#NATO

İLKHABER-Gazetesi - NATO haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, NATO haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

NATO Genel Sekreteri Rutte’den ASELSAN ziyareti: Türkiye bir savunma sanayisi devrimi yaşadı Haber

NATO Genel Sekreteri Rutte’den ASELSAN ziyareti: Türkiye bir savunma sanayisi devrimi yaşadı

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Ankara'daki resmi temasları kapsamında Türkiye'nin savunma sanayisi devi ASELSAN'ı ziyaret etti. Tesislerde incelemelerde bulunan Rutte, sektördeki üretim hızının artırılması ve yenilikçi yaklaşımların teşvik edilmesinin ittifak için taşıdığı kritik öneme değindi. Savunma kapasitesinin güçlendirilmesinin NATO'nun öncelikli ajandasında yer aldığını belirten Rutte, bu konunun temmuz ayında Ankara'nın ev sahipliği yapacağı NATO zirvesinde de temel gündem maddesi olacağını açı. SAVUNMA SANAYİSİNDE ÜRETİM VE YENİLİKÇİLİK VURGUSU Dünyanın içinden geçtiği riskli döneme dikkat çeken Rutte, savunma alanında daha nitelikli ve hacimli bir üretime ihtiyaç duyulduğunu ifade etti. Türkiye'nin bu alandaki başarılarının ilham verici olduğunu söyleyen Genel Sekreter, "Çünkü daha iyisini ve daha fazlasını yapmalıyız. Bu konuda Türkiye’nin yaptıklarından çok şey öğrenebiliriz. Buna ihtiyaç var çünkü tehlikeli bir dünyada yaşıyoruz" değerlendirmesini yaptı. Türk savunma sanayisinin küresel ölçekteki değerine işaret eden Rutte, ASELSAN bünyesinde geliştirilen teknolojilerin sadece Türkiye için değil, tüm müttefiklerin güvenliği için bir kalkan oluşturduğunu dile getirdi. RUTTE: "TÜRKİYE BİR SAVUNMA SANAYİSİ DEVRİMİ YAŞADI" Türkiye'nin savunma ekosisteminde gerçekleştirdiği dönüşümü takdirle karşıladığını belirten Rutte, "Türkiye bir savunma sanayisi devrimi yaşadı" diyerek ASELSAN'ın bu süreçteki öncü rolüne vurgu yaptı. Modern tehditlere karşı en güncel teknolojilerin ve yaratıcı beyinlerin sisteme entegre edilmesi gerektiğini söyleyen Genel Sekreter, özellikle genç mühendislerin sektöre katkısından duyduğu memnuniyeti şu sözlerle aktardı: "Burada yaptığınız her şey Türkiye'nin güvenliğini sağlamaya yardımcı oluyor, aynı zamanda Türkiye'yi son derece değerli bir müttefik olarak gören ülkelerin güvenliğini de koruyor." KÜRESEL TEHDİTLER VE NATO'NUN SAVUNMA KARARLILIĞI Rusya, Çin ve İran kaynaklı jeopolitik risklerin altını çizen Mark Rutte, ittifakın her türlü saldırıya karşı teyakkuzda olduğunu hatırlattı. Geçmişte İran'dan fırlatılan ve Türk hava sahasına yönelen balistik mühimmatın başarıyla imha edildiğini anımsatan Rutte, "NATO bu tür tehditlere karşı hazırlıklıdır ve Türkiye’yi ve tüm müttefiklerini savunmak için her zaman gerekli olanı yapacaktır" ifadesini kullandı. Güvenliğin sadece orduların değil, savunma sektörünün de ortak sorumluluğu olduğunu belirten Rutte, siyasi liderlerin savunma harcamalarını artırma sözü vermesinin sektöre kaynak akışını hızlandırdığını kaydetti. ALASKA'DAN ANKARA'YA UZANAN ORTAK SAVUNMA HATTI ASELSAN'ın Polonya, Arnavutluk, Romanya ve Hırvatistan gibi ülkelerle yürüttüğü iş birliklerini stratejik bir başarı olarak gören Rutte, Türkiye'yi geniş bir savunma sanayisi üssü olarak tanımladı. Transatlantik güvenliği için ortak üretim ve teknoloji paylaşımının kaçınılmaz olduğunu savunan Rutte, "Avrupa ve Kuzey Amerika genelinde, kelimenin tam anlamıyla Alaska'dan Ankara'ya kadar uzanan bir savunma sanayisine ihtiyacımız var. Birlikte üretmeye, birlikte yenilikler yapmaya ve birbirimizden alım yapmaya devam etmeliyiz" dedi. Gençlerin eğitime ve mesleki gelişime yönlendirilmesinin kolektif güvenliğin anahtarı olduğunu belirten Genel Sekreter, bu vizyonun Ankara Zirvesi'nin en önemli başlığı olacağını yineledi.

Milli Savunma Bakanı Güler: Türkiye NATO'nun güvenlik mimarisine yön veren başlıca ülkelerden biridir Haber

Milli Savunma Bakanı Güler: Türkiye NATO'nun güvenlik mimarisine yön veren başlıca ülkelerden biridir

Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) işbirliğiyle bir otelde düzenlenen "NATO'nun Ankara Zamanı: Dayanıklı Bir İttifak İçin Stratejik Konumlanma" konferansına katıldı. Burada konuşan Güler, Türkiye'nin NATO'ya katılışının 74'üncü yılı nedeniyle düzenlenen programa katılmaktan dolayı memnuniyet duyduğunu söyledi. Organizasyonun düzenlenmesinde emeği geçen Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve SETA Vakfı'na teşekkürler eden Güler, NATO ittifakının bugüne kadar geçirdiği dönüşümü Türkiye'nin bu süreçte üstlendiği stratejik rolü ve değişen güvenlik ortamı karşısında NATO'nun gelecek dönem vizyonuna ilişkin değerlendirmeleri paylaşacaklarını ifade etti. Güler, NATO'nun kurulduğu 1949'dan bu yana üye ülkelerin güvenliğini korumayı hedefleyen, kolektif savunma ilkesini kurumsallaştıran ve uluslararası güvenlik mimarisinin en köklü en uzun ömürlü ittifakı olarak varlığını sürdürdüğünü belirtti. Tarih boyunca birçok ittifak kurulduğunu, bir kısmının kısa sürede dağıldığını, bir kısmının ise değişen tehdit ortamı karşısında işlevsiz hale geldiğini söyleyen Güler, "Türkiye ise 1952 yılında ittifaka katıldığından bu yana bu büyük kurumsal mimarinin yalnızca bir parçası olmamış kararları etkileyen, risk üstlenen, sahada sonuç üreten ve müttefiklerin güvenliğine doğrudan katkı sağlayan belirleyici aktörlerinden biri haline gelmiştir." dedi. "NATO'nun temel önceliğİ güçlü ve caydırıcı bir askeri yapı tesis etmek olmuştur" Güler, ittifakın bugüne kadar artarak gelişen güçlü yapısının nasıl şekillendiğini daha iyi anlayabilmek için NATO'nun tarihsel gelişim sürecine kısaca bakmanın gerekli olduğunu söyledi. Bakan Güler, NATO'nun 1949'da imzalanan Washington Antlaşması'nın 5'inci maddesi çerçevesinde bölgesel ve küresel gelişmelere göre dönüşümünü sağlayarak tarihin bugüne kadar görmüş olduğu en önemli ittifak özelliğini kazandığımı ifade etti. İttifakın İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Soğuk Savaş'ın gerektirdiği büyük askeri kabiliyetler bu kabiliyetleri destekleyecek altyapı ve idame tesisleri ile birlikte çalışabilirliği inşa ederek, ortak güvenliği sağladığını vurgulayan Güler, "Bu dönemde NATO'nun temel önceliği kolektif savunma çerçevesinde güçlü ve caydırıcı bir askeri yapı tesis etmek olmuştur." dedi. Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte uluslararası sistemde köklü bir değişim yaşandığını ifade eden Güler, şunları söyledi: "Fukuyama'nın 'Tarihin Sonu' olarak tanımladığı, Berlin Duvarı'nın yıkılması ile biten Soğuk Savaş, beraberinde küreselleşme ve liberalizmin yaygınlaşmasının da etkisiyle müttefiklerin askeri kabiliyetlerini önemli ölçüde azaltmasına ve NATO'nun gerekliliğinin sorgulanmasına yol açmıştır. Bununla birlikte söz konusu dönemde Balkanlardaki çatışmalar ile Avrupa-Atlantik Bölgesi'ne yönelik terör saldırıları bu tartışmaları kısa sürede sonlandırmıştır. Bu dönemde NATO, ortaklıklar mekanizması ve kapasite inşası ile barışı sağlama ve koruma harekatlarına ağırlık verirken müttefiklerin güvenliğini sağlayacak etkili askeri kabiliyetler ve sistemler geliştirmiştir. Konvansiyonel silahlı çatışmaların NATO coğrafyasının kapısına dayanmasıyla birlikte ittifak yeniden bir dönüşüm geçirirken 2020 yılında Savunma ve Caydırıcılık Konseptini onaylamasıyla tekrar ortak savunmayı ön plana çıkarmıştır. Bu kapsamda stratejik ve bölgesel planlar hazırlanmış bahse konu planları uygulayacak komuta yapıları tesis edilmiş ve alarm sistemleri modernize edilmiştir." "Avrupa'nın geleceği açısından belirleyici olacaktır" Güler, bu dönemde müttefiklerin bahse konu planların askeri kuvvet ihtiyaçlarını geliştirmek maksadıyla yeni askeri yetenek hedeflerini onayladığını söyledi. Bu hedeflerin yakalanması için gerekli savunma bütçesini sağlamayı geçen yıl Lahey'de icra edilen Liderler Zirvesi'nde taahhüt ettiklerini aktaran Güler, "Aynı zirve ve müteakip toplantılarda ABD'nin adil külfet paylaşımı talepleri ile Avrupalı müttefikler ve Kanada'nın NATO’da daha fazla sorumluluk alması da kabul edilmiştir." dedi. ABD'nin NATO'ya verdiği desteğe ilişkin konuşan Güler, şunlar kaydetti: "ABD'nin Avrupa'ya verdiği desteği azaltmaya ilişkin sınamasıyla karşı karşıya kalan NATO'nun, bu yeni şartlar altında göstereceği değişim, Avrupa'nın geleceği açısından da belirleyici olacaktır. Bu gelişmeler doğrultusunda Avrupa ülkeleri kendi savunmalarını güçlendirmek amacıyla savunma harcamalarının artırılması savunma sanayii üretiminin geliştirilmesi tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi ve silahlı kuvvetlerin kabiliyetlerinin pekiştirilmesine yönelik adımlar atmaktadırlar." "Ülkemiz, çok sayıda sınamayla karşı karşıya kalmıştır" Güler, hibrit tehditlere karşı koyma kapasitesinin geliştirilmesi ve silahlı kuvvetler için sürdürülebilir insan kaynağının oluşturulması gibi alanlarda çeşitli inisiyatifler, finansman modelleri ve yatırım tedbirlerin hayata geçirildiğini ifade etti. Bahse konu çabaların temelinde ise NATO'nun Avrupa güvenliğindeki merkezi rolünün olduğunu belirten Güler, bu rolün sadece organizasyon yapısından değil, oluşturduğu askeri kabiliyetlerden kaynaklandığını söyledi. Güler, Avrupa'da bu işlevi ikame edebilecek bir uluslararası yapı bulunmadığını vurgulayarak, "İfade etmiş olduğum bu gelişmeler, NATO'nun yalnızca kurumsal dönüşümünü değil aynı zamanda müttefik ülkelerin bu süreçte üstlendiği rollerin önemini de açıkça ortaya koymaktadır." dedi. Türkiye'nin uzun tarihsel süreç içerisinde ittifakın yüzleştiği her sınamada aktif rol üstlendiğini ve sahada belirleyici katkılar sunduğunu söyleyen Güler, sözlerine şöyle devam etti: "Şu bir gerçek ki 74 yıllık süreçte hem ittifak hem de ülkemiz, çok sayıda sınamayla karşı karşıya kalmıştır. Soğuk Savaş'ın sert kutuplaşmasından Balkan krizlerine, Afganistan'dan Afrika'daki güvenlik sorunlarına terör tehdidinden hibrit saldırılara, enerji güvensizliğinden siber risklere kadar genişleyen tehdit yelpazesiyle karşı karşıya kalınmıştır. Bu dönemde NATO proaktif bir anlayışla ve dayanışma içinde hareket ederken tüm bu kriz ortamlarındaki tutum ve reaksiyonlarıyla dünyanın en başarılı savunma örgütü olarak da kendini açıkça kanıtlamıştır. Dolayısıyla, tarihsel tecrübenin üzerine inşa edilen günümüz güvenlik ortamına bakmak NATO'nun neden halen vazgeçilmez bir aktör olduğunu ve Türkiye'nin