#ithalat

İLKHABER-Gazetesi - ithalat haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, ithalat haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Gürer: Hayvancılıkta sorunlar seyredilerek çözülmez Haber

Gürer: Hayvancılıkta sorunlar seyredilerek çözülmez

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, saha ziyaretlerinde besici ve süt inekçiliği yapan üreticilerle bir araya geldi. Gürer, üreticilerin en büyük sorununun artan ahır giderleri ve durdurulamayan yem fiyatları olduğunu belirterek, “Süt yemi vermeden süt verimini artırmak mümkün değil. Ancak yem fiyatları sürekli artarken, süt fiyatları üreticinin maliyetlerini karşılamıyor” dedi. “SÜT İNEKÇİLİĞİNDE MALİYET ARTIŞI, ÇİFTÇİYİ MAĞDUR EDİYOR” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, hayvancılığın emek yoğun yapısına dikkat çekerek, “Hayvancılık zor bir iş. Yirmi dört saat hayvanla ilgilenmek zorundasınız. Bakımından doğumuna kadar sürekli ilgi ve takip gerekir. On iki ay kapalı kalan hayvanda refahı ne kadar sağlarsanız o kadar fayda elde edilir. Süt yemi vermeden süt verimini artıramazsınız. Ülkemizde büyükbaş hayvanda mera hayvancılığı da bitmek üzere. Yem fiyatları düzenli artıyor. Süt inekçiliği yapanların en büyük derdi, yem fiyatındaki artışa gelirlerinin yetişmemesidir. İthal yem fiyatlarındaki artış, doğrudan hayvancılık yapanın canını yakarken süt inekçiliği yapanların mağduriyetini de derinleştiriyor. Elli kiloluk süt yemi şu an ülkemizde 900 lirayı bulmuş durumda. Yoncası, samanı, silajı arttıkça hayvanların maliyetleri de artıyor. Ancak o maliyete göre satış yapamayınca zarar, hayvancılığı geriletiyor” şeklinde konuştu. “TÜRKİYE’DE SÜT İNEKLERİ ÇOK AMA VERİM DÜŞÜK” Hayvancılığın çiftçilik ile birlikte yürütülmezse sürdürülebilirliğinin riske girdiğini belirten Ömer Fethi Gürer, “Bu işi yapan çiftçilik yapmıyorsa yem giderlerini karşılaması zorlaşmaktadır. Buğdayı, arpası, mısırı, yoncası, küspesi, samanı yanında özel besi yemindeki artış, hayvancılık yapanın içinde bulunduğu olumsuzlukla maliyet fiyatını katlıyor. Kesimhaneden 600 liradan çıkan et, rafta 1000 TL’yi aşıyor. Besleyen, kesen, satan ve markette rafta satışa sunanların fiyat üzerine eklemeleriyle dar gelirli ete erişemiyor. Hem çiftçilik yapacaksın hem hayvancılık yapacaksın, hem de kazanmadan bu işi sürdüreceksin. Çok kolay bir durum değil. Süt ineklerimizin verimliliği üreticiyi de doğrudan etkiliyor. Fransa’da 3,5 milyon süt ineği var. Türkiye’de ise 6,5 milyondan fazla süt ineği bulunmasına rağmen Fransa’nın bizden daha fazla süt üretmesi, dikkate değer bir ayrıntıya işaret ediyor. Fransa’nın hayvanından sağladığı fayda ile bizden çok süt üretmesi, hayvan refahı ile doğrudan ilgilidir. Hayvan refahı, hayvanın gerekli bakımı ile sağlanabilir” ifadelerini kullandı. “YEMİ PAHALI, SÜT FİYATI DÜŞÜK, ÇİFTÇİ GEÇİNEMİYOR” Besici Zülfü Ünal ise, “Ülkemizde üretim kıtlığı var. Yani çiftçimiz, besicimiz bu işi teker teker bıraktı. 2026 yılına geldiğimizde rakamlar ortada. Şimdi ben et hayvanı ürettiğim zaman hayvanı pahalıya alıp, yemi de pahalıya alıp hayvanımı kestirdiğimde yerine yenisini koyamıyorum. Kendi geçimimi sağlamakta zorlanıyorum. Süt fiyatlarına geldiğimizde yılbaşından sonra, ocak ayının 20’sinden itibaren süt fiyatı 22 lira oldu. Bu rakam bizi kurtarmıyor. Biz en kötü ihtimalle fiyatın şu an 30 lira olmasını talep ediyoruz. Bir litre süte iki kilo yem alamıyoruz. Yarın bu bir kiloya düşecek. Yarın yem de alamayacağız, süt de alamayacağız. Elektriğimi, faturalarımı, giderlerimi, hayvanlarımın ilaç masrafını, veteriner ücretini ödemekte zorlanıyorum. Köyde hayvan kalmadı. Azalmayı bırakın, şu an çoğu ahır boş. Üretim yok köyümüzde. Bizim Cullaz Köyü, Haymana’nın ve Ankara’nın en büyük köyüyüz” dedi. “İTHAL HAYVANA HARCANAN PARA YERLİ ÜRETİCİYE GİTMELİ” Niğde ili Yeşilgölcük Kasabası’nda da hayvan sahipleri ile görüşen Ömer Fethi Gürer, “Yalnızca 2025 yılında 739 bin baş hayvan için yurt dışına 1 milyar 191 milyon dolar döviz ödendi. Bu tutar yerli besiciye destek olarak verilse daha doğru bir iş yapılmış olurdu. İthal hayvanda ağırlık kesimlik büyükbaşta oluyor. Süt inekçiliğinin daha çok teşvik edilmesi gerekir. Süt inekçiliği, süt yemi verilerek hayvanın beslenmesini zorunlu kılar. Hayvan refahı sağlanmadan yeterli süt verimi elde edilemez. Bu bağlamda destek ve önlemler sağlanmalıdır. Sütte verim, süt yemi ile sağlandığına göre çözümü de öncelikle bu noktada aramak gerekir. Yem maliyeti arttıkça hayvancılık daha da zorlaşıyor” diye ifade etti. “ÜRETİCİNİN ELİNE 20 LİRA GEÇMİYOR” Niğde Kızılca Köyü’nde de tablonun farklı olmadığını belirten Ömer Fethi Gürer, “Elli kiloluk süt yemi 900 lira civarında. USK çiğ süt tavsiye fiyatı 22 lira 22 kuruş. Ancak aracılar sütü topladığı için üreticinin eline geçen fiyat 20 liranın üzerine çıkmıyor. Raftaki ürünün fiyatı artıyor ama bu işi yirmi dört saat emek vererek yapanlar para kazanamıyor. Et ve süt ile et ve süt mamullerini dar gelirli sınırlı miktarda alabilirken, besicilik yapan da bu işi yapmak istemez duruma gelmiş. Türkiye’de şu anda hayvan yemini satan aynı zamanda sütü de alıyor. ‘Sütü ucuza alayım, yemi pahalı satayım’ diyor. Ne zaman Ulusal Süt Konseyi bir alım fiyatı açıklasa ertesi gün yeme zam geliyor. Bir litre süt bir buçuk kilo yem alamazsa gelir-gider dengesi bozulur” diye konuştu. “İTHALAT DEĞİL, YERLİ ÜRETİCİ İLE ÇÖZÜM SAĞLANMALI” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, çözüm önerilerini sıralayarak şunları söyledi: “Bir, yem sübvanse edilecek. İki, hayvan hastalıkları ve buzağı ölümleri önlenecek. Veteriner hizmetleri düzenli ve yeterli sağlanacak. Ahır giderlerini düşürecek politikalar oluşturulacak. Aşılar zamanında ve düzenli biçimde yapılacak. Hayvancılıkta bir litre süt satan üretici en az bir buçuk kilo yem alabilecek düzeye getirilecek. Eğer bu oran sağlanamazsa önümüzdeki dönemde hayvancılıkta sorunlar daha da derinleşecek. Ankara’dan Niğde’ye kadar üreticinin talebi ortak: Destekler artırılsın, ithal değil yerli üretici ile çözüm aransın. Köyler değişiyor, dertler değişmiyor. Artan yem maliyetleri, yetersiz süt fiyatları ve yükselen üretim giderleri karşısında üretici ayakta kalma mücadelesi veriyor. Hayvancılıkta sorunlar seyrederek çözülmez. Üretici açık konuşuyor, çözüm bekliyor. Aksi hâlde boşalan ahırlar ve küçülen sürüler, kırsalda üretimin daha da gerileyeceğinin habercisi olmaya devam edecek.”

