikler bulunmaktadır." Uzmanlar, enfekte bireyler arasındaki epidemiyolojik bağlantıların henüz tam olarak aydınlatılamamış olmasının risk yönetimini zorlaştırdığına dikkat çekiyor. Öte yandan DSÖ, mevcut krizin henüz bir "pandemi" yani kıtalararası yaygın salgın niteliği taşımadığını ifade etti. Mevcut acil durum ilanı, kontrol önlemlerinin sıkılaştırılması ve finansal kaynakların mobilize edilmesi amacını taşıyor. BÖLGESEL VE ULUSLARARASI İŞ BİRLİĞİ Kıtasal düzeyde müdahale planlarını yöneten Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (Africa CDC), gelişmeleri "yakından takip ettiğini" duyurdu. Kurumdan yapılan açıklamada, virüsün bulaş zincirini kırmak ve bölgesel güvenliği sağlamak adına yerel yönetimlerle ortak hareket edildiği belirtildi. Bu kapsamda, "hızlı ve koordineli bir müdahale" yürütmek amacıyla lojistik ve tıbbi desteğin bölgeye sevk edildiği, sınır geçişlerindeki denetimlerin ise sıkılaştırıldığı kaydedildi.

Türkiye için risk var mı? Uzman isim Hantavirüs gerçeğini açıkladı Haber

Türkiye için risk var mı? Uzman isim Hantavirüs gerçeğini açıkladı

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Hatay Tabiatı Koruma Derneği Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ali Öktem, son günlerde uluslararası basında yer alan yolcu gemisindeki Hantavirüs vakalarına ilişkin kamuoyunu bilgilendiren bir açıklama yaptı. Prof. Dr. Öktem, Güney Amerika’nın Arjantin kıyılarından hareket eden bir tur gemisinde bazı yolcularda Hantavirüs tespit edildiğini belirterek, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 8 vakanın saptandığını, bu kişilerden 3’ünün yaşamını yitirdiğinin bildirildiğini aktardı. Öktem, vakalara ilişkin ilk bulguların, hastalığın gemi yolculuğu öncesinde yapılan bir doğa gezisi sırasında kemirgenlerle temas sonucu bulaşmış olabileceğine işaret ettiğini ifade etti. “HANTAVİRÜS DOĞADAKİ KEMİRGENLERDEN BULAŞIR” Hantavirüslerin genellikle doğada yaşayan fare ve benzeri kemirgenlerin idrar, dışkı ve tükürükleri aracılığıyla çevreye yayıldığını ifade eden Prof. Dr. Öktem, insanlara bulaşmanın çoğunlukla kirli tozların solunması ya da enfekte yüzeylerle temas yoluyla gerçekleştiğini söyledi. Türkiye’de yürütülen bilimsel çalışmalara da değinen Öktem, “Ülkemizde bugüne kadar bilimsel literatüre kazandırılmış üç farklı Hantavirüs türü tespit edilmiştir. Ancak söz konusu olayda adı geçen Andes virüsü Türkiye’de saptanmış değildir” ifadelerini kullandı. “İNSANDAN İNSANA BULAŞ NADİR, ANCAK MÜMKÜN” Andes virüsünün diğer Hantavirüs türlerinden farklı olarak çok sınırlı da olsa insandan insana bulaşabilme özelliği bulunduğunu kaydeden Öktem, bunun Covid-19 gibi hızlı bir yayılım göstermediğini vurguladı. Prof. Dr. Öktem, “Bu virüs türü, yakın ve uzun süreli temaslarda nadiren bulaş gösterebilir. Ancak toplum sağlığı açısından genel tablo değerlendirildiğinde, panik oluşturacak bir yayılım mekanizması söz konusu değildir” dedi. “KARANTİNA ÖNLEMLERİ ALINDI, SÜREÇ TAKİP EDİLİYOR” Söz konusu yolcu gemisinin Atlantik Okyanusu’nda karantina altına alındığını anımsatan Öktem, uluslararası sağlık otoritelerinin süreci yakından izlediğini bildirdi. Türkiye’deki ilgili bilimsel ekiplerin de gelişmeleri takip ettiğini aktaran Öktem, şu an için ülke açısından doğrudan bir risk bulunmadığını dile getirdi. Prof. Dr. Mehmet Ali Öktem, vatandaşların sosyal medyada yer alan doğrulanmamış bilgilere itibar etmemeleri gerektiğini belirterek, “Halkımızın yalnızca resmi kurumların ve bilimsel otoritelerin açıklamalarını esas alması büyük önem taşımaktadır. Süreç, uzman ekipler tarafından titizlikle izlenmektedir” diye konuştu.

