#israil

İLKHABER-Gazetesi - israil haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, israil haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İran’dan ABD ve İsrail’e ağır tonajlı füze tehdidi Haber

İran’dan ABD ve İsrail’e ağır tonajlı füze tehdidi

Orta Doğu’da sular durulmazken, İran’dan ABD ve İsrail’e yönelik stratejik hamleler gelmeye devam ediyor. Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından yürütülen "Gerçek Vaad 4" operasyonunun 31’inci dalgasının tamamlanmasının ardından, DMO Hava Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Hüseyin Mecid Musevi kritik bir askeri kararı kamuoyuyla paylaştı. Musevi, Tahran’ın saldırı kapasitesini artırdığını belirterek, "Bundan sonra 1 tondan daha hafif savaş başlığına sahip hiçbir füze fırlatılmayacak" dedi. Saldırıların şiddetinin ve sıklığının artacağını vurgulayan İranlı komutan, operasyonel kapsamın da genişletileceğini ifade etti. İran’ın füze gücündeki bu değişim, ülkenin yeni dini lideri Mücteba Hamaney döneminin ilk büyük askeri doktrini olarak değerlendiriliyor. DMO, Gerçek Vaad 4 operasyonunun son dalgasını "Lebbeyk ya Hamaney" parolasıyla gerçekleştirdiklerini ve bu saldırılarda süper ağır savaş başlıklarının kullanıldığını açıkladı. Bu yeni süreç, İran’ın bölgedeki ABD ve İsrail varlığına karşı konvansiyonel caydırıcılığını bir üst seviyeye taşıma çabası olarak görülüyor. İRAN’IN YENİ ASKERİ STRATEJİSİ VE AĞIR MÜHİMMAT KARARI Tuğgeneral Musevi’nin açıklamaları, İran’ın füze envanterinde nicelikten çok niteliksel bir değişime gittiğini gösteriyor. 1 ton ve üzeri savaş başlıklarının tercih edilmesi, hedeflenen noktalarda çok daha büyük bir yıkım etkisi yaratmayı amaçlıyor. Uzmanlar, bu kararın bölgedeki Amerikan askeri üsleri ve İsrail’in kritik altyapı tesisleri üzerindeki riskleri artıracağına dikkat çekiyor. Musevi, bu adımın sadece bir başlangıç olduğunu ve önümüzdeki dönemde operasyonel çeşitliliğin de artacağını dile getirdi. TRUMP’TAN HÜRMÜZ BOĞAZI VE SAVAŞIN SONUNA DAİR MESAJLAR ABD kanadında ise Başkan Donald Trump, İran’a yönelik yürütülen "Epic Fury" (Destansı Öfke) operasyonu hakkında değerlendirmelerde bulundu. Trump, operasyonun beklediklerinden çok daha hızlı ilerlediğini belirterek savaşın büyük ölçüde tamamlandığına inandığını söyledi. İran’ın hava kuvvetleri, deniz gücü ve iletişim ağlarının ciddi şekilde tahrip edildiğini savunan Trump, "Bir kurnazlık yapmaya kalkmasınlar, yoksa bu o ülkenin sonu olur" sözleriyle Tahran yönetimine sert bir uyarı gönderdi. STRATEJİK GEÇİŞ GÜZERGAHI HÜRMÜZ BOĞAZI KONTROL ALTINA MI ALINIYOR? Küresel petrol ticaretinin ana damarlarından biri olan Hürmüz Boğazı, gerilimin odak noktası olmaya devam ediyor. Başkan Trump, şu an için gemilerin boğazdan geçiş yaptığını ancak ABD’nin bu stratejik noktayı tamamen kontrol altına almayı planladığını ifade etti. Mücteba Hamaney ile herhangi bir iletişim kurmayacağını da ekleyen Trump, İran’ın askeri kapasitesinin tükenme noktasına geldiğini iddia etti. Buna karşılık İran tarafı, ağır savaş başlıklı füzelerle karşılık verme tehdidini sürdürerek bölgedeki tansiyonu zirvede tutuyor.

Call of Duty yaratıcılarından İran-İsrail savaşı itirafı: O senaryoyu reddettik Haber

