#Numan Kurtulmuş

İLKHABER-Gazetesi - Numan Kurtulmuş haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Numan Kurtulmuş haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

TBMM Başkanı Kurtulmuş'tan "Terörsüz Türkiye" mesajı: Hayati eşiği aştık Haber

TBMM Başkanı Kurtulmuş'tan "Terörsüz Türkiye" mesajı: Hayati eşiği aştık

Numan Kurtulmuş, iftar programında medya temilcileriyle bir araya geldi. Konuşmasına Ramazan'ın hem Türk milleti hem de bütün İslam dünyası, bütün insanlık için hayırlar ve esenlikler getirilmesini temenni ederek başlayan Kurtulmuş, "Geçtiğimiz sene Ramazan'dan bu yana çok önemli değişiklikler yaşamış olduk. Bunlardan bir tanesi hemen Türkiye'nin güneyinde, Suriye'de, Türkiye'yi de uzun yıllardır yakından ilgilendiren bir devrimin gerçekleşmesi ve Suriye'de 60 yıldır devam eden yönetimin yıkılarak yerine yeni bir yönetimin geçmesi. O yönetimle birlikte hem Suriye'nin yeniden derlenip toparlanması hem Türkiye'yi de ilgilendiren, başta bölgedeki terör meselesinin halledilmesi olmak üzere, yeni gelişmeleri için önemli kapıların açıldığı bir dönemi idrak ediyoruz. Şimdiye kadar çok şükür Suriye'deki gelişmeler bizim için de fevkalade önemli, fevkalade olumlu şekilde seyrediyor. En baştan itibaren Suriye’deki üç temel tercihimizi hep dile getirdik. Bunlardan birisi yeni Suriye yönetiminin mutlaka kapsayıcı, kuşatıcı olması, etnik anlamda, mezhebi anlamda Suriye halkını kuşatan bir anlayışla yönetimi gerçekleştirmesi. İkincisi, Suriye'deki silahlı grupların mevcut yeni yönetimin içerisinde entegrasyonunun sağlanması ve üçüncüsü de Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması, sağlanması. Bunu neredeyse devrimin ertesi gününden itibaren söylüyoruz. Çok şükür bu istikamette önemli gelişmelerin olduğunu görüyoruz. Bizim bu bölge üzerinde hesabı, özellikle emperyal planı olanlardan temel farkımız şudur. Onlar bu bölgenin daha fazla bölünmesini, parçalanmasını istiyor; biz Türkiye olarak bu bölgenin daha fazla derlenip toparlanmasını, daha fazla entegrasyonunu ve daha fazla birlik beraberliğini temin etmek için mücadele ediyoruz. Bunu sadece Suriye için söylemiyorum, bütün bölge için söylüyorum. Geçen seneden bu yana bu anlamda bir olumlu gelişmenin yaşandığını hep beraber görüyoruz" dedi. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarına da yansıyan Terörsüz Türkiye hedefiyle ilgili açıklamalarda da bulunan Kurtulmuş, "Bu çerçevede de bu geçtiğimiz 2024 yılının 26 Ağustos'undan bu yana fevkalade önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Önce Cumhurbaşkanımızın 26 Ağustos'ta birlik ve kardeşlik vurgusu; Malazgirt'te, Ahlat'ta. Arkasından 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapmış olduğu konuşmada yine kardeşlik vurgusu, bütünleşme vurgusu ve iç kalenin tahkim edilmesi konusundaki uyarıları, tavsiyeleri. Ardından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Bey'in, 1 Ekim'de DEM Grubu’yla el sıkışarak başladığı ve daha sonra yine ekim ayı içerisinde grup toplantısında yaptığı konuşmayla birlikte de yeni bir dönemin kapısı açılmış. Arkasından 27 Şubat'ta da İmralı, silahlı dönemin sona erdiğini, örgütün feshedilmesi gerektiğini ve artık örgütü ayakta tutan ideolojik temellerin sağlam olmadığını, yerinde durmadığını, yeni şartlar çerçevesinde de demokratik bir mücadele dönemine geçilmesi konusundaki tavsiyesiyle örgütün kendisini fesih süreci başlamış, bilahare örgütün yönetimi toplanarak kendisini feshettiğini ilan etmiştir. 2025'in Temmuz ayında da Süleymaniye'de sembolik olarak silahların yakılmasıyla ilgili bir tören yapılmıştır. Ondan sonra da bu meseleyle ilgili olarak ilk sefer Türkiye Büyük Millet Meclisi nezdinde bir komisyon kurulmuş, bu komisyona Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde var olan 12 siyasi partiden 11'i katılmış, bilahare bu partilerden birisinin tek kişilik milletvekili de çekildi, yani parlamentoda bulunan partilerin tamamına yakını diyebiliriz ve Türk halkının yüzde 95'inin temsil edildiği bir komisyon çalışması gerçekleştirildi. Takip ettiğiniz gibi bu hafta çarşamba günü de nihai raporunu hazırlayarak çalışmalarını tamamladı. Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki çok kolay bir süreç değildi. 5 Ağustos'tan itibaren 21 toplantı yaptık. Bu toplantıların hepsinde partilerin oldukça yapıcı bir şekilde hareket ettiğini ifade etmek isterim. Her toplantı öncesinde yoğun arka kapı diplomasisiyle toplantılar gerçekleştirildi. Şimdiye kadar rahmetli Demirel'in, Özal'ın, Erdal İnönü'nün, Necmettin Erbakan'ın bu sorunun çözülmesiyle ilgili çok tasarrufları oldu, teşebbüsleri oldu, hatta birtakım irtibatlar oldu. Fakat onların hiçbirisi gerçekleşmedi. Yine aynı şekilde Cumhurbaşkanımızın başbakanlığı döneminde 2009'da, 2013'te çeşitli teşebbüsler oldu. O dönemin şartları içerisinde bu konuyla ilgili maalesef sonuç alıcı adımlar atmak mümkün olmadı. İlk sefer parlamentoda bütün partiler bir araya gelerek bu sorunun Türkiye'nin, Cumhuriyetimizin ilk asrının 50 yılının heba olmasına neden olan bu terör meselesinin ortadan kalkması için, on binlerce insanın hayatını kaybettiği, 2 trilyon doların üstünde mali kaybımıza neden olan bu meselenin çözülebilmesi için herkes siyasi görüşlerini aynı masa etrafında buluşturmaya gayret etti. Son derece olumlu, son derece zor olmakla birlikte yapıcı bir süreci geride bıraktık. Şimdi önümüzde bir rapor var. Bu rapor tabi ki her şey değil. Bu rapor takdim ederken de ifade ettiğim gibi bundan sonra yapılacaklar konusunda bir mihenk taşıdır, bir çerçevedir. Bu çerçevenin içerisinde gerekli adımlar iyi niyetle, sabırla ve gerçekten kararlılıkla sürdürülmesi lazım. Artık bu kadar mesafe alınmışken bölgemizdeki şartlar da Türkiye'nin güvenliği bakımından bu kadar olumlu seyrediyorken bu sorunun tamamıyla Türkiye'nin gündeminden kaldırılması mümkündür ve bu adımların atılması gerekir. Bu süreçte yapıcı katkıları dolayısıyla bütün partilere çok teşekkür ediyorum. Gayretle çalışıldı. Raporun hazırlanmasından önce de her siyasi parti kendi raporunu kamuoyuyla paylaşmış oldu ve bunu da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin sitesinden partilerin raporlarını yayınladık. Böylece her parti ‘Benim bu konuyla ilgili esas görüşüm budur’ diyerek net olarak görüşlerini söyledi. Ama bir masa etrafına gelerek herkes nerelerde esneyebileceğini, nerelerde yaklaşabileceğini, nerelerde uzaklaşabileceğini göstermiş oldu" diye konuştu. "İSRAİLLİ GASBEDİCİLER FİLİSTİNLİLERE ZULÜMLERİNE DEVAM EDİYOR" Gazze'dteki gelişmelere de değinen Kurtulmuş, "Bundan sonra bölgemizdeki gelişmelerin her gün biraz daha tedirgin edici devam edeceği de aşikardır. Amerika ile İran arasındaki sürtüşme belli. Amerika, her an saldırır-saldırmaz yorumları yapılıyor. Ama bütün bu gelişmeler, Gazze'deki gelişmeler, başka ülkelerdeki gelişmeler ve özellikle Venezuela Devlet Başkanının bir gece yatağından kaldırılarak başka bir ülkeye götürülmesiyle birlikte başlayan süreç, hepimize alarm zillerini çaldırması lazım. Aslında dünya, kural bazlı, ilkelerin olduğu bir uluslararası sistemden, sadece güçlünün, kuvvetlinin sözünün geçtiği bir dünyaya doğru gidiyor. Bu son derece tehlikeli, zaten kırılgan olan dünya sisteminin daha da kırılgan hale gelmesini mümkün kılacak bir gelişmedir. Artık gelişmeler sadece dünyanın bir tek yerinde değil, en sakin yerlerden birisi olduğunu düşündüğümüz Grönland'ı bile etkileyecek, onlara bile birtakım tesiri olabilecek bir çerçeveye oturdu. Onun için bu süreçlerde Türkiye hem kendi ayaklarını sağlam bir şekilde yere basmak zorunda, içerideki bütün farklılıklarını ortak bir anlayışla bütünleştirmek durumunda hem de bölgesinde var olan çatışmaları ortadan kaldırmak için güçlü inisiyatifler kullanmak