İttifak içindeki artan önemini daha net ortaya koyacaktır." "Bölgesel çatışmalar, terörizm, hibrit harekat ve vekalet savaşları yaygınlaşmaktadır" Bakan Güler, artan risk ve tehditleri nedeniyle güvenlik paradigmalarının hızlı ve sürekli olarak değiştiği hassas bir süreçten geçildiğini söyledi. Küresel ve bölgesel düzeyde belirsizlik ile öngörülemezliğin hakim olduğu ortamda konvansiyonel tehditler, siber saldırılar ve nükleer riskte artış gözlemlendiğini ifade eden Güler, "Bölgesel çatışmalar, terörizm, hibrit harekat ve vekalet savaşları yaygınlaşmaktadır. Enerji güvenliğinin çatışmaları artırma potansiyeli ticaret savaşlarının yoğun etkisi ve uzay yarışının yeni rekabet ortamı yaratma potansiyeli önümüzdeki dönemin öne çıkan güvenlik konuları arasındadır." değerlendirmesinde bulundu. Güler, Çin'in muhtemel bir rakip olarak ortaya çıkmasıyla başta ABD olmak üzere dünyanın dikkatinin büyük ölçüde Hint-Pasifik'e yöneldiğini söyleyen Güler, Hindistan-Pakistan ve Pakistan-Afganistan hattında çatışma eğilimlerinin olduğunu belirtti. Son 4 yıldır devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı'nın oluşturduğu çok yönlü risklerle birlikte, İsrail'in son yıllarda Gazze başta olmak üzere Lübnan ve Suriye'ye yönelik saldırılarıyla bölgesel güvenliği tehdit altında bıraktığını söyleyen Güler, şunları kaydetti: "Bu kaotik ortam geçtiğimiz ay İsrail ve ABD'nin İran'a saldırıları buna karşı İran'ın bölge ülkelerini hedef alan misillemeleri ile bölgemizi ve tüm dünyayı daha büyük güvenlik riskleriyle karşı karşıya bırakmakta ve tüm dengeleri etkileyecek bir potansiyeli de taşımaktadır. Bu yüzden dün itibarıyla ABD ve İran arasında ilan edilen geçici ateşkesi bölgenin daha büyük felaketlerle karşılaşmaması adına memnuniyetle karşılıyor, bu önemli adımın, sahada tam anlamıyla uygulanmasını ve kalıcı barışa giden yolda değerli bir başlangıç olmasını diliyoruz." "Hibrit ve çok katmanlı tehditlere karşı en kritik savunma hattı haline gelmiştir" Bakan Güler, içinden geçilen dönemde uluslararası güvenlik mimarisinin köklü bir dönüşüm sürecine girdiğini açıkça gösterdiğini ifade ederek, bu gelişmelerle ortaya çıkan değişken ve öngörülemez savunma ile güvenlik ortamında, NATO'nun kritik öneminin devam ettiğini bildirdi. NATO'nun geleceğinin, yalnızca askeri kapasitesine değil, stratejik dayanıklılığına, uyum ve koordinasyon kabiliyetine ve siyasi bütünlüğüne doğrudan bağlı olduğunu belirten Güler, "Bu nedenle dayanıklılık kavramı ittifakın yalnızca askeri gücünü destekleyen bir unsur değil aynı zamanda hibrit ve çok katmanlı tehditlere karşı en kritik savunma hattı haline gelmiştir." dedi. Güler, birçok ülkede askeri hazırlık düzeyi tartışılır hale gelmediğine işaret ederek, Türkiye'nin çevresindeki çatışma alanlarının sürekliliği, tehdit çeşitliliği ve çok boyutlu güvenlik baskıları sebebiyle, stratejik kültürünü saha tecrübesiyle besleyen nadir devletlerden biri olduğunu vurguladı. Milli Savunma Bakanı Güler, sözlerini şöyle sürdürdü: “Nitekim kahraman ordumuz, her türlü arazi ve iklim şartında, meskun mahal özel harekat ve sınır ötesi gibi çok yönlü operasyonlarda NATO standartlarındaki ortak harekat, hızlı intikal ve lojistik destek kabiliyetleriyle personelinin eğitim sürekliliği disiplin seviyesi ve profesyonel omurgasıyla göz doldurmaktadır. Bu nitelikler dünya ordularının önemli bir bölümünün aksine hazır olma seviyemizi sürekli yüksek tutan bir kuvvet yapısının en somut göstergesidir. Bu mümtaz seviyeye stratejik öngörü doğru personel politikaları etkin kuvvet planlaması ve Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde yerli ve milli savunma teknolojileriyle desteklenen modernizasyon sayesinde ulaşılmıştır. Bugün yerli ve milli savunma sanayimiz, insansız sistemler, hava savunma çözümleri, elektronik harp kapasitesi, mühimmat teknolojileri deniz platformları ve komuta-kontrol altyapılarıyla sadece ulusal savunmamıza değil NATO'nun caydırıcılık ve savunma kapasitesine de doğrudan katkı sunan stratejik bir kuvvet çarpanı haline gelmiştir.” “Türkiye, NATO'nun başlıca müttefiklerden biridir” Güler, Türkiye'nin, NATO'nun caydırıcılık ve savunma konsepti ile beraber, kendi coğrafyasında sağladığı askeri etkilere ilave olarak 360 derece yaklaşımıyla geliştirdiği kabiliyetleriyle hızlı reaksiyon kuvvetlerini harekat alanı seviyesinde sevk ve idare edebilen ender müttefiklerden birisi olduğunu söyledi. Türkiye'nin, Soğuk Savaş dönemindeki kanat ülkesi rolünden "Avrupa coğrafyasının tamamında" güvenlik sağlayabilen merkezi bir müttefik olarak konumlandığını belirten Güler, bu stratejik rol kapsamında Türkiye'nin, Afganistan'dan Bosna-Hersek'e ve Kosova'ya, Akdeniz'den Baltık bölgesine kadar uzanan NATO görev ve operasyonlarında etkin bir rol üstlendiğini hatırlattı. Güler, Türkiye'nin yalnızca bulunduğu coğrafyada değil, İttifakın tamamında güvenlik üreten, riskleri dengeleyen ve gerektiğinde sahada sonuç alan bir müttefik olarak öne çıktığını söyledi. Türkiye'nin, İttifakın güçlü ve saygın bir üyesi, aynı zamanda ikinci büyük ordusuna sahip ülke olarak, askeri eğitim, tatbikat, harekat ve diğer sorumluluklarını örnek teşkil edecek şekilde büyük bir başarıyla yerine getirdiğine dikkati çeken Güler, şunları kaydetti: "Türkiye, NATO misyonlarına yalnızca kuvvet katkısı sunan bir ülke değildir. Eğitimden müşterek planlamaya, tatbikatlardan komuta-kontrol süreçlerine kadar uzanan geniş bir alanda İttifakın operasyonel etkinliğini artıran başlıca müttefiklerden biridir. Bunun en yakın ve somut örneği Steadfast Dart-26 tatbikatıdır. NATO'nun bu kapsamlı tatbikatına 2 bin 67 personelden oluşan müşterek bir kuvvet ve Anadolu Deniz Görev Grubu ile katıldık. Bu unsurların ülkemizden 6 bin 450 kilometre mesafeye, merkez bölgesine konuşlanması bölgedeki NATO ve davet tatbikatlarında aktif rol üstlenmesi ve Esnek Caydırıcılık Seçenekleri faaliyetine iştiraki NATO'nun birlik ve dayanışmasına desteğimizin en açık göstergesi olmuştur." İlave komando tugayları teşkil edilecek Bakan Güler, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin konvansiyonel kapasitesini artırmaya da devam ettiğini belirterek, "Komando tugayı kapasitemizi 25'e çıkararak ve teröre karşı 6 farklı harekat bölgesinde eş zamanlı olarak doğrudan silahlı mücadeleden kapasite inşasına kadar değişik görevler icra ederek başarılı olduk. 