Call of Duty yaratıcılarından İran-İsrail savaşı itirafı: O senaryoyu reddettik

Middle East Eye'ın özel haberiyle ortaya çıkan detaylara göre, Call of Duty serisinin arkasındaki beyin takımı ile yayıncı dev kuruluş arasında yıllar önce büyük bir "senaryo savaşı" yaşandı. Yayıncı firma, Orta Doğu'da dengeleri sarsacak bir kurgu üzerinde ısrar ederek İran'ın İsrail'e topyekûn saldırdığı bir senaryonun işlenmesini istedi. Ancak geliştirici ekip, bu baskının yaratıcı vizyonlarına ve etik değerlerine aykırı olduğunu savunarak projeye karşı çıktı. MODERN WARFARE SERİSİNİN PERDE ARKASI Serinin kurucu ortaklarından Vince Zampella, katıldığı bir podcast yayınında o dönemde yaşananları ilk kez detaylandırdı. 2000'lerin sonu ve 2010'ların başına dayanan bu süreçte, modern savaş temasına yeni bir soluk getirme bahanesiyle İran-İsrail geriliminin masaya getirildiğini belirtti. Ekibin bu teklifi "fazla siyasi, etik dışı ve tehlikeli" bulduğunu vurgulayan Zampella, süreci şu sözlerle anlattı: "Sadece bir eğlence ürünü tasarlamak istiyorduk. Gerçek dünyadaki bir barut fıçısını ateşleyecek veya bir tarafın propagandasını yapacak bir aracın parçası olmak, yaratıcı vizyonumuzla uyuşmuyordu." OYUN DÜNYASINDA YUMUŞAK GÜÇ ANALİZİ Uzmanlara göre oyun endüstrisi artık basit bir eğlence sektörü olmaktan çıkıp "soft power" olarak adlandırılan devasa bir yumuşak güç aracına dönüştü. Milyonlarca gencin zihninde belirli ülkelerin "saldırgan" olarak kodlanması, küresel kamuoyu algısını doğrudan etkileyebilecek bir potansiyel taşıyor. Yıllar önce reddedilen bu dijital savaş senaryosu, bugün Orta Doğu’da yaşanan gerçek askeri hareketlilikle kıyaslandığında, ticari kazanç hırsının jeopolitik sınırları zorladığını ve "dijital diplomasi" kavramını tartışmaya açtığını gösteriyor. BEYAZ SARAY'DAN ŞAŞIRTAN PAYLAŞIMLAR Bu tartışmalar sürerken, Beyaz Saray’ın resmi hesaplarından yapılan son paylaşımlar ise dijital kurgu ile gerçek savaşın arasındaki çizginin ne kadar inceldiğini kanıtladı. Bölgedeki askeri gerilimin zirve yaptığı 5 Mart tarihinde, Beyaz Saray'ın resmi sosyal medya hesabı üzerinden yapılan bir video paylaşımındaki "Call of Duty: Modern Warfare 3" detayı dünyayı şaşkına çevirdi. Hemen ardından İran saldırılarının "GTA" oyunu montajıyla servis edilmesi, oyunların siyasi bir propaganda ve iletişim aracına dönüşme riskini yeniden küresel gündemin üst sıralarına taşıdı.