mecburiyetindedir. Uluslararası sistemin alarm zillerinin çalmasını sürdüren bir önemli gelişme de bir barış grubu kurulmuş olmasına rağmen hala Gazze'deki insanlık dışı durumun maalesef çözülememiş olmasıdır. Her ne kadar kağıt üzerinde Refah Sınır Kapısı açık olsa, karşılıklı giriş çıkışlar açık görünse de fiilen açık değildir. Hala yardım konvoylarının girmesiyle ilgili fevkalade büyük tehditler, fevkalade büyük kısıtlamalar vardır. Bizler buralarda rahat iftar sofralarımızda bulunurken, Gazze halkı çektiği acılara devam ediyor; yarısı suyla dolu çadırlarında bulabildikleri iki lokma rızıkla oruçlarını açmaya gayret ediyor. Hala sadece Gazze'de değil Batı Şeria'nın hemen hemen bütün bölgelerinde İsrailli yerleşimciler, İsrailli gasbediciler Filistinlilere zulümlerine devam ediyor. Bütün dünya da bunu seyrediyor, bir şey yapılamıyor. Bu kadar yıl sürmüş olmasına rağmen bu zulmün, bu soykırımın durdurulması için maalesef bir şey yapılamıyor. Bunun için Türkiye'nin işinin kat kat zor olduğunu görüyoruz. İlkeli duruşumuzu asla bozmadan, bütün bölgede barışı, istikrarı sağlayacak tezlerimizi dile getirmek, içeride de kendi ayaklarımızın üstünde güçlü durmayı temin etmektir. Bunun için gayret sarf ediyoruz. Hepimizin gayret sarf etmesi lazım" şeklinde konuştu. Gazetecilerin sorlarını cevaplandıran Kurtulmuş, 'Türkiye'de hep şöyle bir şey vardır. ‘Bir şey olmasını istiyorsan komisyona havale et. Nasıl olsa olmaz’ diye. Şimdi tavsiyeler var ama bunların yasalaşma sürecine dair bir konuşma oldu mu? Yani partilerin ortak teklifi olarak mı verilir, yoksa iktidarın teklifi olarak mı gelir, diğer partilerden destek mi beklenir? Bir de bütün tavsiyelerin bir anda bir paket halinde mi Meclis'ten geçmesi planlanır yoksa teker teker mi gelir maddeler gündeme? Buna dair bir takvim konuştunuz mu?' sorusuna, "İlk sefer belki bu kadar zor bir konu, komisyona havale edildi ve ilk adımında komisyon raporu hazırlandı, başarılı bir sonuç elde edildi. Buradaki tavsiyeler, belki belli bir süre içerisinde gerçekleşecek tavsiyeler. Bunların bir öncelik sıralaması yapılır. Bunları yapacak olan da yine partilerdir. Partiler bir araya gelir. Gönlümüz arzu eder ki bu komisyonun altına nasıl milletvekillerinin tamamına yakını imza attıysa, çıkarılacak olan yasa tekliflerine de bütün partiler imza atarak müşterek bir yasa teklifi şeklinde olsun. Bunları temenni olarak konuştuk ama nasıl olacağı, nasıl şekilleneceği net bir yol haritası şeklinde henüz ortaya konulmadı" cevabını verdi. 'Konuşmanızda geçti. Kural bazlı değil, gücü yetenin sözünün dinleneceği bir dünya diye. Bu yakınlarda malum dünya sistemiyle ilgili tartışmalar giderek yoğunlaştı. Trump'la ilgili neoroyalizm tartışmaları başladı. Davos'ta birçok dünya devletinin temsilcisi, var olan sistemin artık geçerliliğini kaybettiğini söyledi. Tartışmalarda şöyle bir şey de geçiyor. Güçlerin ayrılması değil, hızlı hareket etmek için birleşmesi gerektiği ve parlamentoların etkisini giderek kaybedeceği düşüncesi yaygınlaşıyor ve bazıları da bunun artık geri dönülemez bir noktaya geldiğini söylüyor. Sizin kanaatiniz nedir?' sorsu üzerine Kurtulmuş, "Demokrasiye fazla ihtiyaç olmadığı, artık güçlü olanların sistemi yöneteceği şeklinde bir algı yayılmaya çalışılıyor. Ben bunun tam tersi kanaatteyim. Bu kadar çok farklılıkları, bu kadar çok zorlukları yönetebilmek için dünyada demokratik standartların daha fazla yükseltilmesi gerekir. Bunun için de halkın sözünün daha kuvvetli olduğu, daha güçlü olduğu mekanizmalar geliştirilmelidir. Zaten bu anlamda da parlamentoların görevinin daha da sıkı olacağı, daha da güçlü olacağı aşikardır. Esas mesele, güç dengeleri meselesi. 1991 sonrası Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte Vestfalya sistemi tarihe geçti. 1991'den sonra kurulan sistem, Sovyetlerin çökmesiyle birlikte kurulan sistem, Amerikan hegemonyası, kanaatimce o da geride kaldı. Bakmayın bu kadar yüksek sözle konuştuklarına. Şimdi yeni bir sistem arayışı içerisinde bütün dünya. Zaten bu kadar üst perdeden tartışmaların olması, bu kadar kural dışı sözlerin ortaya konulmasının sebeplerinden birisi de bu. Dünyada birden fazla güç merkezi ve öyle geçmiş dönemlerle kıyasladığınızda da çok daha güçlenmiş olan merkezler var. Örneğin Çin, Hindistan, bütün savaş dolayısıyla gücü kırılmış görülse de Rusya, Türkiye'nin de merkezinde olduğu bu coğrafya, Afrika'da bazı ülkeler. Dolayısıyla herhangi bir bölgenin, herhangi bir kıtanın tek başına yönetebileceği bir dünyanın olmadığı kanaatindeyim. Çok zor... Büyük güç değişimlerinde büyük harpler, darpler oluyor. Demokrasi ve demokrasi karşıtlığı arasındaki bir başka paralellik de şudur. Bir akıl bütün bu gerilimleri savaşsız çözmeye çalışıyor. Bir akıl da hazır buraya kadar geldi, savaşla çözelim, elimizde ne kalırsa, hatta aramızda bazı yerleri paylaşalım eski dönemlerde olduğu gibi, bir bölüşüm siyasetti olsun. Benim kanaatim esas bunun üzerinde demokrasi ve otokrasi üzerinde bir çatışma, önümüzdeki dönemin belirleyicisi olacaktır. Bizim de hele hele bugünkü dünya sistemi içerisinde güçlü demokrasileri savunmaktan başka bir şansımız yoktur" cevabını verdi. Kurtulmuş, 'En çok eleştiri alan noktalardan biri şuydu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasıyla ilgili teklifte yer alan öneri. Bunun önünde şu anda bir engel var mı ki bu, rapora girdi diye bir eleştiri var. Buna ne dersiniz?' sorusunu, "Kuralı bir kere daha hatırlatmış olduk. Burada bütün partilerin ittifakı oldu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının eksiksiz uygulanması. Türkiye bu konuda, raporda da ifade ettik, hakikaten dünyada özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını en yüksek uygulayan ülkelerden birisi. Ama bunların hepsinin uygulanması, uygulanmayan bazı mahkeme kararları dolayısıyla da Türkiye hep uluslararası alanda eleştirilen bir konumda oldu. Bunun ortadan kaldırılmasına dönük bir tavsiye cümlesidir" diye cevapladı. 'Süreçte atılacak adımlar belli. Sürecin ilerleyiş hızıyla ilgili görüşünüz nedir? 6 ayda komisyon çalışmasını bitirdi. Bundan sonra atılacak adımlar belli. Hangi süre içinde bu adımlar atılmalı ki en iyi sonuç alınsın? Terörsüz Türkiye sürecinin kaçta kaçını geride bıraktık? Yüzde 30'u mu bitti, yüzde 40'ı mı bitti? Resmin neresindeyiz, ne kadar yol aldık, ne kadar yolumuz var? ' sorsu üzerine Kurtulmuş, "Bu sürecin başından itibaren en önemli avantajlarımızdan birisi; bu iş, bir devlet politikası olarak benimsendi ve devletin bütün kurumları büyük bir eş güdüm içerisinde kendi paylarına düşen, kendileriyle ilgili alanları ciddi bir koordinasyonla sürdürdü. Komisyon da bu devlet politikası olan hedefi bir millet gözetimine çevirdi. İşin değerli kısmı da bu... Parlamento da bu meseleye sahip çıktı. Çok mesafe aldık, onu söyleyebilirim. Anadolu'nun her yeri, Doğu Anadolu'nun en ücra köşelerinde bile insanlar daha evvel çıkamadıkları, gidemedikleri yaylalarına, mezralarına çok rahat gidiyorlar. Çatışmadan dolayı, çatışma riskinden dolayı, güvenlik kuvvetlerinden başka kimsenin olmadığı yerlerde şimdi insanlar şenlik yapıyor. Bütün bunlar çok şükür sahada uzun bir süredir, güvenlik kuvvetlerinin de böyle cesaretli, dirayetli, kararlılığıyla bir noktaya geldi. Burada en önemli şeylerden birisi terör örgütünün, İmralı'dan gelen açıklamaya uyması ve yeni dönemin gereklerini yerine getirmek için adımlarını atmasıdır. Silahların hepsinin teslim edilmediğini biliyoruz, örgüt elemanlarının bir kısmı başka yerlere belki geçtiler ama onun için biz raporumuza "kritik eşik" diye bir ifade koyduk. Örgütün tamamıyla, hakikaten kendisini tasfiye ettiğinin, silahları tamamıyla bıraktığının tespit edilmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin işi değil. Bu, devletin güvenlik birimlerinin yapacağı bir şey ve bunu raporlayarak, bununla ilgili de yürütmenin içerisinde bunu takip edecek bir organizasyonun olmasını tavsiye ettik. Bunların da gözetimiyle birlikte sürecin iyi bir şekilde işleyeceğini düşünüyorum. Kaldı ki steril bir ortamda bu konuyu konuşmuyoruz, hiçbir zaman steril bir ortamda konuşmadık. 