#Milliyetçi Hareket Partisi

İLKHABER-Gazetesi - Milliyetçi Hareket Partisi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Milliyetçi Hareket Partisi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a 72. yaş gününde 72 gül ve özel tablo hediye etti Haber

Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a 72. yaş gününde 72 gül ve özel tablo hediye etti

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 72’nci doğum günü vesilesiyle özel bir kutlama mesajı ve hediye gönderdi. Siyasi kulislerde yankı uyandıran bu jest, partinin resmi sosyal medya kanalları aracılığıyla kamuoyuna duyuruldu. 72. YAŞA ÖZEL 72 ADET GÜL Bahçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeni yaşını simgeleyen 72 adet gülden oluşan özel tasarım bir buketi Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne iletti. Doğum günü tebriğinin en dikkat çeken parçası ise el işçiliğiyle hazırlanan ve derin dini semboller barındıran sanatsal bir tablo oldu. TABLONUN DERİN ANLAMI VE MANEVİ SEMBOLLERİ MHP lideri tarafından gönderilen tablo, klasik sanat ile modern lazer gravür tekniklerinin birleşimiyle tek nüsha olarak üretildi. Partiden yapılan resmi açıklamada, tablonun içeriği ve teknik detayları şu ifadelerle aktarıldı: "Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli; Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan beyefendinin 72. yaş gününü kutlayarak zat-ı devletlerine 72 gül’den oluşan bir çiçek ve İslam ülkelerine ait harita lazer gravür olarak hazırlanmış, üst kısmında Allah (C.C.) ismi, alt kısmında Hz. Muhammed (S.A.V.) ismi yer alırken, harita içerisinde Fetih Suresi 1. ve 2. ayetlerin bulunduğu; köşelerinde dört halifeye ait isimlerin yer aldığı; Anadolu Türk desenleri yine lazer gravür olarak işlenmiş, zirkon taşlarla süslenmiş ve kuyum işçiliği marifeti ile metal katmanlar halinde hazırlanıp özel bir mine boyama yöntemi kullanılarak renklendirilmiş, sanatsal bir ahşap çerçeve içerisinde tek adet olarak hazırlanan bir tablo göndermişlerdir." Söz konusu hediye, Cumhur İttifakı'nın iki lideri arasındaki güçlü diyaloğun ve karşılıklı saygının bir nişanesi olarak değerlendirildi.

MHP lideri Devlet Bahçeli: Milli Eğitim Bakanlığı'nın Ramazan genelgesini destekliyorum Haber

MHP lideri Devlet Bahçeli: Milli Eğitim Bakanlığı'nın Ramazan genelgesini destekliyorum

