#İklim krizi

İLKHABER-Gazetesi - İklim krizi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İklim krizi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Murat Kurum COP31 yolunda Hatay'dan seslendi: Şehirlerin gücü afet direncinde saklı Haber

Murat Kurum COP31 yolunda Hatay'dan seslendi: Şehirlerin gücü afet direncinde saklı

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, küresel ölçekte iklim değişikliğine yönelik farkındalığın ulaştığı devasa boyutları dijital analizlerle ortaya koydu. Son iki aylık süreci kapsayan verileri paylaşan Kurum, dünya genelinde iklim krizine dair 39 milyon farklı içerik üretildiğini bildirdi. Bu paylaşımların 2 milyar etkileşim ve toplamda 196 milyar erişim rakamına ulaşması, meselenin artık sadece teknik bir başlık olmaktan çıkıp insanlığın ortak yaşam kaygısına dönüştüğünü kanıtlıyor. KÜRESEL İKLİM DİNAMİKLERİ VE DİJİTAL ETKİLEŞİM VERİLERİ Bakan Kurum, iklim değişikliğinin bireylerin gündelik yaşantısındaki somut etkilerine dikkat çekerek, bu konunun artık faturalardan gıda güvenliğine kadar geniş bir yelpazede değerlendirildiğini belirtti. Analiz sonuçlarına göre, iklim meselesi halk nezdinde soyut bir kavram olmaktan çıkarak, doğrudan güvenliği ve geleceği ilgilendiren bir gerçeklik halini aldı. Kurum, "İklim değişikliği artık insanların gündelik hayatına, şehirlerine, faturalarına, suyuna, gıdasına, güvenliğine ve geleceğe dair beklentilerine dokunan çok daha büyük bir başlık haline geldi" diyerek durumun ciddiyetine işaret etti. COĞRAFYALARA GÖRE DEĞİŞEN İKLİM ÖNCELİKLERİ VE ÇÖZÜMLER Araştırmanın en dikkat çekici yönlerinden biri de farklı bölgelerin iklim krizine bakış açısındaki farklılıklar oldu. Bakan Kurum, Kuzey Amerika'da ekonomik ve politik etkilerin ön planda olduğunu, Avrupa'nın ise karbon emisyonları ve fosil yakıtlardan uzaklaşma hedeflerine odaklandığını ifade etti. Asya kıtasında yenilenebilir enerji dönüşümü tartışılırken; Afrika ve Güney Amerika'da su ile gıda güvenliği gibi temel kalkınma meselelerinin öncelikli olduğunu vurguladı. Bu tabloyu yorumlayan Kurum, "İklim değişikliği küresel bir krizdir ama her coğrafyanın acısı, ihtiyacı, önceliği ve çözümü farklıdır" değerlendirmesinde bulundu. HATAY: DİRENÇLİ ŞEHİRLERİN SEMBOLÜ VE COP31 VİZYONU Türkiye'nin COP31 ev sahipliği yolculuğu kapsamında Hatay'da düzenlenen "Dirençli Şehirler" panelinde, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği temsilcilerinin de aralarında bulunduğu üst düzey isimler bir araya geldi. 6 Şubat depremlerinin ardından Hatay'ın gösterdiği dayanıklılığı örnek gösteren Kurum, şehirlerin gücünün nüfus veya ekonomiden ziyade afet hazırlığıyla ölçüldüğünü hatırlattı. Bakan Kurum, paneldeki hitabında şu ifadeleri kullandı: "Bugün şehirlerin asıl gücü; afetlere ne kadar hazır olduğu, insanına ne kadar güvenli bir gelecek sunabildiğiyle ölçülüyor. İşte şu anda içerisinde bulunduğumuz Hatay; bu yüzden çok özel bir yerde duruyor." ASRIN İNŞA SEFERBERLİĞİ VE SIFIR ATIK UYUMLU KONUTLAR Hatay'da hayata geçirilen projeleri uluslararası kamuoyuna anlatan Kurum, iklime dayanıklı, yenilenebilir enerji altyapısına sahip ve Sıfır Atık prensiplerine uygun inşa edilen afet konutlarının önemine değindi. Şehirlerin sadece binalardan ibaret olmadığını, yeniden tesis edilen hayatların da görülmesi gerektiğini belirten Kurum, COP31 sürecinde stratejik odak noktalarının "insan odaklı koruma politikaları" olacağını duyurdu. Bakan, iklimle mücadelenin bir çevre politikasından öte, doğrudan insan hayatını muhafaza etme sorumluluğu taşıdığının altını çizdi.