3 yıl içerisinde ilave komando tugayları teşkil ederek kapasitemizi 40'lı rakamlara ulaştırmayı planlıyoruz. Bu tugaylar muharebe sahasında kendini ispatlamış olup günümüzde önem kazanan hibrit savaş tekniklerini en iyi uygulayan birliklerdir." ifadelerini kullandı. NATO'nun en kritik ve stratejik kuvveti olan ve müttefiklerin en yüksek oranda kuvvet katkısı sağladığı Müttefik Reaksiyon Kuvvetinin (Allied Reaction Force) emir ve komutası görevini 2028'den itibaren 2 yıl süre ile Türkiye'nin üstleneceğini belirten Güler, "Müttefik Reaksiyon Kuvveti görevi, NATO'ya verdiğimiz önemi 360 derece güvenlik perspektifimizi ve Türkiye'nin Avrupa'nın güvenliğindeki merkezi rolünü bir kez daha vurgulamaktadır." dedi. "Türkiye NATO'nun güvenlik mimarisine yön veren başlıca ülkelerden biri" Bakan Güler, ayrıca Akdeniz ve Ege'de faaliyet gösteren NATO Deniz Harekat ve Misyonlarının komutasının Türkiye tarafından değişik dönemlerde sürekli olarak deruhte edildiğini belirtti. Türkiye'nin, bu yıl Estonya'da, akabinde ise Romanya'da NATO Hava Polisliği görevlerini üstleneceğini aktaran Güler, "Türkiye tüm bu faaliyet ve katkılarıyla yalnızca sahada değil NATO'nun planlama ve karar alma mekanizmalarında görev yapan yüksek profesyonellik ve sorumluluk bilincine sahip komutanlarımız ve karargah subaylarımız ile NATO'nun güvenlik mimarisine yön veren başlıca ülkelerden biri olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır." ifadelerini kullandı. Güler, NATO'da askeri ve operasyonel katkıların ulaştığı bu seviyenin doğal olarak diplomatik ve stratejik ağırlığı da daha görünür kıldığına dikkati çekerek, şunları kaydetti: "Ülkemizin İttifak'a sağladığı katkılar ile güvenlik üretmedeki askeri ve diplomatik güç ve en önemlisi Sayın Cumhurbaşkanımızın etkili ve güvenilir lider diplomasisi 2026 yılı NATO Ankara Zirvesi'nde ön plana çıkacaktır. İttifakların yalnızca ortak tehditlere karşı değil aynı zamanda ortak değerler ve ortak akıl etrafında güçlü kaldığını tarih bize göstermektedir. Dolayısıyla ortak değerleri paylaştığımız müttefiklerimizin liderlerinin dönüşüme ilişkin ortaya koyacağı çabalar NATO'nun değişen güvenlik ortamına uyum sağlama kararlılığının / somut bir göstergesi olacaktır. Bu zirvede hedefimiz ittifakın birlik ve beraberliği ile günümüz tehdit ve sınamalarına karşı Avrupa-Atlantik bölgesinin korunmasına yönelik NATO'nun kararlılığının vurgulanmasıdır." "Türkiye, Avrupa'nın güvenliğine ve savunmasına daha da fazla katkı sağlayabilir" Geleceğin NATO'sunun çok boyutlu bir güvenlik ekosistemi sağlayabilmesi maksadıyla Ankara Zirvesi'nden beklentinin öncelikle müttefiklerin 5'inci maddeye bağlılıklarını teyit etmeleri olduğuna vurgu yapan Güler, şöyle devam etti: "Müttefiklerin savunma harcama taahhütleri ve kendilerine tahsis edilen askeri yetenek hedeflerinde geldikleri aşamayı somut olarak ortaya koymaları, savunma üretim kapasitesini artırmak yenilikçi ve sürdürülebilir savunma sanayi ekosistemini güçlendirmek ve yeni yetenek hedeflerine ulaşmayı kolaylaştıracak iş birliği alanlarını belirlemeleri, liderlerimize sunulacak olan savunma ve caydırıcılık hazırlıklarını onaylamalarıdır. Ayrıca zirvede Avrupa Birliği'nin, başta ülkemiz olmak üzere AB üyesi olmayan NATO müttefiklerini dışarıda bırakan güvenlik yaklaşımlarından vazgeçmesini ve NATO'yu destekleyici pozisyonuna geri dönmesini ümit ediyoruz. Aksi takdirde Avrupa Birliği'ni bu yaklaşımının Avrupa'nın güvenliği ve dayanıklılığına ABD'nin Avrupa'da kuvvet azaltmasından daha fazla zarar vereceğini değerlendiriyoruz. Gerçek şu ki, Türkiye güçlü savunma yetenekleri ve sanayisiyle Avrupa'nın güvenliğine ve savunmasına daha da fazla katkı sağlayabilir. Avrupalı pek çok dostumuzun bunun farkında olduğunu biliyor diğerlerinin de bunu çok iyi analiz edeceğini ve makul bir yaklaşım sergileyeceklerini düşünüyoruz." Güler, küresel güç mücadelelerinin ve buna bağlı çatışmaların daha da artmasının muhtemel olduğu süreçte NATO'nun devamlılığının Türkiye ve Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliği açısından büyük önem arz ettiği kanaatinde olduğunu belirterek, "Türkiye bu hassas süreçte karşılaştığı krizlerde gerilimi artıran değil azaltan çatışmayı derinleştiren değil yöneten bir yaklaşımı savunmaktadır. Çevremizdeki ateş çemberine rağmen ülkemiz istikrar adası ve güvenlik merkezi olma vasfını sürdürmekte aynı zamanda diplomasiyi önceleyerek çatışmaların sona erdirilmesi için yoğun bir çaba sarf etmektedir." diye konuştu. "Müttefik güvenliğinin sağlanması temel ilkemiz" Türkiye'nin, İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaşta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan riyasetindeki makul, rasyonel, yapıcı tutum ve yaklaşımının her kesimden vatandaş tarafından doğru bulunduğunu ifade eden Güler, "Ülkemizin yerli ve milli savunma sanayinde gerçekleştirdiği atılımlar da takdir edilmekte ve bekamız açısından vazgeçilmez görülmektedir. Yapılan güncel anketler de bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye olarak bekamızın korunması, egemenlik haklarımıza saygı, uluslararası hukuka bağlılık ve müttefik güvenliğinin sağlanması temel ilkelerimizdir." şeklinde konuştu. Bakan Güler, Türkiye'nin NATO içindeki kritik rolü ve bağımsız karar alma kapasitesiyle müttefiklik sorumluluklarını aynı anda yürütebilen dengeli ve ilkeli bir stratejik anlayışa dayandığını belirtti. Hem milli menfaatlerin korunması hem de kolektif savunma yükümlülüklerinin güçlü şekilde yerine getirilmesini mümkün kılan bir konsepte sahip olunduğuna dikkati çeken Güler, şunları kaydetti: “Türkiye, kendi güvenliğini de içeren NATO'nun uzun vadeli güvenliği kapsamındaki ortak vizyona önemli katkılar sağlama hedefini kararlılıkla sürdürmektedir. Bundan sonra da her türlü tehdide karşı müttefikleriyle entegre bir şekilde çalışan yaklaşımını devam ettirecektir. Türkiye, NATO'nun güvenilir bir ortağı, etkin bir katkı sağlayıcısı ve stratejik bir denge unsuru olma rolünü başarıyla yerine getirmeye ve ittifakın dönüşüm sürecine aktif katkı sunan bir müttefik olmaya devam edecektir. Bu çerçevede bugün gerçekleştirilen bu panelin NATO'nun dönüşen güvenlik ortamı içerisindeki rolüne dair farkındalığı artırmasını ve Türkiye'nin bu yapı içerisindeki stratejik konumuna katkı sunacak yeni değerlendirmelere vesile olmasını temenni ediyorum.”