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM grup toplantısında gündeme damga vuracak açıklamalarda bulundu. Konuşmasında Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB) Ramazan ayı etkinliklerine dair genelgesinden, terörle mücadele sürecine ve futboldaki bahis soruşturmasına kadar geniş bir yelpazede değerlendirmeler yapan Bahçeli, özellikle kayyum uygulamaları ve İmralı'nın statüsü hakkında yeni bir tartışma başlattı. MEB RAMAZAN GENELGESİNE VE MAARİF MODELİNE TAM DESTEK MHP Lideri, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 12 Şubat 2026 tarihinde yayımlanan ve okullarda Ramazan ayı etkinliklerini düzenleyen genelgeye yönelik eleştirilere sert tepki gösterdi. Genelgeyi "yerinde ve kıvamında" bir adım olarak niteleyen Bahçeli, "Milli Eğitim Bakanımızı ve bakanlık personelini kutluyorum. Milli Eğitim Bakanlığının 12 Şubat 2026 tarihinde yayımladığı Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında Ramazan ayı etkinlikleri konulu genelgeyi sonuna kadar destekliyorum" ifadelerini kullandı. İşte Devlet Bahçeli'nin açıklamalarından önemli satırbaşları: "İç ve dış siyasi gündem itibarıyla yoğun bir haftayı geride bırakıyoruz. Bu yoğunluğun önümüzdeki günlerde çetrefilleşip daha da artış kaydedeceğini söylemek zannederim hatalı bir öngörü olmayacaktır. Mübarek Ramazan ayının maneviyat ikliminde akan hayatın iç yüzünü, ardışık siyasi gelişmelerin muteber özünü dikkatle, sabırla, akılla ve uyanık bir vicdan kabiliyetiyle okumanın lüzumu her cihetten asıl ve hasıl bir gerçektir. İdrak ettiğimiz rahmet ve mağfiret mevsiminde, şuurlarımıza nifakın zehirli dumanını sızdırmayı hesap edenlere karşı temkinli ve tedbirli hareket etmek mühim ve mutlak bir gerekliliktir. Dünyayı Türkçe yorumlamanın yanında Türkiye’yi milli birlik ve kardeşliğin tarihsel müktesebatı ile kucaklamak, sahip olduğumuz bugünkü yüksek vazife ve vaziyet hâlinin şaşmaz gereğidir. Ramazan ayı dayanışma ve yardımlaşma duygusunun şahikasıdır. Ramazan ayı bizi biz yapan milli ve manevi değerlerin şah damarıdır. Bilhassa Ramazan ayının mübarek adabını, muazzam ahlakını, muazzez manasını yeni yetişen nesillere öğretmek hepimizin münhasır görevi olmalıdır. Her dönemde bundan rahatsızlık duyan köksüzler vardır ve olacaktır. Fakat bir türlü anlamadığımız, anlayamadığımız esas açmaz şudur. Manevi erimenin ve ahlaki erozyonun küresel bir savruluş hâlini aldığı, her cepheden tehditlerin savrulduğu bugünkü dünyanın alaca karanlık tablosunda çocuklarımızı düşünmeyelim mi? Onları Müslüman Türk milletinin haslet ve hususiyetiyle tesis etmeyelim mi? Geleceğimiz için kaygılanmayalım mı? Ne yapsaydık, akışa mı bıraksaydık. Ne yapsaydık. Üç maymunu mu oynasaydık? Ölen öldü, kaybolan kayboldu, tükenen tükendi, elden ne gelir, kalanlar bizim mi deseydik. İffetli ve itibarlı bir masumiyet yeryüzünde en nadir bulunan ve bulunacak mücevherdir. Zaman ve mekân sıkışmasıyla fazilet ve fikir zedelenmesi yaşayan çevrelere bunu anlatmak veya kabullendirmek, işin doğrusunu isterseniz pek müşküldür. Çünkü onların dilleri mühürlüdür, dilekleri mühürlüdür, dimaları mühürlüdür, hepsi bir yana kalpleri mühürlüdür. Bizim her evladımız, her çocuğumuz istikbalin henüz sabırdan satıra dökülmemiş mesajı ve müteakkit iradesidir. MEB’İN RAMAZAN GENELGESİNE AÇIK DESTEK Bu bahsi neden açtığımı, bu kadar açıklamayı niçin yaptığımı sabrınıza sığınarak elbette izah edeceğim. Millî Eğitim Bakanlığı 12 Şubat 2026 tarihinde Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında Ramazan ayı etkinlikleri konusunda bir genelge yayımlamıştır. Yerinde ve kıvamında bir adımla doğrusunu yapmıştır. Takdir ve tebrik ediyoruz. Yine bu günlerde dağları Allah dedirten, her yaş grubunda göz kamaştıran bir akıma dönüşen 'Kâbe’de Hacılar Hu der Allah' isimli ilahi ve bu ilahiyi seslendiren kardeşlerimizi de gönülden alkışlıyoruz. Millî Eğitim Bakanlığı'nın mezkûr genelgesinde özetle Türk millî eğitiminin genel amacının millî, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerleri benimseyen, koruyan ve geliştiren, bu değerleri davranış hâline getirmiş bireyler yetiştirmek olduğu kaydedilmiştir. Türk milletinin sağduyu ve vicdan sahibi hangi mensubu bu gerçekleri inkâr ve ihmal edebilecektir. Genelgede yer alan bir diğer önemli ve altı çizilmesi gereken gerçek de şudur. İlköğretim öğrencilerin bedeni, zihni ve ahlaki gelişimlerine hizmet eden temel bir eğitim sürecidir. BU GENELGENİN NERESİ YANLIŞ? Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli insanı ruh ve beden bütünlüğü içinde ele alan, bilgiyi ahlaki sorumlulukla bütünleştiren bütüncül bir eğitim sistemine dayanmaktadır. Genelgede ifade edildiği üzere bu modelin merkezinde erdem, değer ve eylem çerçevesi bulunmaktadır. Değerlerin öğrencilerimiz tarafından içselleştirilerek günlük yaşamlarına davranış olarak dönüşmesi esastır. Hülasaikâlam Ramazan ayı boyunca öğrencilerimizin paylaşma bilincini geliştirmeye, ihtiyaç sahiplerine yardım etme konusunda farkındalık kazandırmaya ve dayanışma duygularını güçlendirmeye yönelik eğitsel ve sosyal etkinliklerin planlanarak uygulanmasının önemi anılan genelgede ifade bulmuş ve talimat mahiyetiyle ilan edilmiştir. Bu genelgenin neresi yanlıştır? Elinizi vicdanınıza götürüp düşününüz. Türkiye’nin Talibanlaştığına dair en ufak bir emare, en küçük bir delil göreniniz var mıdır? Ramazan ayı etkinliklerine Talibanlaşma ve gericilik diye yaygara koparanlar hakiki manada yobaz değiller midir? Merhum Cemil Meriç’in ifadesiyle söylersek yeni yobazlık kendimize ait mukaddese kulaklarımızı tıkayış ve kendimizden kaçış olarak tanımlanmayacak mıdır? Maarifin Kalbinde Ramazan Şenlikleri'nin neresinde sakınca vardır? “LAİKLİK TARTIŞMASI ÜZERİNDEN YAYGARA KOPARILIYOR” Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve İslam karşıtlığında birleşen yönetici taifesi hele bir anlatsın da duyalım, öğrenelim. Din düşmanı olup olmadığını bilmediğimiz, yalnızca İslam düşmanlığı üzerinden mevzuya giren, bu nedenle ruhunu iblisin emanetine veren çürük aydınlar ne istediklerini açık yüreklilikle söylesinler. Kültürel mirasımızı güçlendiren, paylaşma ve birlikte olma bilincini teşvik eden samimi faaliyetlerin neresinde pürüz, neresinde laiklikle çelişen bir çarpıklık söz konusudur. Yabancı ülkelerde her pazar kiliseye giden çocukları mesele yapmayıp da Ramazan ayının mehabbetini ve muhabbetini, aşılayan ahlaki ve manevi sorumluluğu tartışmaya açmaya cüret eden sütü hamuru lekeli güruha nasıl sessiz kalalım. Nasıl hiçbir şey olmamış gibi tepkisiz duralım. Yahu bunlarda hiç mi utanma duygusu kalmadı. Sözde uzman ve akademisyenlerden mürekkep 168 kişi bir araya gelerek 'laikliği birlikte savunuyoruz' başlığıyla imzaladıkları bir bildiriyi kamuoyuyla paylaşmışlar. Bana sorarsanız bu 168 kişiyi yan yana, üst üste koyup toplasanız bir insan bile etmezler. Diyorlar ki laikliği savunmak suç değildir. Diyorlar ki şeriatçı dayatmaları reddediyoruz. Diyorlar ki karanlığa teslim olmayacağız. Alayınız karanlıksınız, alayınız karanlıktasınız, haberiniz yok. Hepsini toplasanız bir insan etmeyecek 168 kişi bugünkü karanlık yüzün hâlihazırdaki temsilidir Milli Eğitim Bakanlığı'nın az evvel ifade ettiğim genelgesinden dolayı Türkiye’de gerici, şeriatçı bir kuşatma varmış. Allah’a iman etmek gericilikse biz de bal gibi, buz gibi gericiyiz. Çocuklarımıza Ramazan ayının muteber ahlak ve manasını aktarmak gericilik olarak değerlendiriliyorsa biz de buna sonuna kadar ortağıyız. Ne diyordu merhum Cemil Meriç. Gelin kulak verelim. "Murdar bir hâlden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse her namuslu insan gericidir." Hepsini toplasanız bir insan etmeyecek 168 kişi bugünkü karanlık yüzün hâlihazırdaki temsilidir. Genelgeyi sonuna kadar destekliyorum Millî Eğitim Bakanımızı ve bakanlık personelini kutluyorum. Milli Eğitim Bakanlığının 12 Şubat 2026 tarihinde yayımladığı Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında Ramazan ayı etkinlikleri konulu genelgeyi sonuna kadar destekliyorum. 