#sanat

İLKHABER-Gazetesi - sanat haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, sanat haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Mardinli “Sofi Usta”dan eşsiz sanat: Tespih tanelerinin içine cami işliyor Haber

Mardinli “Sofi Usta”dan eşsiz sanat: Tespih tanelerinin içine cami işliyor

Mardin’de yaşayan minyatür sanatçısı Seyfettin Çelik, geleneksel el sanatlarını farklı bir teknikle buluşturarak dikkat çeken eserler ortaya çıkarıyor. Çevresinde “Sofi Usta” olarak bilinen Çelik, Ayasofya, Selimiye ve Sultan Ahmet gibi Türkiye’nin sembol camilerini tespih tanelerinin içine minyatür olarak işliyor. TESBİH TANELERİNE CAMİLERİ NAKŞEDİYOR Dicle Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünden mezun olan ve eğitimine Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümünde devam eden Seyfettin Çelik, İstanbul’da bulunduğu dönemde negatif oyma sanatıyla tanıştı. Yüzük taşlarında kullanılan bu tekniği kendi imkanlarıyla öğrenen Çelik, zamanla bu sanatı tespih tanelerine uyarlamayı başardı. Çelik, tespihlerin her bir tanesine farklı camilerin minyatürlerini işleyerek özgün eserler ortaya koyuyor. “BU SANATI TESBİHE UYARLAYAN DÜNYADA TEKİM” Negatif oyma sanatının ustalık gerektirdiğini belirten Çelik, uzun yıllar süren çalışmaların ardından bu tekniği tespihlere uygulamayı başardığını söyledi. Çelik, “Negatif oyma sanatını tespihe uyarlayabilen dünyada sadece ben varım” dedi. ESERLERİN YAPIMI AYLAR SÜRÜYOR Tespih yapımının oldukça zahmetli olduğunu belirten Çelik, önce tespihin ana yapısını oluşturduğunu, ardından her bir taneye cami figürlerini minyatür olarak işlediğini anlattı. Bazı eserlerin yapımının haftalar sürdüğünü, bazılarının ise aylar alabildiğini ifade etti. HER TESBİH TANESİNDE FARKLI CAMİ Çelik, özellikle kehribar ve kristal gibi hassas taşlar kullandığını belirterek ilk dönemlerde birçok tespihin kırıldığını ancak zamanla ustalaştığını söyledi. Tespihin imamesine genellikle Mardin Ulu Cami minaresini işlediğini belirten sanatçı, her tespih tanesine farklı cami mimarileri yerleştirdiğini dile getirdi. “BU SANATIN DÜNYAYA YAYILMASINI İSTİYORUM” Yaklaşık 12 yıldır memleketi Mardin’de sanatını sürdüren Çelik, geliştirdiği tekniğin dünyaya yayılmasını istediğini söyledi. Çelik, bu sanatın desteklenmesi halinde geleneksel Türk sanatları arasında önemli bir yer edineceğine inandığını ifade etti.

