#psikoloji

İLKHABER-Gazetesi - psikoloji haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, psikoloji haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Okul saldırısı soruşturmasında saldırganın babası konuştu: ''Çok zeki bir çocuktur'' Haber

Okul saldırısı soruşturmasında saldırganın babası konuştu: ''Çok zeki bir çocuktur''

Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesindeki Ayser Çalık Ortaokulu’nda 9’u öğrenci 10 kişinin yaşamını yitirdiği saldırıya ilişkin yürütülen soruşturmada, saldırgan İsa Aras Mersinli’nin babası Uğur Mersinli’nin emniyette verdiği ifade kamuoyuna yansıdı. Baba Mersinli, oğlunun hem psikolojik değerlendirme sürecinden geçtiğini hem de farklı dönemlerde uzmanlara götürüldüğünü söyledi. Uğur Mersinli ifadesinde, oğlunun son dönemde psikolojik destek aldığını belirterek, “Yaklaşık 2 aydır evimizin yakınında bulunan özel bir uzman psikoloğa götürüyordum. Uzman, toplumla uyum konusunda sorun yaşayabileceğini ve takip edilmesi gerektiğini söylemişti” dedi. Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesindeki Ayser Çalık Ortaokulu’nda 9’u çocuk 10 kişinin hayatını kaybettiği saldırıyı gerçekleştiren 8’inci sınıf öğrencisi İsa Aras Mersinli’nin babası Uğur Mersinli’nin ifadesi ortaya çıktı. Baba Mersinli ifadesinde, "Çocukların öldüğünü ve oğlumun vefat ettiğini öğrenmiş oldum. Daha sonra savcı talimatıyla gözaltı işlemleri yapıldı. Oğlum İsa Aras’ın olay kapsamında kullandığı silahlar ve mermiler bana aittir. Benim kendime ait 7 tane taşıma ruhsatlı silahım vardır, 2 tane de av tüfeğim vardır. Bunlar mevzuat kapsamında sahipliği kendi adıma olan tüfeklerdir. Oğlum İsa Aras, olay yerine bana ait silahlardan 5 tanesini alıp götürmüş. Benim silahlarım yatak odasında muhafaza edilmektedir. Silahların ve mermilerin hepsi kilitli Maraş sandığı içerisindedir. Şarjörler silahlara takılı vaziyette bulunmaz. Ben silahları üzerime alacağım zaman silahları ve şarjörleri farklı sandıklar içerisinden alarak dışarı çıkarırım. Söz konusu Maraş sandıkları kendinden kilitli sandıklardır. İsa Aras sandıkların nasıl açıldığını öğrenmiş ancak ben kendisinin yanında sandıklarımı açtığımı hatırlamıyorum. Sandıklar sürekli olarak kilitli vaziyettedir. Olay günü oğlum İsa Aras’ın sandıkları nasıl açtığını bilmiyorum. Oğlum İsa Aras söz konusu sandıkların nasıl açıldığını internetten öğrenmiş olabilir. Oğlum Aras çok iyi bir internet kullanıcısıydı. Kendisine ait VPN’i bile varmış. Ana dili gibi İngilizce konuşmaktadır. Çok zeki bir çocuktur. Oğlumun tipik ergenlik ve sınav sorunları, stresleri bulunmaktaydı. Oğlumu bu durum nedeniyle emniyetteki psikolog arkadaşlara götürdüm ancak emniyetteki psikolog arkadaşlar olumsuz bir durumun olmadığını, oğlumun çok zeki olduğunu söylediler" ifadelerini kullandı. "Oğlumun sık sık savaş oyunu oynadığını görürdüm" Baba Mersinli, "Yaklaşık 2 aydır da evimizin yakınında bulunan özel bir uzman psikoloğa İsa Aras’ı götürüyordum. Söz konusu psikolog ise oğlumun toplumla uyumu noktasında problem yaşayacağını, biraz takip edilmesi gerektiğini, ilerleyen zamanlarda psikiyatrik tedavi gerekebileceğini söyledi. En son 3 hafta önce psikoloğa gitmişti ancak son zamanlarda psikoloğa gitmekten kaçındı. Oğlum bilgisayar ve cep telefonunu İngilizce modda kullandığı için benim de İngilizce bilmemem nedeniyle oğlumun cep telefonu ve bilgisayarda ne ile meşgul olduğunu takip edemedim. İsmini bilmemekle birlikte oğlumun sık sık savaş oyunu oynadığını görürdüm. Ben kendisine ne yaptığını sorduğumda ise