168 imzacıyı da ademe mahkûm ediyorum Her biri bugünün Haluk’u olan 168 imzacıyı da ademe mahkûm ediyorum. Müslüman Türk milletinin haysiyetiyle oynamayın. Ramazan ayımızı sulandırmaya, sorgulamaya, karalamaya sakın ola kalkışmayın. Haddinizi bilin. Hududunuzu bilin. Ayranımızı kabartmayın. Tepenize tasımızı artırmayın. Nereden geldiğimizi, nasıl geldiğimizi biliyoruz Bu aşamada söyleyeceklerim son olarak şudur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti başkent Ankara’dan yönetilen üniter devlet yapısına, Türk milleti gerçeği üzerine inşa edilen milli devlet yapısına ve inançlarımız ile yönetim ilişkilerinin belirlendiği laik devlet yapısına dayanmaktadır. Bu yapı Cumhuriyetimizin kurucu kahramanları ve kadroları tarafından çağın ve ötesinin dikkate alındığı mükemmel bir vizyon ile belirlenmiştir. Bir devlet çatısı altında beraberce yaşayabilmemizin asgari kuralları 29 Ekim 1923 tarihinde konulmuştur. Başkentimizin Ankara, dilimizin Türkçe, bayrağımızın ay yıldızlı al bayrak, millî marşımızın İstiklal Marşı olduğu belirlenmiş ve anayasamız tarafından da güvence altına alınmıştır. Bundan geriye dönüş yoktur. Taviz, tavsama, tereddüt veya tenakus söz konusu değildir. Cumhuriyetin 103 yıllık tarihi bu ilkeleri benimsemekte zorlanan, reddeden ya da değiştirmeye çabalayan bedbahtların zaman zaman beyhude kalkışmalarına şahit olmuştur. Bu girişimler her defasında büyük Türk milleti tarafından lanetlenmiş, müsebbipleri hak ettiği karşılığı görmüştür. Gazi Mustafa Kemal Paşa Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi unvanı ile 1 Aralık 1921 tarihinde yaptığı konuşmada kurucu felsefenin omurgasını derinlemesine tarif etmiştir. Bildiğiniz üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuki temelleri 23 Nisan 1920’de atılmıştır. Kurucu felsefenin omurgasını millî egemenlik oluşturmuştur. Halkçılık da millî egemenliğin toplumsal tabanını inşa etmiştir. Gazi Mustafa Kemal Paşa o meşhur konuşmasının bir yerinde aynen şunları söylemiştir. "Millet yürüdüğü yolu pek büyük isabetle seçmiştir. Ve bu yolun sonunda parlayan saadet güneşini bütün vücuduyla görmektedir. Bu millet o güneşe ulaşacaktır ve hiçbir kuvvet ona mâni olamayacaktır." Tarihi geriye sarmak, zamanı geriye taşımak mümkün değildir. Aynı zamanda tarih bir el feneri gibidir. Nereye tutarsanız orayı aydınlatır, gerisi karanlıkta kalır. Yine Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ifade ettiği üzere bugün ulaştığımız sonuç asırlardan beri çekilen millî felaketlerin doğurduğu yanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan şehit kanlarının bedelidir. Nereden geldiğimizi, nasıl geldiğimizi biliyoruz. Hangi menzile varmak istediğimizin hayal ve hedefleriyle dopdoluyuz. Türk milletinin varoluş hakları, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ruhu ve egemenlik hukuku her zaman bakidir. Her anlamda canlıdır, her daim muhafaza ve müdafaaya yeminli olduğumuz millî namustur. Geçmişin tecrübelerinden istifade ederek geleceğin huzurlu, gelişmiş, güvenli ve barışçı Türkiye’sinin teklifini sağlam esaslara dayanarak yapmanın arayış ve arzusundayız. Gerekirse pirincin içindeki beyaz taşları ayıklamak anlamına da gelse, gerekirse ağzımızla kuş tutmak, samanlıkta iğne aramak, deveye hendek atlatmak pahasına da olsa biz yolumuzdan dönmeyeceğiz. Attığımız her adımla, yaptığımız her hamleyle ülkemizin ve milletimizin ümit sancağı, ufuk çizgisi ve huzur çimentosu olmayı kararlılıkla sürdüreceğiz. Dağılarak, dalaşarak ve dağınık hâlde durarak değil, birbirimize danışarak, dayanarak ve sarılarak demokratik ve siyasi sorumluluğumuzu hakkıyla yerine getireceğiz. Evvela bir hatırlatma yaparak düşüncelerimin pergelini açmak istiyorum. Anayasal ve demokratikleşme süreçlerinin nereden bakarsanız 118 yılı bulan paradoksal iki kanadından bahsedilir. Bu iki kanattan birisi eşitlik, diğeri özgürlüktür. Hürriyet ilanıyla yola koyulan ikinci meşrutiyet özgürlüğü tercih ederek önceliğini almış lakin sonuca ulaşamamıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ise kurulduğu ilk andan itibaren eşitlik ilkesini çatı değer hâline görmüş ve buna müzahir devlet millet ilişkisini belirlemiştir. Eşitliğin öne çıkması özgürlüğün geri plana itildiği anlamına gelmemelidir. Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan her insanımız, her kardeşimiz eşit ve özgür vatandaş olarak kabul görmüştür. Hiçbir vatandaşımız ahlaken, hukuken ve siyaseten bu ülkede ikinci sınıf insan muamelesi görmemiştir. Tarih ve kültür vadimizin hangi köşesine bakarsanız bakınız bu topraklar üzerinde ayrımcılığın izini, ötekileştirmenin izdüşümünü kolay kolay bulamazsınız. TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİNDE KOMİSYON RAPORU ÖNE ÇIKTI Şu altı çizilmesi gereken hususu da yok saymıyorum. 103 yıllık Cumhuriyet tarihinin farklı etaplarında iktidar mevkiinde bulunan bir kısım zevatın şahsi, vehimli, ikircikli, önyargılı ve ideolojik tutumundan kaynaklanan dönemsel yanlışları olmuştur. Ancak bu durum hiçbir zaman devlet ve toplum hayatını sabote edecek derecede tırmanmamıştır. Yani Türkiye Cumhuriyeti’nde Türk neyse Kürt odur, Kürt neyse Türk de aynısı olmuştur. Bu iki halk tarih boyunca bin yıllık ortak tarih, ortak kültür ve ortak inanç kapsamında bir millete vücut vermiş, bu milletin adı da Türk milleti olmuştur. Nitekim devletimiz Türkiye Cumhuriyeti’dir. Milletimiz Türk milletidir. Terörsüz Türkiye hedefiyle devlet ve millet kudreti hem teyit edilmiş hem de dışarıdan bizi yenemeyenlere karşı iç dünyamızda aşılamaz, yıkılamaz birlik, beraberlik ve kardeşlik şuuru güçlendirilerek yeni yüzyılın rotası belirlenmiştir. Millî iradenin tecelligâhı olan Gazi Meclis en üst seviyede inisiyatif almış, birkaçı dışında siyasi partilerin büyük çoğunluğu meseleye sorumlu ve duyarlı yaklaşmıştır. Bu sayede Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde tesis edilen Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu 5 Ağustos 2025 tarihinde fiilen çalışmalarına başlamıştır. Yaklaşık altı buçuk ay süresince komisyon 20 toplantı yapmış, 137 kurum temsilcisi ve kişinin bilgi ve görüşüne başvurmuş, nihayet 17 Şubat 2026 Salı günü hazırlanan raporu tamamlamıştır. Komisyon üyesi 50 milletvekilinden 47’sinin oyuyla ikmal edilen rapor kabul edilmiştir. Evvela komisyonda görev yapan her milletvekili arkadaşıma huzurlarınızda gönül dolusu teşekkürlerimi iletiyorum. Terörsüz Türkiye hedefiyle ilgili samimi gayret ve girişimlerin