Marteniçka, sanatla baharı müjdeliyor Haber

Marteniçka, sanatla baharı müjdeliyor

Balkan coğrafyasının baharın gelişini simgeleyen köklü geleneklerinden biri olan Marteniçka, Defne Kültür Sanat Çarşısı’nda sanatın ve el emeğinin buluşmasıyla yeniden hayat buluyor. Her yıl olduğu gibi bu yıl da Marteniçka bilekliklerinin üretimi, yöresel kıyafetli bebek sanatçısı Seval Gücel tarafından sürdürülüyor. Gücel’in öncülüğünde gerçekleştirilen çalışmalarda çarşının farklı disiplinlerde üretim yapan sanatçıları da Marteniçka geleneğine katkı sunuyor. Üç boyutlu rölyef sanatçısı Nadya Zateri, mozaik sanatçısı Aycan Kabakçı, takı tasarım sanatçısı Songül Altunay, sepet örücülüğü sanatçısı Selma Mansuroğlu ve İpekçi Oya Büyükaşık, kırmızı ve beyaz ipleri bir araya getirerek geleneksel Marteniçka bileklikleri örüyor. Etkinliğin hem kültürel bir mirası yaşatmak hem de sanatçılar arasında dayanışmayı güçlendirmek amacıyla düzenlendiğini belirten Seval Gücel, çalışmanın gönüllülük esasıyla yürütüldüğünü ifade etti. Gücel, atölyesinde sanatçı dostlarıyla haftada bir gün bir araya geldiklerini belirterek bu haftaki buluşmayı Marteniçka bilekliklerinin yapımına ayırdıklarını söyledi. Marteniçka geleneğinde bilekliklerin mutlaka hediye edilmesi ya da el emeğiyle hazırlanması gerektiğine dikkat çeken Gücel, “Mart ayı boyunca bilekte taşınan bu bileklikler, ilk leylek görüldüğünde bir dilek tutularak meyve ağaçlarının dallarına bağlanır. Bu ritüel, doğanın uyanışını, bereketi ve yeni başlangıçları simgeler” dedi. Bilekliklerde kullanılan renklerin de ayrı bir anlam taşıdığını vurgulayan Gücel, beyaz rengin uzun ömrü ve saflığı, kırmızı rengin ise sağlık ve gücü temsil ettiğini dile getirdi.

Sanat Adana’da hayat buluyor: Berna Ateşoğlu 7. Sanat Günleri başladı Haber

Sanat Adana’da hayat buluyor: Berna Ateşoğlu 7. Sanat Günleri başladı

Altınoran Düşünce ve Sanat Platformu tarafından bu yıl yedinci kez düzenlenen “Berna Ateşoğlu Sanat Günleri” maratonu başladı. 10 Mart’a kadar devam edecek etkinlikler kapsamında kent, kültür ve sanatın çok yönlü atmosferine ev sahipliği yapacak. 