Doç. Dr. Akıncı: İsrail-İran gerilimi küresel barışı tehdit ediyor Haber

Doç. Dr. Akıncı: İsrail-İran gerilimi küresel barışı tehdit ediyor

Adana Alparslan Türkeş Üniversitesi'nden Doç. Dr. Berat Akıncı, Orta Doğu'da artan gerilimin yalnızca bölgeyi değil küresel barışı da tehdit ettiğini söyledi.İsrail ile İran arasında başlayan ve kısa sürede bölgeye yayılan gerilim sekizinci gününde de devam ediyor. İsrail'in İran'a yönelik saldırılarıyla başlayan çatışmalarda karşılıklı saldırılar sürerken bölgede tansiyon giderek yükseliyor. İsrail'in İran'daki bazı askeri ve stratejik hedefleri vurmasının ardından İran da misilleme saldırıları düzenledi. Karşılıklı saldırılar devam ederken gerilimin yalnızca 2 ülkeyle sınırlı kalmazken Hatay'a da füze parçası düştü. Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) bölgede bulunan askeri üsleri ve İsrail'e verdiği destek de çatışmanın daha geniş bir alana yayılabileceği yönündeki kaygıları artırırken uzmanlar ise savaşta, Lübnan başta olmak üzere bölgedeki farklı aktörlerin de sürece dahil olabileceği yönünde endişelerini dile getiriyor. "Bu gerilim küresel barışı da tehdit ediyor" Konuyla ilgili Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Berat Akıncı, değerlendirmelerde bulundu. Doç. Dr. Berat Akıncı, İsrail'in İran'a yönelik müdahalesinin yalnızca İran için değil tüm bölge ve küresel barış için tehdit oluşturduğunu söyleyerek, "En çok endişe duyulan konu İsrail-İran savaşının bölgeye ve küresel sisteme yayılmasıydı. Gelinen noktada İsrail'in Lübnan başta olmak üzere farklı bölgelere yönelik saldırıları, bu endişelerin ne kadar yerinde olduğunu gösteriyor" dedi. "ABD'nin güvenlik politikalarının merkezinde İran var" ABD'nin bölgedeki güvenlik politikalarının merkezinde İran'ın askeri ve nükleer kapasitesinin geriletilmesinin bulunduğunu ifade eden Akıncı, "ABD, İran'ın özellikle İsrail'i vurabilecek askeri kapasitesini düşürmeye yönelik politikalar izliyor. Bu kapsamda bölgedeki askeri üsler üzerinden İran'a yönelik operasyonların gerçekleştirildiğini görüyoruz" diye konuştu.İran'ın ABD üslerine yönelik saldırılarını mütekabiliyet çerçevesinde değerlendiren Akıncı, İran'ın bölgede denge oluşturabilmesi için bölge ülkeleriyle ilişkilerini güçlü tutması gerektiğini söyledi. "Vekil güçler savaşın yayılma riskini artırıyor" Vekil güçlerin savaşın yayılma riskini de arttırdığına değinen Doç. Dr. Berat Akıncı, daha sonra şunları söyledi: "Şu an yaklaşık 10 ülke İran'ın saldırılarından etkilenmiş durumda. ABD üslerine müdahaleler oldu. Diğer taraftan İsrail ve ABD'nin İran ile Lübnan'a yönelik ciddi saldırıları gerçekleşti. Vekil unsurların devreye girmesi, savaşın önce bölgesel sonra da küresel boyuta ulaşma riskini artırıyor. Uluslararası toplumun daha aktif rol üstlenmesi gerekiyor." "Türkiye bölgede önemli bir denge unsuru" Uluslararası toplumun sürece müdahil olması gerektiğini vurgulayan Akıncı, tüm Birleşmiş Milletler üyesi devletlerin hukukun üstünlüğünü esas alan bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini anlattı. Türkiye'nin bölgede önemli bir denge unsuru olduğunu belirten Akıncı, "İran, ABD ve İsrail karşısında denge oluşturmak istiyorsa bölge ülkelerine ihtiyaç duyuyor. Bu noktada en önemli aktörlerden biri Türkiye. İran barış görüşmelerini Umman yerine İstanbul'da yapmayı kabul etseydi, savaş başlamadan önce masada çözüm üretilebilirdi" dedi. Bölgede kaotik bir ortamın bulunduğunu ifade eden Akıncı, savaş ortamında algı operasyonlarının da devreye girebildiğini belirterek bölge ülkelerinin dikkatli ve temkinli hareket etmesi gerektiğini söyledi.

İsrail'in kısıtlamaları nedeniyle Mescid-i Aksa'da cuma namazı sadece vakıf yetkililerince kılındı Haber

İsrail'in kısıtlamaları nedeniyle Mescid-i Aksa'da cuma namazı sadece vakıf yetkililerince kılındı

İsrail, İran'a yönelik saldırıların başlamasından itibaren aldığı toplanma yasağı gerekçesiyle Aksa'nın kapılarını kapalı tutuyor. 28 Şubat'tan itibaren Aksa'da sadece güvenlik görevlileri ve Kudüs İslami Vakıflar Dairesi çalışanları bulunuyor; söz konusu kişiler ezanı vakitlerinde okuyup, namazları kılıyor. Filistinliler, İsrail'in kısıtlama tedbirleri nedeniyle kapılarını kapalı tuttuğu ve ramazanın üçüncü cumasında da açmadığı Mescid-i Aksa'da cuma namazlarını eda edemedi. Müslümanlar için en kutsal üçüncü mabet olan Mescid-i Aksa'ya girişine izin verilmeyen Filistinliler, Doğu Kudüs'ün Ras el-Amud Mahallesi'nde cuma namazı kıldı. Aksa'da ise sadece vakıf yetkilileri, cuma namazı kılınmamış olmasın diye namazlarını burada eda etti. Mescid-i Aksa'nın kapalı olması ve ramazanda cuma namazının kılınamaması Filistinli Müslümanları derinden üzüyor. "AKSA BİZİM PARÇAMIZ, BİZ AKSA'NIN PARÇASIYIZ" Kudüs'te yaşayan Filistinli Nefis Huveyr, Mescid-i Aksa'nın kapatılmasının kabul edilemez olduğunu belirterek, "Aksa bizim parçamız, biz Aksa'nın parçasıyız." dedi. Huveyr, çok üzgün ve acılı olduğunu vurgulayarak Aksa'nın çevresine gittiğini ama içeri alınmadığını, bunu anlamanın mümkün olmadığını ifade etti. İsrail'in kendisi hakkında daha önce pek çok kez Aksa'dan uzaklaştırma kararı çıkardığını ancak kendisi gidemese bile gidenleri görüp bir nebze olsun içini rahatlattığını söyleyen Huveyr, "Tüm cemaatin, tüm Müslümanların uzaklaştırılması, Aksa'nın kapatılması kabul edilemez. Bu camilere, kutsal mekanlara savaş açmaktır. Bunu anlamamız mümkün değil. Bu bizim içimizi acıtıyor. " diye konuştu. Filistinli kadın, İsrail'in kendisini daha önce gözaltına aldığını, Aksa'ya 100 metreden fazla yaklaşmasını engelleme kararı verdiğini belirterek ayaklarından rahatsız olmasına rağmen Aksa'yı görebilmek için her gün Zeytin Dağı'na geldiğini anlattı. Evinin Aksa'dan 2 dakikalık uzaklıkta olduğunu, buna rağmen hakkında uzaklaştırma kararı olduğu için teravih namazlarını kış da olsa hava soğuk da olsa Aksa'ya en yakın yerde kılmaya çalıştığını aktaran Huveyr, "İşgalciler, zalim, acımasız. Üzüntümü anlatacak kelimeler bulamıyorum." ifadelerini kullandı. İSRAİL KISITLAMALARI İsrail polisinden yapılan açıklamada, İran'a saldırıların başlamasının ardından getirilen kısıtlamalar kapsamında, Mescid-i Aksa dahil olmak üzere Kudüs’teki Eski Şehir’de bulunan kutsal mekanlara ibadet etmek isteyenlerin ve ziyaretçilerin girişine izin verilmeyeceği kaydedilmişti. Benzer kısıtlamalar Kudüs’teki diğer dini mekanları da kapsıyor; bunlar arasında dünya çapında Hristiyanlar için en kutsal kiliselerden biri kabul edilen Kıyamet Kilisesi (Kutsal Kabil Kilisesi) de yer alıyor.