Gürer: 2025’te Hayvan ithalatına 1 milyar 191 milyon dolar ödendi Haber

Gürer: 2025’te Hayvan ithalatına 1 milyar 191 milyon dolar ödendi

Cumhuriyet Halk Partisi Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada hayvancılık sektöründeki sorunları Meclis gündemine taşıdı. Artan maliyetler, çelişkili resmi veriler ve ithalata dayalı politikalar nedeniyle yerli üretimin zayıfladığını belirten Gürer, sektörün sürdürülemez bir noktaya sürüklendiğini ifade etti. “HAYVANCILIK BİTME NOKTASINA TAŞINIYOR” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, üreticinin artan maliyetler karşısında ayakta kalamadığını belirterek, “Ülkemizde hayvancılık her geçen gün sorunlu hâle geliyor. Yem fiyatları, ahır giderleri, veterinerlik hizmetlerindeki artışlar çoğu kişiye hayvancılığı bıraktırıyor. Ülkemizin içine düşürüldüğü durum ise bu anlamda ithalatçı bir politikayla çözüm üretme yönünde. 2025 yılında toplam 739 bin 706 baş hayvan ithalatı gerçekleşti. Bu büyükbaş hayvanlar için ödenen para 1 milyar 191 milyon lira, birim maliyeti 1.610 dolar ama ithal edilen hayvanların önemli bölümü, yüzde 92’si kesimlik yani sürdürülebilir bir hayvancılık değil, yalnızca kesim üzerinden soruna yaklaşım gösteriliyor. Et açığını gidermeye çalışıyorlar, et açığı giderilemiyor, rafta ürünün fiyatı artıyor, besici para kazanamıyor, ülkenin hayvancılığı bitme noktasına taşınıyor” şeklinde konuştu. “ÜLKE DAHA PAHALI BİR HAYVANCILIK MODELİNE SÜRÜKLENİYOR” Ömer Fethi Gürer, ithalat maliyetlerindeki artışa dikkat çekerek, “İthalat adedi ve ödenen tutar karşılaştırmasında 2018 yılında 1 milyon 460 bin baş hayvan ithalatı gerçekleşirken 2025 yılında yüzde 50 daha az hayvan ithal ettiğimiz hâlde, 1 milyar 19 milyon lira yurt dışına paramız gidiyor yani yurt dışından daha pahalıya hayvan almak durumunda kalıyoruz. 2019’da 976 dolar olan birim maliyeti 2024 yılında 1.889 dolara kadar yükseldi; ülke daha pahalı bir hayvancılık modeline doğru sürükleniyor. Bu durumda hayvan ithalatı ülkede çözüm olmuyor, sorunları artırıyor. 2024 yılı Cumhurbaşkanlığı Programı'nın "Hedefler" bölümünde hayvan varlığımız büyükbaşta 16 milyon 824 bin baş olarak ifade ediliyor.2024 yılında 16 milyon 824 bin başın üstüne 2025 yılında ithal edilen 739 bin başı eklediğinde 17 milyon 563 bin baş yapıyor. Ve şap, Kurban Bayramı kesimi, şartlı kesim dikkate alınmadan "150 bin hayvan eksildi." ifadesi yer alıyor. Âdeta aklımızla dalga geçiyorlar” ifadelerini kullandı. “YERLİ ÜRETİCİ DESTEKLENMİYOR” 2010 yılında başlatılan ithalat politikasını eleştiren CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “2010 yılında AKP eliyle bu ülkede hayvancılığı yok etme pahasına ithalat başlatıldı, her gelen bakan ‘Üç yılda bu işi bitireceğiz.’ dedi; bitmedi, devam ediyor. Ama sorunun kaynağı yerli üreticiyi, yerli besiciyi desteklememek. Üreten para kazanamıyor, tüketen pahalı ürün alıyor; kasabı da dertli, bakanı da dertli. Kesimhanenin kesim fiyatı danada 610 lira, kuzuda 600 lira. Bu durumda rafa gidiyor, Ankara’da bir markette bin liranın altında et yok. Yani sorun her kesimi doğrudan etkileyen bir sorun. Ülkenin destek ve teşvikleri bu işi yapacak başta gençler olmak üzere doğru alanlara kanalize edilmeli, mera hayvancılığı geliştirilmeli, on iki ay kapalı yemle beslenen ve ithal yemle bu ülkenin hayvancılığının dibine kibrit suyu dökülen süreç sonlandırılmalı ve ülkenin hayvancılık olgusu doğru yönetilmeli” dedi.