10 AYRI ETKİNLİK, YÜZLERCE ESER Yaklaşık iki hafta sürecek programda fotoğraf, resim, heykel ve hat sanatının yanı sıra karikatür, sinema gösterimleri, müzik ve şiir dinletileri ile enstalasyon çalışmaları sanatseverlerle buluşacak. Arkeoloji meraklıları için düzenlenecek özel geziler de programın dikkat çeken başlıkları arasında yer alıyor. Toplam 10 ayrı etkinlikle hazırlanan içerik, farklı sanat disiplinlerini aynı çatı altında bir araya getiriyor. AÇILIŞ SEYHAN ÇIRÇIR SANAT MERKEZİ’NDE YAPILDI Festivalin açılışı Seyhan Çırçır Sanat Merkezi’nde gerçekleştirildi. Sergiler, enstalasyon çalışmaları ve müzik dinletisiyle başlayan organizasyonda yaklaşık 100 sanatçı eserleriyle yer aldı. Açılış gününde sanatseverlerin yoğun ilgisi dikkat çekti. Platform Başkanı Yaşar Ateşoğlu, sanatın birleştirici gücüne vurgu yaparak, farklı disiplinlerden üretim yapan sanatçıları aynı ortamda buluşturmanın heyecanını yaşadıklarını dile getirdi. Ateşoğlu, etkinler kapsamına 27 Şubat Cuma günü saat 19.30’da Başkent Hastanesi Kışla Yerleşkesi Toplantı ve Sergi Salonu’nda Kadir Ekinci'nin "Kazların Senfonisi" isimli fotoğraf sergisinin açılışının yapılacağını, daha sonra Mutlu Lazzaro isimli filmin Sinematek Adana formatıyla izlenip tartışılacağını ifade etti. Onursal Başkan Dr. Haluk Uygur ise 6 Aralık 2018’de hayatını kaybeden Berna Ateşoğlu adına düzenlenen festivalin iki önemli yönüne dikkat çekti. Uygur, etkinliğin hem yerel sanatçıları bir araya getirdiğini hem de usta isimlerle genç yetenekleri aynı zeminde buluşturduğunu belirtti. Dr. Uygur, organizasyonun tamamen tek bir sivil toplum kuruluşunun imkânlarıyla hayata geçirilmesinin, kültür-sanat alanında “imkânsızlık” söylemini boşa çıkardığını ifade etti. Etkinlikte her alan Adana Şair ve Yazarlar Platformu Başkanı Mahmut Reyhanioğlu da "Altınoran Düşünce ve Sanat Platformu’nun ev sahipliğini üstlendiği Berna Ateşoğlu 7. Sanat Günleri açılışına yer almak ve sanatçı dostlarımızın eserlerini görmek, yeni isimlerle tanışmak ve üretimin heyecanını paylaşmak bizler için büyük bir mutluluk oldu. Sanatın bireysel bir çaba olmanın ötesinde toplumsal bir dayanışma alanı olduğunu bir kez daha hissettik" dedi. KADINLARIN GÜÇLÜ VE GÖRÜNÜR OLMASI HEDEFLENİYOR Her yıl artan ilgiyle düzenlenen Sanat Günleri, yalnızca bir kültür organizasyonu olmanın ötesinde toplumsal bir misyon da üstleniyor. Kadınların sosyal ve kültürel yaşamda daha görünür ve etkin bir şekilde yer almasına katkı sunmayı amaçlayan etkinlikler, bu yönüyle de fark yaratıyor. Festival komitesi, sanatın dayanışmayla büyüdüğünü belirterek Adanalıları "İyilik" temasını işleyen yüzlerce eserin yer aldığı etkinliklere katılmaya davet etti. Organizasyon, “Birlikte başardık, yine birlikte başaracağız” mesajıyla 10 Mart’a kadar kenti sanatla buluşturmayı sürdürecek.