bana 'Öf ya' tarzında cevap vererek geçiştirirdi, sağlıklı bir cevap alamazdım. Oğlum İsa’nın öncesinde silahlara merakı yoktu ancak yaklaşık 1 ay öncesinde bana arkadaşlarının silahla atış yaptığını, kendisine ne zaman atış yaptıracağımı sordu. Yine yaklaşık bir ay önce işten gelip, kısa süreliğine silahı yatak odasında şifonyer üzerine bırakmıştım. Oğlumun silahı eline almaya yeltendiğini gördüm ve kendisine kızdım. Kendisinin silahlara merakı olduğunu fark ettiğim için kendisine silah kültürümüzden bahsettim, silahın ‘namus' olarak adlandırıldığından bahsettim. Yine kendisine emekli olduğumda silahlardan bir tanesini bırakacağımı söyledim. Bu söylemdeki kastım oğlumun silaha karşı hevesini ötelemekti. ‘İleride sicilin temiz olursa ve iyi bir okul okursan sana da silah alabiliriz’ diyerek kendisine umut verdim. Bunun üzerine oğlum bana 'Amerika’da herkes silah alabiliyor' dedi. Ben de kendisine ülkemizde kimlerin silah alabileceğini ve taşıyabileceğini söyledim" dedi. "Oğlum atış yaparken birkaç fotoğraf ve videosunu çektim" Oğlunun silah sıkarken fotoğrafını çektiğini söyleyen baba Mersinli, "Oğlum, arkadaşlarının silah ile ateş ettiklerini, benim de kendisine silah ile ateş ettireceğimi söyledi. Bu konuşma geçtiğimiz hafta perşembe ya da cuma gerçekleşmiş olabilir. Ben de kendisine haftaya güneşli bir günde poligona atış yapmaya gideceğimi, kendisini de götürebileceğimi söyledim. Daha sonra bu hafta pazartesi günü emniyetin poligonuna giderek kendime ait silahla atış yaptım. Oğluma da birkaç el atış yaptırdım. Oğluma karşıdaki hedefi gösterdim, silahın rastgele kullanılmayacağını, hedef alınarak atış yapılacağını söyledim. Oğlum atış yaparken birkaç fotoğraf ve videosunu çektim. Bundaki kastım hatıra olarak kalmasıydı ve hevesini köreltmekti. Fotoğrafları daha sonra WhatsApp üzerinden oğlum İsa’ya gönderdim. Emniyetten öğrendiğime göre oğlum söz konusu fotoğrafları arkadaşlarına göstermiş, arkadaşları hayretle karşılamış. Benim evimdeki silahlar, mermiler ve şarjörler dolu vaziyette bir arada bulunmaz. Oğlum gördüğü bir şeyi unutmaz. Silahların ve mermilerin muhafaza edildiği Maraş sandıklarının üç düğmesi vardır. Söz konusu üç düğmeye temas edildiği anda sandıklar açılır. Çocuğum sürekli bilgisayar ve cep telefonu ile meşgul olduğu için merak edip kontrol etmek istedim ancak oğlum bana şifreleri vermedi. Zararlı içeriklerden etkilenebileceğini düşünerek kontrol etmek istemiştim. Oğlum cep telefonu ve bilgisayarda oyun oynarken bir taraftan İngilizce konuşurdu ancak ben ne konuştuğunu anlamazdım" ifadelerine yer verdi. "Odasına girdiğimizde ise her şeyi kapatırdı" Oğlunun okula kısıtlı gittiğini söyleyen Mersinli, "Oğlum interaktif (konuşmalı, çevrim içi) oyunlar oynardı. Odasına girdiğimizde ise her şeyi kapatır, bize bir şey göstermek istemezdi. Bu nedenle bu zamana kadar olumsuz bir durumunu tespit edemedik. Olay günü ve öncesinde herhangi bir tartışmamız olmadı. Oğlumun dakikası dakikasını tutmazdı, duygu durumu sürekli değişkenlik gösterirdi. Oğlumun daha öncesinde rehber öğretmeni ile görüşmüştük. Sınavlardan düşük not aldığı zaman agresif hareketler sergilerdi ancak öğretmenlerine veya öğrencilere karşı herhangi bir olumsuz hissiyat beslediğini fark etmedim. Hatta zaman zaman okulda zorbalık yapan biri olup olmadığını sorardım, kendisi bana ‘Hayır’ derdi. Oğlumun arkadaş çevresi çok kısıtlıydı. Oğlum İsa toplam 8 senede sadece 3 yıl okula gidebildi. Çünkü eğitim döneminin bir kısmı pandemi, bir kısmı deprem dönemine denk geldi" dedi.