Gürer: Üretici desteklenmeli, ithalata bağımlılık sona erdirilmeli Haber

Gürer: Üretici desteklenmeli, ithalata bağımlılık sona erdirilmeli

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Türkiye’de tahıl, hububat ve bakliyat üretiminde rekolte düşüşlerinin ciddi boyutlara ulaştığını belirtti. Gürer, “Tahılda, hububatta, bakliyatta bu yıl rekoltede büyük düşme var. Kuraklık ve don etkisi söz konusu ancak bazı ürünlerde planlama eksikliği, öngörü yetersizliği ve üreticinin para kazanamaması da önemli rol oynadı. Hububat ve bakliyatta arz açığı oluştu. Yeşil mercimek için gümrük vergisinin düşürülmesi de bu durumun bir sonucudur” dedi. “Yeşil mercimekte ithalatın önü açıldı, yerli üretici desteklenmeli” Türkiye’nin mercimeğin anavatanı olduğunu hatırlatan CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Ülkemizde kırmızı mercimek 2002 yılında 500 bin ton yetişiyordu. 2025 yılında 230 bin tona düştü. Anadolu mercimeğin anavatanıyken Kanada’ya tohumunu biz verdik. Kanada’dan, Rusya’dan, Moldova’dan, Ukrayna’dan hatta Suriye’den kırmızı mercimek ithal ediyoruz. 2002 yılında yeşil mercimek 65 bin ton yetişirken 2025 yılında 29,7 bin tona . 2024 yılında 71 bin ton olan üretimin 2025’te 29,7 bin tona geriledi. Yeşil mercimeğin gümrük vergisi yüzde 19,3’ten yüzde 10’a düşürülerek ithalatın önü sonuna kadar açılması yerine yerli üretici keşke desteklenip kendi kendine yeter üretim yapılsa idi” şeklinde konuştu. Ömer Fethi Gürer, “TMO bir alıma giriyor, bir girmiyor. Üreticinin bir yanında oluyor, bir olmuyor. Piyasa tüccara kalıyor. Öyle olunca mercimekten daha iyi gelir sağlayamadığını gören çiftçi başka ürünlere yöneliyor. Bunun yansıması raftaki ürünün fiyatını artırıyor. İthal gelen mercimekte yerli üründen daha yüksek fiyatla rafa giriyor ve birileri bu yolla vurgun vururken vatandaş daha pahalı ürüne mecbur ediliyor. Şu anda mercimek geçen yılki fiyatın neredeyse bir katını aşmış durumda. Fakir fukara, garip gureba bir çorba yapacağı mercimeğe dahi böyle giderse erişmekte zorluk çekecek” diye ifade etti. Ömer Fethi Gürer,“2025’in ilk 9 ayında 21.001 ton yeşil mercimek ithalatı yapılmış. Bu ithalat karşılığında 19 milyon 22 bin 285 dolarımız yurt dışına gitmiş. Aynı dönemde kırmızı mercimek ithalatımız 343.998 ton. Bunun karşılığı 205 milyon 509 bin 298 dolar. Gümrük vergisi düşmesi ile daha çok ithalat gerçekleşecek ve daha çok döviz yurtdışına gidip yabancı ülke çiftçisi desteklenmiş olacak. Bu paralar yurt dışına gitmesin, ülkemiz çiftçisine verilsin” dedi. Gürer, özellikle İç Anadolu ve Güneydoğu’nun mercimek üretimi için en uygun bölgeler olduğunu belirterek şunları söyledi: “En iyi mercimek burada yetişir, en kalitelisi burada yetişir. Ama biz ithal mercimeğe muhtaç hale düşürüldük. İktidara çağrımızdır: Doğru planlama yapın. Alım fiyatlarını girdi maliyetleri ve makul kâr üzerinden belirleyin. Çiftçiye ‘ürettiğin ürünü alım garantisi veriyorum’ deyin. Mercimekte olsun, yurt dışına bağımlılığımızı bitirin. Anavatanı Anadolu olan mercimek te dahi arz açığı yaratıldı. Hububat ve bakliyatta ülkemizde farklı ürünler bu yıl rekoltesi 2002 yılı gerisine düştü.” Gürer, hem üreticinin hem tüketicinin korunması için tarımsal üretimde sürdürülebilir, öngörülebilir ve istikrarlı politikaların hayata geçirilmesinin zorunlu olduğunu vurgulayarak sözlerini tamamladı.