Zanaatkârların yuvası sanatla ölümsüzleşti Haber

Zanaatkârların yuvası sanatla ölümsüzleşti

“Asrın felaketi” olarak nitelendirilen depremlerde en büyük yıkımı yaşayan kentlerin başında gelen Antakya’da, şehrin kimliğine değer katan duvar resimleri yeniden hayat buluyor. Ressam Osman Nar, felaketin ardından ara verdiği çalışmalarına tekrar başlayarak şehrin simgelerini renklerle buluşturuyor. Antakya sokaklarını yeniden sanatla canlandırmayı hedefleyen Nar, kente moral ve umut aşılamayı amaçlıyor. Nar’ın kısa sürede tamamlamayı planladığı yeni duvar resimlerinin, hem şehir estetiğine katkı sunması hem de vatandaşlara yeniden bir toparlanma duygusu kazandırması bekleniyor. Duvar ressamı Osman Nar, son çalışmasında eski Tabakhane’yi konu aldı. Kentin geçmişine ışık tutan duygusal bir anlatı sunan Nar’ın eserini görenler, bir dönemin üretim ve dayanışma kültürünü yansıtan tabakhane günlerini yeniden anımsama fırsatı buldu. Yüzlerce kişiye istihdam sağlayan eski tabakhaneyi resmederken derin bir duygu yoğunluğu yaşadığını belirten Nar, çalışmasını barış ve kardeşlik vurgusuyla tamamladığını söyledi. Kendisinin de bir dönem çalıştığı üretim merkezi olan Tabakhane’de o dönemlerde tek bir kavganın dahi yaşanmadığı dile getiren sanatçı, eserini felaketin yaşandığı 6 Şubat 2026 tarihinde tamamladığını vurguladı. Dericilik geleneği konusunda da bilgiler aktaran Osman Nar, “Türk kültüründe deri, yalnızca bir ham madde değil, göçebe yaşamdan yerleşik düzene, savaş sanatından gündelik yaşama kadar uzanan geniş bir kültürel alanın taşıyıcısıdır. Orta Asya bozkırlarında şekillenen hayat tarzında hayvancılık temel geçim kaynağı olduğundan, hayvandan elde edilen her ürün gibi deri de büyük değer taşımıştır. Çadırdan kıyafete, koşum takımlarından savaş araçlarına kadar pek çok eşya deriden üretilmiş, bu durum deriyi hem ekonomik hem de kültürel açıdan vazgeçilmez kılmıştır. Göçebe Türk topluluklarının kullandığı otağ ve çadırlarda deri önemli bir yer tutmuş, özellikle su geçirmezliği ve dayanıklılığı sayesinde sert iklim koşullarına karşı koruyucu olmuştur. At koşum kültürünün merkezde olduğu bozkır yaşamında eyer, üzengi kayışları, kemer ve kılıf gibi ekipmanlar deriden yapılmıştır. Bu durum, derinin savaşçı kimliğin ve hareketli yaşam biçiminin ayrılmaz bir parçası hâline gelmesini sağlamıştır. Türklerin Anadolu’ya yerleşilmesiyle birlikte deri işçiliği daha da gelişmiş, zanaat geleneği kurumsal bir yapıya kavuşmuştur. Özellikle Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde tabaklık ve saraçlık önemli meslekler arasında yer almıştır. Ahilik Teşkilatı, deri ustalarının da içinde bulunduğu esnaf gruplarını hem mesleki hem de ahlaki kurallar çerçevesinde örgütleyerek üretimde kaliteyi ve dayanışmayı güçlendirmiştir. Bu yapı sayesinde deri işçiliği, yalnızca ekonomik bir faaliyet değil, aynı zamanda toplumsal bir değer alanı hâline gelmiştir. Osmanlı döneminde de dericilik, özellikle İstanbul’daki tabakhaneler aracılığıyla önemli bir üretim kolu olmuştur. Deri, ayakkabı, çizme, cilt kaplama, kemer ve çeşitli askeri malzemelerin yapımında kullanılmıştır. El yazması eserlerin deri ciltlerle kaplanması, derinin kültürel mirasın korunmasındaki rolünü de ortaya koymaktadır. Bu yönüyle deri, hem gündelik yaşamın hem de ilim ve sanat dünyasının bir parçası olmuştur. Aynı zamanda deri işçiliği, ustadan çırağa aktarılan bilgi ve beceriyle kültürel sürekliliğin sağlanmasına katkıda bulunmuştur” dedi. Antakya’daki Tabakhane’nin ise en parlak dönemini 1970 ile 1980 yılları arasında yaşadığını anlatan Nar, “1982 yılında üç işletme sahibinin talebiyle buradaki bir duvara da resim yapmıştım. Zorlu çalışma koşullarına rağmen buradaki Tabakhane’de pek çok nitelikli insan yetişti” diye konuştu. Nar, zanaatkârların yuvası olan Tabakhane’yi sanatla ölümsüzleştirmenin mutluluğunu yaşadığını dile getirerek, “Tuval üzerine yaptığım eseri tamamladıktan sonra eski dostlarımdan çok olumlu geri dönüşler aldım. Bana telefonla ulaşan dostlarım, Tabakhane günlerini yeniden yaşadıklarını dile getirdi. Antakya’nın kültürel belleğini canlı tutmak amacıyla nostaljik sahneleri duvarlara taşımaya devam edeceğim” ifadelerini kullandı.