Eğitim Gücü Sendikası Adana’da 5 ili EMDR eğitiminde buluşturdu Haber

Eğitim Gücü Sendikası Adana’da 5 ili EMDR eğitiminde buluşturdu

Eğitim Gücü Sendikası tarafından mesleki gelişimi desteklemek amacıyla düzenlenen EMDR Uygulama Eğitimi, Adana’da 5 ilden gelen katılımcıların yoğun ilgisiyle gerçekleştirildi. Çevrim içi teorik sürecin ardından yüz yüze uygulama aşamasına geçen programda, eğitim çalışanları travma terapisine yönelik önemli bir yöntemi uygulamalı olarak deneyimleme fırsatı buldu. 5 İLDEN YOĞUN KATILIM Eğitim Gücü Sendikası tarafından mesleki gelişimi desteklemek amacıyla düzenlenen "Eye Movement Desensitization and Reprocessing (EMDR)" Uygulama Eğitimi, Eğitim Gücü Sendikası Adana şubesi ev sahipliğinde, Adana başta olmak üzere Mersin, Osmaniye, Hatay ve Kahramanmaraş’tan gelen Rehber öğretmen ve Psikolojik Danışmanların katılımı ile gerçekleştirildi. Bölgedeki eğitim çalışanlarına yönelik planlanan programa yaklaşık 400 başvuru yapıldı. TEORİKTEN UYGULAMAYA GEÇİŞ Şubat ve Mart aylarında çevrim içi olarak verilen teorik eğitimin ardından düzenlenen yüz yüze uygulama programında katılımcılar, EMDR tekniğini birebir deneyimleme imkânı buldu. Eğitim sürecinde travmatik anıların işlenmesine yönelik teknikler detaylı şekilde ele alındı. ALANINDA UZMAN İSİMLER YER ALDI Programa eğitmen olarak katılan Dr. Aydoğan Arı başta olmak üzere; teşkilatlanmadan sorumlu genel başkan yardımcısı Resul Partici, sendika kurucular kurulu üyesi ve Çukurova Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Oğuzhan Kırdök, Mersin kurucu şube başkanı psikolojik danışman Ali Keskin, Hatay il başkanı Uzman Psikolojik Danışman Halil Mart, Eral Okulları Genel Müdürü Ersan Altıok ve Türk PDR Derneği Adana Temsilcisi Ayşe Türel Kırdök katılım sağladı. Osmaniye ve Kahramanmaraş illerinden İl Başkan yardımcıları programa dahil oldu. ÜCRETSİZ EĞİTİM DESTEĞİ Programda konuşan eğitmen Dr. Aydoğan Arı, EMDR yönteminin travma ve olumsuz yaşam deneyimlerinin sağaltımında önemli bir teknik olduğuna dikkat çekti. Katılımcılar, hem teorik hem de uygulamalı içerik sayesinde EMDR yöntemine dair kapsamlı bilgi edindi. Yoğun katılım ve verimli içerikle tamamlanan eğitim programı, katılımcılardan olumlu geri dönüş aldı. Eğitim sonrası yapılan değerlendirmelerde, programın özellikle stresle başa çıkma ve psikolojik dayanıklılık konularında önemli katkılar sunduğu ifade edildi. “DAHA SAĞLIKLI BİR ÇALIŞMA ORTAMI HEDEFİ” Program kapsamında Adana İl Başkanı Süreya Ayhan katılımcılara hitap etti. Eğitime ev sahipliği yapan Eral Okulları kurucularından Ersan Altıok adına teşekkür plaketi takdim edildi. Adana İl Başkanı Süreya Ayhan, eğitim sonrası yaptığı açıklamada, "Bu eğitimle, eğitim çalışanlarımızın stresle başa çıkma becerilerini geliştirerek, daha sağlıklı ve verimli bir çalışma ortamına katkıda bulunacaklarına inanıyoruz. EMDR uygulamalarının, eğitim camiasına hayırlı olmasını, üyelerimizin ve tüm eğitim çalışanlarının faydasına olmasını diliyoruz. Eğitime emeği geçen herkese, özellikle Başkan Yardımcılarımıza ve tüm katılımcılara gönülden teşekkür ediyoruz. Sizlerin desteği ve katkılarıyla daha güçlü ve bilinçli bir eğitim topluluğu oluşturuyoruz." şeklinde açıklama yaptı.

