#Savunma

İLKHABER-Gazetesi - Savunma haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Savunma haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

ABD faiz ödemeleri, savunma harcamalarını geçti Haber

ABD faiz ödemeleri, savunma harcamalarını geçti

ABD'de 38,5 trilyon doları bulan ulusal borcunun hızla artması ve görece yüksek faiz oranları, federal hükümetin borçlanma maliyetlerini de yukarı çekiyor. Federal borcun giderek artan maliyeti, ABD Başkanı Donald Trump'ın ABD Merkez Bankasına (Fed) yönelik faiz indirimi baskılarının ardındaki nedenlerden biri olarak öne çıkıyor. Yüksek faiz oranlarının ABD'ye "bir servete mal olduğunu" savunan Trump, faiz indirimlerinin kamu borcunun finansman maliyetlerinin azaltılmasına yardımcı olacağına işaret ediyor. ABD'nin bütçe raporları da federal hükümetin faize yaptığı harcamaların arttığını gösteriyor. HARCAMALARIN YÜZDE 14,8'İ FAİZE YAPILDI ABD Hazine Bakanlığı verilerinden derlenen bilgilere göre, 1 Ekim 2025'te başlayan ve 30 Eylül 2026'da sona erecek 2026 mali yılının ilk üç ayında federal hükümetin giderleri 1,8 trilyon dolar olarak hesaplandı. Geçen yılın ekim-aralık aylarını kapsayan dönemde hükümetin giderlerinde en fazla harcama, 402,1 milyar dolarla sosyal güvenlik alanında yapıldı. Aynı dönemde net faiz ödemeleri 270,3 milyar dolarla bütçedeki en büyük ikinci harcama kalemi oldu. Net faiz giderleri, toplam harcamaların yüzde 14,8'ini oluşturdu. ABD'nin faiz giderlerinin bu dönemde savunma, sağlık ve eğitim harcamalarını geride bıraktığı dikkati çekti. Söz konusu dönemde federal hükümet, ulusal savunma için 266,9 milyar dolar, sağlık için 261,3 milyar dolar, sağlık sigortası programı Medicare için 254,1 milyar dolar, gelir güvenliği için 165,6 milyar dolar, gazilere yönelik hak ve hizmetler için 114,1 milyar dolar, eğitim için 39 milyar dolar, ulaştırma için 33,3 milyar dolar ve diğer kalemler için yaklaşık 21 milyar dolar harcadı. FAİZ HARCAMALARI 2025 MALİ YILINDA 970 MİLYAR DOLARI AŞTI ABD'nin faiz harcamaları, 2025 mali yılında Kovid-19 salgını öncesi dönemdeki seviyelerinin yaklaşık 2,5 katına çıktı. Kovid-19 salgını öncesi 2019 mali yılında 375,6 milyar dolar olarak hesaplanan federal hükümetin faiz giderleri, 2020'de 344,7 milyar dolar, 2021'de 352,3 milyar dolar, 2022'de 475,1 milyar dolar, 2023'te 659,2 milyar dolar ve 2024'te 881,7 milyar dolar oldu. Federal hükümetin net faiz giderleri 2025 mali yılında ise 970,4 milyar dolar olarak kaydedildi. Faiz ödemelerinin 10 yılda 13,8 trilyon dolara ulaşması bekleniyor Ülkenin artan borcu ve nispeten yüksek faiz oranlarının federal borçlanma maliyetleri üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturmaya devam etmesi bekleniyor. Faiz ödemelerinin gelecek yıllarda bütçenin en hızlı büyüyen kalemlerinden biri olması öngörülüyor. ABD Kongresi Bütçe Ofisi (CBO) projeksiyonlarına göre, net faiz ödemelerinin 2026 mali yılında 1 trilyon dolara yükseleceği tahmin ediliyor. Federal hükümetin faiz ödemelerinin 2026'dan 2035 mali yılına kadar olan dönemde ise toplam 13,8 trilyon dolara ulaşacağı öngörülüyor.

Ceyhan Belediye Başkanı Aydar: Ortada rüşvet yok, bir ticaret var, suçsuzum Haber