Trump'ın NATO'ya ilişkin sözleri endişelendirdi Haber

Trump'ın NATO'ya ilişkin sözleri endişelendirdi

Wadephul, Funke Medya grubuna yaptığı açıklamada, dünyanın güvenli olmayan bir yer haline geldiğini, bu yüzden NATO müttefiklerinin daha sıkı birlikte durması gerektiğini belirtti. "Ortak hedefleri paylaşıyoruz." diyen Wadephul, NATO'nun dünyanın en başarılı savunma ittifakı olduğunu belirtti. Wadephul, Avrupalıların gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 5'ini savunmaya ayırmayı taahhüt ettiğini anımsatarak, "Hiç olmadığı kadar güçlüyüz." değerlendirmesinde bulundu. ABD Başkanı Donald Trump'ın NATO'yu "kağıttan kaplan" olarak nitelendirmesi ve ittifaktan çekilmekle tehdit etmesinin hatırlatılması ve bundan endişe duyup duymadığının sorulması üzerine Wadephul, "Elbette bu tür açıklamalar, beni endişelendiriyor. NATO, Almanya'nın güvenliği için olduğu gibi tüm müttefiklerin güvenliği için de son derece büyük önem taşıyor. İttifaka olan açık bağlılığımız ve kararlı duruşumuzun, ABD’yi bu başarı hikayesini birlikte yazmaya devam etmeye ikna edeceğini düşünüyorum." ifadesini kullandı. Wadephul, bu ortaklıktan doğan gücü terk etmenin ABD'nin çıkarına olmadığını vurgulayarak, tüm müttefiklere kolektif savunma taahhüt eden NATO'nun 5. maddesini anımsattı. Bu maddenin 11 Eylül 2001'deki saldırılardan sonra işletildiğini belirten Wadephul, Almanya'nın 20 yıl boyunca Afganistan'da ABD'nin yanında durduğunu söyledi. Wadephul, ayrıca NATO üyeliğinden ayrılmanın sadece Amerikan başkanının kararıyla gerçekleşmeyeceğini, bunun için en azından Senato'nun onayının da gerektiğini aktardı. "NATO üyesi olmayan Ukrayna, ABD'nin yardımı olmadan ayakta kalabilir mi?" şeklindeki bir soruya da Wadephul, Ukrayna'nın Rusya'nın saldırganlığına bu kadar iyi bir şekilde direnmesine, ABD'nin hala önemli katkı sağladığını, bu arada Almanya'nın Ukrayna'nın en önemli destekçisi olduğunu kaydetti.