Dr. Tatar’dan kritik uyarı: Betonlaşan kentler afetlere davetiye çıkarıyor Haber

Dr. Tatar’dan kritik uyarı: Betonlaşan kentler afetlere davetiye çıkarıyor

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Adana Şube Başkanı Dr. Mehmet Tatar, son dönemde etkili olan aşırı yağışlar, sel ve heyelanlara ilişkin yaptığı açıklamada, Türkiye’nin iklim krizinin etkisiyle mevsim normallerinin üzerinde yağış aldığını belirtti. Özellikle Adana ve Antalya’da son yılların en yüksek yağış miktarlarının kaydedildiğini ifade eden Tatar, Aydın, Manisa ve Muğla’da çok sayıda heyelan yaşandığını, İzmir ve Adana’da ise sel nedeniyle konutların, iş yerlerinin ve tarım arazilerinin sular altında kaldığını söyledi. Yaşanan tabloyu yalnızca “aşırı yağış” ile açıklamanın sorumluluktan kaçmak anlamına geldiğini belirten Tatar, su baskınları ve toprak kaymalarının yerel yönetimler ile ilgili kamu kurumlarının afet sakınım planlarındaki zafiyetini ortaya koyduğunu vurguladı. “DERE YATAKLARINI BETONLA HAPSETMEK FELAKETİ BÜYÜTÜYOR” Dere yataklarının ıslah adı altında beton kanallara hapsedildiğini ya da yapılaşmaya açıldığını ifade eden Tatar, doğanın kendi yolunu bulmasıyla felaketlerin kaçınılmaz hale geldiğini kaydetti. Şehirlerde artan betonlaşmanın toprağın su emme kapasitesini yok ettiğini belirten Tatar, yetersiz drenaj sistemleri nedeniyle caddelerin adeta nehre dönüştüğünü söyledi. Afetlerle mücadelenin kağıt üzerinde değil, yerinde doğru araştırma, uygulama ve denetimle başlaması gerektiğini dile getiren Tatar, heyelan riski taşıyan alanların belirlenmesi ve zemin yapısına uygun yerleşim kararlarının hayati önem taşıdığını ifade etti. Sel ve taşkınlarla mücadelenin yalnızca şehir merkezinde değil, havza bazlı jeolojik, hidrojeolojik ve jeomorfolojik analizlerle ele alınması gerektiğini belirten Tatar, jeoloji mühendisliğinin göz ardı edilmesinin yeni felaketlere zemin hazırlayacağı uyarısında bulundu. “İMAR PLANLARINDA JEOLOJİK ETÜTLER TİTİZLİKLE İNCELENMELİ” Dr. Mehmet Tatar, yetkililere çağrıda bulunarak şunları söyledi: “Jeolojik verileri temel alan yasal düzenlemeler derhal hayata geçirilmeli. İmar planlarında jeolojik-jeoteknik etüt raporları titizlikle incelenmeli ve liyakatli denetim mekanizmaları kurulmalı. Heyelan ve taşkın riski yüksek bölgelerdeki yerleşimler, rant kaygısı gözetilmeksizin güvenli alanlara taşınmalı. Doğa olaylarını felakete dönüştüren ‘doğa’ değil, bilimi ve mühendisliği yok sayan insan kararlarıdır.”