en önemli ayağı komisyon raporuyla teşekkül etmiştir. Bahse konu bu rapora sefalet manifestosu diyenlerin bizzat kendileri sefil ve sefildir. Demokratik, katılımcı ve kapsayıcı bir anlayış ölçeğinde kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üstlendiği tarihî rolle tabuları yıkmış, ezberleri bozmuştur. Hiç kimse yapılan çalışmaları hafife almamalıdır. Hiç kimse millî birlik ve kardeşliğimizi barış ve huzur ortamıyla pekiştirme amacını perdelemeye kalkışmamalıdır. Devir Türk ve Türkiye yüzyılı devridir. Yeni yüzyılda terörsüz ve tereddütsüz Türkiye’yi ihya etmek vatan ve millet sevgisinde buluşan herkesin müşterek gayesi olmalıdır. “SİLAH BIRAKMA SÜRECİ HUKUKİ ZEMİNLE DESTEKLENMELİ” Demokratikleşme, ortak vatandaşlık, hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasıyla ekonomik refahın çıtası yükselecektir. Terörsüz Türkiye’nin kazananı herkes, hepimiz, milletimizin tamamı olacaktır. Bu da yetmez, kademe kademe ulaşılacak terörsüz bölge hedefiyle etrafımız barış ve kardeşlik kuşağı ile ihata edilecektir. Böylece terör örgütünün feshi ve silah bırakmasının güvenlik ve istihbarat kurumlarımızca takibi, teyidi ve ölçülebilir kriterleri netleşir netleşmez hukuki düzenlemelerin süratle ve şeffaflıkla hayata geçmesi mümkün hâle gelecektir. Adalet duygusunu zedelemeden, şehitlerimizin hatıralarını lekelemeden, gazilerimizin mücadelesine gölge düşürmeden silahsız döneme geçenlerin topluma kazandırılması aşama aşama gerçekleştirilecektir. Raporda kaydedildiği üzere örgütün tüm unsurlarıyla feshi, silahların teslimi ve bırakılması sürecinde ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemelerin yapılması konusunda ortaya çıkan anlayış birliği çok değerlidir. Toplumsal bütünleşmenin güç kazanması maksadıyla silah bırakmayla birlikte işleyen süreci ve sonrasını yönetecek müstakil ve geçici mahiyette bir yasal düzenlemeye vurgu yapılması ayrıca önemlidir. Af ve cezasızlık algısına prim vermeden ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin çerçevesi çizilmelidir. Türk’ün itibarı Kürt’ün itibarıdır. Kürt’ün iffeti Türk’ün iffetidir. Türk’ün onuru Kürt’ün onurudur. Bunların mevcudu da büyük Türk milletinin şanı, şerefi ve haysiyetidir. DIŞ POLİTİKADA BÖLGESEL GERİLİME UYARI Etrafımıza baktığımızda ve dünyanın içine gömüldüğü kaos ve kriz anaforuna göz attığımızda terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefinin ne kadar büyük bir boşluğu dolduracağı ortadadır. Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a saldıracağı tarih hususunda deyim yerindeyse bahisler oynanmaktadır. Bölgemiz tarihî bir sınamadan geçmektedir. ABD’nin olağanüstü askerî yığınağı tehlikenin cesameti hakkında fikir vermektedir. Daha vurucu yeni nesil savaş senaryoları bölgesel dinamikleri, küresel ekonomi ve siyaset dengelerini olumsuz yönde etkileyecektir. Tehdit yakın ve sıcaktır. ABD’nin İran’a saldırması coğrafyaların ayarını bozacak ve tahminlerin ötesinde yaygın bir savaş döneminin kapısını aralayacaktır. Bir yanda ABD, diğer yanda İran müzakerelerin sürdüğünü iddia etse de Cenevre’de kurulan masa faal olsa da Arap arabulucular devrede bulunsa da İran, Rusya ve Çin Hürmüz Boğazı ile Umman Denizi ve Hint Okyanusu’nda ortak askerî tatbikat gerçekleştirmektedir. Aynı anda Gazze’nin yeniden imarı için Washington’da barış toplantıları yapılırken eş zamanlı şekilde İran’a karşı savaş hazırlıkları konuşulmaktadır. İsrail yönetiminin dizginlenmesi hususunda ön alması gereken Trump’ın siyonist lobinin etkisiyle İran’a meydan okuması anlaşılır değildir. ABD’nin İsrail Büyükelçisi’nin teolojik ve ideolojik saplantılarla vaat edilmiş topraklar söylemini gündeme getirmesi, sınır aşan potansiyel hedeflerin dillendirilmesi ve bölge devletlerinin egemenlik haklarının tartışmaya açılması siyonist yayılmacılığın nasıl bir tehdit oluşturduğunu göstermektedir. İMRALI VE KAYYUM MESELESİNDE DİKKAT ÇEKEN ÇIKIŞ Şimdi tekrar terörsüz Türkiye hedefine dönelim. Dışımız kaynarken içimizi kaynaştırmalıyız. Dışımızda yangın varken içimizde birbirimize daha sıkı sarılmalıyız. Terörsüz Türkiye hedefinin icrasında 27 Şubat 2025 tarihli açıklamayla PKK’nın yaptığı çağrının önemli bir dahli vardır. Bu çağrı aynı şekilde KCK’yı da bağlamaktadır. Örgütün üst yapılanmasının feshi derhal sağlanmalıdır. Madem 27 Şubat çağrısı barışçıl arayışları destekleyen ve teşvik eden demokratik bir eşiktir, o hâlde bundan sonrası için planlanan atılımların ve yapılacak düzenlemelerin gerçekleşmesi adına PKK’nın kurucu önderliğinin statü sorunu nasıl ele alınacaktır? Eğer böylesi bir sorun varsa ki bize göre vardır, bunun çözümü nasıl olacaktır? Terörsüz Türkiye’ye hizmet eden İmralı’nın statüsü açıklığa nasıl kavuşturulacaktır? Samimiyetle bu tartışma yapılarak makul akla ve vicdana müzahir bir sonuca kısa sürede ulaşılmalıdır. Diğer taraftan kayyum meselesi herhangi bir kaygı ve çekinceye kapılmadan demokrasi sınırları dâhilinde tekrar değerlendirilmelidir. İki Ahmet’in makamlarına oturması da sağlanmalıdır. Biz yeryüzüne Ankara’dan bakmak zorundayız. Başka başkentlerin veya merkezlerin tesirinde kalarak yapacağımız yorum ve yaklaşımları savunmak düşürülmek istenen küresel tuzaklar için bahane yaratacaktır. Ankara’nın ve Türkiye’nin güvenliği en yüksek hassasiyetimizdir. Siyasi tasavvurlarımızın temeli de bu hassasiyete bağlıdır. Türkiye mevcut ağırlığıyla bölgesindeki mazlumlar ve hakkı yenmiş insanlar için güven kaynağı ve ihtiyaç hâlinde barınacakları en emin sığınaktır. Türkiye’nin varlığı onların da umudu demektir. Kerkük’ün, Gazze’nin, Halep’in, Şam’ın, Bağdat’ın, Urumçi’nin, Tebriz’in, Arakan’ın hissettiklerini en derinden duymalıyız. En samimi şekilde onların esenliğine dua ederken acılarını ve ülkülerini paylaşırken millî dokumuzu ve millî birliğimizi yaralayacak her ihtimali kaynağında engellemeliyiz. Çağları aşmış büyük bir milletin vizyonuna sahip olarak yol ve yöntem göstermeliyiz. Yanlışları söylemeliyiz. Doğruları desteklemeliyiz. Süreçlere müdahil olmalıyız. Her şeyden önce Türkiye düşüncesinde el ele vermeliyiz. Bin yılda kurulan kutlu mimariyi tahrip ve tasfiye ettiremeyiz. Dili tutulmuş duyguların elbet bir gün haklıyı ortaya çıkaracağını bilmeliyiz. Tarihin sabır, akıl, şuur ve inançla yoğrulduğunu bugün Orta Asya’da vücut bulmuş Türk devletlerinin geçmişine bakarak idrak etmeliyiz. Hamasi söylem ile realitenin bağını koparmadan etrafımıza bakmalıyız. FUTBOLDAKİ BAHİS VE ŞİKE OPERASYONU İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ve kamuoyunda futbolda bahis ve şike olarak bilinen soruşturmanın ne kadar önemli olduğunu ifade etmeliyim. Bahis hesabı bulunduğu belirlenen, özellikle yöneticisi olduğu takım ile rakip takım arasındaki müsabakada rakip takım üzerine bahis oynadığı tespit edilenlerin elbette yakasından tutulmalıdır. Bu suretle mağduriyet yaşayan kulüplerimizin hakkı ve hukuku muhakkak gözetilmelidir. Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı çok isabetli bir adım atmıştır. Cesurdur, kararlıdır, yoluna devam etmelidir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Bahçeli’ye 57. yıl jesti: 57 güllü Türk bayrağı Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Bahçeli’ye 57. yıl jesti: 57 güllü Türk bayrağı