Depremden sonra sanal dünyaya mahkum olan genç  3 yıldır evden çıkmıyor Haber

Depremden sonra sanal dünyaya mahkum olan genç 3 yıldır evden çıkmıyor

Hatay'da 3 yıla yakın süredir evden çıkmayarak sadece telefonla ve bilgisayarla oynayan 23 yaşındaki genç, sanal dünyaya bağımlı hale gelmesiyle 3 yıl önceki halinden eser kalmadı. Kahramanmaraş merkezli depremlerde evlerini kaybeden Semra Özbay ve oğlu Barış Özbay, Defne ilçesinde yaşamlarını sürdürürken, 23 yaşındaki Barış Özbay, deprem sonrası sanal dünyaya bağımlı hale geldi. Üniversite eğitimini yarıda bırakan genç, günün büyük bir kısmını telefon ve bilgisayar oyunlarıyla geçiriyor. Deprem Anında Telefonla Oynamaya Devam Etti Barış Özbay, 6 Şubat gecesi meydana gelen asrın felaketi sırasında da telefonla oynadığını anlattı: “Depremde uyumuyordum ve akşama kadar oturup telefonla oynadım. İlk başta küçük bir deprem sanıyordum ama hızlandı. Elektrik gidince ciddi bir şey olduğunu fark ettim ama telefonla oynamaya devam ettim. Deprem sırasında oyunumu kaydediyordum. Nenem ilk başta deprem olduğuna inanmadı ve benim salladığımı sandı. Deprem durdu ve ailemi evin dışına çıkardım.” Evden Çıkmayan Genç: “Keşke Tüm Gün Uyuyabilseydim” Günlerinin çoğunu evde geçirdiğini anlatan Özbay, “Dışarı çıkmadığımızda arkadaşlarımın evlerine bakıyorum, müsait değilse evden çıkmıyorum. Eve gelince yine telefonla oynuyorum. Yemek ve tuvalet dışında hiçbir şey yapmıyorum. Sedef hastalığım yüzünden banyo yapmak da zor, ama olmasa da yapmazdım. Keşke tüm gün uyuyabilseydim” dedi. Arkadaşları Barış’ın Değişimini Anlatıyor Ortaokul arkadaşı Furkan Çakmak, “Depremden önce daha bakımlıydı ve hayata karşı neşesi vardı. Üniversite sonrası yalnız kaldı, deprem de üzerine eklenince tamamen kendini eve kapattı. Yaklaşık 3 yıldır tırnaklarını kesmiyor ve kişisel bakımına önem vermiyor. Eskisi gibi hayat dolu günlerine dönmesini istiyoruz” ifadelerini kullandı. Anne Semra Özbay: “Oğlum Sağlığına Kavuşsun” Anne Semra Özbay ise oğlunun deprem öncesi arkadaşlarıyla vakit geçirdiğini, deprem sonrası ise kendini eve kapattığını söyledi: “Depremden önce oğlum arkadaşlarıyla parkta vakit geçiriyordu. Sonrasında sürekli telefonda ve oyun oynuyor. Banyo yapmıyor, tırnaklarını kesmiyor. Oğlum sağlığına kavuşsun, başka bir şey istemiyorum.”