Gelecek nesiller için ortak ses: İklim Ağı Haber

Gelecek nesiller için ortak ses: İklim Ağı

Türkiye’de faaliyet gösteren uzman sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelmesiyle kurulan İklim Ağı, iklim krizine karşı mücadelede iklim adaleti perspektifiyle hareket ediyor. Ağın temel hedefi, küresel ortalama sıcaklık artışını sanayileşme öncesi döneme kıyasla 1,5°C ile sınırlamak. Bu doğrultuda sera gazı emisyonlarının azaltılması ve iklim krizine karşı uyum tedbirlerinin geliştirilmesi için bilime dayalı ulusal politikaların oluşturulmasını destekliyor. İklim Ağı, çalışmalarını özellikle şu alanlarda yoğunlaştırıyor: Ulusal iklim politikalarının ve mevzuatın iyileştirilmesi ve uygulanması, enerji başta olmak üzere emisyon üreten sektörlerin dönüşümü, uluslararası iklim müzakereleri ve diplomasisi, adil geçiş süreçleri, iklim krizine uyum ve dayanıklılığın artırılması, politika ve stratejiler geliştirme ile savunuculuk ve iletişim faaliyetleri. Ağın faaliyetleri, herhangi bir ideoloji, siyasi parti veya inancı desteklemeden, toplumsal çıkarı öncelik alan bir yaklaşım üzerine kurulu. Hak ve adalet temelli, uzlaşmacı, şeffaf, katılımcı ve hesap verebilir çalışma anlayışıyla güvenilir ve tarafsız bir bilgi kaynağı olmayı hedefliyor. WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) Başkanı Füsun Gençsü, İklim Ağı’nın önemine dikkat çekerek, “İklim Ağı, bilimsel verilerle hareket eden ve toplumun her kesiminin sesini duyurabildiği bir iş birliği modelidir. İklim kriziyle mücadelede hep birlikte hareket etmek ve gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak için İklim Ağı’nın çalışmaları büyük önem taşıyor” dedi.

Beyşehir Gölü için alarm: Tarım ve Orman Bakanlığı eylem planı hazırlıyor Haber

Beyşehir Gölü için alarm: Tarım ve Orman Bakanlığı eylem planı hazırlıyor

Tarım ve Orman Bakanlığı, iklim krizi nedeniyle su seviyelerinde hızlı düşüş yaşanan Beyşehir Gölü için çalışmalara başladı. İç Anadolu’nun en büyük tatlı su kaynağı olan gölde, yağışların azalması, artan sıcaklıklar ve kontrolsüz su kullanımı ciddi kayıplara yol açtı. Tarımsal üretimden içme suyuna, turizmden ekosisteme kadar pek çok alanı etkileyen bu düşüş, gölü kritik eşik noktasına getirdi. Meteoroloji verilerine göre Türkiye, 2024’te son 54 yılın en sıcak yılını, 2025 Temmuz’unda ise son 55 yılın en sıcak temmuz ayını yaşadı. Ayrıca 2025 su yılı yağışları normalin yüzde 26 altında kalarak son 52 yılın en düşük seviyesine geriledi. Ulusal Su Kurulu’nun gündeminde Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı başkanlığında Aralık 2024’te toplanan Ulusal Su Kurulu, kuraklık tehdidi altındaki göller için eylem planı hazırlanmasına karar vermişti. İlk olarak Eğirdir Gölü için hazırlanan plan Haziran 2025’te açıklanırken, sırada Beyşehir, Akşehir, Eber, Bafa, Burdur, İznik, Seyfe ve Sapanca gölleri bulunuyor. Beyşehir için yol haritası Beyşehir Gölü’nde su seviyesinin korunması amacıyla hazırlıklar başladı. Maksimum su kotunun teyidi, Beyşehir Çayı’nın akış ve dağıtım kontrolleri, kıyı kenar çizgisi güncellemeleri ve havza sınırlarının belirlenmesi için incelemeler yapıldı. 25 Temmuz’da düzenlenen atölye çalışmasında; kontrolsüz su çekimleri, yüksek buharlaşma ve iklim değişikliğinin göldeki düşüşün başlıca nedenleri olduğu vurgulandı. Öne çıkan önlemler Hazırlanacak eylem planında yer alan tedbirler arasında sulama sistemlerinin modernizasyonu, yeraltı suyu kullanımının kontrol altına alınması, havzalar arası su transferleri, içme-kullanma suyu şebekelerinde kayıpların azaltılması, atık suların yeniden kullanımı ve su verimliliği projelerinin uygulanması bulunuyor.