Zayıflatan mucize mi, gizli tehlike mi? Diyabet ilaçları tartışma yarattı Haber

Zayıflatan mucize mi, gizli tehlike mi? Diyabet ilaçları tartışma yarattı

Tip 2 diyabet tedavisinde kullanılan ve etken maddesi semaglutid olan Ozempic ile benzer etki mekanizmasına sahip Mounjaro ve Wegovy, son dönemde hem diyabet tedavisinde hem de kilo kontrolü amacıyla gündemde yer alıyor. GLP-1 hormonu etkisini taklit eden bu ilaçlar, pankreastan insülin salınımını artırırken karaciğerde glukoz üretimini azaltıyor ve mide boşalmasını yavaşlatıyor. Bu etki mekanizması sayesinde kan şekeri kontrolü sağlanırken iştah azalması ve tokluk süresinin uzamasıyla birlikte kilo kaybı da görülebiliyor. Söz konusu ilaçlar özellikle Tip 2 diyabet hastalarında uzun süreli tedavi amacıyla reçete ediliyor. Tedavi genellikle düşük dozla başlatılıyor ve hastanın toleransına göre doz kademeli olarak artırılıyor. Ancak son dönemde sosyal medya ve dijital mecralardaki paylaşımlar, diyabet hastası olmayan kişiler arasında da kullanım talebini artırmış durumda. Klinik çalışmalar, semaglutid içeren tedavilerin diyabet hastalarında etkili ve genel olarak güvenli olduğunu ortaya koysa da, kullanım sürecinde bazı yan etkiler görülebiliyor. En yaygın yan etkiler arasında bulantı, kusma, ishal ve kabızlık gibi sindirim sistemi şikayetleri yer alıyor. Bu etkiler çoğunlukla tedavinin başlangıç döneminde ortaya çıkarken, doz artışıyla birlikte zaman içinde azalabiliyor. Daha nadir ancak ciddi yan etkiler arasında pankreas iltihabı (pankreatit), safra kesesi hastalıkları ve böbrek fonksiyonlarında bozulma bulunuyor. Ayrıca hayvan deneylerinde tiroit bezine ilişkin riskler gözlemlendiği için bazı tiroit hastalığı bulunan kişilerde kullanımın sınırlandırıldığı belirtiliyor. Uzmanlar, hızlı kilo kaybına bağlı kas kütlesinde azalma ve ilacın bırakılması sonrası yeniden kilo alma riskine de dikkat çekiyor. Bu nedenle bu ilaçların tıbbi gereklilik olmadan ve doktor kontrolü dışında kullanılmaması gerektiği vurgulanıyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), obezitenin kronik bir hastalık olarak ele alınması gerektiğini belirterek GLP-1 grubu ilaçların kullanımına ilişkin yeni kılavuz yayımladı. Kılavuzda, bu tedavilerin tek başına yeterli olmadığı, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite ve uzman desteğiyle birlikte uygulanması gerektiği ifade edildi. Ayrıca uzun vadeli güvenlik verilerinin henüz sınırlı olduğuna dikkat çekildi. Öte yandan ilaçlara yönelik küresel talebin artması fiyat tartışmalarını da beraberinde getiriyor. Özellikle ABD ve bazı ülkelerde yüksek maliyetler erişimi zorlaştırırken, bazı pazarlarda jenerik versiyonların geliştirilmesiyle fiyatların düşmesi bekleniyor.