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Türk siyasi hayatındaki 57. yılını geride bırakırken, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhur İttifakı ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye özel bir kutlama mesajı iletti. Kuruluş yıl dönümü programı kapsamında gerçekleşen bu nezaket, siyaset kulislerinde ve sosyal medyada geniş yankı uyandırdı. TÜRK BAYRAĞI MOTİFLİ ÖZEL TASARIM Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından MHP Lideri Bahçeli'ye gönderilen çiçek aranjmanı, taşıdığı sembolik anlamlarla öne çıktı. Kırmızı ve beyaz renklerin hakim olduğu tasarımın, Türk bayrağı formunda hazırlandığı görüldü. Aranjmanın en dikkat çekici detayı ise kullanılan gül sayısı oldu. Erdoğan'ın, MHP'nin 57. kuruluş yılına ithafen aranjmanda tam 57 adet gül kullandırttığı belirtildi. İZZET ULVİ YÖNTER DUYURDU Konuya ilişkin detaylar ve çiçeğin görseli, MHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili İzzet Ulvi Yönter tarafından kamuoyuyla paylaşıldı. Sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yapan Yönter, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın jestine vurgu yaptı. Yönter paylaşımında, "Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Milliyetçi Hareket Partisi’nin 57’nci kuruluş yıl dönümü münasebetiyle, Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’ye Türk bayrağı motifinde hazırlanmış, 57. yıla ithafen 57 gülün yer aldığı tebrik çiçeği göndermiştir" ifadelerine yer vererek, iki lider arasındaki hukuka dikkat çekti.