50 yıldır bu mücadele verilirken, bu mücadele içerisinde terör gruplarına, sadece PKK'yı kastetmiyorum, IŞİD'inden bilmem kimine kadar bütün bu terör gruplarına kimlerin ne silahlar verdiği, kimlerin ne istihbarat destekleri verdiği, kimlerin lojistik destekler verdiğini çok iyi biliyoruz. Şimdi Suriye'de yeni bir denklem kuruluyor ve bu denklem içerisinde çok şükür entegrasyon, bizim için en hayati konu olan entegrasyon meselesi iyi bir şekilde işliyor. Bundan birkaç hafta evvel, komisyonu da toplamadık. Suriye'de ne olacağının çok belli olmadığı, çok diken üstünde oturulan bir dönemde, Allah muhafaza, Suriye'de aksi bir gelişme olsaydı, bugün Türkiye'de biz belki başka bir şey konuşuyor olacaktık. Dolayısıyla Suriye meselesi de oradaki entegrasyon da iyi gidiyor ve bizim bütün öteden beri, 10 yıllardır söylediğimiz şey, bu bölge halklarının, Kürtleriyle, Araplarıyla; Suriyelilerin de Iraklıların da diğerlerinin de hepsinin yüzü Türkiye'ye dönük olsun, İstanbul'a dönük olsun, Ankara'ya dönük olsun. Bunu sağlayabilmek için biz dostluk elimizi uzatıyoruz. Yeni bir dönemin gereklerine uygun bir şekilde davranıyoruz. Bir denge içerisinde bugüne kadar geldi. İnşallah bundan sonra da devam edecek. Suriye'nin de bir an evvel bu entegrasyonun sağlanması ve Suriye'nin devlet bütünlüğünün temin edilmesi çok önemli. Orada da olumlu bir noktada gidiyoruz. Suriye zaten uluslararası alanda tanınan bir ülke, yeni yönetim tamamıyla güçlü bir şekilde tanınıyor ve Türkiye dostu olarak, Türkiye'yle beraber hem kendi sorunlarını hem bölgenin sorunlarını çözecek bir Suriye'yi yakında göreceğiz" dedi. Kurtulmuş, 'Komisyon sürecinde, raporlarını sunan siyasi partiler, özellikle iktidar kanadı, yapılacak yasal düzenlemelerde suçlu, suçsuz ya da yönetici, üye gibi ayrımların olmasını önermişti. Fakat komisyon sonunda çıkan ortak raporda böyle bir ayrıma vurgu yapılmadığı, bahsedilmediği görülüyor. Bu ayrımdan vaz mı geçildi? Bir de komisyon raporu açıklandığı gün bir açıklama yaptınız. Orada da bunun bir af anlamına gelmediğini ifade ettiniz. Raporun kendisinde de her bir PKK'lının, teslim olanların ayrı ayrı adli süreçlerden geçirilmesi öngörülüyor. Bu adli süreçten ne anlamalıyız? Yani bu insanların suçlarının tespiti, delillerin bulunması, yargılanması, savunmalarını yapmaları, bir iddianame hazırlanması, vesaire bu süreç 5-10 seneyi bulan süreçler bunlar. Dolayısıyla süreç, böyle bir zamanı kaldırabilecek bir süreç mi? Yoksa bu adli yargılardan daha fazla idari tasarruflar mı anlamalıyız?' sorunusu şöyle cevapladı: "Bunların hepsi konuşuldu. Buradaki esas olan şey, bu hazırlanacak yasanın geçici ve özel bir yasa olması. Yani bundan neyi kastediyoruz? "Ben silahlarımı bıraktım." diyen bir örgüt var. İlan ediyor, silahlarımı bıraktım Şimdi biz devlet olarak "Hayır, silahlarını bırakma" diyemeyiz. Bu iradeyi ortaya koyduysa, bunun gereği, bu söylediğiniz hususlar, raporda ana başlık olarak yer alan, henüz oralarda partilerin bir uzlaşısı olmadığı için ortak bir kanaati söyleyemem. Burada geçici ve özel olarak, bu örgütle ilgili bir yasanın çıkması Şu bakımdan önemli. Bu bütün örgütlere, başka örgütlere de şamil bir uygulama olmasın. Kendisini tasfiye ettiğini, silahlarını bıraktığını, feshettiğini ilan eden örgüt bu. Dolayısıyla bu yasal çalışma kısmı yani iyi niyetle, kararlılıkla işin üstüne gidilirse çok kısa süre içerisinde toparlanır ve uzlaşılır. Oradaki kritik hususlardan birisi de bu af algısıydı. Kamuoyundaki "Burada siz örgütün adamlarını affediyorsunuz" algısı ortaya çıkmasın. Örgütün elemanı da geliyor, ben pişmanım demeyeceğine göre, yani örgüt mantığına aykırı, bu silahları bırakma durumuna aykırı olduğuna göre, onunla ilgili de bir yasal işlemin yapılması, örgüt üyelerinin tescil edilmesi ve ondan sonra zaten Türk Ceza Kanunu'nda bulunan ilgili düzenleme, mesela şartlı salıverilme şartları dahil olmak üzere, onlar düzenlenir ve serbest bırakılabilir. Ama yine bir mahkeme kaydı ve bir adli kaydın altına alınmak şartıyla". Kurtulmuş, 'PKK'nın ortaya çıkışında 12 Eylül darbesinin büyük katkısı var. Maalesef Türkiye Cumhuriyeti de hala bir darbe anayasasıyla yönetiliyor. Birçok maddesi değişmiş olsa da kapağını kaldırdığımızda o tarih var Anayasamızda maalesef. Şimdi Terörsüz Türkiye'yi, terörsüz bölgeye giden yolda yerli, milli ve yeni bir anayasayla bu yolu taçlandırmak gerekmez mi?' sorusu üzerine, "Kestirmeden söyleyeyim, gerekir. Yani biz siyasi hayatımız boyunca hep bunu söyledik. 12 Eylül Anayasası kabul edildiğinin ertesi gününden itibaren, toplumun bütün kesimleri tarafından eleştirilmiştir. Bu anayasa konusunda konuşurken yıllardır hep önümüze, bütün siyasi partilerin anayasayla ilgili tekliflerini aldık, baktık. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Şu anda Türkiye'deki siyasi partilerin hemen tamamına yakını, ya parti tüzük beyannamelerinde ya seçim beyannamelerinde ya yeni bir anayasa tabirini kullanmışlar ya da anayasa değişikliği tabirini kullanmışlar. Yani Türkiye siyasetinin aslında üzerinde konuşmadan ittifak ettiği hususlardan birisi de 12 Eylül darbe anayasasının artık Türkiye için geçerli olmadığı, yeterli olmadığıdır. Ümit ederim ki bu konuda da bir anlayış birliği içerisinde çalışma yapılır. Tabi ki herkesin yine bu konuda olduğu gibi farklı fikirleri olacak, farklı teklifleri olacak ama Türkiye'nin ihtiyacı olan nedir? Bu yeni anayasa derken neyi kastediyoruz? Bunları tartışarak, daha özgürlükçü, daha demokrat, daha katılımcı, kapsayıcı, kuşatıcı bir anayasanın yapılmasının ben de şart olduğu kanaatindeyim. Türkiye bunu taşımıyor. Ancak bu komisyon raporunda da partilerin mensubu arkadaşlarımız bu konuda ortak metnin üzerinde görüş beyan etmedikleri için ben de açış konuşmasında bu konuyu dile getirdim. Ümit ederim Türkiye yeni anayasa meselesini hızla gündemini alır ve mesafe kat eder. Artık Türkiye için çok eskimiş bir anayasadır. Ne ihtiyacımız varsa onları tespit edip hızlı bir şekilde sonuç alırız" cevabını verdi. Kurtulmuş, 'Terörsüz Türkiye Komisyonu başladığında, toplumun bu konuyla ilgili gündemi birinci sırada değildi açıkçası. Yani ekonomi her zaman malum şartlardan dolayı birinci sırada. Ama umut hakkı meselesi, işte af çıkarılıyor teröristlere gibi algıdan sonra sanki toplumsal desteğin azaltılması için bir art niyetli bakış açısının gündeme geldiğini düşünüyorum. Bu konuda siz ne dersiniz? Komisyonun başladığı günden bugüne kadar toplum desteğine yönelik herhangi bir araştırma oldu mu, olmadı mı?' sorusunu, "Meclis olarak böyle bir araştırma yapmadık. Ama yapılan araştırmaları biliyoruz. En büyük kamuoyu araştırmamız ne? 137 kişiyi dinlemişiz. 