Türk-İslam sanatlarının incelikleri sanatseverlerle buluştu Haber

Türk-İslam sanatlarının incelikleri sanatseverlerle buluştu

Türk-İslam sanatlarının zarif dünyası, düzenlenen özel bir buluşmayla yeniden hayat buldu. Minyatür ve tezhip sanatçısı Serap İnan’ın rehberliğinde gerçekleştirilen etkinlikte, geleneksel sanatlara ilgi duyan katılımcılar hem teorik bilgiyle buluştu hem de birebir uygulama yaparak kendi eserlerini üretme fırsatı yakaladı. Sanatın birleştirici ve kaynaştırıcı yönünü merkeze alan etkinlikte aynı masa etrafında bir araya gelen katılımcılar, ortak bir üretim sürecini paylaşırken geleneksel sanatların tarihsel derinliği, estetik dili ve maneviyatı hakkında kapsamlı bilgiler edindi. Sohbetle harmanlanan çalışma ortamı, öğrenmeyi daha anlamlı ve kalıcı hâle getirdi. Etkinliğin odak noktasında, tasavvufî anlamı ve sembolik gücüyle öne çıkan “vav” harfi yer aldı. Sabır, tevazu, kulluk ve birliği temsil eden “vav”, yanık kâğıt tekniği kullanılarak işlendi. Bu özel teknik sayesinde her çalışma kendine özgü bir karakter kazanırken, katılımcılar geleneksel sanatlarda malzeme ve uygulamanın ruhla nasıl bütünleştiğini yakından deneyimledi. Süreç boyunca Serap İnan, tezhip ve minyatür sanatının inceliklerini aktararak katılımcılara teknik ve estetik rehberlik sundu. Program sonunda ortaya çıkan eserler ise büyük beğeni topladı. Katılımcılar, yalnızca bir sanat çalışması üretmenin değil, aynı zamanda köklü bir kültürel mirasla temas kurmanın huzurunu yaşadı. Bir restoranda düzenlenen bu anlamlı buluşma, geleneksel sanatların yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılması adına önemli bir adım olarak değerlendirildi. Minyatür ve tezhip sanatçısı Serap İnan, “Bu çalışmada amacımız sadece bir harf işlemek değil, aynı masada buluşup geleneğin ruhunu paylaşmak, “vav”ın taşıdığı tevazu ve birlik anlamını gönüllere dokunan bir hatıraya dönüştürmekti” dedi.

Türk medeniyetinin binlerce yıllık kaya resimleri keçeyle sanata dönüştü Haber

Türk medeniyetinin binlerce yıllık kaya resimleri keçeyle sanata dönüştü

İstanbul'daki kariyerini bırakarak 1999 yılında Antalya'nın Kumluca ilçesindeki dağ köyüne yerleşen ressam, yazar ve tasarımcı Sağlamer, "yarım kalmış hikayeler" adını verdiği özgün resim anlayışıyla doğal materyaller üzerinde çalışmalar yürütüyor. Doğadan ve mitolojiden ilham alan, tuval, taş ve ahşap üzerine eserler üreten UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı Sağlamer, Orta Asya'dan bu yana göçebe kültürün önemli bir mirası olan ve bugün yok olmaya yüz tutan keçe sanatına da yoğunlaştı. Altay Dağları'ndan Anadolu'ya uzanan coğrafyada Ön Türklerin kayalara işlediği figürleri temel alan Sağlamer, 1,5 yıl süren çalışma sonunda Türk medeniyetinin tarihsel yolculuğunu keçe tablolarla anlatan bir koleksiyon hazırladı. "Aşina" adını verdiği ve 20 eserden oluşan keçe resim sergisiyle yarın Antalya'daki Galeri T'de sanatseverlerle buluşacak olan Sağlamer, sergiyle hem keçe sanatını yaşatmayı hem de Türk medeniyetinin köklü geçmişine dikkati çekmeyi amaçlıyor. "KEÇEYİ YAŞATMAMIZ LAZIM" Sağlamer, keçenin dünyadaki ilk tekstil ürünü, atkısı, çözgüsü olmayan Neolitik Çağ'dan beri aynı teknikle oluşturulan doğa dostu bir dokuma olduğunu söyledi. Doğaya zararı olmayan keçenin eskiden çadır, kilim, giysi, atların aksamları başta olmak üzere birçok yerde kullanıldığını anlatan Sağlamer, "Yalıtkan bir malzeme, binaların ısı yalıtımın da kullanılıyor. Termos özelliği var. Keçeyi yaşatmamız lazım. Onun için emek veriyorum. Keçeden tablo yapabilmek için önce resmin tasarımını çiziyorum, sonra yünü renklerine göre serip, sıcak sabunlu su verip, basınç uygulayarak tepme işlemini gerçekleştiriyorum. Yünün keçeleşmesi saatler süren emek gerektiriyor." dedi. Keçeden tablolar aracılığıyla Ön Türk uygarlığını anlatmayı amaçladığını belirten Sağlamer, keçenin Güney Sibirya kökenli olduğuna dikkati çekti. Sağlamer, ilk kaya resimleriyle keçenin doğduğu coğrafyanın aynı olmasının, bu sergide keçeyi özellikle tercih etmesinin temel nedeni olduğunu vurguladı. Kaya resimlerinin damga (tamga) damgaların da alfabenin öncüsü olduğunu söyleyen Sağlamer, Türklerin şu an kullanılmasa da kendine ait alfabesi olan entelektüel milletlerden biri olduğunu belirtti. Ön Türk uygarlığının büyük medeniyet olduğuna işaret eden Sağlamer, şunları kaydetti: "Eski çağ uygarlıkları anlatılırken yanlı tarih kitaplarında Çin, Mısır, Yunan, Hint, Mezopotamya medeniyetlerinden bahsedilir. Hiç Türk medeniyetinden bahsedilmez. Türk arkeolojisi yok denir. Oysa kaya resimleri Türk arkeolojisidir. Eğer bu resimler, anıtlar arkeolojiyi oluşturmuyorsa başka ne oluşturabilir? 10. kişisel sergimi açacağım. Sergimde bunu vurgulamaya çalışıyorum. Amacım, şehir şehir hatta yurt dışına bu eserleri taşıyarak, Türk uygarlığını keçe sanatıyla anlatmak. Kendime bunu görev edindim." Sağlamer, doğanın kendisine ilham verdiğini dile getirerek, keçenin yanı sıra geleneksel sanatın birçok dalıyla ilgilendiğini, resim yapıp kitap yazdığını söyledi.