Klinik Psikolog Esra Ezmeci evliliği ayakta tutmanın yollarını anlattı Haber

Klinik Psikolog Esra Ezmeci evliliği ayakta tutmanın yollarını anlattı

Klinik Psikolog Esra Ezmeci, evlilikte bağın her gün yeniden kurulabileceğini belirterek, “Hayat çoğunlukla sıradan günlerin toplamıdır. Asıl bağı da bu küçük anlar kurar” dedi. Ezmeci, küçük sürprizler, birbirini gerçekten dinlemek, birlikte yemek yemek, rutinler oluşturmak ve krizleri yapıcı biçimde aşmanın evlilikte ilişkinin temel taşı olduğunu ifade etti. Evliliğin yalnızca düğün, tatil ya da özel günlerden ibaret olmadığını vurgulayan Klinik Psikolog Esra Ezmeci, günlük yaşamın önemine dikkat çekti. “İşe gidiş geliş, akşam yemeği, market alışverişi gibi sıradan anlar aslında çiftleri birbirine bağlayan güçlü halkalardır” diyen Ezmeci, evlilikte bağı kuvvetlendiren başlıca unsurları şöyle sıraladı: Küçük sürprizler: Pahalı hediyeler yerine beklenmedik anda gelen bir çiçek, bir not ya da sevilen bir tatlının hazırlanması, eşin değer gördüğünü hissettirdiğini söyledi. Birbirini dinlemek: Çiftlerin en büyük sorunlarından birinin “dinlenmemek” olduğunu belirten Ezmeci, “İnsan anlaşıldığı yerde kalmak ister. Telefonu kenara bırakıp göz temasıyla dinlemek bağı derinleştirir” dedi. Birlikte yemek yemek: Aynı sofraya oturmanın “biz bir bütünüz” mesajını verdiğini belirterek, ailece yenen yemeklerin ilişkileri güçlendirdiğini ifade etti. Ortak rutinler: Kahve içmek, yürüyüşe çıkmak, film gecesi yapmak gibi alışkanlıkların evliliği taze tuttuğunu aktardı. Şakalaşmak ve kahkaha: Kahkahanın mutluluk hormonlarını tetiklediğini, beraber gülen çiftlerin daha sağlam bir bağ kurduğunu söyledi. Ezmeci ayrıca kriz dönemlerinde dayanışmanın önemini vurguladı: “Zor zamanlar bağı koparmak yerine güçlendirebilir. İnsan en çok zor anlarda yanında duran kişiye bağlanır. Çözüm bulmak yerine sadece yanında durmak bile yeterlidir” dedi. Kavgaların kaçınılmaz olduğunu ancak yapıcı olursa bağı kuvvetlendirdiğini belirten Ezmeci, “Suçlamak yerine duyguları paylaşmak gerekir. Yapıcı kavgalar sonrası çiftler birbirini daha iyi tanır” ifadelerini kullandı. Ezmeci, basit sürprizlerin, “günaydın” ve “iyi geceler” mesajlarının, sarılmanın, ortak şarkıların ve küçük iyiliklerin ilişkiyi ayakta tuttuğunu hatırlatarak sözlerini şöyle noktaladı: “Güven duygusu, ilişkide en sağlam çimentodur. ‘Ne olursa olsun yanındayım’ mesajını hissettirmek, evliliği ayakta tutan en güçlü unsurdur.”

Uykusuzluğun kişilik üzerinde kalıcı değişiklikleri var mı? Haber

Uykusuzluğun kişilik üzerinde kalıcı değişiklikleri var mı?

Uykusuzluk, modern yaşamın getirdiği en yaygın sorunlardan biri haline geldi. Uzman Klinik Psikolog Kaan Üçyıldız, bu sorunun nedenleri, belirtileri ve potansiyel etkileri üzerine önemli bilgiler sunarak, uyku düzeninin sağlıklı bir yaşam için ne denli kritik olduğunu vurguluyor. Günümüzde birçok insan, günlük yaşamın yoğunluğundan, iş ve sosyal hayattan kaynaklanan stres ve kaygılar nedeniyle uyku problemleri yaşamaktadır. “Yetersiz uyku duygusal düzenlememizi zorlaştırır” Uzman Klinik Psikolog Kaan Üçyıldız, “Hepimiz zaman zaman uyku problemi yaşayabilir ve uykusuzluk çekebiliriz. Ancak kronik uykusuzluk, sadece yorgunluk ve halsizlikten ibaret değildir. Son zamanlarda yapılan araştırmalar ile uykusuzluğun kişiliğimizde ve sosyal ilişkilerimizde beklenmedik değişikliklere yol açabileceği görüldü. Uyku sırasında beynimiz dinlenir, onarılır ve gün boyunca yaşadığımız deneyimler işlenir. Yetersiz uyku, bu sürecin bozulmasına ek olarak, duygusal düzenlememizi zorlaştırır” diye ifade etti. “Uzun süreli uykusuzluk, kişiliğimizde kalıcı değişikliklere yol açabilir” Kaan Üçyıldız uykusuz birisinin psikolojik tepkilerine değinerek şunları söyledi: Uykusuz bir insan, daha kolay sinirlenir, sabırsızlanır ve agresif davranışlar sergileyebilir. Ayrıca, empati kurma yeteneği azalır ve sosyal etkileşimde zorluk çekmeye başlar. Bir diğer yandan uzun süreli uykusuzluk, kişiliğimizde kalıcı değişikliklere yol açabilir. Örneğin, genellikle sabırlı ve sakin olan bir kişi, uykusuzluğun etkisiyle daha huzursuz ve gergin hale gelebilir. Bu durum, çevresindeki insanlarla olan ilişkilerini olumsuz etkileyerek sosyal izolasyona yol açabilir.” Uykusuzluğun nedeni ve çözümleri nelerdir ? Üçyıldız, Uykusuzluğun birçok nedeni olabilir. Stres, kaygı, depresyon, fiziksel rahatsızlıklar ve uyku düzenindeki bozukluklar, uykusuzluğa neden olan en yaygın faktörler arasındadır. Düzenli uyku alışkanlıkları oluşturun. Her gün aynı saatte yatıp kalkmaya gayret edin. Uyku öncesi rutini oluşturun. Yatmadan önce sıcak bir banyo yapmak, kitap okumak gibi sizi rahatlatan aktivitelerle uğraşın. Uyku ortamınızı düzenleyin. Oda sıcaklığını ve ses seviyesini ayarlayın, yatak odanızı karanlık ve sessiz tutun. Kafein ve alkol tüketimini sıfırlayın. Bu maddeler uykuya olumsuz etkileri vardır. Gündüzleri daha aktif olun. Uyku kalitenizi arttıracaktır” şeklinde konuştu. “Uykusuzluk fiziksel, psikolojik ve sosyal açıdan birçok olumsuzluk yaratabilir” Uzman Klinik Psikolog Kaan Üçyıldız, ''Tüm girişimlere rağmen uykusuzluk problemini aşamıyor ve yaşantınızı olumsuz etkilemeye devam ettiğini düşünüyorsanız mutlaka bir uzmandan destek almanız gerekir. Unutulmamalıdır ki uykusuzluk fiziksel, psikolojik ve sosyal açıdan birçok olumsuzluk yaratabilir” dedi.