Gürer: Ülkemizde manda sayısı 1 milyon 600 binden 170 bine düştü Haber

Gürer: Ülkemizde manda sayısı 1 milyon 600 binden 170 bine düştü

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, küresel iklim değişikliğinin hayvan varlığı üzerindeki etkilerini değerlendirerek, mandaların (yerel adıyla camızların) yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. Gürer, “Kuraklık gölleri, dereleri kurutuyor. Yeraltı suları çekiliyor. Su kaynaklarının tükenişi, üretim desenini ve hayvan varlığını da olumsuz etkiliyor” dedi. “Mandalar iklim değişikliği nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türkiye’de manda varlığındaki dramatik düşüşe dikkat çekti. 1960 yılında ülkede 1 milyon 600 bin manda bulunduğunu hatırlatan Gürer, bugün ise Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre bu sayının 170 bine gerilediğini belirterek şunları söyledi: Gürer, “Manda etinden, sütünden, derisinden ve bir dönem taşımacılıkta yük hayvanı olarak yararlanılırdı. Ancak bugün mandaya pek çok ilde rastlamak mümkün değil. Niğde’de hiç yok. Ereğli’de bir çiftlikte gördüğümüz mandaların sahibi bile hayvanları hobi amaçlı beslediğini, damızlık için Kayseri ve Urfa’dan getirdiğini söyledi. Manda su olmadan yaşayabilen bir hayvan değildir. Mutlaka bir su birikintisine ihtiyaç duyar. 30 derecenin üstündeki sıcaklıklarda yaşamını sürdürmesi problemli. Aynı şekilde -5 derecede de sürdürülebilirliği sıkıntılıdır. Özetle, iklim değişikliği mandanın neslini tehdit ediyor.” “Mandaya artık çoğu ilde rastlamak mümkün değil” Ömer Fethi Gürer, “Bir dönem eti, sütü, derisi ve yük taşıma kapasitesiyle vazgeçilmez olan mandaya artık ülke genelinde çoğu ilde rastlamak mümkün değil. Şu anda verilere göre sadece 170 bin manda var ve bunları 81 ile böldüğümüzde neredeyse her bölgeye birkaç tane bile manda düşmüyor. Belki de iklim değişikliğinde en uyarıcı tabloyu mandada görüyoruz. Önümüzdeki süreçte kuraklık devam ederse, ani hava değişimleri sürerse hem ürün desenleri hem de mevcut hayvanların bazılarının yaşamları daha da zorlaşacak. Manda su birikintisini özellikle seçer ve suyun olduğu yerde yaşam bulurdu. Su kaynakları kuruyor. Orta Anadolu’da su kuyuları 10-15 metreden çıkan yerde 200 metreye kadar düştü. Bazı bölgelerde derinden gelen sularda tuz oranı da yüksek. Su, Orta Anadolu için büyük bir soruna dönüşmüş. Göçmen kuşlar dahi sulak arazi arayışında. Kuraklık dörtnala geliyor” diye konuştu. “Kuraklık ve iklim değişikliği tarım ve hayvancılığı vuruyor” Manda sayısındaki düşüşe dikkat çeken CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Manda yoğurdu ve manda kaymağı besleyici özelliğiyle eşsiz lezzetler sunuyordu. Protein oranının yüksekliği sağlık açısından da faydalıydı. Ancak manda artık birçok çocuğun sadece resimlerde gördüğü bir hayvan konumuna erdi. Yaşam alanları daralıyor ve iklim değişikliğinin yansımasıyla ilk tükenen hayvan türleri arasında yerini alacak gibi görülüyor. Kuraklık yalnız üretimi vurmuyor. Susuzluk, Orta Anadolu’da yeraltı sularını 200 metre derinliğe kadar düşürdü. Acilen vahşi (salma) sulamadan modern sulamaya (damlama, yağmurlama vb.) geçiş sağlanmalıdır. Kapalı sistem sulama olmayan yerlerde tüm yatırımlar bu alana kaydırılmalıdır. Orta Anadolu’ya su gelmezse, gıda krizi kapıdadır. İktidar, 2026 yatırımlarında suya özel bir yer ayırmazsa gidiş iyi değildir. Yokuşa doğru süreç hızla ilerlemekte, çölleşme riski artmaktadır” şeklinde konuştu.