Atlantik Okyanusu'nda kruvaziyer gemisinde hantavirüs alarmı: 3 yolcu hayatını kaybetti Haber

Atlantik Okyanusu'nda kruvaziyer gemisinde hantavirüs alarmı: 3 yolcu hayatını kaybetti

Atlantik Okyanusu'nda seyir halinde olan bir kruvaziyer gemisinde patlak veren hastalık belirtileri, küresel sağlık otoritelerini harekete geçirdi. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından yapılan resmi açıklamada, MV Hondius adlı gemide seyahat eden yolculardan 3'ünün yaşamını yitirdiği, en az 3 kişinin ise benzer semptomlarla tedavi altına alındığı bildirildi. Salgın şüphesi üzerine bölgedeki limanlarda olağanüstü önlemler devreye sokuldu. YEŞİL BURUN ADALARINDA KARANTİNA ÖNLEMLERİ Hastalık vakalarının tespit edilmesinin ardından rotasını Yeşil Burun Adaları'na çeviren gemi, başkent Praia limanına ulaştı. Yerel yetkililer, virüsün yayılma riskine karşı yolcuların karaya çıkışını tamamen durdurdu. Sağlık ekiplerinin gemi içerisinde gerçekleştirdiği ilk incelemelerde, iki mürettebatın durumunun kritik olduğu ve acil tıbbi müdahale protokollerinin uygulandığı kaydedildi. Gemideki bekleyiş sürerken, takviye sağlık personelinin bölgeye sevk edildiği öğrenildi. DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜNDEN LABORATUVAR AÇIKLAMASI Cenevre merkezli DSÖ, vakaların seyriyle ilgili teknik detayları paylaştı. Yapılan laboratuvar analizlerinde şu ana kadar yalnızca bir hastada hantavirüs varlığının kesinleştiği, diğer vakaların ise "şüpheli" kategorisinde değerlendirildiği ifade edildi. Ölen yolculardan ikisinin Hollanda vatandaşı olduğu belirlenirken, 70 yaşındaki bir erkeğin hayatını kaybettiği, eşinin ise Güney Afrika'da hastaneye kaldırıldıktan sonra tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadığı bilgisi paylaşıldı. GEMİ ORTAMINDA HANTAVİRÜS GÖRÜLMESİ "SIRADIŞI" OLARAK NİTELENDİRİLDİ Enfeksiyon hastalıkları uzmanları, genellikle kemirgen dışkıları ve atıklarıyla temas sonucu insanlara bulaşan bu virüsün bir yolcu gemisinde ortaya çıkmasını oldukça nadir bir durum olarak tanımlıyor. Kaynağın gemi içerisindeki depolar veya transfer edilen malzemeler olabileceği ihtimali üzerinde duruluyor. Akciğerlerde ciddi tahribata yol açan ve hantavirüs pulmoner sendromu olarak bilinen tablonun, yüzde 38 gibi yüksek bir ölüm oranına sahip olması endişeleri artırıyor. ÖLÜMCÜL RİSKLERE KARŞI HENÜZ BİR TEDAVİ BULUNMUYOR Sağlık dünyasında tehlikeli patojenler arasında gösterilen hantavirüsün bilinen spesifik bir ilaç tedavisi veya aşısı mevcut değil. Hastalara sadece destekleyici tedavi uygulanabilirken, erken teşhisin hayatta kalma şansını artırdığı vurgulanıyor. Yetkililer, gemideki dezenfeksiyon çalışmalarının ardından kapsamlı bir epidemiyolojik rapor hazırlanacağını ve virüsün gemiye nasıl sızdığının bu sayede netleşeceğini öngörüyor.