Kanlı: Milliyetçi Hareket Partisi sönmez bir meşaledir Haber

Kanlı: Milliyetçi Hareket Partisi sönmez bir meşaledir

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Adana İl Başkanı Yusuf Kanlı, partinin 57. kuruluş yıldönümü münasebetiyle yaptığı açıklamada, MHP’nin “kökü dışarıda ideolojilerin kuşatmasına karşı, bu toprakların öz değerlerinden süzülüp gelen bir direnç ve medeniyeti inşa iradesi” olduğunu vurguladı. 8-9 Şubat 1969’da Adana’da gerçekleştirilen son kongrede, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nin adı “Milliyetçi Hareket Partisi” olarak değiştirilmiş, amblemi “Üç Hilal” olarak belirlenmiş ve Genel Başkanlığa Alparslan Türkeş seçilmişti. “MİLLİYETÇİ HAREKET 57 YILDIR SÖNMEZ BİR MEŞALE” Adana’da gerçekleştirilen bu tarihî adımın yıl dönümü münasebetiyle mesaj yayımlayan MHP Adana İl Başkanı Yusuf Kanlı, "Bugün, Milliyetçi Hareket'in 57. yaşını gururla idrak ediyoruz. 57 yıldır millî bekamızın teminatı olagelmiş Milliyetçi Hareket, bugün milyonların gönlünde yanan sönmez bir meşaleye dönüşmüştür. 9 Şubat 1969, yalnızca bir partinin isim değişikliği veya kuruluş tarihi değil; Türk milliyetçiliğinin, binlerce yıllık devlet geleneğimizle harmanlanarak modern siyaset zemininde yeniden filizlendiği gündür. Milliyetçi Hareket, kökü dışarıda ideolojilerin kuşatmasına karşı, bu toprakların öz değerlerinden süzülüp gelen bir direnç ve medeniyeti inşa iradesidir” diye ifade etti. “TÜRK VE TÜRKİYE YÜZYILI’NI İNŞA EDECEĞİZ” Başkan Kanlı, "Başbuğumuz Cennetmekân Alparslan Türkeş’le fikrî temelleri Adana’da atılan ve mayalanan; Bilge Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin 'Önce Ülkem ve Milletim' ilkesi, 'Lider Ülke Türkiye' ülküsüyle stratejik bir akla dönüştürdüğü bu irade, Türk Devri’nin itici gücü ve rehberidir. 57 yılın bakiyesi; binlerce şehit ve gazi; acı ve gözyaşıyla yoğrulmuş şanlı bir tarih... Bizler, Türk-İslam ülküsünün evrensel değerlerini, çağın bilgisiyle donatarak 'Türk ve Türkiye Yüzyılı’nı inşa etme azmindeyiz. Ne rüzgâra göre yön değiştiririz ne de fırtınada liman ararız. 57 yıllık gururla ve aynı heyecanla yürüyoruz. Bizim rotamız bellidir, hedef Kızılelma’dır! Bu duygu ve düşüncelerle; bu kutlu yolculuğun mimarı, Kurucu Genel Başkanımız Başbuğ Alparslan Türkeş başta olmak üzere, vatan ve ülkü uğruna can veren tüm kahramanlarımızı ve şehitlerimizi rahmetle yâd ediyor; 57 yıldır yılmadan, yorulmadan bu bayrağı taşıyan tüm dava arkadaşlarıma ve davamıza gönül veren tüm mensuplarımıza şükranlarımı sunuyorum” şeklinde konuştu.

Devlet Bahçeli deprem yıl dönümünde Adana’da karşılandı Haber

Devlet Bahçeli deprem yıl dönümünde Adana’da karşılandı

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 6 Şubat tarihinde meydana gelen ve "Asrın Felaketi" olarak nitelendirilen depremlerin yıl dönümü dolayısıyla memleketi Osmaniye’de düzenlenecek programlara katılmak üzere Adana’ya geldi. CUMHUR İTTİFAKI HAVALİMANINDAYDI Hava yoluyla kente gelen MHP Lideri Devlet Bahçeli, Çukurova Havalimanı’nda Cumhur İttifakı temsilcileri tarafından karşılandı. Karşılama heyetinde MHP Adana İl Başkanı Yusuf Kanlı, AK Parti Adana Milletvekili Sunay Karamık ve AK Parti Adana İl Başkanı Tamer Dağlı yer aldı. MHP Adana İl Başkanlığı, Bahçeli'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte Osmaniye'deki programlara katılacağını bildirdi. "SARSILMAZ İRADE" VURGUSU Karşılamanın ardından bir değerlendirmede bulunan AK Parti Adana Milletvekili Sunay Karamık, “Cumhur İttifakı’nın sarsılmaz iradesi ve değerli hemşehrimiz, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Devlet Bahçeli’yi, 6 Şubat depremlerinin yıl dönümünde Osmaniye’deki programı vesilesiyle geldiği Adana’da karşıladık. Milletçe paylaştığımız acının ve büyüttüğümüz dayanışmanın anlamlı bir ifadesi olarak, ortak sorumluluk bilincimizi ve kardeşlik hukukunu bir kez daha pekiştirmek, bu toprakların en büyük teminatıdır. Devletimizin bekası, milletimizin huzuru ve geleceğimiz için aynı kararlılıkla birlikte yürümeye devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Devlet Bahçeli: Anadolu huzura, Öcalan umuda, Demirtaş yuvasına dönene kadar kararımız nettir Haber