Orta Doğu'daki çatışmalar Türkiye'nin lojistikteki güvenli konumunu öne çıkarıyor Haber

Orta Doğu'daki çatışmalar Türkiye'nin lojistikteki güvenli konumunu öne çıkarıyor

İsrail ve ABD’nin 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı askeri saldırılar ve İran’ın misillemeleri sonrası küresel ticaretin ana geçiş noktalarından Hürmüz Boğazı’nda riskler arttı. İran donanması gerilimin ardından Boğaz’dan geçişlerin kapatıldığını duyurdu. İran’ın da İsrail ve bazı ülkelere yönelik füze saldırıları sonrası bölgede gerilim tırmanırken, Orta Doğu’daki kara yolu taşımacılığı hatlarında güvenlik endişeleri arttı. Bölgedeki saldırılar ve artan riskler nedeniyle bazı lojistik firmaları sevkiyatlarını sınırlandırırken, taşımacılar alternatif güzergah arayışına yöneliyor. Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) Yönetim Kurulu Başkanı Şerafettin Aras, yaptığı açıklamada, mevcut gelişmelerin Türkiye’nin iç taşımalarına doğrudan etkisinin bulunmadığını belirterek, “İran hattında sektörün daha temkinli hareket ettiği bir dönem yaşanmaktadır. Bazı firmalar İran seferlerini geçici olarak azaltmış veya alternatif güzergahları değerlendirmeye başlamıştır.” dedi. Bölgedeki güvenlik ortamı nedeniyle Uluslararası Karayolu ile Eşya Taşıma Sözleşmesi (CMR) ve kasko poliçelerinde belirsizlikler oluşabildiğini, sürücülerin de bu nedenle güvenlik konusunda hassasiyet gösterdiğini dile getiren Aras, özellikle yakıt temini ve bazı ana güzergahlardaki risk algısının firmaların planlamalarını etkilediğini anlattı. “UZUN SÜRELİ VE SİSTEMSEL BİR KAPANMA BEKLENMİYOR” Şerafettin Aras, Gürbulak ve Bazargan sınır kapılarında geçişlerin tamamen durmadığını, daha kontrollü ve sınırlı şekilde devam ettiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Irak’a yönelik transit taşımalar genel olarak sürmektedir. Suriye hattında ise son dönemde gündeme gelen yeni geçiş imkanları Arap ülkelerine ulaşım açısından alternatif oluşturabilecek niteliktedir. Ancak bölgedeki genel güvenlik durumu nedeniyle sektör bu hatta da temkinli yaklaşmaktadır. Mevcut gelişmelerin uzun süreli ve sistemsel bir kapanmaya dönüşmesi beklenmemekle birlikte dönemsel aksaklıklar yaşanabileceği değerlendirilmektedir. İran genelinde risk algısının yükseldiği görülmektedir. Özellikle Tahran, Tebriz, Urumiye ve Bender Abbas Limanı çevresindeki askeri hareketlilik ticari akışın hızını azaltmıştır. Bender Abbas çevresinde de ticari faaliyetler önemli ölçüde yavaşlamıştır.” “ORTA KORİDOR VE KALKINMA YOLU PROJESİ STRATEJİK ÖNEMİNİ BİR KEZ DAHA ORTAYA KOYUYOR” UND Başkanı Aras, mevcut gelişmelerin Türkiye’nin uzun süredir gündemde olan Orta Koridor ve Kalkınma Yolu Projesi'nin stratejik önemini bir kez daha ortaya koyduğunu ifade ederek, Orta Koridor'un Avrupa ile Orta Asya ve Uzak Doğu arasındaki taşımalar için önemli bir alternatif sunduğunu, bu hattın etkin kullanılabilmesi için Hazar Denizi’ndeki Ro-Ro ve feribot kapasitesinin artırılması ve maliyetlerin düşürülmesi gerektiğini söyledi. Kalkınma Yolu Projesi'nin önemine işaret eden Aras, bu projenin Türkiye ile Körfez ülkeleri arasında yeni ve güçlü bir lojistik hat oluşturma potansiyelinin bulunduğunu bildirdi. Suudi Arabistan’ın Türk sürücülere yönelik vize uygulamasının halen yeniden başlatılmadığını, bu durumun Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerine uzanabilecek önemli bir kara yolu lojistik koridorunun gelişimini sınırladığını aktaran Aras, koridorun etkin şekilde işlemesinin yalnızca Türkiye için değil, Körfez ülkeleri açısından da ticaretin hızlanması ve tedarik zincirlerinin çeşitlenmesi bakımından önemli kazanımlar sağlayabileceğini söyledi. Genel çerçevede Türkiye'nin lojistik altyapısı ve coğrafi konumuyla bu süreçte önemli bir rol üstlenmeye hazır olduğunu dile getiren Aras, bölgesel işbirliği