Gürer: Türkiye kendi kendine yeten ülke olmak zorunda Haber

Gürer: Türkiye kendi kendine yeten ülke olmak zorunda

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Türkiye’nin giderek artan tarımsal dışa bağımlılığına dikkat çekerek, pandemi, iklim değişikliği, kuraklık, zirai don ve küresel gelişmelerin ülkeleri kendi kendine yeter hale gelmeye zorladığını söyledi. Gürer, “Türkiye’nin hava, su ve toprak zenginliğine rağmen ithalatçı ülke konumuna gelmesi kabul edilemez. Çiftçimizi küstürür, üretimden koparırsak gelecekte gıda güvenliği ciddi biçimde tehlikeye girer” dedi. “İklim değişikliği ve kuraklık tarımı tehdit ediyor” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, yaptığı açıklamada, iklim değişikliği, zirai don, kuraklık ve pandemi sürecinin tarıma olan etkilerine dikkat çekerek, “Her ülke artık kendi gıda güvenliğini sağlama çabasında. ABD’den Çin’e, Hindistan’dan Avrupa Birliği ülkelerine kadar tüm büyük üreticiler kendi kendine yeterlilik arayışında. ABD’de Trump yönetiminin uyguladığı korumacı politikalar, tarımda da içe dönük bir üretim anlayışını öne çıkarıyor. Önümüzdeki süreçte ithalata bağımlı ülkeler büyük sorunlar yaşayacak. Bu nedenle Türkiye’nin kendi kendine yeter bir üretim sistemini mutlaka kurması gerekiyor” ifadelerini kullandı. “Birçok üründe ithalat artıyor, Türkiye dışa bağımlı” Ömer Fethi Gürer, TÜİK verilerine göre 2024 ve 2025 yıllarında ithalatın birçok üründe arttığını belirterek şunları söyledi: “Nohutta 2024 yılında 12 bin ton olan ithalat, 2025’in ilk 8 ayında 31 bin tona yükselmiş. Ayçiçek yağında 2024’te 2 milyon 951 bin ton ithalat yapılırken, bu yılın ilk 8 ayında 2 milyon 138 bin ton ithalat gerçekleşmiş. Kuru soğan bile ithal ediyoruz. Geçen yıl 3 bin 554 ton soğan ithal ederken bu yılın ilk 8 ayında 2 bin 695 ton soğan ithal edilmiş” dedi. Pamukta ithalatın 762 bin tondan 971 bin tona çıktığını belirten Gürer, kırmızı mercimek, kuru fasulye, ceviz ve elma gibi ürünlerde de dışa bağımlılığın sürdüğünü söyledi. “Kuru fasulyede 2024 yılında 6.703 ton ithalatımız varken bu yılın 8 ayında 3.292 ton kuru fasulye ithal etmişiz. Kırmızı mercimek, anavatanı Anadolu olan kırmızı mercimekte geçen yıl 543.303 ton ithalat yapılırken bu yılın 8 ayında 301.759 ton ithalat yapmışız. Cevizde 2024 yılında 73.393 ton ithalatımız varken bu yılın 8 ayında 53.218 tona çıkmış. Elmada da zirai dondan dolayı geçtiğimiz yıl 77 ton ithalat yapılan elma bu yıl 31.219 tona ermiş. Ayrıca pirinçte, soyada, ayçiçekte farklı ürünlerde ithalat yapmak zorundayız. Pirinci yarı yarıya ithal ediyoruz. Soyada %95 dışa bağımlılığımız var.” “Arz açığı olan ürünlerde denge sağlanmalı” İthalata dayalı tarım politikasının sürdürülemez olduğunu vurgulayan Ömer Fethi Gürer, şu uyarılarda bulundu: “Üretici düşük alım fiyatları nedeniyle ürettiği üründen para kazanamıyor. Bu durumda çiftçi, ihtiyaç duyulan ürünü değil, kazanç sağlayabileceği ürünü ekmeye yöneliyor. Bu da üretimde dengesizlik ve arz açığına yol açıyor. Oysa Türkiye’nin toprağı, suyu, iklimi var. Yeter ki üreticiye gerçekçi destek verilsin, girdi maliyetleri düşürülsün, üreten sahiplenilsin. Yeni dünya düzeninde ithalatçı ülkelerin yarın mal bulup bulamayacağı belli değil. ‘Paramız var, alırız’ anlayışı da doğru değil. Çünkü o, diğer ülkelerle olan siyasi ve ekonomik ilişkilere bağlı. Türkiye’nin gıdada sorun yaşamaması için arz açığı olan ürünlerde dengeyi sağlamak zorunda.” Ömer Fethi Gürer, “Arpa, mısır, pirinç gibi temel ürünlerde de ithalatçı konuma geldik. Bu tabloyu tersine çevirmeliyiz. Türkiye geçmişte olduğu gibi yeniden kendi kendine yeten ülke olmalı. Bunun için üretimi teşvik eden, çiftçiyi koruyan, planlı bir tarım politikası şart. Buğdayda üç yılda üç milyona erişen ürün kaybı önemli” şeklinde konuştu.