Oruçla gelen irade, dumansız bir hayata kapı aralıyor Haber

Oruçla gelen irade, dumansız bir hayata kapı aralıyor

Ramazan ayı boyunca gün içinde sigara içmeyen tiryakiler için bu dönem, kalıcı bir bırakma kararı adına önemli bir eşik olarak görülüyor. Uzmanlar, uzun saatler nikotinsiz kalabilmenin, bağımlılıkla mücadelede ciddi bir avantaj sağladığını belirtiyor. Manevi atmosferin ve irade disiplininin, bırakma sürecine psikolojik destek sunduğu ifade ediliyor. Son dönemde sigara fiyatlarına gelen zamlar da gündemdeki yerini koruyor. Artan fiyatlar, düzenli sigara tüketenler için aylık bütçede ciddi bir yük oluşturuyor. Günde bir paket sigara içen bir kişinin yıllık harcaması hesaplandığında, ortaya çıkan tutarın önemli bir ekonomik kayba işaret ettiği belirtiliyor. Ekonomistler, bu maliyetin tasarruf ya da farklı ihtiyaçlara yönlendirilebileceğine dikkat çekiyor. Bağımlılık, sağlık açısından ise tablo daha da çarpıcı hale geliyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre tütün kullanımı, dünya genelinde önlenebilir hastalık ve ölümlerin başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Sigara akciğer kanseri, kalp-damar hastalıkları ve solunum yolu rahatsızlıkları başta olmak üzere pek çok ciddi sağlık sorununa zemin hazırlıyor. Uzmanlar, nikotinin beyinde bağımlılık oluşturan etkisi nedeniyle bırakma sürecinin sadece irade meselesi olarak görülmemesi gerektiğini, bu aşamada profesyonel destek alınmasının başarı oranını artırdığını vurguluyor. Bırakma sürecinde özellikle ilk günlerin daha zor geçebildiği, ancak yoksunluk belirtilerinin geçici olduğu ifade ediliyor. Sigara isteğinin kısa süreli dalgalar halinde geldiği ve doğru yöntemlerle kontrol altına alınabileceği belirtiliyor. Ayrıca sigarayı bırakan kişilerin mutlaka kilo alacağı yönündeki yaygın inanışın doğru olmadığı, dengeli beslenme ve düzenli fiziksel aktiviteyle bu sürecin sağlıklı şekilde yönetilebileceği kaydediliyor. Elektronik sigaraların ise güvenli bir alternatif olmadığına dikkat çekiliyor. Bu ürünlerin nikotin bağımlılığını sürdürdüğünü ve farklı sağlık riskleri barındırabildiği belirtilerek, asıl hedefin nikotinsiz bir yaşam olması gerektiğine işaret ediliyor. BAĞIMLILIKTAN KURTULMAK İÇİN RAMAZAN FIRSATI Ramazan ayının sunduğu irade pratiği, artan ekonomik yük ve sigaranın sağlık üzerindeki ağır etkileri birlikte değerlendirildiğinde, bu dönemin sigarayı bırakmak için güçlü bir fırsat sunduğu görülüyor. Sigarayı bırakma kararının ertelenmemesi gerektiği, atılacak her adımın hem bireyin hem de çevresinin sağlığı açısından büyük önem taşıdığı vurgulanıyor. “BAĞIMLILIK DÖNGÜSÜNÜ GÜÇLENDİRİYOR” Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Dilaver Taş da, Ramazan ayında uzun saatler sigara içmeden durabilmenin bırakma süreci için önemli bir avantaj sağladığını söyledi. Nikotinin beyinde geçici bir rahatlama hissi oluşturduğunu ancak bağımlılık döngüsünü güçlendirdiğini belirten Taş, sigarayı bırakmanın yalnızca irade meselesi değil, gerektiğinde profesyonel destek gerektiren bir süreç olduğunu söyledi. İlk günlerde yoksunluk belirtilerinin görülebileceğini ancak bunun geçici olduğunu ifade eden Taş, kilo almanın kaçınılmaz olmadığını, sağlıklı beslenme ve hareketle sürecin dengeli yönetilebileceğini kaydetti. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre tütün kullanımının ciddi sağlık riskleri taşıdığını hatırlatan Prof. Dr. Taş, sigarayı bırakmanın hem birey hem toplum sağlığı için önemli bir adım olduğunu bildirdi.