Çevrecilerden Tarım ve Orman Bakanlığı’na çağrı: Bu sezon avcılık ertelensin Haber

Çevrecilerden Tarım ve Orman Bakanlığı’na çağrı: Bu sezon avcılık ertelensin

Bu yaz mevsimi, Türkiye’nin dört bir yanında sıcaklık rekorlarının kırıldığı, kuraklığın doğayı ve yaban hayatını derinden etkilediği bir dönem olarak kayıtlara geçti. Özellikle ormanlar, meralar ve sulak alanlar susuzlukla mücadele ederken, yaban hayvanları da yiyecek ve su bulmakta büyük zorluklar yaşıyor. Üstelik ülke genelinde çıkan orman yangınları, birçok canlı türünün yaşam alanlarını yok etti, biyoçeşitlilik ağır bir darbe aldı. Bu olağanüstü koşullar altında, çevreciler ve doğa koruma dernekleri, Tarım ve Orman Bakanlığı’na seslenerek 2025-2026 kara avcılığı sezonunun ertelenmesi çağrısında bulundu. "Bu sezon tetik yerine deklanşöre basın" Çevreci avukat İsmail Hakkı Atal, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, iklim krizinin etkilerinin bu yaz daha da belirgin hale geldiğini belirterek şu ifadeleri kullandı: “Artan sıcaklıklar, azalan yağışlar ve kontrol altına alınamayan yangınlar, doğadaki dengeleri altüst etti. Yaban hayvanları yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayamaz durumda. Böyle bir dönemde avcılık, doğaya ve canlılara vurulacak ikinci bir darbedir. Bakanlık bu sezonda sorumlu bir adım atmalı ve av sezonunu ertelemelidir.” Avcılara da seslenerek tetik yerine deklanşöre basmalarını, doğayı ve hayvanları fotoğraflayarak katkı sunmalarını öneren Atal, "Avcılık bir gelenektir ancak, doğa bizim ortak mirasımızdır. Bu sezon av yerine fotoğraf çekerek hem vicdani hem de etik bir duruş sergileyebiliriz” dedi. Fotoğraf avcılığı: Yeni bir doğa yaklaşımı Çevreciler, bu zorlu koşullar altında doğayla barışık bir avcılık anlayışının teşvik edilmesi gerektiğini savunuyor. “Fotoğraf avcılığı” olarak adlandırılan yöntemle, yaban hayvanlarının silahla değil, objektifle “avlanması” öneriliyor. Bu yaklaşımın, doğayla daha derin bir bağ kurulmasına da olanak tanıdığı belirtiliyor. Bir karacanın zarif koşusunu, bir kekliğin kanat çırpışını ya da bir yaban domuzunun yavrularıyla olan anını fotoğraflamak; hem doğaya saygı duymanın bir yolu hem de gelecek kuşaklara bırakılacak eşsiz bir miras olarak görülüyor. Yaşanan iklim krizinin ve doğa tahribatının etkileri göz önüne alındığında, çevreciler bu yılki av sezonunun ciddi şekilde değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Avcılardan da daha duyarlı bir yaklaşım bekleniyor.