Milli Savunma Bakanlığı: Montrö'den taviz söz konusu değil Haber

Milli Savunma Bakanlığı: Montrö'den taviz söz konusu değil

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), haftalık bilgilendirme toplantısının ardından gündemdeki çeşitli iddialara ve savunma projelerine ilişkin kapsamlı bir açıklama yayımladı. Bakanlık kaynakları, özellikle Karadeniz güvenliği, NATO bünyesindeki faaliyetler ve Türkiye'nin üstlendiği uluslararası sorumluluklar hakkında basında yer alan değerlendirmelerin gerçek durumu tam yansıtmadığını bildirdi. Açıklamada, savunma ve güvenlik alanındaki tüm süreçlerin ilgili makamlarla eş güdüm içinde yönetildiği ve milli güvenliği tehlikeye atmayacak şekilde şeffaf paylaşımların yapıldığı kaydedildi. Karadeniz'deki temel stratejinin Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve bölgesel sahiplik prensibi üzerine kurulu olduğunu hatırlatan Bakanlık, bu dengeden taviz verilmeyeceğini yineledi. Türkiye'nin Rusya-Ukrayna savaşı boyunca Montrö hükümlerini titizlikle uygulayarak çatışmanın denize yayılmasını engellediği ifade edilirken, bölgedeki istikrarın öncelikle kıyıdaş ülkeler tarafından korunması gerektiği vurgulandı. Bu kapsamda Türkiye'nin, Karadeniz'in bir rekabet alanına dönüşmemesi adına aktif rol üstlenmeye devam edeceği belirtildi. UKRAYNA GÖNÜLLÜLER KOALİSYONU NATO DIŞI BİR GİRİŞİMDİR MSB, kamuoyunda merak edilen Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu'nun niteliğine açıklık getirdi. Bu yapının NATO ile doğrudan bir bağı bulunmayan, çok uluslu bir inisiyatif olduğu ifade edildi. Rusya-Ukrayna Savaşı'nın olası bir mutabakatla bitmesi durumunda devreye girecek güvenlik planlamaları için 33 ülkenin katılım iradesi beyan ettiği bildirildi. Bu çerçevede teşkil edilen Çok Uluslu Ukrayna Kuvveti'nin (MNF-U) operatif yönetiminin Fransa merkezli planlandığı, deniz boyutundaki liderliğin ise Türkiye tarafından üstlenildiği aktarıldı. DENİZ UNSUR KOMUTANLIĞI "TAMAMI TÜRK PERSONELDEN OLUŞAN" KADROYLA GÖREVDE Türkiye'nin deniz boyutundaki planlama faaliyetlerine öncülük etmesi hususunda 15-16 Nisan 2025 tarihlerinde Ankara'da mutabakata varıldığı anımsatıldı. Bu kapsamda Deniz Unsur Komutanlığı Karargahı'nın 25 Ağustos 2025'te tamamı Türk personelden oluşan bir çekirdek kadro ile kurulduğu bilgisi paylaşıldı. Söz konusu komutanlığa 14 ülke destek vereceğini açıklasa da denizde platform sağlayacak ülkelerin sadece kıyıdaş olan Türkiye, Romanya ve Bulgaristan ile sınırlı kalacağı net bir şekilde ifade edildi. KARADENİZ'DE MAYIN TEHLİKESİNE KARŞI ÜÇLÜ MEKANİZMA Karadeniz'deki serbest mayın riskine karşı hayata geçirilen MCM Black Sea (Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu) çalışmaları hakkında da güncel bilgiler verildi. Türkiye, Romanya ve Bulgaristan'ın ortak girişimi olan bu yapının NATO kuvvet yapısı dışında kaldığına dikkat çekildi. 1 Temmuz 2024'te aktif hale gelen görev grubunun temel amacının mayın arama ve sualtı altyapı güvenliğini sağlamak olduğu belirtildi. Komuta görevinin altı aylık dönemlerle üç ülke arasında devredildiği ve şu an Türkiye'nin dokuzuncu aktivasyon periyoduna liderlik ettiği duyuruldu. UÇAK KAZASI İDDİALARINA YÖNELİK "AÇIK BİR DEZENFORMASYONDUR" ÇIKIŞI Azerbaycan-Gürcistan sınırında kaza kırıma uğrayan C-130 tipi askeri nakliye uçağıyla ilgili ortaya atılan iddialara MSB sert tepki gösterdi. Bir siyasi parti liderinin açıklamalarının gerçeği yansıtmadığı belirtilen açıklamada, "Bir siyasi parti genel başkanı tarafından Türk Silahlı Kuvvetlerimizi hedef alan ve siyasi saiklerle yapılan açıklamalar, kamuoyunu yanıltmaya yönelik açık bir dezenformasyondur" denildi. 20 askerin şehit olduğu olayla ilgili teknik incelemenin sürdüğü, şehit sayısına ilişkin yanlış ifadelerin art niyetli olduğu ve konuyla ilgili yasal sürecin başlatıldığı bildirildi.

Milli Savunma Bakanlığı duyurdu: Türk hava sahasına giren dördüncü balistik mühimmat engellendi Haber

Milli Savunma Bakanlığı duyurdu: Türk hava sahasına giren dördüncü balistik mühimmat engellendi

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), bölgesel gerilimin tırmandığı süreçte Türk hava sahasına yönelik yeni bir ihlalin daha bertaraf edildiğini duyurdu. Yapılan resmi açıklamaya göre, İran kaynaklı olduğu saptanan ve Türkiye sınırları içerisine yönelen bir balistik mühimmat, savunma sistemleri tarafından havada etkisiz hale getirildi. Bu olayla birlikte, son bir ay içerisinde benzer şekilde engellenen mühimmat sayısı dörde yükselmiş oldu. HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİ DOĞU AKDENİZ'DE DEVREYE GİRDİ Bakanlık tarafından paylaşılan detaylarda, tehdidin algılanmasıyla birlikte Doğu Akdeniz'de görev yapan NATO hava ve füze savunma birimlerinin hızla harekete geçtiği belirtildi. MSB'nin açıklamasında şu ifadeler yer aldı: "İran'dan ateşlendiği belirlenen ve Türk hava sahasına giren bir balistik mühimmat, Doğu Akdeniz'de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından etkisiz hale getirilmiştir. Ülkemizin topraklarına ve hava sahasına yönelen her türlü tehdide karşı gerekli tedbirler kararlılıkla ve tereddütsüz bir şekilde alınmakta, bölgedeki bütün gelişmeler milli güvenliğimiz öncelenerek dikkatle takip edilmektedir." NATO'DAN MÜTTEFİKLİK VE HAZIRLIK VURGUSU Söz konusu gelişmenin ardından NATO Sözcüsü Allison Hart, sosyal medya hesabı üzerinden bir değerlendirmede bulundu. İttifakın her türlü saldırıya karşı teyakkuzda olduğunu hatırlatan Hart, "NATO bu tür tehditlere karşı hazırlıklıdır ve tüm müttefiklerini savunmak için her zaman gerekli olanı yapacaktır" şeklinde bir mesaj yayınladı. Engelleme faaliyetinin müttefiklerin ortak savunma kapasitesini bir kez daha teyit ettiği vurgulandı. İNCİRLİK VE GÜNEY KIBRIS İDDİALARI GÜNDEMDE Süreçte daha önce yaşanan benzer olaylar uluslararası basında farklı iddialara konu olmuştu. Fransız haber ajansı AFP'ye demeç veren Türk yetkililer, geçmiş füzelerin asıl hedefinin Türkiye olmadığını, mühimmatın rotasının Güney Kıbrıs'taki askeri tesisler olduğunu dile getirmişti. Ancak Amerikan medyasında yer alan bazı analizlerde, asıl hedefin Adana'daki İncirlik Üssü olabileceğine dair iddialar ortaya atılmıştı. İran Genelkurmay Başkanlığı ise Türkiye'ye yönelik herhangi bir füze fırlatıldığı yönündeki haberleri daha önce yalanlamıştı. BİR AYDA DÖRDÜNCÜ ENGELLEME OPERASYONU Türkiye, Mart ayı içerisinde hava sahasına yönelik art arda gelen tehditlerle karşı karşıya kaldı. MSB kayıtlarına göre 4, 9 ve 13 Mart tarihlerinde de benzer balistik mühimmatlar NATO unsurlarınca imha edilmişti. Hatay'ın Dörtyol ilçesine düşen parçaların incelenmesi neticesinde, bu materyallerin hava savunma sistemlerine ait mühimmat parçaları olduğu teyit edilmişti. Bugüne kadar yaşanan engelleme faaliyetlerinde herhangi bir can kaybı veya yaralanma bildirilmedi.