Prof. Dr. Yusuf Ziya Demiroğlu: Antibiyotik direnci alarm veriyor Haber

Prof. Dr. Yusuf Ziya Demiroğlu: Antibiyotik direnci alarm veriyor

Antibiyotiğin etkinliğinin gereksiz kullanımdan dolayı ciddi bir tehdit altında olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Yusuf Ziya Demiroğlu, "Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre her yıl 700 bin ile 1,5 milyon arasında insan, doğrudan dirençli bakteriyel enfeksiyonların tedavi edilememesi nedeniyle hayatını kaybediyor" dedi. Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı'ndan Prof. Dr. Yusuf Ziya Demiroğlu yaptığı açıklamada, tüm dünyada giderek büyüyen bir halk sağlığı sorunu haline gelen antibiyotik direncine karşı farkındalık çağrısında bulundu. Demiroğlu, "Antibiyotikler, modern tıbbın en önemli buluşlarından biri olarak insanlık tarihine damgasını vurdu. 1928 yılında penisilinin keşfiyle başlayan bu süreç, 1940'lı yıllarda klinik kullanıma girmesiyle birlikte milyonlarca insanın hayatını kurtardı. Ancak bugün, bu ilaçların etkinliği dünya genelinde ciddi bir tehdit altında" diye konuştu. Antibiyotiklerin bilinçsiz ve yaygın kullanımının, bakterilerde güçlü direnç mekanizmalarının oluşmasına neden olduğunu vurgulayan Demiroğlu, bu durumun özellikle Türkiye, bazı Akdeniz ve OECD ülkelerinde kritik seviyelere ulaştığını söyledi. Demiroğlu, "Bir bakteri belirli bir antibiyotiğe direnç geliştirdiğinde artık o tedavi yöntemi geçerliliğini yitiriyor. O ilacı kullanımdan kaybediyoruz ve tedavi edilemeyen enfeksiyonlar hasta kayıplarına yol açıyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre her yıl 700 bin ile 1,5 milyon arasında insan, doğrudan dirençli bakteriyel enfeksiyonların tedavi edilememesi nedeniyle hayatını kaybediyor. Dolaylı etkilerle bu sayı 5 milyon kişiye kadar ulaşabiliyor" ifadelerini kullandı. "Gereksiz antibiyotik kullanımı direnci hızlandırıyor Demiroğlu, antibiyotiklerin yalnızca insan sağlığında değil, hayvancılık sektöründe de yoğun şekilde kullanıldığını belirterek dünyadaki antibiyotik tüketiminin yaklaşık yüzde 70'inin büyükbaş, küçükbaş, kanatlı hayvan yetiştiriciliğinde gerçekleştiğini vurgulayarak bu durumun çevresel ve tarımsal alanlarda da dirençli bakterilerin yayılımını kolaylaştırdığına söyledi. Dünya Sağlık Örgütü'nün antibiyotik farkındalığına yönelik çalışmalarının, FAO ve diğer çevresel paydaşlarla birlikte yürütüldüğünü belirten Demiroğlu, şöyle devam etti: "Bu iş birliğinin temel hedefleri gereksiz antibiyotik kullanımını azaltmak, farkındalığı artırmak ve küresel bir eylem planı oluşturmaktır. Ülkelerin "tek sağlık yaklaşımı" çerçevesinde tarım, gıda ve sağlık sektörlerini birlikte değerlendirerek ortak stratejiler geliştirmeleri gerekmektedir. Türkiye'de reçetesiz antibiyotik satışının yasaklanması bu amaç doğrultusunda atılmış önemli bir adım. Buna rağmen hâlâ gidilecek çok yol var. Özellikle bazı dirençli gram - negatif bakterilerde direnç oranları yüzde 60'ın üzerine çıktı. En güçlü antibiyotiklere karşı bile etkisiz hale gelen bakterilerle karşılaşıyoruz. Bu durum hastalar için hayat kaybettiren sonuçlar doğurabiliyor." "Antibiyotik ateş düşürücü değildir, gelişigüzel kullanılmamalıdır" Yanlış kullanımın en yaygın sebeplerinden birinin antibiyotiklerin ateş düşürücü veya ağrı kesici gibi değerlendirilmesinden kaynaklandığını belirten Demiroğlu, ,"Üst solunum yolu enfeksiyonlarının çok büyük bölümü viral kaynaklıdır. Gereksiz antibiyotik alımı vücuttaki yararlı bakterilerin yok olmasına, dirençli bakteri türlerinin çoğalmasına ve bu bakterilerin diğer kişilere bulaşmasına neden olmaktadır. Semptomları olan kişiler en az 3-4 gün sıvı desteği, istirahat ve destekleyici tedavilerle takip edilmesi gerekir. Ancak bu yaklaşım çocuklar, ileri yaşta olanlar ve kronik hastalığı bulunanlar için geçerli değildir" şeklinde konuştu. Antibiyotik kullanımında doktor önerisinin mutlaka dikkate alınması gerektiğini söyleyen Demiroğlu, özellikle idrar yolu enfeksiyonu gibi durumlarda mümkünse kültür ve antibiyogram sonucuna göre ilaç başlanmasının önemine değindi. Demiroğlu, "Antibiyotik tedavisinin mutlaka doğru dozda ve önerilen sürede kullanılması gerekir. Hastaların, birkaç gün içinde kendilerini iyi hissettiklerinde tedaviyi yarıda bırakmaları ciddi bir direnç problemine yol açar. Ayrıca gereksiz antibiyotik kullanımının önüne geçmek, direnç gelişimini azaltmanın en güçlü yoludur. Her bireyin bu konuda sorumluluk taşıdığını unutmamalıyız" diyerek sözlerini tamamladı.