Ceyhan Belediye Başkanı Aydar: Ortada rüşvet yok, bir ticaret var, suçsuzum

Belediye başkanlarına rüşvet vererek ihale süreçlerini organize ettiği iddia edilen ve liderliğini Aziz İhsan Aktaş'ın yaptığı öne sürülen suç örgütüne yönelik hazırlanan iddianame kapsamında 200 sanığın yargılandığı davada tutuklu Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar savunma yaptı. Aydar, örgüt lideri olduğu öne sürülen Aziz İhsan Aktaş’tan hiçbir şekilde rüşvet almadığını, aralarındaki ilişkinin ticari olduğunu söyledi. “AZİZ İHSAN AKTAŞ’TAN PARA ALMADIM, BABAMLA TİCARET YAPTI” Aydar "Aziz İhsan Aktaş'tan 300 bin dolar para almadım. Babamla yaptığı bir ticaret vardır. Babam daire satmış ve bu daireyi sattığını söylüyor. Aziz İhsan Aktaş sadece babama 4 milyon TL ödeme yapmıştır. Türkiye'de ticaret yapmak suç değildir. Dairenin değeri savcılığın tespit ettiği gibi 16 milyondur. Babam zaten ev sattığını kabul ediyor. Şayet evin parasının hepsi ödenseydi, niçin evin üzerindeki ipotek kaldırılmadı. Şunu da belirtmek isterim; ben babamın hiçbir ticari ilişkisine dahil olmadım. Babam Türkiye çapında müteahhitlik yapmaktadır. Aziz İhsan Aktaş ile babam ticaret yapmıştır. Aktaş bu ticaretin kazanan tarafıdır. Aziz İhsan Aktaş ile ilk karşılaşmam babamın yaptığı tatil sitesinde olmuştur. Ben de o sitede oturmaktayım. Ben de bir etkinlik için İstanbul'a gittiğimde komşuluk ilişkisinden dolayı iadeyi ziyaret yaptım. Aziz İhsan Aktaş, ailemizin kötü günlerinde her zaman yanımızda olmuştur. Aziz İhsan Aktaş'a 2 adet daire bir araba satılıyor. Toplam 20 milyon. O dönem tarihi ile Aziz İhsan Aktaş 20 milyon ödediğini iddia ediyor. Aldığı malların bile bedelini ödemeyen adamın rüşvet verdiği para nerede? Ortada bir rüşvet yok bir ticaret var. Ben suçsuzum. 9 aydır tutukluyum" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bayrağımıza uzanan o kirli elleri muhakkak bulacak, bunun hesabını o hainlerden mutlaka soracağız Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bayrağımıza uzanan o kirli elleri muhakkak bulacak, bunun hesabını o hainlerden mutlaka soracağız