Gürer: Buğday ve arpada alım fiyatı çiftçiyi sevindirmedi Haber

Gürer: Buğday ve arpada alım fiyatı çiftçiyi sevindirmedi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, TBMM’nin tatile girmesiyle birlikte bölgesindeki köy ve kasabalarda çiftçilerin sorunlarını dinlemeye devam ediyor. Niğde’nin Ulukışla ilçesinde buğday üreticisi Murat Dündar ile tarlada bir araya gelen Gürer, artan girdi maliyetlerinden düşük alım fiyatlarına kadar üreticinin yaşadığı çok yönlü sorunlara dikkat çekti. Gürer, “Buğday ve arpada üretim alarm veriyor. Türkiye kendi buğdayını yetiştiremez hâle geldi. Taban fiyat uygulamasına dönülmeli, çiftçiye alım garantisi verilmeli” dedi. “Buğday ve arpada üretim alarm veriyor” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, buğday ve arpa üretiminde yaşanan düşüşe dikkat çekerek şunları söyledi: “Buğday ve arpada bu yıl çiftçi mutlu olmadı. Geçtiğimiz yıllarda rekolte daha yüksekti. Bu yıl rekolte düştü. Önümüzdeki yıl da bu şekilde devam ederse buğday ve arpa üretimindeki düşüş sürecek. 2023 yılında Türkiye'de 22 milyon ton buğday üretilmişti. 2024 yılında bu miktar 20 milyon 800 bin tona düştü. 2025 yılında TÜİK'in ilk bitkisel üretim tahminine göre buğday üretiminin 19 milyon 600 bin ton olacağı belirtildi. Ancak kuraklığın etkisiyle bu tahminin de altında bir rekolte gerçekleşmesi bekleniyor. Arpada da benzer bir durum söz konusu. 2023 yılında 9 milyon 200 bin ton arpa üretilmişti. 2024 yılında bu miktar 8 milyon 100 bin tona düştü. 2025 yılı tahmini ise 7 milyon 500 bin ton. Bu düşüşlerin temel nedenlerinden biri, çiftçinin artan girdi maliyetlerine karşılık ürünün alım fiyatının düşük belirlenmesi. Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) bu yıl buğday için 13 lira 50 kuruş fiyat belirledi. Oysa elimizdeki verilere göre, Niğde bölgesinde kuru tarımda buğdayın maliyeti 18 lira 80 kuruş, sulu tarımda ise buğdayın maliyeti 17 lira 25 kuruş. Çiftçi bu maliyetin altında ürün satmak zorunda kaldı.” “Türkiye kendi buğdayını yetiştiremez hâle geldi” İthalat rakamlarına değinen Gürer, "İlk dört ayda 904 bin 318 ton buğday ithal edildi ve yurt dışına 227 milyon 400 bin dolar ödendi. Bu ithalat hâlâ devam ediyor. Kuru tarımda buğday verimi TÜİK’e göre ortalama 270 kilo olması gerekirken, 75 ila 140 kiloya kadar düştü. Girdi maliyetleri artarken verimin düşmesi çiftçiyi ciddi anlamda zorladı” şeklinde konuştu. Girdi maliyetlerindeki artışa özellikle dikkat çeken üretici Murat Dündar, “Girdi maliyetleri arttı. Mazot fiyatları yükseldi. 2025 yılında TMO buğday fiyatını 13.500 TL, arpa fiyatını 11.000 TL olarak açıkladı. 2023 yılında buğday fiyatı 9.250 TL, arpa fiyatı ise 7,5 TL idi. Ancak 2025’te bu fiyata karşılık çiftçi sadece 245 litre mazot alabiliyor. Oysa 2023’te aynı parayla 462 litre mazot alınabiliyordu. Yani çiftçi sadece mazot üzerinden baktığında bile yaklaşık 220 litrelik bir kayba uğruyor. Gelir-gider dengesi ciddi anlamda bozuldu. Sadece mazotla da bitmiyor iş. Bunun gübresi var, icarı var, motorun yıpranması var, kendi iş gücünün kaybı var, ilaç giderleri var. Bunların altından kalkmak her geçen yıl daha büyük bir sorun haline geliyor. Bu yıl bazı tarlaları sürdüm ama 2026 da böyle kurak geçerse ekim yapmayacağım. Her yıl zarar ediyoruz” dedi. Gürer, “Özellikle kuru tarım yapan bölgelerde kuraklık devam ederse, önümüzdeki yıllarda bu üretimin sürdürülmesi zorlaşacak. Yani daha önceki yıllara göre kuraklık nedeniyle daha az ürün alınca gelir-gider dengesi bozuldu, siz de ürün desenini değiştirmek zorunda kalacaksınız?” Bunun üzerine Murat Dündar, “Geçen yıl ekim ortalamasını, kaldırdığım mahsulü, arpayı, buğdayı hesapladım. Hepsini sattım. Ama 2024 yılında 450.000 TL içeri girdim. Yani cepten gitti. Ne yaptık? Hayvanlardan karşıladık. Oradan hayvanları sattık, oradan oraya aktardık. Ziraat Bankası’ndan kredi çektik, kooperatiften kredi çektik. Oradan yem aldık, buradan yem aldık, kredi kartlarını doldurduk, boşalttık. Böyle böyle yuvarlanıyoruz. Ama nereye kadar gideriz bilmiyorum. Bir yerde son durak olacak. Çiftçilikten başka yapacak bir iş de yok. Mecburuz. Katkıda bulunalım diyoruz ama her yıl içeri gidiyoruz. Her yıl zarar ediyoruz. Çiftçiliği bitirdiler.” Ömer Fethi Gürer, çiftçinin yaşadığı kaybı rakamlarla ortaya koydu: “Mazot üzerinden değerlendirilecek olursa, son iki yıl içinde çiftçinin buğday ve arpada %47’lik bir kaybı var. Bu durumda çiftçi geliri artmıyor, çiftçi refahı sağlanmıyor. Doğal olarak da çiftçi üretimden uzaklaşıyor.” Ömer Fethi Gürer, “Gübredeki fiyat artışı, ilaçtaki artış, mazottaki artış durmuyor ama çiftçinin ürününden elde ettiği gelir aynı oranda artmıyor. Düşük alım fiyatı uygulanıyor. Uygulanan ekonomik modelde enflasyonun bedeli çiftçinin sırtına yüklenmeye çalışılıyor. Çiftçiye diyorlar ki, ‘Girdi maliyetlerine biz karışmayız.’ Orada piyasayı satıcı belirliyor. Ürün fiyatını TMO açıkladığı zaman tüccar onun da altına fiyat veriyor. Çünkü açıklanan fiyat taban fiyatı değil” dedi. “Taban fiyat geri gelmeli, çiftçiye alım garantisi verilmeli” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Çiftçiyi korumak için mutlaka yeniden taban fiyat uygulamasına dönülmeli ve çiftçiye Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından alım garantisi verilmelidir. TMO, yurt dışından buğday ithal edip yabancı çiftçiye kazandıracağına, ülkemizin çiftçisini desteklemelidir. Çiftçinin maliyetleri artarken, çiftçinin ürettiği ürüne girdi maliyetlerini karşılayacak makul kâr verilsin. 1 kilo buğdaydan yaklaşık 8 tane simit elde edilir. Simit üreticisi haklı olarak diyor ki, ‘Susam var, maya var, kira var’ ve fiyatını artırıyor. En düşük simit 15 lira. Kafelerde, lüks restoranlarda 45 lira. Şimdi buradaki fiyatlara bakın; bir de tarlada bir yıl boyunca bu ürün için mücadele eden, ilacını, gübresini, tohumunu, işçiliğini, mazotunu, traktör giderini, biçer-döverini karşılayan çiftçinin ne kadar kazanmadığı açıkça ortaya çıkıyor. Çiftçi ürettiğinden kazanmıyor. Tüketici de pahalı ürün almak zorunda kalarak mağdur oluyor. Bu düzeni düzeltmesi gereken siyasi iktidar ise vurdumduymaz davranıyor. Ne çiftçiyi koruyor ne de tüketiciyi. Arada ise bu sistemden beslenenler zenginleşmeye devam ediyor” diye ifade etti.