Uygur Ailesinden vefa: Etem Çalışkan için özel sergi ve anma Haber

Uygur Ailesinden vefa: Etem Çalışkan için özel sergi ve anma

Ders kitaplarında yer alan Gençliğe Hitabe ile İstiklal Marşı’nı yazan isim olarak da tanınan Etem Çalışkan, 1 Şubat 2025’te İstanbul’da 97 yaşında hayatını kaybetmişti. Kalça kemiği kırığı sonrası yatağa bağımlı hale gelen, bir süre yoğun bakımda entübe edilen sanatçı, düzenlenen törenlerin ardından Mersin’in Tarsus ilçesi Göçük Köyü’nde son yolculuğuna uğurlanmıştı. Usta sanatçının vefatından kısa süre sonra Altınoran Düşünce ve Sanat Derneği yöneticileri tarafından gerçekleştirilen anma töreni hafızalardaki yerini korurken, ölüm yıl dönümü nedeniyle bu kez kapsamlı bir sergi ve etkinlik gerçekleştirildi. “EVİMİZDEKİ VE KALBİMİZDEKİ ETEM ÇALIŞKAN” SERGİSİ Dr. Haluk Uygur ve Hanife Uygur’un büyük bir titizlikle hazırlıklarını yürüttüğü ve koleksiyonlarında yer alan eserler özenle sergiye hazırlandı. Etkinlik kapsamında, 31 Ocak ve 1 Şubat tarihlerinde “Evimizdeki ve Kalbimizdeki Etem Çalışkan” adlı sergi sanatseverlerle buluştu. Sergi, iki gün boyunca 11.00 ile 20.00 saatleri arasında ziyaret edilebildi. Uygur Ailesi’nin yanı sıra Prof. Dr. Atilla Arıdoğan ve Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi koleksiyonlarında bulunan Etem Çalışkan’ın nadide eserleri de sergide yer aldı. Dr. Haluk Uygur, Söğütlü Köyü Mahallesi Karanfilköy Sokak’ta bulunan evlerinde gerçekleşen etkinlikle, sanatçının yaşamı, sanatı ve Cumhuriyet kültürüne bıraktığı izlerin bir kez daha hatırlandığını söyledi. “ETEM ÇALIŞKAN, DÜŞÜNCE VE ESTETİĞİ BİRLEŞTİRDİ” Çalışkan’ın yalnızca bir ressam değil, düşünce ve estetiği bir araya getiren bir kültür insanı olduğunu vurgulayan Uygur, hocası Prof. Dr. Emin Barın ile birlikte Anıtkabir’in hatlarını yazan sanatçının Türkiye’nin yetiştirdiği en özgün isimlerden biri olduğunu dile getirdi. Çalışkan’ın tekrar eden bir üretim anlayışına hiç kapılmadığını ifade eden Uygur, her çalışmasında kendini aşmayı hedefleyen usta sanatçının “okunan resimler” ürettiğini söyledi. Dr. Uygur, “Etem Çalışkan, resim yapmayı yalnızca estetik bir uğraş olarak değil, insanı ve toplumu dönüştüren bir araç olarak gördü. Cumhuriyetin estetik yüzünü tuvale ve satıra taşıyan Çalışkan, aradan geçen bir yıla rağmen eserleri ve düşünceleriyle yaşamaya devam ediyor” dedi. TEŞEKKÜR MESAJI Dr. Uygur, etkinliğe gösterilen ilgiden dolayı tüm dostlarına teşekkür ederek, koleksiyona destek veren Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi yöneticilerine, Prof. Dr. Atilla Arıdoğan’a, Mehmet Emin Arıcı’ya, Altınoran ailesine ve Başkan Yaşar Ateşoğlu’na şükranlarını sundu. Ayrıca etkinliğe verdikleri destek nedeniyle Etem Çalışkan’ın ailesine ve özellikle eşi Güngör Çalışkan’a saygılarını ileten Uygur Ailesi, kentte bir ilk olan “ev sergisi”nin anlamlı bir buluşma olduğunu kaydetti.