137 kişinin içerisinde Türkiye'deki bütün fikirlerden insanlar var, en marjinal fikirlere sahip olanlar bile var. Unutulmaz bir hatıradır benim için. Komisyonda, dinleyici masasında şehit anneleriyle, barış anneleri yan yana oturdu. Aynı oturumda farklı şeyler söylediler, farklı acıları dile getirdiler. Ama her iki tarafın da ortak olarak söylediği şey şuydu. "Biz artık evlatlarımızı değil, silahları gömmek istiyoruz." Komisyondaki dinlemelerin en önemli sloganı, mottosu belki buydu. Yine bir başka oturumda gazilerimizden birisi, çok duygulu bir sahneydi. Gözü, takma gözmüş. Takma gözünü çıkardı, dedi ki, "Yanımda arkadaşım şehit oldu, ben de gözümü kaybettim. Vatan için ben canımı veririm, kanımın son damlasına kadar veririm ama artık hiç kimse ölmesin, hiç kimse yaralanmasın, bu ülkenin çocuklarına ziyan gelmesin." Toplumun ortak duygusunun bu olduğu kanaatindeyim. Geri kalan lafügüzaftır. Burada herkes kendi politik oryantasyonu itibarıyla bir şey söyleyebilir, bunları saygıyla karşılarız. Zaten öyle olduğu için sonuna kadar geldi. Ama sonuçta artık acıların durması, artık silahın susması, artık insanların çocuklarını, evlatlarını toprağa gömmemesi, artık Türkiye'nin, bu büyük milletin böylesine büyük, ağır bir bedel ödememesi gerekir. Çok mesafe alındı. Geri kalan yolu da kazasız belasız tamamlayacağız. Başka çaremiz yoktur. Komisyonun en büyük kazanımlarından birisi olarak şunu görüyorum. Türkiye'de maalesef siyaset deyince herkes kendi yankı odasında konuşmayı marifet sanıyor. Burada herkes kendi yankı odasından çıkarak karşı tarafı dinlemeye ve karşı tarafın ne dediğini anlamaya gayret etti ve sonuç alındı. Dolayısıyla bundan sonraki süreçte de herkesin kendi yankı odasından çıkarak, Türkiye'nin ortak menfaatine olan, bu milletin menfaatine olan meseleyi en iyi şekilde anlaması lazım" diye cevapladı. Kurtulmuş, 'Bir risk analizi yaptıysanız, bundan sonrasına dönük olarak, hangi riskler, hangi risk faktörleri baltalayabilir bu süreci? İkincisi de raporda da siz de ifade ettiğiniz bir müstakil yasa çıkarılması, ceza infaz yasalarına değişiklikler yapılması gibi bir konsensüs söz konusu. Buralarda daha somut bir ortaklaşma var mı? Nasıl bir müstakil yasa? Nasıl bir ceza ve infaz düzenlemesi, nasıl bir metin üzerinden ilerlenebilir? Yoksa sadece lafzi bir uzlaşma mı var?' sorusuna, "Şu aşamada henüz işin başında. Yani ne yapılacağı söylendi. Nasıl yapılacağı için yine partilerin bir araya geleceğini ve belli bir uzlaşının ortaya çıkacağını düşünüyorum. Nihayetinde bir söz söylediniz, onu somuta indireceksiniz. Yasanın nasıl hazırlanacağı belli. Herkes katkıda bulunacak. Herhalde şu yapılmaz. Herhangi bir parti, "Benim istediğim şekilde bu yasa düzenlemesi olsun" demez. Yani bu komisyonun başlangıcı, ilk zannediyorum ilk toplantılardan birisiydi. Onu da anlatayım. Bir milletvekili arkadaşımız dedi ki, "Ya işte iktidar partisi, muhalefet partisi diye bakarak konuştu." Dinledim, hiç sözünü kesmeden. Dedim ki sonra, bak burada iktidar-muhalefet yok. Eğer bu komisyonun meselesi sadece yasa çıkarmak olsaydı, AK Parti'yle MHP bir araya gelir, gider Genel Kurul'a 10 dakikada yasayı çıkarır gelir. Mesele yasa çıkarmak değil, ortak bir karar alıp o istikamette yürümektir. Bu masayı, 50 kişinin hepsini muktedir insanlar olarak görün. Siz de muktedir komisyon üyelerinden birisi olarak bu komisyonun daha iyi çalışması için katkıda bulunun. Gerçekten bundan sonra da olması gereken budur. Tabi ki her partinin bu konuyla ilgili fikirleri var. Zaten kanunla ilgili görüşler de var. Raporlarına yansıyan görüşleri var. Ama oturulur, sonuçta ortak olarak beklentileri karşılayacak yasalar hazırlanır diye düşünüyorum. Risk her zaman var. Şimdi şunu söyleyelim. Özellikle çarşamba gününden bu yana aldığımız bütün izlenimler, herkeste büyük bir memnuniyet var. O birtakım tedirginliklerin falan çoğunun da ortadan kalktığını düşünüyoruz. Toplumun büyük kesimi bundan memnun olmakla birlikte, "Ah şu iş bir sarpa sarsa da Türkiye yine bu çıkmazın içine girse, yine terör ve şiddet sarmalı içerisinde dolaşsa" diyen karanlık odakların da olduğunu biliyoruz. Allah onlara fırsat vermesin ve provokasyonlardan da korusun" cevabını verdi. 'Bu komisyon bu kadar uygar bir çalışma yaptı aylardır. 21 toplantı yaptınız. Fakat geçen hafta Meclis'te yaşadığımız o yemin töreni biraz sıra dışı oldu. Herhalde bir örneğini de daha önce görmemiştik. Bu, Meclis Başkanı olarak sizin içinize sindi mi? Bu komisyon çalışmaları sonunda bu açılım başarıya ulaşırsa muhalif çevrelerin kafasında gizli anayasa hazırlığı olacak şeklinde bir kuşku var. Bu konuda net bir şey söyleyebilir misiniz? Böyle bir şey var mı, yok mu? Bir diğer sorum ise madem Suriye'de her şey düzene girdi, Süleyman Şah Türbesi yerine taşınacak mı? Bir bilginiz var mı?' sorusu üzerine Kurtulmuş, "Önce şunu söyleyeyim, kuşkucu olmak bir yere kadar anlaşılır ama kuşku üzerinden siyaset oluşturmak siyaset için geçerli bir yol değildir. Yani biz bu komisyona başladığımızda da ilk anda bazı kuşkulu arkadaşlar, "Zaten bunların kafalarında ne olacağı belli, raporları bile hazırdır, ortaya çıkarırlar" diye söz söylüyorlardı. Raporu nasıl ortaya çıkardığımızı biz biliyoruz Öyle çok kolay değil. Sıkı, güçlü müzakerelerle ve herkesin uzlaştığı bir şekilde, saatlerce konuşarak bu işi hazırladık. Dolayısıyla anayasa konusunda da aynı şeyi söylüyorum. Her partinin anayasa hazırlığı olması başka bir şey, anayasayla ilgili gizli bir gündem olması başka bir şey. Benim bildiğim anayasayla ilgili herhangi bir gizli gündem yoktur. Anayasa konusunda da ne yapılacaksa yine açık bir şekilde halkın önünde olacak. Çünkü bir anayasa değişikliğini referanduma götürecekseniz, oyu verecek olan milletten neyi kaçıracaksınız? Bunlar akıl dışı, kuşkuyu siyaset aracı haline getirmiş olan birtakım yaklaşımlardır. TBMM Genel Kurulu’ndaki görüntüler tabi ki Meclis'e yakışmadı. Hepimizi yaraladı. Hani derler ya geçsin, gitsin gelmesin. Bir daha Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde böyle gerilimlerin olmasını istemeyiz ama o gün ortaya konulan tavrı da asla tasvip etmek mümkün değil. Türkiye'de kimin nasıl iktidar sahibi olacağı ve kimin hangi görevlere nasıl atanacağı anayasal olarak bellidir. Millet sandıkta oyunu verdikten sonra iktidar yetkisi, Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemi içerisinde Cumhurbaşkanına aittir. Cumhurbaşkanı da daha önce nasıl bakanları atadıysa aynı şekilde anayasaya göre bakanlarını atar ve o sürecin tamamlayıcı bir unsuru olarak da atanan bakanlar gelir, Meclis'te yeminini eder. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın bize söylediği şey bu. Eleştirebilirsiniz, bakan yapılan kişiyi sevmeyebilirsiniz, onunla ilgili gösteri yapabilirsiniz, Meclis'in içerisinde sözlerinizi söyleyebilirsiniz. Bunların hepsine eyvallah Ama "Ben yemin ettirmem" diyemezsiniz. Bu anayasaya aykırıdır. Dolayısıyla bu hiç yakışmadı. Keşke bu tür görüntüler Türkiye'de olmasın. Kendi protestolarını yapıp süreci kayıtlara geçirerek keşke bitirebilselerdi. Maalesef olmadı. Bu tavır anayasaya aykırı bir tavırdır. Süleyman Şah Türbesi ile ilgili detayı bilmiyorum. Bilmediğim konuda konuşmam" dedi. 'Komisyonun 21 toplantısına çok ılımlı ve oldukça hassas bir tanıklık ettiniz. Perde arkasında neler yaşandığını çok iyi bilmiyoruz ama sizin özelinizde, perde arkasında yaşanan sizin için dönüm noktası dediğiniz veya aklınızda kalan bir an var mı?' sorusuna Kurtulmuş, "Çok var da şimdi onları söylemeyeyim. Çünkü arkadaşların da orada hatıraları var. Onlardan izin almadan... Şunu söyleyebilirim yalnız. Gördüğünüz bir toplantı oluyor, o toplantıya gelinceye kadar ne kadar arka kapı diplomasisi yaptık. Öyle kolay bir şekilde olmadı. Birkaç önemli kritik nokta vardı. Bunlardan birisi Cumhuriyet Halk Partisi'nin özellikle bazı operasyonlardan sonra son derece hassas bir şekilde komisyona gelmesiydi. Onlara da komisyonda istediklerini, dilediği şekilde konuşma imkanını verdik. Böylece onlar da yaşadıklarını kayda geçirdiler. Bir başka önemli nokta, İmralı ziyareti meselesiydi. O da çok şükür önemli, pürüzsüz bir şekilde geçti ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin oraya gitmemiş olmasını bir krize dönüştürtmedik. Yine şu anda aklıma gelen en son rapor faslında partilerin muhalefet şerhi koymamasını temin etmek için 21’inci ve son toplantıdaki tutanakları da raporun sonuna, altıncı ek olarak koyduk. Böylece her parti kendi esas eleştirilerini orada dile getirmiş oldu. Ama aynı zamanda da "Evet" oyu verdi. Böylece o süreci de böyle rahat bir şekilde geçmiş olduk. Bütün bunları şimdi söylüyorum 15 saniyede. Bunların her birisiyle ilgili saatlerce uğraştığımızı ifade etmek isterim" cevabını verdi. 