Gürer: Süt üreticileri maliyetler karşısında zor durumda Haber

Gürer: Süt üreticileri maliyetler karşısında zor durumda

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, süt üreticilerinin karşılaştığı sorunları daha yakından görmek ve çözüm önerileri geliştirmek amacıyla Niğde, Osmaniye ve Konya illerindeki süt inekçileriyle bir araya geldi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, ticari süt işletmeleri tarafından toplanan süt miktarının geçen yıla göre yüzde 5,4 oranında azaldığını belirten Gürer, bu durumu süt üreticileriyle görüşerek değerlendirdi. Özellikle yem maliyetlerindeki artış, düşük süt fiyatları ve artan işletme giderlerinin sektördeki krizini derinleştirdiğine dikkat çeken Gürer, üreticilere daha fazla devlet desteği sağlanması gerektiğini vurguladı. Gürer, Osmaniye ve Niğde'deki üreticilerle yaptığı görüşmelerde, süt üretiminin giderek zorlaştığını ve birçok çiftçinin hayvan sayısını azaltmak zorunda kaldığını ifade etti. “Süt üretiminde kriz derinleşiyor” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, süt üretimi ve hayvancılıkta yaşanan sorunların giderek derinleştiğine dikkat çekerek şunları söyledi: “Ülkemizde süt üretimi sorun. Hayvan varlığı bakımından Fransa, bizim süt ineğimizin yarısına sahip ama bizim ürettiğimizden fazla süt üretiyor. Süt inekçiliğinin en büyük gideri yem. Yem fiyatları artıyor, sütün fiyatı artmıyor. Ahır giderleri artıyor, sütün fiyatı artmıyor. Niğde'de 12 lira - 14 lira aralığında, Konya'da 15 lira, farklı illerde 11 liraya kadar çiğ sütün fiyatı değişkenlik gösteriyor. Besicilik yapan, süt inekçiliği yapan bundan para kazanamayınca bu işi sürdüremiyor. Çünkü yem gideri maliyetlerin %70'ini oluşturuyor. Yem fiyatları sürekli artıyor. 50 kiloluk süt yeminin torbası bugün 700 lirayı geçmiş.” Süt üreticisi Bilgin Üstündağ ise sektörün zorluklarını şu sözlerle anlattı: “Yaklaşık 4-5 yıl önce hatırladığım kadarıyla sütümüz 9 liraydı, soğuk süt veriyorum. Bugün 15 liraya veriyoruz. O gün 300'e yakın hayvanım vardı, totalde bunları 100’e düşürdüm. Büyükbaş hayvanlarda artık para kazanamadığımız için sadece işletmemiz burada hayvanımız olsun, malımız mülkümüz beklesin diye yapıyoruz. Zarar ediyoruz.İktidar daha çok sübvansiyon vermesi lazım. Örneğin  arpaya destek veriyor, yeme destek veriyor ama halk ürünleri çok pahalı fiyatlarla alıyor. Asgari ücret alan bir adam 1000 liraya et yiyor ya da 800 liraya et yiyor. Ben 400 liraya karkas et satıyorum, ama bana diyorlar ki ‘Çok fazla paraya satıyorsun.’ Biz kazanmıyoruz. Bunun yapılması için devletin daha çok sübvansiyon vermesi lazım. Tabii yem desteği şart, mazot desteği şart. Bu süspansiyonları biraz daha fazla verirse biz ucuza mal üretiriz ve halkımız da doğru dürüst et yiyebilir. Aksi takdirde zaman içerisinde biz burayı iyice azaltıp bitireceğiz. Ne yapalım yani? Para kazanamıyoruz.” “3 Yılda 1,5 milyon baş sığır ithal ettik” Gürer, “Eskiden 350-400 hayvanım vardı. Büyükbaş hayvan sayımı şu anda 100’e düşürdüm. Şimdi bu sarı beyaz olanlar Simental, siyah beyaz olanlar Hollanda. Bunlar sağlam ırktır, sütleri çok fazla olmaz, 20 kilo civarında olur ama hastalanmazlar,” diyerek özetledi. Gürer ise “Hayvana ne kadar yem verirsen o kadar süt ve o kadar et alıyorsun. Hayvanlar akıllı. Ancak Türkiye'de meralarda otların boyutları küçük olduğu için ağız yapıları meraya gitmeye uygun değil. 12 ay kapalı alanda yemle besleniyorlar. Bu da maliyeti artırıyor. Türkiye kendi ırkını geliştirmeliydi. Bugünlere gelen sorunlar yanlış politikaların yansımasıdır. Son üç yılda 1,5 milyon baş sığır ithal edildi, 2.4 milyar dolar ödeme yapıldı. Sığır kesimi 2023-2024 yılları arasında 733.000 baş azaldı. Et üretiminde 187.000 tonluk kayıp yaşandı. Küçük aile tipi işletmeler üretimden çekiliyor. TÜİK verilerine göre hayvan sayısında da azalma var. 2010 yılından bu yana 10 milyon baş hayvan ithal edildi. Yurt dışına 11 milyar dolar döviz gitti ancak hayvancılıkta sorunlar çözülemedi. Uruguay ve Brezilya'dan hayvan ithalatı yapılıyor. Bu ithalatlara rağmen ne et üretimi artıyor ne de hayvan sayısında ithal edilen hayvanlara göre artış gerçekleşiyor. Türkiye'nin 16.800.000 büyükbaş varlığı var. Bunun 10 milyonu ithal edilen hayvanlardan oluşuyor. Bu durumda hayvancılığın sürdürülebilmesi için doğru desteklerin verilmesi gerekiyor. Üretici, beslediği hayvandan para kazanamayınca bu işi bırakıyor” şeklinde konuştu. “Yem fiyatlarındaki artış, üreticiyi sıkıştırıyor” Ömer Fethi Gürer, “Süt üreticisinin durumu vahim. Süt üretimi düşüyor. Üretilen süt, fabrikalar tarafından alınırken, fabrika yemini de kendi satıyor ve fiyat artırımlarında taviz vermiyor. İthal yem fiyatı artıyor ama sütün fiyatı artmıyor. Bugün sütün gerçek maliyeti 20-22 lira arasında. Üreticiler, kendi emeklerini hesaba katmadan fiyatlandırma yapıyor. Ahır giderleri, işçilik, veteriner giderleri, yem giderleri sürekli artıyor. Bu işi yapanlar 24 saat hayvancılık yapmak zorunda kalıyor. Gerekli destekler sağlanmazsa üreticiler hayvancılığı bırakıyor” diye ifade etti.