Sosyal medyada 3'ten fazla fotoğraf paylaşan insanlara dikkat Haber

Sosyal medyada 3'ten fazla fotoğraf paylaşan insanlara dikkat

Sosyal medya kullanımının arttığı günümüzde, bireylerin paylaşımlarında gösteriş ve abartı ön planda yer alıyor. Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sosyal medyada günde üç veya daha fazla kendiyle ilgili paylaşım yapan kişilerin narsistik eğilimler sergilediğini ve bu durumun psikolojik sorunlara neden olabileceğini vurguladı. Tarhan, sosyal medyada anlamın ve bağlamın kaybolduğunu, bu nedenle kişilerin profesyonel yardım alarak bu durumu yönetmeleri gerektiğini ifade etti. Narsistik Tutum ve Abartı Tarhan, sosyal medyada günde üç veya daha fazla kendiyle ilgili paylaşım yapan kişilerin narsistik eğilimler taşıdığını belirtiyor. Bu tür paylaşımlar, bireylerin ‘önemli ve değerli olma’ duygusunu tatmin etmeye yönelik çabaların bir sonucu olarak görülüyor. Tarhan, bu kişilerin içsel bir eksiklik hissetmeleri nedeniyle dışarıda abartılı bir şekilde kendilerini ifade ettiklerini ve bu davranışların zamanla psikolojik sorunlara yol açabileceğini vurguluyor. Çocukların Davranışlarını Övmek, Kişiliklerini Değil Tarhan, çocuk yetiştirmede kişilik yerine davranış ve çabaların övülmesinin önemine değiniyor. Kişiliği övmek yerine, çocukların çaba ve başarılarının takdir edilmesinin, onların sağlıklı bir benlik algısı geliştirmelerine katkıda bulunacağını belirtiyor. Bu yaklaşımın, çocukların kendilerini daha gerçekçi bir şekilde değerlendirmelerini ve narsistik eğilimlerden uzak durmalarını sağlayacağını vurguluyor. Eleştiriye Kapalı Kişiler ve Psikolojik Etkiler Prof. Dr. Tarhan, eleştiriye kapalı kişilerin genellikle hata yapmaya devam ettiğini ve bu kişilerin eleştiriyi bir tehdit olarak algıladığını söylüyor. Bu kişilerin, sosyal medyada kendilerini abartılı bir şekilde ifade etmelerinin arkasında, içsel bir yetersizlik duygusu olduğunu belirtiyor. Tarhan, bu tür davranışların uzun vadede sürdürülebilir başarı sağlamadığını ve kişilerin hem kendilerine hem de başkalarına zarar verebileceğini ifade ediyor. Dijital Kapitalizm ve Toplumun Yönetimi Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dijital kapitalizmin toplumu nasıl yönettiği konusunda çarpıcı açıklamalarda bulundu. Yapay zeka ve diğer dijital yöntemlerin kullanılarak toplumun kontrol altında tutulmaya çalışıldığını belirten Tarhan, küresel sermayenin bu konuda ciddi bir strateji geliştirdiğini ifade etti. Kapitalizmin toplumsal zenginliği artırmakla birlikte gerçek anlamda mutluluk getirmediğini vurgulayan Tarhan, bu sistemin yanlışlıklarının yakında daha belirgin hale geleceğini öngördü. Tarhan, “Kapitalizmin hatalarını anlamak ve düzeltmek insanlık için bir sorumluluktur,” diyerek, dijital kapitalizmin nesnesi olmamak gerektiğini, aksine onun öznesi olunması gerektiğini belirtti. Sosyal medya ve dijital dünya üzerinden hedeflere ulaşmanın, bu platformların kullanıcıları tarafından daha etkin bir şekilde yönetilmesi gerektiğine dikkat çekti.