ve lojistik kapasitenin güçlendirilmesi ile mevcut zorlukların aynı zamanda yeni fırsatlara dönüşmesinin mümkün olduğunu sözlerine ekledi. “SAVAŞ RİSKİ PRİMİ VE EK SİGORTA TEMİNATLARINDA CİDDİ ARTIŞLAR GÖRÜLÜYOR” Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği (UTİKAD) Başkanı Bilgehan Engin de Hürmüz Boğazı’nın küresel petrol ticaretinin yaklaşık üçte birinin ve LNG ticaretinin önemli bir bölümünün geçtiği stratejik bir güzergah olduğuna dikkati çekti. İran’ın geçişleri kısıtlamasının öncelikle enerji arz güvenliği üzerinden küresel lojistik sistemini etkilemeye başladığını dile getiren Engin, enerji fiyatlarındaki artışın deniz yolu, hava yolu ve kara yolunda bunker, yakıt ve operasyon maliyetlerini artırdığını, bunun da navlun fiyatlarına yansıdığını anlattı. Engin, “Bununla birlikte, yalnızca yakıt değil savaş riski primi ve ek sigorta teminatlarında da ciddi artışlar görülüyor. Hatta sigorta şirketleri Hürmüz Boğazı’nı teminat dışı tutmaya yönelik açıklamalar yapmaya başladı. Dolayısıyla sefer iptali veya rota değişikliği kapasite daralmasına sebep olacaktır ve transit süreler uzayacaktır. Özellikle Körfez limanlarına yönelik konteyner, tanker ve dökme yük taşımalarında arz şoku gözlemliyoruz. Bu durum uzun vadede sürdürülemez” dedi. Küresel ticaret sisteminin alternatif güzergah ve tedarik kaynakları üretme eğiliminde olduğunu kaydeden Engin, şu açıklamalarda bulundu: “Suudi Arabistan ve BAE’nin boru hatları, Kızıldeniz bağlantıları ve Doğu Akdeniz üzerinden yön değiştiren akışlar belirli ölçüde denge sağlar. Navlun ve sigorta maliyetlerindeki sert artışlar genellikle kriz dönemlerinde tavan yapar, ardından piyasa adaptasyonu ile kademeli olarak normalize olur. Bununla birlikte, jeopolitik risk kalıcı hale gelirse ‘yeni normal’ daha yüksek risk primi içerebilir. Bu da küresel lojistikte maliyet tabanını yukarı çeker, tedarik zincirlerinde bölgeselleşme ve nearshoring eğilimini güçlendirir.” “TÜRKİYE ALTERNATİF LOJİSTİK HUB OLARAK ÖNE ÇIKABİLİR” UTİKAD Başkanı Engin, çatışmaların uzaması durumunda deniz yolunda rota sapmalarının, gemi beklemelerinin ve liman yoğunluklarının artacağını belirterek, Kızıldeniz ve Körfez hattındaki risk algısının gemilerin daha uzun rotalara yönelmesine neden olabileceğini söyledi. Bu durumun transit sürelerini uzatacağını ve navlun fiyatlarını artıracağını dile getiren Engin, şu değerlendirmelerde bulundu: “Konteyner ekipman dengesizliği ve boş konteyner repositioning maliyetleri de artış gösterebilir. Hava yolunda ise hava sahası kısıtlamaları ve güvenlik riskleri nedeniyle uçuş rotaları uzamaya başladı. Slot planlamalarının olumsuz etkilenmesi transit süreleri artırdı ve kargo kapasitesi daraldı. Özellikle Orta Doğu aktarmalı hatlarda hava kargo navlunlarında artış gözlemlemeye başladık. Kara yolunda İran üzerinden Orta Asya ve Körfez’e uzanan hatlar risk teşkil edecektir ve alternatif rotalar gündeme gelecektir. Bu süreçte sınır geçiş süreleri uzayabilir, sigorta ve güvenlik maliyetleri artabilir. Bu durum Türkiye’nin İran transitli taşımalarında belirsizlik yaratır.” Engin, Türkiye açısından tablonun çift yönlü olduğuna işaret ederek, “Bir yandan İran ve Körfez bağlantılı ticarette maliyet ve sürelerin artma ihtimali bulunurken, diğer yandan Türkiye Orta Koridor, Doğu Akdeniz ve Karadeniz bağlantıları sayesinde alternatif bir lojistik hub olarak öne çıkabilir.” dedi. Avrupa-Asya ticaretinde Türkiye’nin jeostratejik konumunun güçlenebileceğini ancak enerji maliyetlerindeki artışın Türkiye’deki taşıma maliyetlerini yukarı çekeceğini dile getiren Engin, “Bu nedenle Türkiye için kritik husus modlar arası entegrasyonu güçlendirmek, demir yolu ve liman kapasitesini artırmak ve alternatif koridorlara yatırım yaparak risklerin olumsuz etkilerini minimize edebilir.” şeklinde konuştu.