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, grup toplantılarının ülke, millet ve demokrasi için hayırlara vesile olmasını diledi. Grup toplantısına katılan partililerin samimiyeti ve coşkusunun 86 milyonun umutlarını çoğalttığını, kendilerinin heyecan, şevk ve azmini artırdığını vurgulayan Erdoğan, "Rabb'im dayanışmamızı daim eylesin, millete hizmet yolculuğumuzda bizlere güç versin, kuvvet versin. Bizleri son nefesimize kadar bu kutlu yoldan ayırmasın." ifadelerini kullandı. Meclis çalışmalarının oldukça yoğun bir tempoda devam ettiğini aktaran Erdoğan, şöyle konuştu: "AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak bizi buraya hak ve hukukunu savunmamız için gönderen aziz milletimizin emanetine sıkı sıkıya sahip çıkıyoruz. Muhalefetin tüm uzlaşmaz, hukuk tanımaz, Meclis İçtüzüğü ile bağdaşmayan tavırlarına rağmen sabırlı ve sağduyulu bir şekilde hareket ediyor, milletimize karşı sorumluluklarımızı layıkıyla ifa etmeye çalışıyoruz. CHP, jet sosyetesinin ne millet ne devlet ne de emeklilerimizle ilgili bir derdinin olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Bu gerçeği bizim gibi milletimiz de biliyor. Yönettikleri belediyelerdeki emekçilere düzenli aylık ödemeyenlerin, işçiye maaş yerine harçlık verenlerin, kendi personeli görev yaparken, tropikal adalarda keyif çatanların, yolsuzluk, iş bilmezlik ve israf sebebiyle belediyeleri iflasa sürükleyenlerin şov peşinde koştuklarını benim milletim, benim emeklim gayet iyi biliyor. Aynı şekilde milletimiz bizim samimiyetimizi, bizim hüsnüniyetimizi, bizim kendisi için elimizden geleni yaptığımızı da gayet iyi biliyor." "BUGÜN EN DÜŞÜK EMEKLİ AYLIĞI ASGARİ ÜCRETİN YÜZDE 70'İNİ AŞMIŞTIR" Cumhurbaşkanı Erdoğan, en düşük emekli aylığının artırılmasını da içeren kanun teklifinin Genel Kurul görüşmelerinin başladığını anımsatarak, teklifin yürürlüğe girmesiyle geçen ay 16 bin 881 lira olan en düşük emekli aylığının 20 bin liraya yükseleceğini söyledi. En düşük emekli aylığının AK Parti iktidarından önce 66 lira olduğunu anımsatan Erdoğan, şöyle devam etti: "Dolar bazında söyleyecek olursak yalnızca 40 dolara tekabül ediyordu. Yeni düzenleme sonrasında en düşük emekli aylığı 480 dolara çıkmış olacak. Yine Kasım 2002'de asgari ücret 184 liraydı. Yani en düşük emekli aylığı alan bir vatandaşımız asgari ücretin sadece üçte biri kadar aylık alabiliyordu. Bugün en düşük emekli aylığı asgari ücretin yüzde 70'ini aşmıştır. Bakınız 2002 Kasım ayında 6,6 milyon olan emekli sayımızın yaklaşık üç kat artış ile 17 milyona çıkmasına rağmen bu adımları attık, bu oranlara ulaştık. Bunları söylerken elbette tüm sorunları çözdük, tüm talepleri karşıladık iddiasında değiliz. Kiralar ve hayat pahalılığı başta olmak üzere emeklilerimizin yaşadığı sıkıntıların hepsinin farkındayız. Nitekim bugünlerde kuraları çekilen 500 Bin Sosyal Konut Hamlesi gibi projelerimizde konut arzını artırarak, bu sorunlara çözüm üretmeye gayret ediyoruz." "DEPREM HARCAMALARIMIZ AZALDIKÇA DAHA FAZLA KAYNAK OLACAK" Ömürlerinin önemli bir kısmını ülkeye hizmetle geçirmiş emeklilerin kendilerinin başının tacı, her türlü hizmete ve hürmete ziyadesiyle layık olduğunu dile getiren Erdoğan, emeklilerin taleplerine, beklentilerine ve şikayetlerine hiçbir zaman kulaklarını tıkamadıklarını söyledi. Bir kulaklarının her zaman emeklilerde olduğunu vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu: "Bütçe imkanlarımız genişledikçe taleplerini yerine getirmeye çalıştık. Türkiye kalkındıkça bundan emeklilerimizin de faydalanmasını sağladık. İnşallah bundan sonra da aynı hassasiyette davranmaya devam edeceğiz. Deprem harcamalarımız azaldıkça elimizde daha fazla kaynak olacak. Enflasyon düştükçe insanımızın alım gücü daha uzun süre korunacak, daha da artacak. Türk ekonomisi hedeflerimize uygun büyüdükçe ortaya çıkan ilave katma değerden herkes istifade edecek. Allah'ın izniyle milletçe yıllardır yaptığımız fedakarlıkların boşa gitmediğini göreceğimiz bir döneme giriyoruz." "BUGÜNE KADAR EMEKLİMİZİ İHMAL ETMEDİK, SAHİPSİZ BIRAKMADIK" Cumhurbaşkanı Erdoğan, tüm dünyayı kasıp kavuran fırtınadan alınlarının akıyla çıkacaklarını belirterek, şöyle devam etti: "Türkiye'yi sadece ekonomide değil, askeri ve diplomatik olarak da çok farklı bir konuma taşıyacağız. Ben emeklilerimizden AK Parti'ye ve Cumhur İttifakı'na güvenmeye devam etmelerini özellikle rica ediyorum. Bugüne kadar emeklimizi ihmal etmedik. Onları sahipsiz bırakmadık. Bundan sonra da asla yalnız bırakmayacağız. Çünkü