Devlet Bahçeli: Anadolu huzura, Öcalan umuda, Demirtaş yuvasına dönene kadar kararımız nettir

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda gündeme dair çarpıcı açıklamalarda bulundu. Bir haftalık aranın ardından kürsüye çıkan Bahçeli, iç siyasetten dış politikaya, Suriye'deki gelişmelerden "Terörsüz Türkiye" sürecine kadar birçok başlıkta önemli mesajlar verdi. "ÖCALAN UMUDA, DEMİRTAŞ YUVASINA DÖNENE KADAR..." Bahçeli, konuşmasının finalinde Türk siyasetinde geniş yankı uyandıracak ifadeler kullandı. Sürecin arkasında durduklarını vurgulayan MHP Lideri, "MHP doğru bildiği yoldan ayrılmayacaktır. Küçük hesapların kendi ayaklarına pranga vurmasına izin vermeyecektir" dedi. Bahçeli sözlerini şu tarihi cümleyle noktaladı: "Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmet'ler makama, Demirtaş yuvasına dönene kadar kararımız nettir." "DEM PARTİ İMRALI'YA SAYGI GÖSTERMELİ" Konuşmasında Abdullah Öcalan için "PKK’nın kurucu önderliği" ifadesini kullanan Bahçeli, Öcalan'ın 27 Şubat 2025 tarihinden itibaren verdiği sözlerin arkasında durduğunu belirtti. Bahçeli, "Madem maksat hasıl oldu, o halde bize düşen de PKK’nın kurucu önderliğine, DEM Parti’den tüm örgüt uzantılarına kadar saygı gösterilmesini istemek ve beklemektir" diye konuştu. SURİYE MESAJI: DEVLET İÇİNDE DEVLET OLMAYACAĞI NETLEŞTİ Suriye'nin kuzeyindeki gelişmeleri değerlendiren Bahçeli, Şam yönetimi ile SDG arasındaki mutabakatları olumlu karşıladı. Suriye'de "devlet içinde devlet" olmayacağının netleştiğini belirten Bahçeli, "Komşu ülkenin haritası artık tek renge bürünmüş ve işgalciler çıkarılmıştır. Kürt kardeşlerimiz ile YPG'yi yan yana getirmek gafilliktir" değerlendirmesinde bulundu. ÖZGÜR ÖZEL'E SERT TEPKİ: "SİYASİ AHMAKLIK" CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in erken seçim çağrılarına ve Suriye politikasına yönelik eleştirilerine sert yanıt veren Bahçeli, erken seçim tartışmalarını "Siyasi ahmaklık" olarak nitelendirdi. Bahçeli şu ifadeleri kullandı: "Ahlaken sorunlu siyaset zar atmaktan farksızdır. CHP Genel Başkanı’nın erken seçim ezberine takılması beyhude bir çağrıdır. Seçimin ne zaman yapılacağı bellidir. Erken seçim diye bir şey asla gündemde yer almayacaktır. Sayın Özel, zırvayı bırak sadede gel. Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamasından dolayı uykularının kaçtığını itiraf et." DIŞ POLİTİKA: ABD-İRAN GERİLİMİ VE EPSTEIN BELGELERİ ABD’nin İran’a yönelik olası bir askeri operasyonunun "emperyalist vandallık" olacağını söyleyen Bahçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın arabuluculuk çabalarını takdirle karşıladığını belirtti. Dünya gündemine oturan Epstein belgelerine de değinen Bahçeli, zamanlamaya dikkat çekti: "Epstein belgelerinin manidar bir dönemde deşifre edilmesi akılları karıştırmaktadır. ABD’nin Suriye’de YPG’ye sırt dönüp Ahmet eş Şara’yı desteklediği ve İran’a saldırı planlarının konuşulduğu bir zamana denk gelmesi tesadüf değildir."

MHP Genel Sekreteri İsmet Büyükataman: Fırat’ın doğusu da terörden arındırılmalı Haber