Ayhan Barut'tan ithalat eleştirisi: Üreticiler zarar ediyor, halk soğan alamıyor Haber

Ayhan Barut'tan ithalat eleştirisi: Üreticiler zarar ediyor, halk soğan alamıyor

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Adana Milletvekili, TBMM Tarım, Orman ve Köy İşleri Komisyonu Üyesi Ayhan Barut, üretim maliyeti 15 lirayı aşan ve depolama maliyeti ise 10 liraya yaklaşan mağdur soğan üreticilerine çare bulunmasını istedi. Yeni sezon üretimi soğan fiyatlarının tarlada çuvala konulmuş haliyle 7-8 liraya kadar düştüğünü, depolarda bekleyen binlerce kuru soğanın ise 2 liraya bile alıcı bulamadığını anlatarak, "Ülkemizde hasat sürerken, depolarca binlerce ton kuru soğan varken ihracatı kısıtlayıp ithalatın önünü açmak, üreticiyi yok etmektir. Üreticileri ithalat darbesi yok etti" dedi. “İthalat, Çukurova’daki soğan üreticisini bitiriyor” Türkiye'de yeni sezon soğan hasadı sürerken ithalatta da boş durmadığını anlatan Ayhan Barut şunları söyledi: "Türkiye turfanda soğan üretiminin merkezi sayılan Çukurova Bölgemizde hasat hızla sürerken, yeni sezon soğan fiyatları ise maliyeti olan 15 liranın çok altına indi, çuvallanmış haliyle 7-8 liraya kadar geriledi. Niye? Depolarda binlerce ton kuru soğan varken, yeni sezon hasadı başlamışken Mısır'dan Özbekistan'a kadar her yerden soğan ithal ediyorlar, ihracatı kısıtlayarak üreticileri cezalandırmaya devam ediyorlar. Bu darbe üreticiyi bitiriyor." “Halk ekonomik krizle soğana muhtaç edildi” Barut, "Halkımız bu ekonomik krizle kuru soğana muhtaç edildi, soğan üreticilerinin de gözü yaşlı. Depolarda binlerce ton kuru soğan var, depolama maliyeti ise 10 liraya yaklaştı. Bu ürünler 2 liraya dahi alıcı bulamıyor. Yeni sezon soğan üretim maliyeti 15 lirayı bulmuş, tarlada ise çuvallanmış soğana 7-8 lira veren yok. Üretici alın teriyle ürettiği ürünü satıp kazanamıyor, zarar ediyor, halkımız ise market ve pazardan soğan alamıyor. İthalat sevdalısı, üretim ve üretici düşmanı gibi davranan iktidarı çözüm üretmeye, ithalatı kısıtlayıp ihracatı ve üreticileri desteklemeye çağırıyoruz" diye ifade etti. 

Ömer Fethi Gürer, Türkiye’nin ithal ürünlerdeki denetimsizliğini eleştirerek, ihraç ürünlerdeki artan sorunları gündeme getirdi Haber