biz meydanlarda, 'emeklilerimize şunu vereceğiz', 'bunu yapacağız' diye söz verip, bugün işçisine maaş ödeyemeyenlere benzemeyiz. Biz seçim dönemlerinde halkçı ama göreve gelince rantçı olanlara da benzemeyiz. Bizim popülizmle de bukalemun siyasetiyle de işimiz olmaz. Bizim derdimiz var. Bizim ilkelerimiz, prensiplerimiz var. Bizim bu ülkeyle ilgili büyük hayallerimiz var. Türkiye Yüzyılı vizyonumuz var. Unutmayın bizim için menzil önce Mevla'nın sonra milletin takdirindedir. Rabb'im ömür verdikçe, Rabb'im sağlık, sıhhat verdikçe, hayalleri hedeflere, hedefleri gerçeklere dönüştürmek için aralıksız koşturacağız." "BU ÜLKENİN PIRIL PIRIL EVLATLARINI KARAMSARLIĞA SÜRÜKLEMEK İSTEYENLERE FIRSAT VERMEYECEĞİZ" AK Parti Grubu olarak, İttifak ortaklarıyla her alanda olduğu gibi Meclis çalışmalarında da öncü, örnek, lokomotif kadro olacaklarını ifade eden Erdoğan, "İstisnasız tüm milletvekillerimizden, komisyon ve Genel Kurul çalışmalarına katılım noktasında azami özeni göstermelerini bekliyorum." diye konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkede, bölgede ve dünya genelinde birbirinden önemli gelişmelere şahit oldukları iki haftayı daha geride bıraktıklarını söyledi. Suriye'den İran'a, Yemen'den Kuzey Avrupa'ya uzanan geniş bir alanda dikkatle takip etmeleri gereken olayların cereyan ettiğine dikkati çeken Erdoğan, bu konuda kapsamlı değerlendirmeye geçmeden önceki günlerde gençlere verdikleri iki müjdeyi hatırlatmak istediğini ifade etti. Bu müjdelerden ilkinin kredi ve burs oranlarında yaptıkları artışlar olduğunu anlatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "2002 yılında üniversite öğrencilerine ödenen burs ve kredi tutarı 45 liraydı. Bu ödemeler hem çok geç başlıyor hem de öğrenciye 3 ayda bir veriliyordu. Biz zaman içerisinde hem ödemeleri aydan aya yapmaya başladık hem de burs ve kredi miktarını sürekli iyileştirdik. Sadece geçen yıl, burs ve kredi desteği olarak üniversite öğrencilerimize 34 milyar 14 milyon lira ödeme yaptık. 2026 yılında kredi ve burslarda geçen seneye kıyasla yüzde 33 oranında artışa gittik. Böylece burs ve kredi rakamını lisans öğrencilerimizde 4 bin, yüksek lisans öğrencilerimizde 8 bin, doktora öğrencilerimizde 12 bin liraya yükselttik. Bir kez daha gençlerimize ve ailelerine hayırlı uğurlu olsun diyorum." Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir diğer müjdelerinin ise Gençliğin Üretim Çağı (GÜÇ) Programı olduğunu anımsattı. Gelecek 3 yılda 3 milyondan fazla genci istihdama kazandıracak 445 milyar liralık devasa bir kaynağı bu programa tahsis edeceklerini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti: "Böylece öğrencilerimizin erken yaşta nitelikli iş deneyimi kazanacağı, meslek liselerimizde okuyan gençlerimizin daha mezun olmadan güvenilir kanallarda iş hayatına yönlendirileceği, eğitim ve istihdam dışı gençlerimizin yeniden sisteme dahil edileceği, yeni mezunlarımızın ilk iş tecrübesinin risk olmaktan çıkacağı bir sistemi gençlerimizin istifadesine sunmuş olacağız. Bizim farkımız bu. Biz gençlerin yanında oluruz, onlara destek oluruz, hayat mücadelesinde gençlerimizin ellerinden tutarız. Ana muhalefet ve yoldaşları ise gençleri istismar eder, eylemlerde paravan olarak kullanır, işleri bitince de bir peçete gibi buruşturup bir tarafa atar. Bunu 27 Mayıs öncesinde rahmetli Menderes'e karşı yaptılar. Bunu 1970'lerde askeri müdahaleye ortam hazırlamak için yaptılar. Bunu 28 Şubat'ta gençlerimizi yasaklara mahkum ederek yaptılar. Bunu Gezi olaylarında gençleri kışkırtarak, gençleri kullanarak yaptılar. Bunu, en son belediyeleri ahtapot misali saran suç örgütünü adalete hesap vermekten kaçırmak için yaptılar. Yarın siyasi ikballeri uğruna yine gençleri kullanmaktan, şahsi kariyer basamaklarını gençlerin omuzuna basarak çıkmaktan emin olun hiç çekinmezler ama biz bunlara fırsat vermeyeceğiz. Bu ülkenin pırıl pırıl evlatlarını karamsarlığa, umutsuzluğa sürüklemek isteyenlere fırsat vermeyeceğiz. Hem yeni kredi ve burs miktarlarımızın hem de GÜÇ Programı'nın gençlere hayırlı olmasını temenni ediyorum." SURİYE'DEKİ GELİŞMELER Cumhurbaşkanı Erdoğan, komşu Suriye'nin 8 Aralık devriminin ardından ülkede birliği sağlamak adına yoğun bir mücadele verdiğini hatırlattı. "Suriye'nin kuzeyi ve doğusundaki toprakları işgal eden, adına SDG denilen yapı" ile geçen yıl 10 Mart'ta bir mutabakat imzalandığını belirten Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu: "Bu mutabakata göre, SDG silahlarını bırakacak ve işgal ettiği