'Artık güçlünün sözünün geçtiği bir dünyadan bahsettiniz. ABD'nin Venezuela'daki saldırısından sonra bölgemize de bir askeri yığınak yaptığı ve İran'a karşı bir saldırı ihtimali konuşuluyor. Bu saldırının Türkiye ve bölgemiz için riskleri sizce ne olur? Türkiye burada nasıl bir tavır takınır? Biliyorsunuz Türkiye'de ABD'nin çeşitli üsleri var. Böyle bir saldırıda Türkiye bunların kullanılmasına izin verir mi, vermez mi? Ne gibi bir tavrınız olur?' sorusunu Kurtulmuş şöyle cevapladı: "Türkiye'nin bu konudaki tavrı çok açık ve net. Taraflara bunu sürekli telkin ediyoruz. Burada Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'a yapacağı bir saldırı bölge için bir felaket olur. Dolayısıyla burada yeni istikrarsızlıklar ortaya çıkar ve Allah korusun, kısa süreli bir saldırı diye başlasalar bile uzun sürebilecek ve nerede duracağının da belli olmayacağı çok büyük kırılganlıklara, çok büyük alt üst oluşlara vesile olur. Bunu her vesileyle muhataplarımıza anlatıyoruz. Kaldı ki Amerikalıların da şunu görmesi lazım. Amerika Birleşik Devletleri daha evvel uzun süreli işgal ettikleri ülkelerin hiçbirisinden kendi milli menfaatleri bakımından da yararlanmamıştır. Ne Afganistan işgalinden ne Irak işgalinden ne diğer işgallerden Amerika istediğini alamadı, çok büyük bedeller ödedi. Ben böyle bir yola tevessül etmeyeceklerini, yani siyasi aklın bunu gerektirdiğini düşünüyorum. Ama Amerikan yönetimi sadece kendisinden de ibaret değil. Oradaki siyonist lobinin ne kadar etkili olduğunu biliyoruz. Özellikle Netanyahu'yu kurtarmak isteyen siyonist lobinin Amerikan'ın İran siyaseti üzerinde ne kadar etkili olacağı, Amerika'nın saldırıp saldırmayacağını, eğer saldırırsa, boyutlarının ne olacağını da belirleyecek ana faktördür. Ümit ederim böyle bir şey yapmazlar. Bu bölge için büyük bir felaket olur. Türkiye de bunu önlemek için elinden gelen her türlü imkanı ortaya koyuyor". Kurtulmuş, 'Komisyon raporu çok önemli. Siz de bahsediyorsunuz. O kadar farklı düşüncenin ne kadar hassas bir şekilde ve hiç sorunsuz bir şekilde yürüdüğünü dile getirdiniz. Bir yandan da sürecin riskler aldığını, Suriye'de yaşanan gelişmelerin, içeride yaşanan gelişmelerin, bu komisyonla ilgili, bu süreçle ilgili etkileşime sahip olduğunu söylediniz. Sizin öngörünüzü merak ediyorum. Meclis’in bu dönemi kapanmadan komisyonda öngörülen düzenlemeler yetişir mi?' sorusuna, "Çok uzun, uzun bir süre verdiniz. Yani ben o kadar geçmeden hemen ramazan sonrasında bu yasal düzenlemelerin gündeme gelmesinin şart olduğu kanaatindeyim. Bizim Türkçede güzel bir laf var, "Hayırlı işlerinizde acele ediniz." Bir yere kadar geldikten sonra böyle bir ittifak ortaya çıktıktan sonra bunun gereğini yerine getirmek lazım" cevabını verdi. 'Eleştirilerden biri de raporda yapılan Türk, Kürt, Arap vurgusunun yurttaşlık kavramından alınıp, anayasa üzerinde eşitlik, yurttaşlık kavramından alınıp etnik çerçevede görüldüğüne yönelik bazı eleştiriler var. Yarın öbür gün bir anayasa değişikliği sırasında bu etnisite üzerinden giderekten bazı ayrımlar olabileceği, bunun da zorlu bir bölgede Türkiye açısından zorluklar getirebileceği söyleniyor. Hatta hatırlarsınız bildiğimiz örnekler de var. Lübnan’da, Irak'ta farklı mezhep, etnikler üzerinden dış güçlerin kışkırtmaları hep bildiğimiz bir olay. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Dün Trump'ın liderliğinde bir toplantı oldu. Dışişleri Bakanı Fidan'ın katılımıyla Türkiye de yer aldı toplantıda. Ardından bir açıklamada, Türkiye'nin de Gazze'deki bu oluşuma asker gönderebileceğine yönelik bir açıklama da yapıldı, böyle bir istek de olabileceği söylendi. Fakat henüz Gazze'de ne olduğu tam ortada değilken siz bunu nasıl değerlendirirsiniz ve Gazze'deki böyle bir oluşum gerçekten Filistin halkı için ve bağımsız Filistin devleti için bir umut verir mi? Trump'a ve onlara güvenilir mi?' orusu üzerine Kurtulmuş, "Türk-Kürt-Arap meselesinin yazılmış olmasının Türkiye'nin üniter yapısını bozacağına ilişkin kuşkuyu, endişeyi son derece yersiz olarak görüyorum. Çünkü raporda çok açık, iki yerde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin üniter yapısı, anayasal düzeni, bölünmez bütünlüğü, laik devlet yapısı çok açık bir şekilde vurgulanmış ve bir kere daha deklare edilmiştir. Buralarda en ufak bir tartışma zaten olmadı, en ufak bir tartışma düşünülemez. Siyasi konumlarımızdan konuyu değerlendirirken bir de işin sosyolojisine bakmak lazım. Bizim yıllardır söylediğimiz, biz bir faraziyeden bahsetmiyoruz, bir asır evvel bu coğrafyada yine ağırlıklı olarak, diğer etnisiteler de var, diğer gruplar da var ama ağırlıklı olarak Türkler, Kürtler, Araplar bu coğrafyada var ve adamlar geldiler birinci Sykes-Picot'da sınırları çektiler aynı aşiretin yarısı Irak'ta, yarısı Suriye'de, yarısı Türkiye'de kaldı. Türklerin, Arapların, Kürtlerin arasına sınır koymalarına rağmen birbirine düşman yapamadılar. Kastettiğimiz şey budur. Emperyalistlerin birbirine düşman yapamadığı bu bölgenin ağırlıklı nüfusuna sahip olan halklarını asla düşmanlaştıracak bir anlayışın içine girmeyin. Bu düşmanlaştırıcı anlayıştan kurtaracak olan şey, bu üç temel halkın bir arada, dayanışma içerisinde yaşaması; ortak projelerle, ortak anlayışlarla bu bölgede bir barış iklimini oluşturmasıdır. Emperyalizmin çanına ot tıkayacak olan budur. Ondan sonra herhangi birisi de bilmem ne, "Davut koridoru, buradan şunu açarım da yukarıya giderim, Türkiye'yi bölerim" diye bir rüya görmesin. Bizim söylediğimiz budur. Tabi ki bunun içinde Nusayri’si, Alevi’si, Ezidi’si, Dürzi’si, bütün bu bölge halkları var. Bu bölge halkları bundan 120 sene evvel bu tabirlerin hiçbirisini kullanmıyordu. Ne oldu da böyle kullanır hale ve bunu ayrıştırıcı hale getirdiler? Bu eleştiriyi yapanların önce bunu bir anlamaları lazım. Sosyolojik olarak bu coğrafyanın insanlarının bütünleşmesinden, birleşmesinden başka bir şart yoktur. Asla Türkiye'nin üniter yapısı, devlet sistemiyle ilgili ne bir tereddüt dile getirildi ne herhangi birisi böyle bir teklifte bulundu ne de "Böyle bir şeyi raporda konuşalım, yazalım" diye bir şey söylendi. Tamamen yanlıştır, yanlış bir algıdır. Raporun üzerindeki bu ittifakı gölgelemek için yapılan bir yanlış yorum olarak görüyorum, doğru bulmuyorum. Açık bir konudur. Çok net bir şekilde bu söylediklerim asla tartışma konusu yapılmadığını, yapılmayacağını raporda bütün partiler belirtti. Gazze artık bütün insanlığın ortak meselesidir. Açık söyleyeyim, Netanyahu ve çetesi "Biz artık barış yaptık." diyerek ellerini yıkayıp bu kanlı sicillerini temizleyemezler. Bunu mutlaka ve mutlaka insanlık bunun hesabını sormak zorundadır. İnsanlık bu hesabı sormak için sayfayı açmış, Uluslararası Adalet Divanı'nda tutuklama kararını almıştır. "Efendim uygulanmıyor." Uygulanmayabilir... Radovan Karadzic için de uygulanmıyordu. Bir gün gelir ve uygulanır. Onun için iki devletli bir çözüm olmadan, Filistin halkının bütün hakları sağlanmadan Orta Doğu'da barış sağlanmaz. Sosyoloji biraz da politik tarihle ilgili bir şeydir. Bu bölgenin tarihi bize bir şey söylüyor. Kudüs ve Filistin özgürleşmeden bu bölgenin özgürleşmesi, bu bölgenin bağımsız olması, bu bölgenin esenlik içerisinde olması tarih boyunca mümkün olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır. Eğer insanoğlu burada bir barış istiyorsa, dünyada barış istiyorsa dünya barışının kapısı Orta Doğu; Orta Doğu barışının anahtarı da Filistin'in haklarının verilmesidir" dedi.