NATO Türkiye'de iki yeni askeri karargâh kuruyor: Adana ve İstanbul'da stratejik yapılanma Haber

NATO Türkiye'de iki yeni askeri karargâh kuruyor: Adana ve İstanbul'da stratejik yapılanma

Türkiye, NATO'nun bölgesel savunma stratejileri kapsamında kritik bir rol üstlenmeye hazırlanıyor. Milli Savunma Bakanlığı tarafından paylaşılan bilgilere göre, ittifakın güneydoğu kanadını tahkim etmek amacıyla Adana ve İstanbul merkezli iki yeni askeri yapı oluşturuluyor. Adana'da kurulacak olan Çok Uluslu Kolordu Karargâhı, özellikle Ortadoğu, Doğu Akdeniz, Kafkasya ve Kuzey Afrika eksenli güvenlik risklerine karşı caydırıcılığı artırmayı hedefliyor. İstanbul'da ise Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu çerçevesinde Karadeniz'in güvenliğini odağına alan bir Deniz Unsur Komutanlığı hayata geçirilecek. ADANA'DAKİ YENİ KARARGÂHIN GÖREV ALANI VE KAPSAMI Adana'da yapılandırılması planlanan çok uluslu karargâh, NATO'nun 2023 yılında kabul ettiği Güneydoğu Bölgesel Planı'nın bir parçası olarak tasarlandı. Onay süreci devam eden bu askeri birim için halihazırda kentte bulunan 6. Kolordu Komutanlığı görevlendirildi. İncirlik Üssü gibi stratejik bir noktaya ev sahipliği yapan Adana, bu yeni karargâh ile NATO'nun bölgedeki savunma hiyerarşisinde daha merkezi bir konuma gelecek. Karargâhın temel işlevi, kendisine tahsis edilecek askeri kuvvetlerin entegrasyonunu yönetmek ve geniş bir coğrafyadan kaynaklanabilecek tehditlere karşı operasyonel hazırlığı desteklemek olacak. Savunma kaynakları, bu planlamanın müttefikler arasında daha önceden kararlaştırıldığını ve bölgedeki anlık gelişmelerden bağımsız bir stratejik takvim doğrultusunda ilerlediğini vurguluyor. İSTANBUL'DA KARADENİZ İÇİN DENİZ UNSUR KOMUTANLIĞI İstanbul Beykoz'da konuşlandırılması planlanan Deniz Unsur Komutanlığı, Karadeniz'deki seyrüsefer güvenliğini sağlamak üzere kritik bir misyon üstlenecek. Fransa ve İngiltere'nin öncülüğündeki Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu kapsamında faaliyet gösterecek olan bu komutanlık, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası oluşacak yeni deniz düzeninin denetlenmesinde ana aktörlerden biri olacak. Milli Savunma Bakanlığı, geçtiğimiz günlerde Çok Uluslu Kuvvet-Ukrayna Operasyonel Karargâhı üst düzey yetkililerinin bölgeye gerçekleştirdiği ziyareti duyurarak sürecin başladığını teyit etti. Türkiye'nin halihazırda Bulgaristan ve Romanya ile yürüttüğü Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu çalışmalarıyla da uyumlu olan bu yeni yapılanma, bölgedeki deniz trafiğinin istikrarını korumayı amaçlıyor. TÜRKİYE'NİN GÜVENLİK KAYGILARI VE NATO STRATEJİSİ NATO'nun son yıllarda odağını Rusya tehdidi nedeniyle Doğu Avrupa'ya kaydırması üzerine Türkiye, ittifakın güney sınırlarına yönelik riskleri de gündeme taşımıştı. 2024 yılında resmen NATO'ya iletilen bu talepler, ittifakın güney kanadında daha sonuç odaklı bir eylem planı oluşturulmasıyla somutlaştı. Özellikle Mart 2026 içerisinde bölgede yaşanan füze saldırıları ve tırmanan gerilim, Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı bu karargâhların önemini daha da artırdı. Polonya ve Romanya'daki benzer çok uluslu karargâh modelleriyle benzer yetkilere sahip olacak Adana'daki merkez, Türkiye'nin ittifak içindeki askeri ağırlığını kara ve deniz boyutlarıyla yeniden tanımlayacak. MUHALEFETTEN ŞEFFAFLIK VE BİLGİLENDİRME ÇAĞRISI Söz konusu askeri adımlar kamuoyunda çeşitli tartışmaları da beraberinde getirdi. Ana muhalefet partisi temsilcileri, böylesine geniş ölçekli stratejik kararların yeterli açıklama yapılmadan rutin bir idari işlem gibi sunulmasını eleştirdi. Yapılan açıklamalarda, Türkiye'nin yeni bir güvenlik mimarisinin parçası haline getirilirken şeffaflığın göz ardı edildiği ve karar alma süreçlerine katılım konusunda belirsizliklerin bulunduğu ifade edildi. Hükümetin stratejik adımları atarken kamuoyunu daha net ve zamanında bilgilendirmesi gerektiği, bölgedeki askeri rolün değişiminin tüm detaylarıyla paylaşılması beklentisi dile getirildi.

Trump kızdı: NATO’ya “Neredesiniz?” çıkışı Haber

Trump kızdı: NATO’ya “Neredesiniz?” çıkışı

ABD-İsrail ile İran arasında devam eden savaş 27. gününe girerken, ABD Başkanı Donald Trump’tan dikkat çeken bir çıkış geldi. Sosyal medya hesabından paylaşım yapan Trump, NATO’ya sert eleştiriler yöneltti. TRUMP: NATO’NUN HİÇBİR YARDIMI OLMADI Trump açıklamasında, NATO ülkelerinin İran konusunda ABD’ye destek vermediğini belirterek, “ABD’nin NATO’ya hiçbir ihtiyacı yok. Bu dönüm noktasını unutmayın” ifadelerini kullandı. TRUMP İLE NATO ARASINDA GERİLİM İran savaşı sürecinde ABD’nin müttefiklerinden daha fazla askeri destek beklediği ancak bu talebin karşılık bulmadığı ifade ediliyor. Trump’ın özellikle Hürmüz Boğazı ve İran’a yönelik operasyonların genişletilmesi konusunda NATO ülkelerini sürece dahil etmek istediği, ancak Avrupa ülkelerinin bu çağrıya sıcak bakmadığı belirtiliyor. NATO CEPHESİNDEN FARKLI YAKLAŞIM NATO üyeleri ise İran ile doğrudan çatışmaya girmenin bölgesel savaşı büyüteceği, enerji krizini derinleştireceği ve güvenlik risklerini artıracağı görüşünü savunuyor. Bu nedenle ittifak içinde ortak bir askeri müdahale kararı alınmadı. NATO SAVAŞA DOĞRUDAN DAHİL DEĞİL NATO’nun resmi olarak İran’a karşı yürütülen savaşta taraf olmadığı, yalnızca bazı üye ülkelerin ABD’ye lojistik ve istihbarat desteği sağladığı belirtiliyor. Ancak bu desteklerin NATO çatısı altında değil, ülkelerin kendi kararları doğrultusunda gerçekleştiği ifade ediliyor. BÖLGEDE GERİLİM TIRMANIYOR ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına karşılık İran da bölgedeki hedeflere misilleme saldırıları düzenledi. Çatışmaların şiddetlenmesiyle birlikte can kaybı ve yaralı sayısının arttığı bildirildi.