Ömer Fethi Gürer, Türkiye’nin ithal ürünlerdeki denetimsizliğini eleştirerek, ihraç ürünlerdeki artan sorunları gündeme getirdi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, son aylarda gündemde yer alan Türkiye’den ihraç edilen bazı ürünlere AB ülkelerinden ret kararları gelirken, ülkemize gelen gıda ürünlerinin denetlenmesi gerektiğini belirtti. Gürer, “Ülkemiz ile aynı dönemde farklı ülkelerden AB’ye giden ürünlerde sorunlar yaşanmasına rağmen, o ürünlerin ülkemize sorunsuz bir şekilde girmesi dikkat çekici” dedi. Ömer Fethi Gürer, ithal ürünlerdeki denetim eksikliklerine dikkat çekti Gürer, “Ülkemiz, 21 üründe arz açığı yaşarken, ticari ilişki kapsamında 100’den fazla ithalat yapıyor. Bakanlar, bu ithalatçıların kimler olduğunu, ürünlerin nereden getirildiğini ve alış fiyatlarının ne olduğunu sorularımıza ticari sır kapsamında yanıt vermiyor. İthal gıda ürünlerini denetlemek, iktidarın sorumluluğundadır. Ülkemize gelen ithal ürünler, farklı ülkelerde sorunlu olarak reddedilirken, ülkemize gelen her ürünün kabul edilmesi de düşündürücüdür. Farklı ülkelerden Türkiye’ye ithal edilen ürünlerde böyle sorunlar var mı, hiç iade edilmiş mi diye araştırmak istedik. Bu araştırmalarımızın sonucunda gördük ki farklı ülkelerde iade edilmiş ürünler, ülkemizde hiçbir sorun olmadığı tespit edilip giriş yapmıştır. Örneğin, Türkiye'ye İran'dan 23.153 ton hurma ithal edilmiştir. Türkiye'ye gelen hurmalarla ilgili herhangi bir sorun saptanamamış; ama aynı dönemde Slovenya, İran'dan ithal ettiği hurmalarda norovirüs tespit ederek iadeye karar vermiştir. Keza Lüksemburg, İtalya'dan mısır unu ithal etmiştir. Bu mısır ununda olmaması gereken madde tespit edilerek iade edilmiştir. Türkiye ise aynı dönemde İtalya’dan 34 ton mısır unu ithal etmiş, ancak Türkiye'de bu ürünün doğrudan geçişi sağlanmıştır” şeklinde konuştu. "Avustralya ve İspanya'dan gelen ürünlerde sorunlar var” Ömer Fethi Gürer, ithal edilen ürünlerle ilgili farklı ülkelerden gelen bildirimlerin iki yıl içinde 9 bini aştığını belirterek şunları söyledi: “Ayrıca, Avustralya'dan ithal ettiğimiz bademde de Hollanda tarafından aflatoksin saptanmış; yine bizim aynı ülkeden ithal ettiğimiz bademde herhangi bir soruna rastlanmamıştır. İspanya’dan gelen bademlerde Hollanda aflatoksin tespit etmiştir. Türkiye ise o dönemde İspanya'dan 1.812 ton badem aldığı halde yine bir olumsuzluk tespit edilmemiştir. 14 Ağustos 2024 yılında, Amerika Birleşik Devletleri’nden Almanya'nın ithal ettiği cevizlerde Salmonella’ya rastlanmış, bu nedenle ürün iade edilmiştir. O dönemlerde Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri’nden 30.547 ton ceviz ithal etmiş, ama Türkiye'de yine herhangi bir olumsuzluğa rastlanmamıştır. Ayrıca Hollanda, Amerika'dan ithal ettiği benzer durumdaki cevizleri o süreçte iade etmiştir. 100’ü aşkın ülkeden farklı ürün ithalatı sorunsuz bir şekilde kabul edilirken, son aylarda ihraç ettiğimiz ürünlere yönelik dikkat çekici olumsuz bildirimlerin alınması da değerlendirilmesi gereken bir durumdur." Gürer, Türkiye'deki patates tohumu ithalatında yaprak kıvırcıklığı virüsü nedeniyle iade kararını duyurdu Ömer Fethi Gürer, "Türkiye’de 2025 yılında Almanya’dan ve Hollanda’dan ithal edilen tohumluk patateslerde, Türkiye’de yapılan laboratuvar incelemeleri sonucu yaprak kıvırcığı virüsü tespit edilmiştir. İki ayrı ithal parti üründe, tespit edilen virüsün kabul değerine uymadığı belirlenmiş ve bu ürünlerin iade edilmesine karar verilmiştir. Böylece, Türkiye’ye gelen patates tohumlarında, her iki ülkenin ürünlerinde istenmeyen yaprak kıvırcıklık virüsü tespiti ile iade gerçekleşmiştir. Daha önce, ülkemizde görülen patates siğili hastalığının da ithal tohumlarla ülkemize geldiği iddiaları gündeme gelmiş, ancak herhangi bir iade ürünü bildiriminden söz edilmemiştir" dedi. Gürer, Türkiye'nin ithalat ve ihracat ürünlerindeki farklılıkları sorguladı Gürer, "Patates tohumu Türkiye’ye Hollanda, İngiltere ve Almanya’dan geliyor. Türkiye, bu yıl gelen ürünlerde daha sıkı denetim uygulamış ve yaptığı kontrolde, Almanya ve Hollanda’dan ithal edilen patates tohumlarında yaprak kıvırcığı virüsü tespit edilmiştir. Bu doğrultuda 500 ton tohumun iade edilmesine karar verildiği açıklanmış ve bu durumun önemi de vurgulanmıştır.  Türkiye’nin ihraç ettiği ürünlerde sıklıkla sorun yaşandığını, buna karşın ithal ürünlerde patates tohumu dışında ceviz, badem, ayçiçek tohumu, kahve, hurma ve çikolata gibi ürünlerle ilgili kamuoyuna yansıyan ya da AB yem ve gıda alarm sistemine takılan herhangi bir bildirim bulunmaması, pürüzsüz bir tablo ortaya çıkması dikkat çekicidir. Türkiye'nin şu anda ihraç ürünlerde sicili bozukken, ithal ettiği tüm ürünler pırıl pırıl, tertemiz geçmektedir. Bu durum, acaba Türkiye'nin veriler üzerinden değerlendirilmesinde Avrupa Birliği’ne göre daha mı esnek, daha mı kontrolsüz olduğu sorusunu akla getiriyor. Yoksa gerçekten Türkiye'ye gelen bütün ürünler sorunsuz mu?" diye sordu. Gürer, Türkiye’nin ihraç ürünlerinde bildirim sayısının artığını ve ihracat sorunlarını gündeme getirdi Ömer Fethi Gürer, “2025 yılında bildirim türlerine bakıldığında, Türkiye’den ihraç edilen ürünler için 49 sınır reddi, 22 dikkat edilmesi gereken bilgi bildirimi, 11 uyarı bildirimi ve 2 takip için bildirim yapıldığına işaret etti. En çok bildirim yapılan ülkeler sıralamasında, ihraç edilen ürünlerimizle ilgili Almanya 21 bildirimle ilk sırada yer alırken, Fransa ve İtalya 10’ar bildirim, Hollanda 9 bildirim, Bulgaristan ve Yunanistan ise 8’er bildirimle Türkiye’ye en fazla bildirimde bulunan ülkeler oldu. Türkiye, bu süreçte 851 ürünle bildirim yapılan ülkeler arasında ilk sıralarda yer aldı. Bu sorun mutlaka gelen ve giden ürünlerin incelemesinde daha sıkı kontrolü gerektiriyor. Ayrıca, ihraçta sorun saptanan her ürün takip sisteminde her ülke tarafından anında görülüyor, bu nedenle Türkiye’nin ürünleri konusunda hassasiyet artmakta. Bu durum, ülkemiz için ihraç edilen gıda ürünleri açısından dikkatle ele alınması gereken bir durumdur” diye ifade etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.