ASMR videoları zihinsel ve duygusal sağlık üzerinde olumlu etki yaratıyor Haber

ASMR videoları zihinsel ve duygusal sağlık üzerinde olumlu etki yaratıyor

Güven Çayyolu Cerrahi Tıp Merkezi Psikiyatri Bölümü'nden Uzman Psikolog Hilal Savaş, son dönemde yaygınlaşan Otonom Duyusal Meridyen Tepkisi (ASMR) videolarının, bireylerin zihinsel ve duygusal sağlığı üzerindeki olumlu etkileri olduğunu belirtti. Güven Hastanesi'nden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Uzman Psikolog Hilal Savaş, sosyal medyada hızla yayılan ve tırnak makası sesi veya fırçalama sesi gibi çeşitli seslerle insanları rahatlatmayı amaçlayan ASMR videolarının bireylerin odaklanma yeteneğini artırma potansiyeline de sahip olduğunu belirtti. Savaş, "ASMR, yalnızca keyif veren bir eğilim değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal sağlığı olumlu yönde etkileyen bir fenomen. ASMR'nin rahatlatıcı etkileri, bireylerin stres seviyelerini düşürerek daha sakin ve huzurlu bir zihin durumuna geçmelerine yardımcı olabilir. Bunun yanı sıra, bu videoların dikkati artırma ve odaklanma yeteneğini geliştirme gibi faydaları da göz ardı edilmemelidir." değerlendirmesinde bulundu. ASMR'nin hormonlar üzerindeki etkilerine yönelik araştırmalara da değinen Savaş, araştırma sonucuna göre bu tür videolarının dopamin hormonunun salınımını tetiklediğini kaydetti. Savaş, ASMR videolarının, bireylerin hem zihinsel hem de duygusal olarak fayda sağlayabileceği güçlü bir araç haline geldiğini belirterek, "Özellikle stresli ve yoğun bir yaşam temposuna sahip olan insanlar için ASMR videoları, rahatlama ve yeniden odaklanma sürecini destekleyen önemli bir yardımcı olabilir." değerlendirmesinde bulundu. ASMR videolarının bireylerin günlük yaşam kalitesini arttırmada potansiyel bir araç olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Savaş, bu konudaki farkındalığın artmasının, daha fazla insanın bu videoların sunduğu faydalardan yararlanmasını da sağlayabileceğini belirtti.