Bosna Hersek, Bayraktar TB2 için mayıs sonunda anlaşma imzalamaya hazırlanıyor Haber

Bosna Hersek, Bayraktar TB2 için mayıs sonunda anlaşma imzalamaya hazırlanıyor

Bosna Hersek'in başkenti Saraybosna'da NATO Askeri Stratejik Ortaklık Konferansı 2026 (MSPC 26) düzenlendi. NATO Avrupa Müttefik Kuvvetler Yüksek Karargahı (SHAPE) tarafından organize edilen programa, Bosna Hersek Savunma Bakanı Helez'in yanı sıra SHAPE Kurmay Başkanı General Markus Laubenthal, SHAPE Ortaklıklar Direktörlüğü Kurmay Başkan Yardımcısı Tuğamiral Yusuf Karagülle ile çok sayıda üst düzey askeri yetkili katıldı. Helez, konferansın açılışında düzenlenen basın toplantısında yaptığı açıklamada, toplantıya ev sahipliği yapmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, bunun ülkelerine olan güvenin göstergesi olduğunu aktardı. Programın sadece Bosna Hersek için değil, tüm bölge için büyük önem taşıdığını dile getiren Helez, "Dünyanın barış içinde olmasını, hiçbir yerde savaşların yaşanmamasını diliyorum. Halihazırda devam eden tüm çatışmaların sona ermesini, insanların normal bir şekilde iletişim kurabildiği ve huzur içinde yaşayabildiği bir dünya temenni ediyorum." dedi. Bir gazetecinin ordu envanterine eklenmesi planlanan İHA'larla ilgili sorusunu da yanıtlayan Helez, mayıs sonunda bir anlaşma imzalayacaklarını kaydetti. Bosna Hersek Silahlı Kuvvetlerinin 2 adet Bayraktar TB2 İHA ile birkaç adet daha küçük İHA alacağını belirten Helez, "Artık süreç tamamlandı. Mayıs ayı sonunda bu sistemlerin teslim alınmasını ve Bosna Hersek Silahlı Kuvvetlerinin envanterine dahil edilmesini bekliyoruz." diye konuştu. "BATI BALKANLAR BÖLGESİNİN İSTİKRARI NATO İÇİN BÜYÜK ÖNEM TAŞIMAKTADIR" General Markus Laubenthal ise Bosna Hersek'in NATO ile işbirliğinin güçlenerek devam ettiğini ve bunun Balkanlar'ın batısında istikrar ve güvenliğe katkı sağladığını söyledi. Laubenthal, NATO ile Bosna Hersek Silahlı Kuvvetlerinin uyumunu desteklediklerini belirterek, şöyle konuştu: "Önümüzdeki günlerde, NATO'nun araçları, uzmanlığı ve eğitim imkanlarından azami ölçüde yararlanarak somut faaliyetler planlamak üzere birlikte çalışacağız. NATO olarak, ortaklarımızın bölgesel güvenliğin korunmasında ve kolektif gücümüzün artırılmasında oynadığı kritik rolün farkındayız. Batı Balkanlar bölgesinin istikrarı NATO için büyük önem taşımaktadır ve bu, Sırbistan ile de paylaştığımız bir konudur. Mayıs ayında gerçekleştirilecek NATO-Sırbistan tatbikatı, bu istikrarın birlikte güçlendirilmesine yönelik çok iyi bir örnektir." Karagülle de dayanıklılıktan söz edildiğinde öncelikle hükümetlerin yaklaşımını, ayrıca sivil ve askeri unsurları, özel ve kamu kurumlarını birlikte değerlendirmek gerektiğini kaydetti. Askeri Stratejik Ortaklık Konferansı 2026 programı, 26 Mart'ta sona erecek.

Adana’ya Patriot geliyor: Patriot nedir, ne işe yarar? Tüm detaylar... Haber

Adana’ya Patriot geliyor: Patriot nedir, ne işe yarar? Tüm detaylar...

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Adana’da mevcut sistemlere ek olarak bir Patriot hava ve füze savunma sisteminin daha konuşlandırılacağını duyurdu. Bu gelişmenin ardından Patriot sisteminin ne olduğu, nasıl çalıştığı ve hangi amaçla kullanıldığı yoğun şekilde araştırılmaya başlandı. ADANA’DA PATRİOT HAREKETLİLİĞİ MSB tarafından yapılan açıklamada, NATO kapsamında görevli bir Patriot sisteminin daha Adana’da konuşlandırılacağı belirtildi. Bu adımın, Türkiye’nin hava sahası güvenliğini artırmaya yönelik olduğu ifade edildi. PATRİOT NEDİR? Patriot (Phased-Array Tracking and Intercept Of Target), ABD merkezli Raytheon firması tarafından geliştirilen hava ve füze savunma sistemidir. 1965 yılında geliştirilmeye başlanan sistem, 1983 yılında aktif olarak kullanılmaya başlandı. Kelime anlamı olarak “vatansever” anlamına gelen Patriot, modern savaş teknolojilerinin en kritik savunma sistemlerinden biri olarak biliniyor. PATRİOT NE İŞE YARAR? Patriot sistemi, radarları sayesinde gelen tehditleri tespit eder ve bu tehditleri hedeflerine ulaşmadan önce havada imha eder. Balistik füzelere karşı koruma sağlar Savaş uçaklarını ve seyir füzelerini vurabilir Kritik bölgelerde “hava savunma kalkanı” oluşturur PATRİOT NASIL ÇALIŞIR? Sistem; radar, komuta kontrol merkezi ve füze rampalarından oluşur. Radar tehditleri tespit eder, komuta merkezi hedefi analiz eder ve füze sistemleri hedefi imha eder. Bir Patriot bataryası genellikle: 1 radar sistemi Komuta merkezi 5 fırlatma ünitesi (her birinde 4 füze) içerir PATRİOT SİSTEMİNİN ÖZELLİKLERİ Aktif radar güdümlü sistem 4.5 Mach hıza ulaşabilen füzeler Yaklaşık 20 km menzil ve 15 km irtifa Hedefi doğrudan vurma kabiliyeti (PAC-3) Balistik füzelere karşı yüksek hassasiyet SAVAŞLARDA ETKİNLİĞİNİ KANITLADI Patriot sistemleri, özellikle 1991 Körfez Savaşı’nda Irak’ın Scud füzelerine karşı kullanılarak dikkat çekti. Bu süreçte birçok füzenin imha edilmesi, sistemin etkinliğini ortaya koydu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.