Numan Kurtulmuş "Tarihi Dönem" diyerek duyurdu: Terörsüz Türkiye Raporu'nda neler var? Haber

Numan Kurtulmuş "Tarihi Dönem" diyerek duyurdu: Terörsüz Türkiye Raporu'nda neler var?

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 21. toplantısında Türkiye'nin terörle mücadelesinde yeni bir sayfa açacak raporun detaylarını kamuoyuna duyurdu. Terör meselesinde tarihi bir eşikten geçildiğini belirten Kurtulmuş, hazırlanan kapsamlı raporun toplumsal barış için bir mihenk taşı olduğunu ifade etti. TERÖRSÜZ TÜRKİYE RAPORUNUN İÇERİĞİNDE NELER VAR? Yedi ayrı bölümden oluşan dev rapor, Türkiye’nin terörle mücadelesini sosyal, hukuki ve siyasi boyutlarıyla ele alıyor. Çalışmada Türk-Kürt kardeşliğinin tarihi temellerinden, terör örgütü PKK’nın silah bırakma sürecine kadar pek çok kritik başlık yer alıyor. Ayrıca, demokratikleşme adımları ve yasal düzenleme önerileri de raporun merkezinde bulunuyor. HAZIRLANAN RAPOR BİR AF NİTELİĞİ TAŞIYOR MU? Kamuoyundaki spekülasyonlara net bir yanıt veren Kurtulmuş, raporun asla bir "af" mahiyeti taşımadığını kesin bir dille belirtti. Hukukun ve kamu vicdanının esas alındığını vurgulayan Kurtulmuş, çalışmanın bir algı üretme aracı değil, kalıcı çözüm arayışı olduğunu söyledi. Meclis Başkanı, çözümün tek meşru adresinin Gazi Meclis olduğunun altını çizdi. TERÖRLE MÜCADELEDE HANGİ YASAL DEĞİŞİKLİKLER ÖNERİLİYOR? Toplantıda söz alan TBMM Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Bozkurt, raporun hukuki önerilerine ışık tuttu. Bozkurt, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının eksiksiz uygulanması gerektiğini belirtti. Bu kapsamda Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’nda "belirlilik" ilkesini güçlendirecek revizyonlar teklif edildi. SİYASİ ETİK KANUNU VE YENİ ANAYASA GÜNDEMDE Mİ? Raporun sonuç bölümünde, demokratik standartları yükseltmek adına Siyasi Etik Kanunu'nun çıkarılması önerisi dikkat çekti. Kurtulmuş, komisyonun doğrudan görevi olmasa da yeni bir anayasanın Türkiye için ertelenemez bir ödev olduğunu hatırlattı. Terörsüz bir Türkiye hedefinin, bölgesel istikrarın kapısını aralayacağı mesajı verildi. Kurtulmuş'un açıklamalarının tamamı şöyle: “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonumuzun değerli üyeleri, değerli basın mensubu arkadaşlarım, komisyonumuzun 21’inci toplantısını bugün icra ediyoruz. Bu toplantıda, uzun bir süredir büyük bir titizlikle, dikkatle ve demokratik olgunlukla hazırlamış olduğumuz raporun hem komisyon üyelerimizle bir kez daha görüşülmesi ve müzakere edilmesi hem de Türkiye kamuoyuyla paylaşılması amacıyla bir araya gelmiş bulunuyoruz. Komisyon raporu yedi bölümden oluşmaktadır. “Komisyon Çalışmaları” başlıklı birinci bölümde komisyonun çalışma süreci anlatılmakta; ikinci bölümde komisyonun temel hedefleri çerçevesinde yapılan tartışmalar ve vurgular yer almakta; üçüncü ana başlıkta Türk-Kürt kardeşliğinin tarihî kökleri ve kardeşlik hukuku ele alınmakta; dördüncü başlıkta komisyonda dinlenen kişilerin söylem analizlerinden hareketle ortaya çıkan mutabakat alanları değerlendirilmektedir. Beşinci bölüm PKK’nın kendisini feshetmesi ve silah bırakması sürecine, altıncı bölüm sürece ilişkin yasal düzenleme önerilerine, yedinci bölüm ise demokratikleşmeye ilişkin önerilere ayrılmıştır. Bugün terör meselesinde tarihi bir dönemden geçiyoruz. Bu süreçte Gazi Meclisimiz, üzerine düşen vazifeyi tereddütsüz şekilde üstlenmiştir. Ülkemizin enerjisini ve kaynaklarını tüketen terör eylemleri, kalkınma ufkunu daraltmış ve siyaseti yalnızca güvenlik reflekslerine sıkıştırmıştır. Terörün tam anlamıyla ortadan kaldırılması, tarihi bir sorumluluk olarak karşımızda durmaktadır. Bölgemizde bugün yaşanan sorunlar, emperyalist müdahalelerin bıraktığı derin izlerin sonucudur. Bu müdahalelere bizim cevabımız ise daha fazla mücadele, daha fazla kardeşliktir. Güç dengelerin değiştiği bir ortamda Türkiye’nin iç barış ve istikrarını sağlaması, yeni imkânları ortaya çıkaracaktır. Milletimiz dağılma ve parçalanmayı durduracak, bozguncu emellerden daha güçlü bir birlik iradesine sahiptir. Türkiye’de terör meselesinin kalıcı şekilde çözülmesi, yalnızca güvenlik başlığıyla sınırlı değildir. Toplumsal meşruiyet ve demokratik kapasitenin aynı anda güçlendirilmesi gerekmektedir. Yakın çevremizde ve bölgemizde kimlik temelli fay hatlarının diri tutulması, ülkemize çok ciddi sorumluluklar yüklemektedir. Bu konu dar siyasi hesapların çok ötesinde bir realitedir. Güvenliğin yanında hukuk devleti pratiğini ve milli dayanışma iradesini aynı anda kuvvetlendiren bir birliği gerektirmektedir bu süreç. TBMM, her meselenin meşru adresidir. Siyasal hayatın son dönemde ürettiği temaslar, kamu vicdanının talepleri Meclis’imizin temsil gücünü gerekli kılan bir istişareyi gerekli bırakmıştır. Komisyona katkı sunan partilerimizin raporları, birer politika belgesidir. Rapor, af mahiyetinde algı üretecek başlıklardan uzak duran, hukuku merkeze alan ve kamu vicdanını merkeze alan yaklaşımı ana hatlarıyla oraya koymaktadır. Terörsüz Türkiye hedefi, daha geniş bir hedefle terörsüz bölge hedefine açılmaktadır. Raporda bahsedilen düzenlemeler ve önerilere ek olarak, siyasi partilerin daha önce kendi raporlarında ifade ettikleri yeni bir Anayasa’ya ihtiyaç duyduğu da aşikârdır. Türkiye’de terör meselesinin kalıcı biçimde çözülmesi sadece güvenlik boyutuyla sınırlı olmayan, çok boyutlu, çok yönlü, çok katmanlı ve çok taraflı politikaları zorunlu kılmaktadır. Siyasal meşruiyetin, toplumsal kabulün ve demokratik kapasitenin aynı anda güçlendirilmesini gerektirmektedir. Öte yandan dünyamız, uluslararası kurumların meşruiyet tartışmalarıyla çöküşe geçtiği, kural bazlı uluslararası sistemin yerine güçlerin kendi kurallarını dayattığı bir döneme doğru hızla ilerlemektedir. Böylesi bir dönemde devletlerin egemenliğini, güvenlikleri ve toplumsal bütünlüğü aynı irade çizgisinde tutabilme kudreti üzerinden değerlendirmek gerekir. Küresel sistemin her krizde ne yazık ki en fazla yıpranan alanı insan onuru ve hukukun üstünlüğü olurken, adaleti sağlama gücü zayıflayan her yapı toplumda umut yerine yeni kırılganlıklar meydana getirmektedir. Yakın çevremizde ve bölgemizde kimlik temelli fay hatlarının diri tutulması ve çatışma alanlarının genişlemesi ülkemize çok yönlü sorumluluklar yüklemektedir. İçeride millî dayanışmamızı derinleştirirken bölgemizde barış sağlamaya yönelik çabalar, refahın artırılması ve adalet duygusunun güçlendirilmesiyle birlikte üstlenilmesi gereken yeni vazifeler olarak önümüzde durmaktadır. Ülkemizde kardeşlik, esenlik ve toplumsal barışı büyüten her sözü ve her adımı en güçlü şekilde desteklemekteyiz. Bu mesele farklılıkları derinleştiren ezber kalıplarla değil, basiretli bakış, samimi yaklaşım ve kararlı adımlarla çözüme kavuşacaktır. Bu konu, varlığımızı ve yarınımızı ilgilendiren niteliğiyle dar siyasi çıkarların veya risk hesaplarının konusu asla olamaz. Dar siyasi çıkarların ve risk hesaplarının çok ötesinde bir realitedir. Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarihi sorumluluğunu Meclis zeminine taşınması için tescil edilmiş komisyondur. Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu acılarımızı inkar etmeden geleceğimizi birlikte kurmanın iradesidir. Komisyon raporumuz bir nihayet değil bilakis atılan ve atılacak adımların mihenk taşı kabul edilmelidir. Yeni bir anayasa hazırlama konusu ise komisyonumuzun görev alanında olmamakla birlikte ülkemiz için tehir edilemez yerine getirilmesi gereken ortak bir ödev ve sorumluluk olarak önümüzde durmaktadır.”

Numan Kurtulmuş'tan İmralı ziyareti sonrası kritik mesaj: "Görüşme gizli kalmayacak" Haber

Numan Kurtulmuş'tan İmralı ziyareti sonrası kritik mesaj: "Görüşme gizli kalmayacak"

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) bünyesinde kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, İmralı Adası'na gerçekleştirilen tarihi ziyaretin ardından bugün kritik bir toplantı için bir araya geliyor. Tacikistan ve Özbekistan temaslarını tamamlayan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, komisyon toplantısı öncesinde basının sorularını yanıtlayarak sürecin şeffaflığına dair önemli mesajlar verdi. "GİZLİ KAPAKLI BİR ŞEY YOK" AK Parti Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman, MHP İstanbul Milletvekili Feti Yıldız ve DEM Parti Kars Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit’ten oluşan heyetin, 24 Kasım’da İmralı’da terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmenin detayları merak konusuydu. Ziyaret tutanaklarının açıklanıp açıklanmayacağı sorusuna yanıt veren Kurtulmuş, "Bu konuyu görüşeceğiz, muhtemelen İmralı'ya giden milletvekilleri de kendi gözlemlerini, notlarını komisyona anlatacaklardır" dedi. Sürecin şeffaf yürütüldüğünü vurgulayan Kurtulmuş, "Mühim olan, orada ne konuşulduğunun ana hatlarının komisyonla paylaşılmasıdır. Kamuoyundan gizli kapaklı hiçbir şey şimdiye kadar yapılmadı, bu görüşme de tabii ki gizli kalmayacaktır" ifadelerini kullandı. "İMRALI'DA YAKLAŞIM OLUMLU" Heyetle Ankara'da bir araya geldiğini ve ilk bilgileri aldığını doğrulayan TBMM Başkanı, milletvekillerinin izlenimlerini aktardı. Heyetin "fevkalade olumlu ve yapıcı" bir görüşme gerçekleştirdiğini belirttiğini söyleyen Kurtulmuş, İmralı'nın da "yapıcı ve barış isteyen, bu işin bitmesini isteyen bir yaklaşıma sahip olduğunun" iletildiğini kaydetti. "EN RİSKLİ SÜRECE GİRİYORUZ" Bundan sonraki yol haritasını da çizen Kurtulmuş, komisyonun hazırlayacağı raporun TBMM Başkanlığı'na sunulacağını ve yasal/idari düzenlemeler için rehber olacağını belirtti. Ancak sürecin hassasiyetine dikkat çeken Kurtulmuş, "Şimdiye kadar iyi geldi. Ama söylemeliyim ki bundan sonraki süreç en riskli süreçtir" uyarısında bulundu. Kurtulmuş, partiler üstü bir tavır sergilenmesi gerektiğini belirterek, "Bir sonuca gidiliyor. Bu süreçte hiç kimsenin kendi partisini ya da içinde bulunduğu grubun menfaatlerini önceleyen bir tavır içerisinde davranmaması lazım" dedi. ÖRGÜTE "VAKİT KAYBETMEDEN ADIM AT" ÇAĞRISI TBMM Başkanı, sürecin nihai hedefinin terör örgütü PKK'nın feshi ve silah bırakması olduğunu yineledi. Kurtulmuş, "Örgütsel faaliyetlerden vazgeçtiğinin tespiti gerekiyor" derken, Suriye'deki yapılanmanın da yeni yönetimle entegrasyon içinde olması gerektiğini vurguladı. Devletin üzerine düşeni yaptığını ve pazarlık yürütülmediğini belirten Kurtulmuş, "Nasıl ki şimdiye kadar hiçbir pazarlık yapılmadıysa, örgütün hiç vakit kaybetmeden ve zamana yaymadan söz verdiği adımları atmayı sürdürmesi gerekmektedir. Devlet olarak biz adımlarımızı doğru şekilde attık. Vatandaşımızın sürecin arkasında desteği var. İşin tıkanmaması gerekir" şeklinde konuştu.