yerleri Suriye hükümetine teslim edecek, böylece ülkenin birliği, bütünlüğü temin edilmiş olacaktı. SDG, bu entegrasyon için belirlenen takvim içerisinde olumlu hiçbir adım atmadı. SDG adlı yapı, mutabakata uymadığı gibi işgal ettiği topraklarda sivillere baskı yapmayı, bu topraklar dışında da sivil ve askeri hedeflere saldırmayı sürdürdü. Mutabakatın uygulanmasına yönelik Aralık ayında SDG yöneticileri ile Şam hükümeti arasında yapılan müzakereler maalesef olumsuz sonuçlandı. Bunun da sebebi açık konuşmak gerekirse, SDG denilen yapının uzlaşmaz, ayak sürüyen, sürekli el yükselten, zamana oynayan tutumuydu. Biz bu süreçte ilgili kurumlarımız vasıtasıyla tüm taraflara gerekli telkinlerde bulunduk. Düğümün çözülmesi, böylece krizin sıcak çatışmaya dönüşmemesi için her türlü gayreti gösterdik. Başka aktörler de devreye girdi, 10 Mart Mutabakatı'nın uygulanması için gerekli tavsiyeleri yaptı. Ancak SDG denilen yapının maksimalist tavrında herhangi bir değişiklik olmadı." Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu arka plan temelinde Suriye ordusunun ocak ayının ikinci haftasında güvenlik kuvvetlerine yönelik saldırılar akabinde son derece haklı ve meşru biçimde önce Halep içindeki mahallelere, ardından Fırat'ın batısındaki topraklara operasyonlar düzenlediğini ifade etti. Son bir hafta içinde de Halep'teki mahallelerin yanı sıra Fırat'ın doğusundaki toprakların Suriye ordusu tarafından illegal silahlı unsurlardan temizlendiğini söyleyen Erdoğan, "Şunu bir kez daha hatırlatmak isterim: Türkiye olarak en başından itibaren toprak bütünlüğü korunmuş, siyasi birliği haiz, tek bir Suriye Devleti'nin varlığını en güçlü şekilde savunduk. Türkiye'nin güney sınırlarında ülkemizin güvenliğine tehdit oluşturacak ayrılıkçı bir yapıya rıza göstermeyeceğimizi de defalarca ilan ettik." dedi. "BAYRAĞIMIZA UZANAN O KİRLİ ELLERİ MUHAKKAK BULACAK, BUNUN HESABINI O HAİNLERDEN MUTLAKA SORACAĞIZ" Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bayrağımıza uzanan o kirli elleri muhakkak bulacak, bunun hesabını o hainlerden mutlaka soracağız. Milli Savunma ve Adalet bakanlıklarımız gerekil tahkikatları başlatmıştır. Soruşturmalar neticesinde ihmali veya kusuru olan kim varsa onlarla ilgili gereken yapılacaktır." dedi. Erdoğan, Suriye Devleti'nin ve Suriye Ordusu'nun tüm etnik kökenlerin, inançların, mezheplerin yan yana yaşadığı birleşik, tek bağımsız Suriye inşa etme mücadelesini, komşuları ve kardeşleri olarak yürekten desteklediklerini belirtti. Son haftalardaki başarılı operasyonlarından dolayı Suriye Hükümeti'ni, Suriye Ordusu'nu, Suriye halkını tebrik ettiğini kaydeden Erdoğan, şehit olanlara Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifa diledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: "Dün varılan ateşkes anlaşmasından büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Temennimiz daha fazla kan akmadan artık bu meselenin kalıcı biçimde çözülmesi, Suriye'nin kuzeyindeki belli alanlara sıkışmış terör örgütünün silah bırakması, tasfiye olması, daha fazla çatışmaya mahal verilmemesidir. Terör örgütünün sıkıştığı bölgelerde varlığını devam ettirebilmesi zaten mümkün değildir. Bu aşamadan sonra provokasyonlara başvurmanın, intihar anlamına geleceği çok çok açıktır. Terör örgütünün zorla silah altına aldığı çocuk yaştaki militanlarıyla, baskı ve şiddet uygulayarak sahaya sürdüğü sivil insanlarla dün Nusaybin-Kamışlı sınırında yaptığı gibi şanlı bayrağımıza alçakça saldırmak suretiyle burada bir netice alma imkanı kalmamıştır." Dün varılan anlaşmaya riayet edilerek silahları bırakmanın, meseleyi suhuletle çözmenin yegane çıkış yolu olduğuna dikkati çeken Erdoğan, "Bayrağımıza uzanan o kirli elleri muhakkak bulacak, bunun hesabını o hainlerden mutlaka soracağız. Milli Savunma ve Adalet bakanlıklarımız gerekil tahkikatları başlatmıştır. Soruşturmalar neticesinde ihmali veya kusuru olan kim varsa onlarla ilgili gereken yapılacaktır." ifadelerini kullandı. Suriye'de yaşananları yakından takip ettiklerini aktaran Erdoğan, Türkiye'ye yönelik mevcut risklerin bertaraf edilmesi, yeni tehditlerin engellenmesi, Suriye'de barışın ve istikrarın süratle sağlanması için hassas süreç yürüttüklerini vurguladı. "Suriye'deki Kürtler bizim öz ve öz kardeşlerimizdir." diyen Erdoğan, Suriye'deki Kürtlerin önceki zalim rejim altında ne tür baskılara maruz kaldığını, kardeşleri olarak en iyi kendilerinin bildiğini dile getirdi. Daha önceki rejim sürecinde Suriye'deki Kürtlerin varlıklarının