DSÖ'den chikungunya alarmı: 5,6 milyar kişi risk altında! Haber

DSÖ'den chikungunya alarmı: 5,6 milyar kişi risk altında!

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), sivrisinekler tarafından bulaştırılan ve şiddetli eklem ağrılarına neden olan Chikungunya virüsünün yayılımının endişe verici boyutlara ulaştığını duyurdu. DSÖ yetkilileri, 2004-2005 yıllarında yaşanan küresel salgının bir benzerinin yaşanmaması için tüm ülkeleri uyardı. "TARİH TEKERRÜR EDİYOR" DSÖ Tıbbi Yetkilisi Dr. Diana Rojas Alvarez, Cenevre'de düzenlediği basın toplantısında, "Tarihin tekerrür ettiğini görüyoruz" diyerek durumun ciddiyetine dikkat çekti. 20 yıl önce yarım milyondan fazla kişiyi etkileyen salgının da aynı adalardan başladığını hatırlatan Rojas Alvarez, 2025'in başından itibaren yine Hint Okyanusu'ndaki La Reunion, Mayotte ve Mauritius gibi adalarda büyük çaplı vakaların görüldüğünü belirtti. Sadece La Reunion'da nüfusun üçte birinin şimdiden enfekte olduğu tahmin ediliyor. Virüs, buradan Madagaskar, Somali, Kenya gibi Afrika ülkelerine ve Hindistan ile Güneydoğu Asya'ya hızla yayıldı. AVRUPA'DA YEREL BULAŞ ALARMI Salgınla ilgili en büyük endişe kaynağı ise virüsün Avrupa'ya sıçraması ve yerel olarak yayılmaya başlaması oldu. Mayıs ayından bu yana sadece Fransa ana karasında yaklaşık 800 "ithal" (seyahat kaynaklı) vaka tespit edildi. Daha da endişe verici olan gelişme ise, Fransa'nın güneyindeki bazı bölgelerde sivrisinekler yoluyla 12 yerel bulaş vakasının görülmesi oldu. Bu durum, virüsün artık Avrupa'daki sivrisinek popülasyonu aracılığıyla yayıldığını gösteriyor. Geçtiğimiz hafta İtalya'da da bir vakanın kayıtlara geçtiği bildirildi. TEDAVİSİ YOK, KORUNMA ŞART DSÖ yetkilileri, dünya çapında 119 ülkede yaklaşık 5,6 milyar insanın Chikungunya virüsü riski altında yaşadığını vurguladı. Aedes türü sivrisinekler, bilinen adıyla "kaplan sivrisineği" tarafından yayılan virüsün bilinen özel bir tedavisi bulunmuyor. Aynı sivrisinek türü, Dengue ve Zika virüslerini de taşıyor. Gündüz saatlerinde aktif olan bu sivrisinek türünden korunmak için DSÖ, böcek kovucu kullanımı, pencerelere sineklik takılması ve özellikle riskli bölgelerde uzun kollu giysiler giyilmesi gibi önlemlerin hayati önem taşıdığını belirtti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.