TBMM Başkanı Kurtulmuş, Çukurova Üniversitesi'nin akademik yıl açılışına katıldı Haber

TBMM Başkanı Kurtulmuş, Çukurova Üniversitesi'nin akademik yıl açılışına katıldı

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) 2025–2026 Akademik Yılı Açılış Töreni, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’un teşrifleriyle Çukurova Üniversitesi Kongre Merkezi’nde yoğun katılımla düzenlendi. Törene TBMM Başkanı Kurtulmuş’un yanı sıra Adana Valisi Sayın Yavuz Selim Köşger, Adana Milletvekilleri, kent protokolü, Çukurova Üniversitesi akademik ve idari personeli ile öğrenciler katıldı. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Adana'ya gelerek çeşitli temaslarda bulunurken, akademik yıl açılış töreninde Birleşmiş Milletler (BM) ile Terörsüz Türkiye konularında konuştu. Önlerinde dönemde dünyanın en fazla üzerinde konuşacağı alanların birinin uluslararası siyasetin küresel siyasal sistemin durumuyla ilgili haksızlıklar eşitsizlikler olduğuna dikkat çeken TBMM Başkanı Kurtulmuş, "Aynı ekonomik sistemin kurumlarında olduğu gibi dünyadaki küresel sistemin de kurumları çatırdamakta. Fonksiyonlarını yitirmekte ve artık tamamen işlevsiz hale gelmektedir. Dünyanın en önemli örneği ise dünyada barışı ve insanlar arasında adaleti tesis etmek üzere kurulmuş olan Birleşmiş Milletlerin ve özellikle güvenlik konseyinin yapısının ortaya çıkardığı mahsurlardır. Sadece çevremizdeki iki büyük olaya baktığımız zaman Birleşmiş Milletlerin ne kadar işlevsiz hale geldiğini görüyoruz. Rusya ile Ukrayna arasında 3 yılı aşkın bir süredir devam eden savaş ne yazık ki Birleşmiş Milletler tarafından tam tersine Güvenlik Konseyi'ne gelen kararlarda veto edilerek savaşın devamı bir şekilde temin edilmiştir. Benzer şekilde iki yılı geride bıraktığımız İsrail'in Gazze üzerindeki baskıları, soykırımı ve işlediği insanlık suçları asla önlenememiştir. Bunun en temel nedenlerinden birisi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin yapısı ve bu yapının da maalesef sadece güçlünün sözünün geçtiği bir yapı şeklinde mevcudiyetidir"ifadelerini kullandı. "İSRAİL ATEŞKESİ SÜREKLİ İHLAL ETMEKTE" Sözlerine devam eden Kurtulmuş, "Dolayısıyla İsrail'in aleyhine bu süre içerisinde ne zaman Birleşmiş Milletler genel kuruluna karar almak için müracaat edilirse, başvurulsa İsrail'in dayısı tarafından veto edilmiş ve soykırım bugüne kadar sürdürülmüştür. İsrail bir ateşkese razı olmuş görülse de ne yazık ki sürekli olarak ateşkesi ihlal etmekte ve insanları öldürmeye, insanları insan onuru dışında bir yaşama mahkum etmeye devam etmektedir. Dolayısıyla bu sistem böyle devam etmez. İnsanoğlu böylesine bir gayriadil küresel sistemin içerisinde bundan sonra adil ve onurlu bir geleceği asla tasavvur edemez, asla duramaz. Onun için diyoruz ki aslında güçlünün, kuvvetlinin sözüne zayıfı ise asla göz önünde bulundurmayan bu küresel sistem siyasal sistem bütünüyle değişmeli ve dünya yeni bir siyasal yapıya kavuşmalıdır" diye konuştu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın her uluslararası platformda dile getirdiği dünya beşten büyüktür sözünün sadece bir slogan olmadığını dile getiren Kurtulmuş," Dünyanın yeni bir sisteme duyduğu ihtiyacın millet adına ve bütün insanlık adına dile getirilmiş bir temenni işidir. Sevgili gençler açıkça söylemeyi gerçek bir vazife telakki ediyorum. Biz görürüz, görmeyiz. Ama sizler mutlaka Birleşmiş Milletlerin dünya siyasal sisteminin değiştiğini göreceksiniz. Yeni bir Birleşmiş Milletler ve yeni bir dünya düzeni inşallah sizin zamanınızda kurulacaktır" şeklinde konuştu. "TERÖR BELASINI ARTIK GERİDE BIRAKIYORUZ" Terörün bitmesiyle ilgili de konuşan Kurtulmuş, "İlk asrını geride bıraktığımız yani yüzyılı artık aştığımız Cumhuriyetimizin maalesef 50 yılında ayaklarımıza pranga gibi vurulan, bu ülkenin ileriye gitmesini, bu ülkenin insanlarının birlik, beraberlik içerisinde dünyanın en güçlü milletini temsil teşkil etmesini önleyen terör belasını artık geride bırakıyoruz. Türkiye'de emperyal projelerin bir şekilde kendi maşaları olarak kullandıkları emperyal projelerin bölünme ve parçalama siyasetlerinin bir unsuru, bir vekalet unsuru olarak gördükleri terör meselesini Türkiye olarak bir daha asla canlanmamak üzere tarihe gönderiyor. Beraber yaşamış, aralarında şimdiye kadar hiçbir husumet, hiçbir kavgaya, hiçbir çatışma olmamış olan Türklerin, Kürtlerin, Arapların ve bu topraklarda yaşayan bütün etnik ve mezhebi farklılıklar içerisindeki 86 milyon yurttaşımızın arasında ezeli ve ebedi kardeşliğimizi yeniden takdim ederek yolumuza devam ediyoruz. Aramızdaki birtakım nifak kapısında unsurları olan bu aparatları geride bırakıyoruz. Bundan sonra bu memlekette bir tek kişinin dahi terör örgütlerine kaptırılmasına müsaade etmeyeceğiz. Bu ülkede asla ve asla terörün yabancı güçlerin mafyası olarak müsaade etmeyeceğiz. Bu ülkenin topraklarında sadece birlik ve beraberlik türküleridir. Sadece kardeşlik türküleri söylenecek. Sadece bu ülkenin de değil terörsüz Türkiye'yle birlikte terörsüz bir bölgeyi kurarak Allah'ın izniyle bu bölgedeki bütün hakları aynı safta, aynı cephede, aynı hedef doğrultusunda yer almasını sağlayacağız. Allah yolumuzu açık etsin. Allah bu ülkeyi her türlü şerden korusun" diyerek sözlerini tamamladı. Adana Valisi Sayın Yavuz Selim Köşger, Çukurova’nın bereketli topraklarında böyle güçlü bir bilim kurumuna sahip olmaktan duyulan memnuniyeti dile getirerek, yeni akademik yılın Çukurova Üniversitesi, Adana ve Türkiye için hayırlı olması temennisinde bulundu. Prof. Dr. Beriş, "Çukurova Üniversitesi, geleceğe yön veren bilimsel çalışmaların merkezi oluyor" Çukurova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamit Emrah Beriş, Çukurova Üniversitesi’nin yarım asırlık mazisine değindi. Beriş, kuruluşundan bugüne üniversiteye emek veren tüm bilim insanları ve öğrencilerin manevi mirasına duydukları saygıyı ifade etti. Cumhuriyetin ikinci yüzyıl hedefleri doğrultusunda üniversitelere düşen görev ve sorumlulukların bilincinde olduklarına değinen Rektör Prof. Dr. Hamit Emrah Beriş, bilimsel üretimin yalnızca akademik başarıyla sınırlı kalmaması gerektiğini vurguladı. Rektör Beriş, yapılan çalışmaların topluma ve dünyaya değer katması, geleceğe yön vermesi ve milli sanayiye lokomotif olması gerekliliğinin altını çizdi. Çukurova Üniversitesinde akademik başarılarla birlikte vicdan ve irfan gibi manevi değerlerin de önemsendiğini belirterek, Türk gençliğinin dünyadaki adaletsizliklere karşı insanlık onurunun, vicdanın ve evrensel adaletin sesi olması gerektiğini ifade etti. Rektör Beriş ayrıca üniversitenin şehirle duygusal bağlarını güçlendirmeyi önemsediklerini dile getirdi. Bu yaklaşımın sonucunda Çukurova Üniversitesi’nin Adana halkı ve sanayisinden büyük destek gördüğünü belirtti.

TBMM Başkanı Kurtulmuş’tan Adıyaman’a kritik ziyaret: Deprem tazminatları ve belediyelere ek destek gündemde Haber

TBMM Başkanı Kurtulmuş’tan Adıyaman’a kritik ziyaret: Deprem tazminatları ve belediyelere ek destek gündemde

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Adıyaman'daki temasları kapsamında Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere'yi ziyaret etti. Görüşmenin ana gündemini, kentin yeniden imarı ve deprem sonrası yerel yönetimlerin yaşadığı mali sıkıntılar oluşturdu. Başkan Tutdere, ziyaretin ardından ANKA Haber Ajansı'na yaptığı açıklamada, ziyareti "umut verici" olarak nitelendirdi. Tutdere, Meclis Başkanı'na depremzedeler ve belediyeler için iki kritik dosya sunduklarını belirtti. DEPREM TAZMİNATLARI HAZİNE'DEN ÖDENSİN Tutdere, 6 Şubat depremlerinde yakınlarını kaybedenlerin açtığı tazminat ve tam yargı davalarının karar aşamasına geldiğini vurguladı. Kısa süre önce Adalet Bakanı Yılmaz Tunç'a da iletilen talepte, mahkeme kararlarındaki tazminatların Hazine tarafından karşılanması istendi. Tutdere, bu adımın hem vatandaşın hakkına hızlı ulaşmasını sağlayacağını hem de mevcut yükü hafifleteceğini ifade etti. 1999 MODELİ '3 KAT BÜTÇE' TALEBİ Sunulan ikinci dosyada ise belediyelerin karşılaştığı ağır mali külfete dikkat çekildi. Adıyaman Belediyesi'nin hala kendi hizmet binası olmadan çalıştığını belirten Tutdere, altyapı ve üstyapı çalışmaları için ek mali desteğin zorunlu olduğunu söyledi. Bu kapsamda, 1999 depremleri sonrasında uygulanan "İller Bankası payının üç katı oranında ödenek" modelinin yeniden hayata geçirilmesi için yasal düzenleme talep edildi. KURTULMUŞ: TALEPLERİ İNCELEYECEĞİZ Başkan Tutdere, TBMM Başkanı Kurtulmuş'un ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Başkanımızın ziyareti şehrimiz için çok değerliydi... büyük moral oldu" dedi. Tutdere, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş'un, sunulan dosyalardaki taleplerin inceleneceğini ve değerlendirileceğini ifade ettiğini de sözlerine ekledi. Kurtulmuş'un kentteki programı akademik yıl açılışı ve diğer temaslarla devam etti.