tanınmadığını, vatandaş kabul edilmediklerini, kimlik dahi verilmediğini, ana dilleriyle konuşmalarına, kültür ve gelenekleriyle yaşamalarına müsaade edilmediğini anlatan Erdoğan, Başbakanlığı döneminden itibaren yaptığı tüm görüşmelerde bu adaletsizlikleri dile getirdiğini belirtti. Suriye'deki Kürtlerin haklarını ısrarlı şekilde gündeme taşıdığını vurgulayan Erdoğan, "Kürtlere temel haklarının teslim edilmesi gerektiğini her fırsatta vurguladık. Kimse bunları ağzına dahi almazken, Suriye'deki Kürtlerin hakkını kimse konuşmazken biz bunları açık açık muhataplarımıza ifade ettik." dedi. "TERÖR ÖRGÜTÜ, KANI, ÇATIŞMAYI, ÖLMEYİ VE ÖLDÜRMEYİ TERCİH ETMİŞTİR" Görünenden, bilinenden çok daha fazlasını yaptıklarını dile getiren Erdoğan, eski rejimle ipler kopmadan önce gerçekleştirilen tüm görüşmelerde Suriyeli Kürtlerin haklarının gündemlerinin ilk sırasında olmaya devam ettiğini aktardı. Erdoğan, bu meseleye asla çıkar odaklı değil, her zaman insani pencereden, kardeşlik zaviyesinden baktıklarının altını çizdi. Suriye konusunda yapılanların anlatıldığı video gösteriminin ardından konuşmasına devam eden Erdoğan, ilk günden beri Suriye'ye belirttikleri nazarla yaklaştıklarını, Suriye halkının haklı mücadelesinin yanında olduklarını, en zor günlerinde Suriyelilere kucak açtıklarını, "ensar" bilinciyle Suriyeli muhacirlere kol kanat gerdiklerini söyledi. Erdoğan, Suriye'de iç savaşın başlamasının ardından Kürtlerin terör örgütünün baskısına maruz kaldığına işaret etti. Suriye'deki Kürt çocuklarının ve Kürt gençlerinin, terör örgütünün heva ve hevesi uğruna çatışmalara sürüldüğünü, ellerine silah tutuşturulup ölüme gönderildiğini anlatan Erdoğan, bu gençlerin canlarını yitirdiğini belirtti. Kürt halkına, inançlarına uymayan örf, adet, geleneklerine uyamayan yaşam tarzı dayatıldığını ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti: "Yine bu süreçte DEAŞ'lı caniler, Suriye muhalefetinin yanı sıra Kürt kardeşlerimizi hedef aldı, onları da katletti. Şurası da önemlidir, yeni Suriye Hükümeti devrimden sonra ülkedeki diğer tüm dini ve etnik gruplar gibi Suriyeli Kürtlere de kucak açmış, samimi bir entegrasyon için çok yapıcı tavır almıştır. Suriye Devlet Başkanı Sayın Ahmed Şara, yayımladığı kararnamelerle Suriye'deki Kürtlerin var olma haklarını, dil ve kültürlerini yaşatma haklarını, Suriye yönetimine katılma haklarını teslim etmiştir. 16 Ocak'ta açıklanan deklerasyon, Suriye'deki Kürt kardeşlerimizin, Suriye Devleti'ne eşit ve adil katılımını esas alan tarihi nitelikte bir irade beyanıdır. Tüm bu olumlu adımlara, olumlu yaklaşımlara rağmen terör örgütü, Kürtlerin refahı ve huzuru yerine maalesef kanı, çatışmayı, ölmeyi ve öldürmeyi tercih etmiştir. Masum Kürt çocuklarının kanı üzerinden kendi ikbalini korumak, buna yönelik çıkar odaklı bir istikameti seçmiştir. Biz her zaman şunu ifade ettik, bizim hiçbir ülkenin topraklarında gözümüz yok. Hiçbir ülkenin iç işlerine karışmayız ama ülkemizin çıkarlarına halel gelmesine de izin vermeyiz." "TERÖR ÖRGÜTÜ AYRIDIR, BENİM KÜRT KARDEŞLERİM AYRIDIR" "Terör örgütü ayrıdır, benim Kürt kardeşlerim ayrıdır. Kimse, ister burada, ister orada olsun benim Kürt kardeşimin iradesini ipotek altına alamaz. Tam entegrasyonun sağlanmasıyla orada da yeni bir dönem başlayacak. Suriye'nin istikrara kavuşması en çok Suriye Kürtlerini rahatlatacak" "Türkiye Cumhuriyeti buradayken, bu devlet hamdolsun dimdik ayaktayken kimsenin başka hami aramasına, başka dostlar, ortaklar peşinde koşmasına gerek yoktur" "AK Parti varsa Cumhur İttifakı güçlüyse biz evelallah Kürt kardeşlerimize haksızlık yapılmasına, onların zarar görmesine asla izin vermeyiz. Türkler, Kürtler, Araplar tarihte olduğu gibi birleşerek bölgemizin sorunlarını birlikte çözecektir. Bizim tek ve ortak bir şemsiyemiz, İslam kardeşliğidir. İçeriden ve dışarıdan körüklenen hiçbir fitne girişimine prim vermeden, hiçbir tahrike kapılmadan soğukkanlılığımızı daima muhafaza edeceğiz" "Küresel, bölgesel gelişmeler bağlamında kritik günler yaşıyoruz. Küçük bir hatanın, dikkatsizliğin ciddi sonuçlar doğuracağı adeta bir Sırat'tan geçiyoruz. Bu hassas günlerde herkesi, siyasetçileri ve basın mensuplarını sorumlu davranmaya davet ediyorum. Sosyal medyadaki nefret iklimine herkes dikkat etmeli" TRUMP İLE GÖRÜŞME Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sayın Trump'la verimli bir telefon görüşmesi gerçekleştirdik. DEAŞ'la ortak mücadele dahil Suriye'nin güvenliğine katkı yapacak birçok konuyu istişare ettik." dedi.