ABD ve İsrail’in İran operasyonunda yapay zeka tartışması Haber

ABD ve İsrail’in İran operasyonunda yapay zeka tartışması

ABD'nin, İran'da saldırı planlamasında, ABD merkezli teknoloji şirketi Anthropic'in istihbarat analizi yapabilen ve karar verme sürecini hızlandıran "Claude" adlı yapay zeka modelini kullandığı basına yansıdı. Claude gibi yapay zeka destekli sistemler, insansız hava aracı görüntüleri, iletişim dinlemeleri ve insan istihbaratı gibi farklı kaynaklardan gelen büyük miktardaki veriyi hızla analiz ederek potansiyel hedefleri belirleyebiliyor ve saldırı seçenekleri oluşturabiliyor. Bu teknoloji, çatışma sırasında hedef tespiti, hukuki değerlendirme ve saldırı kararları arasındaki süreci hızlandırarak "öldürme zinciri" olarak adlandırılan hedefleme süresini önemli ölçüde kısaltıyor. ABD ve İsrail'in, İran'a yönelik saldırılarda yapay zeka modellerini kullanması, bu teknolojilerin çatışmalardaki rolü ve uluslararası hukuk açısından doğurduğu riskleri yeniden gündeme getirdi. YAPAY ZEKA DESTEKLİ HEDEFLEME ÖLDÜRME ZİNCİRİNİ KISALTIYOR Kanada'nın Ontario eyaletinin Toronto kentinde yer alan York Üniversitesinde Uluslararası Hukuk Profesörü Heidi Matthews, yapay zekanın, çatışmalarda oynadığı rolü ve bunun uluslararası hukuk açısından doğurduğu riskleri AA muhabirine değerlendirdi. Matthews, yapay zekanın askeri operasyonlarda hedef belirleme süreçlerinde kullanılmasının uluslararası hukuk ve insan hakları çevrelerinde uzun süredir ciddi endişelere yol açtığını belirtti. Uluslararası insancıl hukukta tarafların, siviller ile savaşan unsurlar arasında açık bir ayrım yapmak zorunda olduğunu vurgulayan Matthews, hedef belirleme süreçlerinde doğrulama, önlem alma ve sivillere saldırı öncesinde kaçabilmeleri için yeterli süre tanınması gibi kuralların bulunduğunu dile getirdi. Matthews, "Yapay zeka ile gördüğümüz şey şu; makinelerin hedef belirleme kararlarının alınmasında sadece yoğun şekilde rol oynamakla kalmayıp, insan unsurunu tamamen ortadan kaldırmasa da çok güçlü bir şekilde ortadan kaldırdığı... Yaptıkları şey, hedef belirleme, önceliklendirme ve saldırı arasındaki süreyi kısaltmak. Bu, bazen çirkin bir ifadeyle 'öldürme zincirini kısaltmak' olarak adlandırılıyor." ifadelerini kullandı. Bu sayede hedeflemenin daha hızlı hale geldiğini belirten Matthews, bu durumun askeri açıdan avantaj sağlasa da siviller ve hukuki sorumluluklar açısından riskler doğurabileceğini aktardı. Matthews, karar alma süreçlerinde insan unsurunun giderek azalmasının, orantılılık ve hedef doğrulama gibi hukuki gerekliliklere uymayı zorlaştırabileceğini ve bu durumun sivillerin daha fazla zarar görmesine yol açabileceğini dile getirdi. YAPAY ZEKA DESTEKLİ HEDEFLEMENİN İRAN'DA KULLANIMI Matthews, İran'da sivillerin hayatını kaybettiği bazı saldırılarda yapay zekanın hedefleme süreçlerinde rol oynamış olabileceğine ilişkin endişelere dikkati çekti. ABD ve İsrail'in, İran'a yönelik saldırılarında da yapay zeka tabanlı sistemlerin hedef belirleme süreçlerinde kullanıldığına ilişkin haberler bulunduğunu hatırlatan Matthews, söz konusu saldırılarda yapay zekanın rolünün olup olmadığının araştırılması gerektiğini vurguladı. Matthews, "Yapay zeka araçlarının, ABD tarafından İran'da hedef belirleme ve önceliklendirme amacıyla da yaygın olarak kullanıldığını biliyoruz. Bu da bize, 150'den fazla kişinin öldüğü ve 100'den fazla kişinin yaralandığı Minab'daki kız ilköğretim okuluna yapılan saldırıya yapay zekanın katkıda bulunmuş olabileceğinden şüphelenmemiz için neden veriyor." diye konuştu. Konuya ilişkin soruşturmaların sonuçlanmasını ve daha fazla bilginin açıklanmasını beklediğini aktaran Matthews "Yapay zeka ve hedef belirleme konusunda bildiklerimiz, başarısızlık oranı ve bu makinelerin hata yapma olasılığı göz önüne alındığında, bu trajik olayda yapay zekanın rol oynayıp oynamadığı ve ne ölçüde rol oynadığı konusunda gerçekten keskin sorular sormak için ciddi nedenler olduğunu düşünüyorum." değerlendirmesinde bulundu. Matthews, hedef belirleme ve önceliklendirme süreçlerinde yapay zekanın yaygın kullanımının sivil hastanelerin yanlış tanımlanması gibi riskler doğurabileceğini belirterek, böylece kararların ciddi hatalara açık hale geldiğinin altını çizdi. YAPAY ZEKA DESTEKLİ HEDEFLEMENİN GAZZE'DE KULLANIMI Matthews, "Uluslararası hukuk ve insan hakları toplulukları, özellikle İsrail ordusu tarafından Gazze'de hedef belirleme ve önceliklendirme konusunda yapay zekanın kullanımının büyük ölçüde artması konusunda raporlar yayımlıyor ve eleştirilerde bulunuyor." dedi. İsrail ordusunun, Gazze'de hedef tespiti ve önceliklendirmede "Lavender" ve "Where's Daddy" gibi yapay zeka sistemlerini yoğun biçimde kullandığını hatırlatan Matthews, söz konusu sistemlerin "savaşan unsurları tespit etmek ve evlerine girdiklerinde onları hedef almak için" tasarlandığını kaydetti. Matthews, bu tür uygulamaların çoğu zaman aile üyeleri ve sivillerin de zarar gördüğü "ikincil hasarlara" yol açabildiğini ve bunun uluslararası insancıl hukuk açısından ciddi sorunlar doğurduğunu belirtti. İsrail'in Gazze'deki saldırılarında yapay zeka teknolojilerini kullanmasının teknik hata riskini artırabileceğini vurgulayan Matthews, bu durumun orduların orantılılık değerlendirmelerinde sivil kayıp eşiğini de genişletebileceğini ifade etti. YAPAY ZEKA, ÇATIŞMALARDA SAHTE HABER ÜRETMEYE YARDIMCI OLABİLİR Matthews, yapay zeka teknolojilerinin son yıllarda hızla yaygınlaşarak günlük yaşamın pek çok alanında olduğu gibi askeri alanda da kullanılmaya başlandığını söyledi. Bu teknolojilerin birçok sektörde hızla benimsenmesine rağmen, yapay zekanın özellikle yaşam ve ölüm kararlarının söz konusu olduğu askeri operasyonlardaki rolüne ilişkin yeterli politika tartışması yürütülmediğini vurgulayan Matthews, bu konuda daha kapsamlı değerlendirmelere ihtiyaç olduğunu dile getirdi. Matthews, yapay zekanın yalnızca askeri operasyonlarda değil, aynı zamanda yanlış bilgi ve dezenformasyonun yayılmasında da önemli bir rol oynayabildiğini belirtti. İran'ın Minab kentinde bir kız ilkokuluna düzenlenen ve çok sayıda kişinin hayatını kaybettiği saldırının ardından sosyal medyada yayılan bazı görüntülerle ilgili yapay zeka araçlarının yanlış değerlendirmelerde bulunduğuna işaret eden Matthews, bu durumun kamuoyunda yanlış bilgilerin yayılmasına yol açabildiğini kaydetti. Matthews, yapay zeka araçlarının zaman zaman hatalı sonuçlar üretebildiğini ve özellikle silahlı çatışma gibi hassas konularda bu durumun ciddi sonuçlar doğurabileceğini vurguladı. Yanlış bilgi ve dezenformasyonun yayılmasının gerçeklerin sorgulanmasına yol açabileceğine dikkati çeken Matthews, silahlı çatışmalar bağlamında bu durumun savaş suçları gibi ciddi iddiaların değerlendirilmesini de zorlaştırabileceğini söyledi. Matthews, "Trump döneminde on yıldan fazla süredir var olan sahte haber fenomeninin bir parçası, şüphe tohumuna, yanlış bilgiye ya da dezenformasyona dayanması. Bu tohum bir kez ekildiğinde, doğruluk meselesi bir şekilde ortadan kalkar ve böylece gerçeklik ilk kurban haline gelir." ifadelerini kullandı. Sahte haberlerin, çatışmalarda suçları meşruymuş gibi gösterebileceğine ya da gizleyebileceğine işaret eden Matthews, silahlı çatışmalarda savaş suçlarına varan çok ciddi durumlardan bahsederken bu dilin kullanılabileceği konusunda uyarıda bulundu.