Oğuz Şahin'den 'Tarımda OHÂL' çağrısı Haber

Oğuz Şahin'den 'Tarımda OHÂL' çağrısı

Yerel yönetimler, çevre ve tarım alanlarında yüksek lisans düzeyinde eğitim alan, akademik çalışmalarını "Yeşil Yeni Düzen" adlı kitabında toplayan ve özellikle iklim göçü, ekolojik kentler ve yeşil ekonomi üzerine yaptığı analizlerle bilinen Oğuz Şahin, İklim krizi ve gıda güvenliği konusunda dikkati çeken açıklamalarda bulundu. Şahin, birkaç ay önce yayımlanan küresel gıda krizi raporuna işaret ederek, 53 ülkede 193 milyon insanın akut açlık kriziyle karşı karşıya kaldığını söyledi. Şahin, söz konusu raporda, savaşlar, COVID-19 pandemisinin ekonomik etkileri ve iklim değişikliğinin krizi tetikleyen üç ana unsur olarak öne çıktığını belirtti. Bu küresel tehditlere karşı hazırlıklı olunması gerektiğini vurgulayan Şahin, Türkiye'de tarım sektöründe ivedilikle olağanüstü hâl ilan edilmesi gerektiğini ifade etti. Yanlış tarım uygulamalarının yer altı su kaynaklarını tüketme noktasına getirdiğini belirten Şahin, “Her yıl yer altı suları yaklaşık 1 metre azalıyor. Tarımda verimli ovalarımıza uygun ürünler ekilmeli. Ukrayna tahıl ambarı olarak anılıyor, oysa bizim Çukurova ve Konya ovalarımız en az onun kadar değerli” dedi. İklim değişikliğinin en yıkıcı sonuçlarından birinin de iklim göçü olduğunu vurgulayan Şahin, yaşanan sel felaketlerinin, ekosistem kayıplarının ve toprak erozyonlarının sadece insanları değil, tüm canlıları etkilediğini belirtti. “Özellikle Batı Karadeniz ve Ankara’da görülen sel felaketleri, iklim olaylarının ne kadar değiştiğini ve yıkıcı etkilerinin nasıl hızla arttığını gösteriyor” diyen Şahin, bu felaketlerin göç hareketlerini de tetiklediğini dile getirdi. Şahin, 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi’nde iklim göçüyle ilgili herhangi bir tanımın bulunmadığına da dikkat çekerek, “Savaşlar ve siyasi nedenlerle göç edenler için uluslararası tanımlar var, ancak iklim nedeniyle yerinden edilen insanlar hiçbir sözleşmede yer almıyor. Bu boşluk, gelecekte çok ciddi insani krizlere yol açabilir” değerlendirmesinde bulundu. Sanayileşmiş ülkelerin çevre kaynaklarını fütursuzca kullandığını anlatan Şahin, “Fabrika bacaları, sanayi atıkları, ormansızlaşma ve aşırı tüketim alışkanlıklarıyla dünya her geçen gün yok oluşa doğru ilerliyor. Eğer buzullar tamamen erirse, okyanus seviyeleri yükselecek ve milyonlarca insan adalardan göç etmek zorunda kalacak” ifadelerine yer verdi. Küresel ısınmanın en büyük nedenlerinden birinin fosil yakıtların kullanımı olduğunu vurgulayan Şahin, karbon salımının atmosfere sera gazı birikmesine yol açtığını, bunun da dünyayı bir çarşaf gibi sardığını belirtti. Şahin, “Bu kirli enerji kaynakları yerine, acilen güneş, rüzgâr ve su gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına geçilmeli. Yeşil enerjiye geçiş sera gazlarını azaltır, doğayı korur ve iklim felaketlerinin önüne geçer” dedi. Avrupa Birliği’nin 2050 yılına kadar yeşil enerjiye geçme hedefini hatırlatan Şahin, İngiltere’nin bu hedefi 2030’a çektiğini ve bugün yüzde 80 oranında yeşil enerjiye geçmiş durumda olduğunu söyledi. Türkiye’nin de benzer adımlar atması gerektiğini vurgulayan Şahin, “Evimizden çıkmadan da bu dönüşüme katkı sağlayabiliriz. Bu, sadece çevresel değil, insani ve vicdani bir sorumluluktur” diye konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.