Atölyede kahkaha var: Sanatçılardan karikatür molası Haber

Atölyede kahkaha var: Sanatçılardan karikatür molası

Yusuf Altunay Kültür Sanat Çarşısı, bu kez fırçaların ciddiyetini tebessümle buluşturan keyifli bir ana ev sahipliği yaptı. Resim alanındaki çalışmalarıyla tanınan Ahmet Bostancı ile Yusuf Altunay, çarşıdaki atölyelerinde sürdürdükleri yoğun üretim temposuna kısa bir ara vererek birbirlerinin karikatürlerini çizdi. Sanatçıların atölye ortamında gerçekleştirdiği bu yaratıcı buluşma, izleyenlere sanatın yalnızca disiplinli ve yoğun bir süreçten ibaret olmadığını, aynı zamanda eğlenceli, paylaşımcı ve insana iyi gelen bir yönü bulunduğunu gösterdi. Ortaya çıkan karikatürler, sanatçıların birbirlerine bakışını mizahi bir dille yansıtırken, samimi anlar çarşı ziyaretçilerinin de ilgisini çekti. Gün boyunca atölyeleri ziyaret eden sanatseverler, hem sanatçıların üretim sürecine tanıklık etme fırsatı buldu hem de çarşının yaşayan ve dinamik yapısını yakından hissetti. Bu renkli etkinlik, Kültür Sanat Çarşısı’nın yalnızca sergilerin değil, aynı zamanda etkileşimli ve üretken sanat buluşmalarının da merkezi olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Sanatla mizahı bir araya getiren bu kısa mola, sanatçılar arasındaki dostluğu pekiştirirken, çarşıya gelen ziyaretçilere de yüzlerde gülümseme bırakan anlar yaşattı. Etkinlik, sanatın birleştirici gücünü ve gündelik hayatın temposu içinde moral kaynağı olabileceğini gözler önüne serdi. Usta sanatçılar, duygularını şu sözlerle dile getirdi: “Sanat çoğu zaman ciddi bir emek gerektiriyor ama mizah da bu sürecin önemli bir parçası. Birbirimizi karikatürize etmek hem keyifliydi hem de yaratıcılığımızı besledi. Atölyede gülerek üretmek hem bize hem de burayı ziyaret eden sanatseverlere iyi geldi. Sanatın insanları bir araya getiren ve mutlu eden gücünü bu anlarda daha net hissediyoruz.”