Orta Doğu alev alev: İsrail füze savunması için Batı'dan yardım istedi Haber

Orta Doğu alev alev: İsrail füze savunması için Batı'dan yardım istedi

İsrail'in 13 Haziran'da İran'a karşı başlattığı saldırılar üçüncü gününü geride bırakırken, bölgede karşılıklı misillemeler hız kesmeden devam ediyor. Son saldırılarda İran Dışişleri Bakanlığı binası hedef alınırken, İsrail'in Hayfa kentine de çok sayıda füze isabet etti. Bu gelişmelerin ardından İsrail'in füzeleri durdurmak için Batılı ülkelerden yardım talebinde bulunduğu ve İngiltere'nin bu çağrıya olumlu yanıt verdiği, Fransa'nın ise çekimser kaldığı belirtildi. İsrail'in İran'a yönelik 13 Haziran'da başlattığı saldırının ardından Orta Doğu'da gerilim zirveye çıktı. Üç gündür süren çatışmalarda, son olarak İran Dışişleri Bakanlığı binasının vurulduğu iddia edildi. Bu binanın Türkiye'nin Tahran Başkonsolosluğu'na çok yakın bir konumda bulunduğu belirtilirken, İran'da bulunan bazı Türk vatandaşlarının kendi imkanlarıyla ülkeye dönmeye çalıştığı bilgisi de haberlere yansıdı. Devrim Muhafızları'nda önemli kayıplar İsrail saldırılarında İran Devrim Muhafızları İstihbarat Kurumu Başkanı Kazımi ile birlikte yardımcısı Hasan Muhakkik ve Muhsin Bakıri adlı iki generalin hayatını kaybettiği İran devlet televizyonu tarafından duyuruldu. Öte yandan, İran da İsrail'in saldırılarına yeni bir füze akınıyla karşılık verdi. Tel Aviv ve Hayfa'dan yükselen dumanlar, saldırıların şiddetini gözler önüne serdi. İsrail basınında yer alan haberlere göre, bu son füze saldırılarının ardından Netanyahu hükümeti, füzeleri durdurmak amacıyla Batılı ülkelerden acil yardım talebinde bulundu. İngiltere'nin bu talebe olumlu yaklaştığı, ancak Fransa'nın çekimser bir tavır sergilediği belirtiliyor. Gerilim tırmanıyor, can kayıpları artıyor 13 Haziran'da başlayan İsrail hava harekatında, İran'ın çeşitli şehirlerindeki nükleer tesisler ve üst komuta kademesinden isimlerin bulunduğu noktalar hedef alındı. Saldırılar sonucunda İran Genelkurmay Başkanı, Devrim Muhafızları'nın Genel Komutanı, çok sayıda üst düzey asker ve 9 nükleer bilim insanının hayatını kaybettiği bildirildi. İran Sağlık Bakanlığı, İsrail saldırılarında can kaybının 224'e, yaralı sayısının ise 1277'ye yükseldiğini açıkladı. İran ise misilleme olarak İsrail topraklarına yüzlerce füze fırlattı. Bu saldırılarda 13 kişinin yaşamını yitirdiği ve 250'den fazla kişinin yaralandığı bilgisi paylaşıldı. Bölgedeki tansiyonun daha da artmasından endişe ediliyor.