MHP Genel Sekreteri İsmet Büyükataman: Fırat’ın doğusu da terörden arındırılmalı

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Sekreteri İsmet Büyükataman, Bursa İl Başkanlığı’nda düzenlenen basın toplantısında partililerle bir araya geldi. Gündemdeki dış politika gelişmeleri, terörle mücadele ve bölgesel riskler hakkında değerlendirmelerde bulunan Büyükataman, Suriye'nin kuzeyindeki duruma dikkat çekti. FIRAT’IN DOĞUSU İÇİN NET MESAJ Suriye sahasındaki hareketliliğe değinen Büyükataman, terörle mücadeledeki kararlılığı şu sözlerle vurguladı: "Suriye ordusunun SDG/PKK karşısında sahada gösterdiği üstünlük, Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge hedeflerine suikast üstüne suikast düzenleyen SDG'nin iddia ettiği kadar güçlü ve etkin olmadığı gerçeğini de ifşa etmiştir. Gelinen bu noktada Fırat'ın doğusu da tıpkı batısı gibi terörden tamamen arındırılmalı, Suriye'de tek bir terörist kalmamalıdır. Tarih boyunca şanlı Türk bayrağına el uzatan her hain bunun bedelini ödemiştir. Bundan sonra da ödeyeceğinden kimse şüphe etmemelidir." İSRAİL BÖLGEYİ SAVAŞA SÜRÜKLÜYOR İsrail’in bölgedeki saldırgan tutumunun Türkiye için de tehdit oluşturduğunu belirten Büyükataman, konuyla ilgili şu ifadeleri kullandı: "Terör devleti İsrail'in Ortadoğu'nun tamamını kanlı bir savaşa sürükleme planları devam etmektedir 2025 yılında İsrail'in Gazze'de yaptığı katliamlar, Suriye, İran, Yemen, Lübnan ve Katar'a yönelik yaptığı saldırılar Siyonist barbarlığın ne derece gözü dönmüş bir hal aldığını göstermektedir. Komşularımızda yaşanan gelişmeler ülkemize yönelik tehditlerin adeta fragmanı gibidir." Büyükataman, İsrail'in stratejisi hakkında ise şunları kaydetti: "İsrail, her ne kadar doğrudan saldırmaya cesaret edemese de; iç cephemize yönelik sinsi saldırılarıyla birliğimizi hedef almaktadır. Diğer yandan özellikle Suriye'de Esad'ın devrilmesiyle filizlenen istikrar umudunu baltalamaya çalışmış, SDG/PYD terör örgütünü kışkırtarak Suriye'yi savaşa mahkûm bırakmak istemiştir. Suriye'de 10 Mart mutabakatına uymayan SDG/YPG Suriye'yi bölme emellerinde ısrarcı olmuş, yanlış üstüne yanlış yapmıştır. Bunun üzerine Halep kısa sürede SDG'li terörist unsurlardan ve ona destek çıkan Esad rejimi kalıntılarından temizlenmiştir." KÜRTLERİ TERÖRLE EŞİTLEYEN DİL ZEHİRLİDİR Operasyonlara yönelik eleştirilere de yanıt veren MHP Genel Sekreteri, terör örgütü ile sivil halk ayrımına dikkat çekerek şöyle konuştu: "Kürtleri terörle eşitleyen bu dil zehirlidir, SDG/YPG terör örgütüdür, Kürt kardeşlerimizi temsil etmesi, onlar adına söz ve hak iddiasında bulunması koca bir yalandan ibarettir. Tüm bu gelişmeler Türkiye'nin güvenliğini yakından ilgilendirmektedir. Sınırımızda şanlı Türk bayrağına el uzatmaya cüret eden alçaklar, milli birlik ve kardeşlik çağrılarımızı suistimal ederek Terörsüz Bölge hedefimizi sabote etmeye çalışanlar şunu çok iyi bilsinler ki; tarih boyunca şanlı Türk bayrağına el uzatan her hain bunun bedelini ödemiştir. Bundan sonra da ödeyeceğinden kimse şüphe etmemelidir." SON TERÖRİST SİLAH BIRAKINCAYA KADAR Büyükataman, terörle mücadelenin kapsamı ve muhalefetin tutumu hakkında ise şu değerlendirmelerde bulundu: "Milliyetçi Hareket Partisi'nin görüşü ve duruşu budur. Aksi halde son terörist silah bırakıncaya kadar terörle mücadelemiz sürecek, silah bırakmayan eli kanlı caniler mutlaka bedelini ödeyecektir. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin öncülüğünü yaptığı Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge hedefimiz mutlaka başarıya ulaşacak, yıllarca mazlumların kanını akıtan, Türk-Kürt demeden katleden terör belası tarihe karışacaktır. Buna rağmen ne yazık ki muhalefet partileri çağları aşan bu CHP neredeyse her gün suni bir gündemle karşımıza çıkmakta ve Türkiye düşmanlarının diliyle konuşarak Türkiye karşıtlarının oluşturduğu emperyalist cephede konumlanmaktadır." Konuşmasının sonunda bölgesel risklere tekrar değinen Büyükataman, sözlerini şöyle tamamladı: "İran'da yaşanan huzursuzluk ve devreye sokulan emperyalist provokasyonlar tüm bölge için olduğu gibi ülkemiz için de her açıdan tehdit oluşturmaktadır. Terör devleti İsrail'in Ortadoğu'nun tamamını kanlı bir savaşa sürükleme planları devam etmektedir. 2025 yılında İsrail'in Gazze'de yaptığı katliamlar, Suriye, İran, Yemen, Lübnan ve Katar'a yönelik yaptığı saldırılar Siyonist barbarlığın ne derece gözü dönmüş bir hal aldığını göstermektedir. Komşularımızda yaşanan gelişmeler ülkemize yönelik tehditlerin adeta fragmanı gibidir."

Devlet Bahçeli: Türkiye-Libya ilişkilerinde uçak kazası hem düşündürücü hem üzücü Haber

Devlet Bahçeli: Türkiye-Libya ilişkilerinde uçak kazası hem düşündürücü hem üzücü

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Türkiye-Libya arasındaki samimi ve yakın diyalogların arttığı, karşılıklı hak ve çıkarların eşgüdüm halinde müdafaa edildiği bir dönemde vaki uçak kazası hem düşündürücü hem de ziyadesiyle üzücüdür" dedi. MHP lideri Bahçeli, dün akşam Ankara Esenboğa Havalimanı'ndan Trablus'a uçuş sırasında arızalanarak düşen jet ile ilgili sosyal medya hesabından yazılı bir açıklama yaptı. Bahçeli, Türkiye-Libya arasındaki samimi ve yakın diyalogların arttığı bir dönemde gerçekleşen uçak kazasının hem düşündürücü hem de ziyadesiyle üzücü olduğunu belirtti. Bahçeli, paylaşımda şu ifadelere yer verdi: "Resmi bir ziyaret maksadıyla Türkiye'ye gelen, aralarında Libya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Muhammed Ali Ahmed Al-Haddad ile Kara Kuvveleri Komutanı Korgeneral Alfitory Jribil'in de yer aldığı beş kişiden müteşekkil Libya Heyeti'nin dönüş yolculuğu maalesef faciayla sonlanmıştır. Dün akşam saatlerinde Ankara Esenboğa Havalimanı'ndan Libya'nın başkenti Trablus'a gitmek üzere havalanan Falcon 50 tipi özel jet Haymana civarında düşmüştür. Bu elim ve feci olayda Libya Heyeti'nin yanı sıra üç kişiden oluşan mürettebat da hayatını kaybetmiştir. Türkiye-Libya arasındaki samimi ve yakın diyalogların arttığı, karşılıklı hak ve çıkarların eşgüdüm halinde müdafaa edildiği bir dönemde vaki uçak kazası hem düşündürücü hem de ziyadesiyle üzücüdür. Tarihi, siyasi, ekonomik ve köklü ilişkilerimiz olan Libya'nın acısı elbette Türkiye'nin de acısıdır. Bu münasebetle dost ve kardeş ülke Libya'ya taziyelerimizi iletiyor, hayatını kaybedenlere Cenab-ı Allah'tan rahmetler niyaz ediyorum."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.