İtalya sahaya iniyor: Orta Doğu’ya savunma kalkanı, GKRY’ye deniz gücü Haber

İtalya sahaya iniyor: Orta Doğu’ya savunma kalkanı, GKRY’ye deniz gücü

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a saldırmasıyla başlayan ve İran'ın bölge ülkelerine misillemeleriyle süren Orta Doğu'daki krize ilişkin Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ile Savunma Bakanı Crosetto, İtalyan parlamentosunun alt kanadı Temsilciler Meclisine bilgi verdi. Crosetto, İran'dan Körfez ülkeleri ve bölge ülkelerine fırlatılan balistik füzeleri hatırlatarak, "Bu, İtalya'nın istediği veya arzuladığı bir savaş değil. Türkiye'de ve Kıbrıs'ta yaşananlar nedeniyle, Genelkurmay Başkanı'na ulusal hava ve balistik füze savunmasının en yüksek seviyeye çıkarılması talimatı verdim. NATO ve müttefiklerle koordinasyon halindeyiz çünkü pervasız bir tepki karşısında her şeyin beklenebileceğini söylüyorum." dedi. İtalya'nın Orta Doğu'daki askeri varlığını yeniden değerlendirdiğini belirten Bakan Crosetto, "Bölgedeki varlıklarımızı yeniden değerlendirmeli ve zor durumdaki dost ülkelerin taleplerine cevap vermeliyiz. Orta Doğu'da insansız hava aracı ve füze savunma sistemleriyle çok yönlü bir varlık konuşlandırmayı planlıyoruz." diye konuştu. Crosetto, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın ilgili maddeleri uyarınca GKRY'nin korunmasına dair bir sinyal vermek istediklerine işaret ederek, "Birkaç gün içinde İspanya, Fransa ve Hollanda ile beraber Kıbrıs'ı korumak için deniz kuvvetleri göndereceğiz." ifadesini kullandı. "ÇATIŞMANIN TIRMANMA RİSKİ GERÇEK ANLAMDA MEVCUT" Tajani de dün İran'dan ateşlenerek Türkiye'nin hava sahasına yönelen balistik mühimmatın düşürülmesini hatırlatarak, "Ne yazık ki son birkaç saatte durum daha da olumsuz bir gelişme gösterdi. İran, Körfez ülkeleri genelinde stratejik altyapı, askeri tesisler, havaalanları, oteller, yerleşim merkezleri ve diplomatik misyonlara karşı füze ve insansız hava araçlarıyla ayrım gözetmeyen saldırılar düzenlemeye devam ediyor ve bu sabah da Azerbaycan'a saldırdı." dedi. Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn'in hava savunma sistemlerinin, İran'dan fırlatılan füzeleri engellemeye çalıştığını söyleyen Tajani, "Bu sürekli gelişen durumda, çatışmanın tırmanma riski gerçek anlamda mevcut." diye konuştu. Tajani, kriz bölgelerinde doğrudan ya da dolaylı etkilenen 100 bin kadar İtalyan bulunduğunu, önceliklerinin bölgedeki vatandaşlarının güvenliği olduğunu ayrıca Körfez ülkelerindeki vatandaşlarının tahliye edilmesine yönelik "charter" seferlerin gelecek günlerde süreceğini sözlerine ekledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.