Atatürk’ün imzasını kaligrafiyle yorumlayan usta: Etem Çalışkan anılıyor Haber

Atatürk’ün imzasını kaligrafiyle yorumlayan usta: Etem Çalışkan anılıyor

Anıtkabir’in kitabelerini yazan, Atatürk’ün imzasını kaligrafik bir simgeye dönüştüren ve ders kitaplarında yer alan Gençliğe Hitabe ile İstiklal Marşı’nı yazan isim olarak tanınan Çalışkan, 1 Şubat 2025’te İstanbul’da hayatını kaybetmişti. Kalça kemiği kırığı sonrası yatağa bağımlı hale gelen, bir süre yoğun bakımda entübe edilen ve ardından 97 yaşında hayata veda eden sanatçının naaşı, ailesi, sevenleri, sanat ve akademi çevrelerinden çok sayıda ismin katıldığı törenlerin ardından, Mersin’in Tarsus ilçesi Göçük Köyü’nde son yolculuğuna uğurlanmıştı. Etem Çalışkan’ın vefatından kısa süre sonra Altınoran Düşünce ve Sanat Derneği yöneticileri tarafından yapılan anma töreni hafızalarda tazeliğini korurken, usta sanatçı için ölüm yıl dönümü nedeniyle bir etkinlik daha planlandı. ETEM ÇALIŞKAN, VEFATININ BİRİNCİ YILINDA İSE ESERLERİYLE ANILACAK Altınoran Düşünce ve Sanat Derneği Onursal Başkanı Dr. Haluk Uygur ve eşi Hanife Uygur ’un ev sahipliğinde, 31 Ocak ve 1 Şubat tarihlerinde “Evimizdeki ve Kalbimizdeki Etem Çalışkan” adlı serginin saat 11.00 ile 20.00 arasında ziyaret edilebileceği belirtildi. Uygur Ailesi, Prof. Dr. Atilla Arıdoğan ve Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi koleksiyonlarında yer alan Etem Çalışkan’ın nadide eserlerinin sanatseverlerle buluşacağı ifade edildi. Drç. Haluk Uygur, iki gün boyunca ziyarete açık olacak sergiyle birlikte, usta sanatçının yaşamı, sanatı ve Cumhuriyet kültürüne bıraktığı izlerin bir kez daha hatırlanacağını belirterek, “Söğütlü Köyü Mahallesi Karanfilköy Sokak’ta bulunan evimizde gerçekleşecek etkinliğe sanatseverleri bekliyoruz” dedi. “DÜŞÜNCE VE ESTETİĞİ BİRLEŞTİREN BİR KÜLTÜR İNSANI” Dr. Uygur, Çalışkan’ın yalnızca bir ressam değil, düşünce ve estetiği birleştiren bir kültür insanı olduğunu da vurguladı. Uygur, hocası Prof. Dr. Emin Barın ile birlikte Anıtkabir’in hatlarını yazan, Atatürk’ün imzasını evrensel bir kaligrafik ikon haline getiren Etem Çalışkan’ın, Türkiye’nin yetiştirdiği en özgün sanatçılardan biri olduğunu dile getirdi. Çalışkan’ı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşadıklarını ifade eden Dr. Uygur, “Usta sanatçı Etem Çalışkan, yalnızca ailesi için değil, sanat dünyası için de bir rehberdi” dedi. Çalışkan’ın sanat anlayışına da değinen Uygur, usta sanatçının tekrar eden bir üretim anlayışına hiç kapılmadığını, her çalışmasında kendini aşmayı hedeflediğini söyledi. Çalışkan’ın “okunan resimler” ürettiğini vurgulayan Uygur, “Etem Çalışkan, resim yapmayı yalnızca estetik bir uğraş olarak değil, insanı ve toplumu dönüştüren bir araç olarak gördü. Hayatı boyunca ülkesini düşünen bir sanatçı olan Çalışkan’ın her eserinde, bu sorumluluk bilinci hissedildi. Cumhuriyetin estetik yüzünü tuvale ve satıra taşıyan Etem Çalışkan, aradan geçen bir yıla rağmen eserleri ve düşünceleriyle yaşamaya devam ediyor” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.