Kaan Üçyıldız: Çocuklarda iştahsızlık psikolojik olabilir Haber

Kaan Üçyıldız: Çocuklarda iştahsızlık psikolojik olabilir

Çocuklarda iştahsızlık, pek çok ebeveynin karşılaştığı yaygın bir sorun olarak öne çıkıyor. Uzman Klinik Psikolog Kaan Üçyıldız, bu durumu değerlendirirken dengeli beslenmenin önemine dikkat çekiyor ve iştahsızlığın sadece fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik kökenli olabileceğini vurguluyor. Çocukların duygusal durumlarının, özellikle endişe, üzüntü, nefret veya kıskançlık gibi duygularının iştahlarını etkileyebileceğini belirten Üçyıldız, bu nedenle iştahsızlık yaşayan çocuklar için psikolojik bir değerlendirme yapılmasının önemine işaret ediyor. Uzman Klinik Psikolog Kaan Üçyıldız, “Çocuklarımızın sağlıklı büyümesi ve gelişimi için dengeli beslenme son derece önemlidir. Ancak birçok ebeveynin karşılaştığı ortak sorunlardan biri de çocuklarda görülen iştahsızlık sorunudur. İştahsızlığın sadece fiziksel nedenleri değil, aynı zamanda psikolojik kökenleri de olabileceğini unutmamak gerekir. Özellikle çocuklarda endişe, üzüntü, nefret veya kıskançlık gibi duygular iştahının kesilmesine sebep olabilmektedir. Bu nedenle iştahsız bir çocuk için psikolojik bir sıkıntının olup olmadığı araştırılmalıdır” diye konuştu. “Sıkça karşılaşılan nedenler ise stres ve kaygı” Üçyıldız çocuklardaki yaşanan iştahsızların nedenlerini şu ifadeler ile açıkladı: “Duygusal anlamda yıpratıcı süreçler yaşayan veya bu zor süreçlerden geçmiş çocuklarda sıklıkla karşılaşılan bir durum. İştahsızlığın psikolojik nedenleri değerlendirildiğinde birçok farklı noktanın ele alınması gerekir. Sıkça karşılaşılan nedenler ise stres ve kaygı, aile ilişkileri, ortamın etkisi, duygusal bağlantı, mükemmeliyetçiliktir. Öncelikle çocuğunuz için sakin ve rahat bir ortam oluşturmalısınız. Yemek saatlerini stressiz ve keyifli hale getirmelisiniz. Yemek yeme konusunda ısrarcı olmak, çocuğun daha da direnç göstermesine neden olabilir. Sağlıklı beslenen bir ebeveyn olun, çocuk için de iyi bir örnek olacaktır. Yemekte seçenekler barındırın. Çocuğunuza seçenekler sunmak, yemeğe karşı direncini azaltabilir. Küçük ödüllerle çocuğunuzu motive edebilirsiniz. Ancak, yemek yemeyi ödülle bağdaştırmamaya dikkat edin” diye ifade etti. “Çocuğunuza uygun çözümler üretmek için bir uzman bir psikolog ile görüşmeniz önemlidir” Uzman Klinik Psikolog Kaan Üçyıldız, '' Unutmayın! İştahsızlık, sadece fiziksel bir sorun değil, aynı zamanda çocuğun duygusal durumunu da yansıtabilir. Bu nedenle, iştahsızlığın altında yatan nedenleri anlamak ve çocuğunuza uygun çözümler üretmek için bir uzman bir psikolog ile görüşmeniz önemlidir ''dedi.

Klinik Psikolog Burcu Amrağ Obsesif Kompulsif Bozukluğu hakkında bilgiler verdi Haber

Klinik Psikolog Burcu Amrağ Obsesif Kompulsif Bozukluğu hakkında bilgiler verdi

Temizlik takıntısı, Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) olarak da bilinen bir durumdur. Bu durumda, kişi aşırı düşkün olduğu temizlik ve hijyenle ilgili tekrarlayan düşünceler ve ritüeller yaşar. Temizlik takıntısı olan kişiler, sürekli olarak mikroplardan veya kirli nesnelerden kaçınma ihtiyacı hissederler ve sıklıkla tekrar eden temizlik ritüellerine bağımlı hale gelirler. Temiz ve düzenli kişiliğe sahip kişiler bu durumdan memnunlardır, hatta sıklıkla övünürler de. Genel ruh halleri mutludur ve yaşamlarına herhangi bir sekte vurmaz. Ama obsesif kompulsif bozukluk belirtisi olarak temizlik yapan kişiler, bir kaygı bozukluğu yaşıyor demektir ve sürekli bir kaygı halindedirler. Hayatlarını bu takıntılar yönetir ve belirtiler giderek artış gösterir. Bu kişiler yaptıkları temizliğin yeterli olduğuna kanaat getiremezler, temizlik takıntısı hayatlarına egemen olmaya başlar ve adeta bir mesai gibi saatlerce değişik ritüeller geliştirirler. “Temizlik takıntısı olan kişiler, tekrar eden davranışlar veya ritüeller gerçekleştirirler” Klinik Psikolog Burcu Amrağ,'' Temizlik takıntısı, kişinin günlük yaşamını ve sosyal ilişkilerini olumsuz yönde etkiler. İşlevselliği azaltabilir ve kişinin normal aktiviteleri yapmasını engeller. Temizlik takıntısı olan kişiler, tekrar eden davranışlar veya ritüeller gerçekleştirirler. Örneğin, ellerini aşırı sıklıkta yıkama, nesneleri tekrar tekrar kontrol etme gibi davranışlar bu ritüeller arasında yer alır. Temizlik takıntısı, tedavi edilebilir bir durumdur. Kognitif davranışçı terapi (KDT) ve ilaç tedavisi, temizlik takıntısını yönetmek için etkili yaklaşımlardır. Tedavi sürecinde, kişi obsesyonlarını ve kompulsif davranışlarını anlamak ve kontrol etmek için çeşitli stratejiler öğrenir. Ayrıca, stres yönetimi teknikleri ve gevşeme egzersizleri gibi destekleyici yöntemler de kullanılır” diye ifade etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.