Plan ve Bütçe Komisyonu’nda PKK krizi! Numan Kurtulmuş salonu terk etti Haber

Plan ve Bütçe Komisyonu’nda PKK krizi! Numan Kurtulmuş salonu terk etti

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda 2026 yılı bütçe görüşmeleri sırasında İYİ Parti Samsun Milletvekili Erhan Usta ile TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş arasında sert tartışma yaşandı. Usta, Kurtulmuş’un PKK ile ilgili sözlerini gündeme getirerek, “Abdullah Öcalan’ın Numan Kurtulmuş sevdası nereden geliyor? ”ifadesini kullandı. Usta, komisyon toplantılarının basına kapatılmasını da eleştirerek, “Kandil’in, İmralı’nın haberi olacak ama milletin olmayacak mı? Bu nasıl gerekçe?” dedi. Mehmet Muş’tan uyarı: “Bu sözler kaba ve yakışıksız” Komisyon Başkanı Mehmet Muş, Usta’nın sözlerine tepki göstererek, “Türkiye’de gazi Meclis’in başında olan birine ‘PKK sevdanız nereden geliyor’ demeniz kaba ve yaralayıcı bir sözdür. Bunu kabul etmem, size de yakışmaz.” ifadelerini kullandı. Kurtulmuş’tan sert çıkış: “Bu ağır bir hakarettir” Söz alan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, iddiaları “ağır bir hakaret” olarak nitelendirerek tepkisini şu sözlerle dile getirdi: “Siyasi fikirleri ve mücadelesi herkes tarafından malum olan birisiyim. Bu söylenen söz beni rencide etmesinin ötesinde çok ağır bir hakarettir. PKK sempatizanı ya da sevdalısı değilim. Eğer böyle düşünüyorsanız, size iade ediyorum. Ben bu vatana, millete sevdalıyım. 86 milyonun her ferdini kardeşim olarak bilirim. Türk, Kürt ayrımı yapmak isteyen herkes bu ülkeye zarar verir. Bu lafı bana söylemek en hafif tabiriyle hadsizliktir, terbiyesizliktir.” Komisyona 10 dakikalık ara Tartışmanın büyümesi üzerine Komisyon Başkanı Mehmet Muş oturuma 10 dakika ara verdi. Kurtulmuş’un salondan ayrıldığı sırada “Terbiyesiz herif” ifadelerini kullandığı, Usta’nın ise “Ben siyasi eleştiri yapıyorum” diye karşılık verdiği öğrenildi.

TBMM Başkanı Kurtulmuş: 130 kurum dinlendi, Komisyon en kısa sürede raporunu Meclis’e sunacak Haber

TBMM Başkanı Kurtulmuş: 130 kurum dinlendi, Komisyon en kısa sürede raporunu Meclis’e sunacak

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nda yaklaşık 130 kurum ve kuruluşun dinlendiğini belirterek, "Ümit ederim ki en kısa süre içerisinde atacağımız diğer adımlarla birlikte komisyon hem dinlemeler çerçevesinde hem de atılan adımların gerektirdiği çerçevede atılacak, yapılacak düzenlemelerle ilgili bir çalışmayı tamamlayacak ve raporu Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne tevdi edecektir" dedi. 2026 BÜTÇE GÖRÜŞMELERİ BAŞLADI TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda 2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ve 2024 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi görüşmeleri başladı. Komisyonda konuşan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, iki önemli konunun altını çizerek, "Bunlardan birisi Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak özellikle bu yaz ayları içerisinde büyük bir özveriyle, fedakarlıkla çalışarak belli bir noktaya getirdiğimiz, Türkiye'nin demokratik olgunluğunun bir eseri olarak faaliyetlerini sürdüren, çoğunluk yerine çoğulculuk prensibini esas alan komisyonda bulunan her üyenin kendi görüşünü, fikriyatını rahatlıkla ifade edebildiği, tartışabildiği ve Türkiye'nin çok farklı kesimlerinden sivil toplum kuruluşlarının, akademisyenlerin, meslek örgütlerinin, kanaat önderlerinin gelerek konuyla ilişkili fikirlerini, tekliflerini ortaya koyabildiği Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonumuzun öneminin altını çizmek isterim. İçinde bulunduğumuz bölgesel ve küresel şartlar, Türkiye'nin gerçekten artık terör meselesini tamamıyla geride bırakmasını, terör meselesini çözerek kalıcı barış ve kardeşliği sağlayacak adımları atmasını zorunlu hale getirmektedir. Bu çerçevede komisyonumuz önemli bir çalışmayı sürdürdü, sürdürmeye devam ediyor. 'Terörsüz Türkiye' sloganıyla başlattığımız bu sürecin olgunlaşmaya başladığı bir dönemde de komisyonumuz bu ülkede barışın, huzurun, güvenliğin ve demokrasinin standartlarının yükselmesi için her türlü çabayı, çalışmayı ortaya koymaya devam edecektir" ifadelerini kullandı. KOMİSYON RAPORU YAKINDA MECLİS'TE Parlamenter diplomasiye değinen Kurtulmuş, "Günümüz dünyasında artan rolü ve bu rolü en iyi icra eden parlamentolardan birisi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin mevcut durumunun altını çizmek isterim. Hemen hemen dünyanın her bölgesinde büyük krizlerin, büyük çatışmaların, büyük gerilimlerin yaşandığı, hiçbir bölgenin bu gerilimlerden ve çatışmalardan uzak durmadığı, duramadığı bir dönemden geçiyoruz. Öyle görünüyor ki önümüzdeki on yıl içerisinde dünyanın bu gerilimli durumu devam edecek, sürecektir. Biz manevraların peşinde değil, istikamet belirleyen bir ülke olmak ve tepki değil, ilke üretmek durumundayız. Bu çerçevede dış politikamızı bütün kurumlarımızla birlikte uygulamayı sürdürüyoruz. Şunu açıklıkla söyleyebilirim ki Türkiye Büyük Millet Meclisi hem dostluk grupları hem uluslararası asamblelerdeki varlığıyla uluslararası hemen hemen bütün platformlarda vardır ve Türkiye’nin sesini dile getirmeyi sürdürmektedir" şeklinde konuştu. "TBMM BAŞKANLIĞINA 28. YASAMA DÖNEMİNDE 3 BİN 340 KANUN TEKLİFİ SUNULMUŞTUR" TBMM Başkanlığının 28. yasama dönemindeki faaliyetlerine değinen Kurtulmuş, "TBMM Başkanlığına 28. yasama döneminde 3 bin 340 kanun teklifi sunulmuştur. Genel Kurul gündemine gelen 202 kanun teklifinden 110’u kanunlaşmıştır. Yüz kanun da Meclis Genel Kurulunda beklemektedir. Milletvekillerimizin hazırladığı 786 kanun teklifine Meclisimizin destek bürosunca destek verilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan 72 uluslararası anlaşmanın uygun bulunmasına dair kanun teklifi için inceleme raporları da bu destek büromuz tarafından ciddi şekilde takip edilmiştir. Bunun dışında Türkiye Büyük Millet Meclisi, ortak bildiri ve deklarasyonlarla da milletimizin iradesini Meclis kararları adı altında dünya kamuoyuyla, Türkiye kamuoyuyla paylaşmaktadır. Bu kapsamda 28. yasama döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda 14 ortak bildiri ilan edilmiştir. Bunlardan 8’i İsrail'in Gazze'de uyguladığı soykırım ve bölge ülkelerine yönelik saldırgan tutumlarını kınamak, 3’ü ise güvenlik birimlerine ve kurumlarımıza yönelik terör saldırılarına ilişkin bildiri olarak ilan edilmiştir. 692’si geçen dönemden intikal edenler olmak üzere 28. yasama döneminde Karma Komisyona havale edilen tezkere sayısı 941 olmuştur. Dosyaların tamamı Karma Komisyonda olup, Genel Kurul gündeminde yer alan bir dokunulmazlık dosyası bulunmamaktadır" diye konuştu. 130 KURUM VE KURULUŞ KOMİSYONA BİLGİ VERDİ Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun çalışmaları hakkında bilgi veren Kurtulmuş, "16 toplantı gerçekleşti. Yaklaşık bu toplantılarda 70 saate yakın çalışma yapıldı ve 3 bin 500 sayfaya yakın tutanak tutuldu. Bu toplantılardan sadece ikisi -bazı yanlış algılamaların önüne geçmek için söylüyorum- 16 toplantıdan sadece ikisi konumun ve konuşmacıların vereceği bilgilerin hassasiyeti dolayısıyla basına kapalı yapıldı. Onların hepsi de tabii ki kaynağı zapt altına alındı. Bu komisyonlarda değerli bakanlarımız, STK'larımızın değerli temsilcileri, başka şehit ve gazi yakınlarımız olmak üzere Türkiye'de farklı kesimleri temsil eden gruplar dinlendi. Sonuçta da yaklaşık 130 kurum ve kuruluş dinlendi. Bilgi ve görüşleriyle fevkalade güçlü bir müktesebat ortaya konulmuş oldu. Ümit ederim ki en kısa süre içerisinde atacağımız diğer adımlarla birlikte Komisyon hem dinlemeler çerçevesinde hem de atılan adımların gerektirdiği çerçevede atılacak, yapılacak düzenlemelerle ilgili bir çalışmayı tamamlayacak ve raporu Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne tevdi edecektir" dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.