Ümit Özdağ'ın savunması ortaya çıktı: ''Türk milletine ve devletine karşı hiçbir suç işlemedim'' Haber

Ümit Özdağ'ın savunması ortaya çıktı: ''Türk milletine ve devletine karşı hiçbir suç işlemedim''

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, 19 Ocak'ta yaptığı açıklamaların ardından tutuklandığı davada ilk kez hakim karşısına çıktı. İstanbul 18. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada Özdağ, suçlamaları reddederek “Türk milletine ve Türk devletine karşı hiçbir suç işlemedim” dedi. Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik veya aşağılama” suçlamasıyla tutuklu bulunduğu davanın ilk duruşmasında bugün İstanbul 18. Asliye Ceza Mahkemesi’nde hâkim karşısına çıktı. Özdağ’ın, 19 Ocak 2025’te Antalya’da partisinin İl Başkanları İstişare Toplantısı’nda yaptığı açıklamaların ardından hakkında başlatılan soruşturma kapsamında tutuklandığı dava kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştı. Özdağ’ın sözleri gündem olmuştu Zafer Partisi lideri Özdağ, toplantıda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik olarak, “Son bin yılda gerçekleşen hiçbir Haçlı Seferi, Erdoğan'ın ve AK Parti'nin Türk milletine ve Türk devletine verdiği zararı vermemiştir” demiş, bu ifadeler sonrası Ankara’da gözaltına alındıktan sonra İstanbul’a getirilerek 21 Ocak’ta tutuklanmıştı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Özdağ’ın basın ve yayın yoluyla “zincirleme şekilde halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçunu işlediği iddia edilerek, 1 yıl 10 ay 15 günden 7 yıl 10 ay 15 güne kadar hapis cezası talep edilmişti. Savunmasında suçlamaları reddetti Duruşmada savunmasını yapan Özdağ, halkı kışkırtmakla suçlandığı Kayseri olaylarına dair sosyal medya üzerinden yatıştırıcı mesajlar verdiğini ve bu paylaşımlardan ötürü birçok trol hesap tarafından saldırıya uğradığını belirtti. Özdağ, “Paylaşımlarımın tamamı hukuka uygundur. Hiçbir şekilde halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmedim” dedi. “Türk milletine ve Türk devletine karşı hiçbir suç işlemedim” diyen Özdağ, savcılığın 78 gün boyunca tüm sosyal medya paylaşımlarını incelediğini ancak iddianameye suç teşkil etmeyen içeriklerin konulduğunu savundu. “Haksızlığa itiraz ettik” dedi Özdağ, Türkiye’nin göç politikalarına dair eleştirilerinin arkasında durduğunu vurguladı. “Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye göç konusunda büyük haksızlık yaptığını düşünüyoruz. Ülkemiz stratejik göç mühendisliğiyle gelen milyonlarca sığınmacı ve kaçakla karşı karşıya” ifadelerini kullanan Özdağ, bu baskının yalnızca ekonomik değil; sosyolojik, kültürel ve güvenlik açısından da ciddi tehditler barındırdığını belirtti. “Siyasi hayatımı milletin güvenliğine adadım” Duruşmada siyasi ve akademik geçmişine de vurgu yapan Özdağ, “Bütün hayatımı Türk milletinin güvenliği ve Türkiye Cumhuriyeti’nin güçlü bir devlet olması için harcadım. Binlerce öğrenci ve güvenlik personeline eğitim verdim. Paylaşımlarımı bu çerçevede kamuoyunu bilinçlendirmek için yaptım. Suç işleseydim, asıl o zaman sorumluluk almazdım” dedi. Dava süreci yakından takip ediliyor Özdağ’ın yargılandığı dava kamuoyunda ve siyasi çevrelerde geniş yankı bulurken, duruşmayı çok sayıda basın mensubu ve destekçisi de takip etti. Mahkeme heyetinin duruşmaya ilişkin kararını önümüzdeki günlerde açıklaması bekleniyor. Özdağ’ın tutukluluğunun devam edip etmeyeceği ise mahkemenin değerlendirmesine göre belirlenecek.

Narin Güran cinayeti davası duruşması avukatların mütalaaya ilişkin savunmalarıyla sürüyor Haber

Narin Güran cinayeti davası duruşması avukatların mütalaaya ilişkin savunmalarıyla sürüyor

Diyarbakır'da 8 yaşındaki Narin Güran'ın öldürülmesine ilişkin tutuklu 4 sanığın ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle yargılandığı davanın ikinci duruşması, avukatların mütalaaya ilişkin savunmalarıyla devam ediyor. Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada, Cumhuriyet savcısının mütalaayı okumasının ardından baba Arif Güran'ın avukatı Berat Kocakaya savunma yaptı. Kocakaya, savunmasında, Arif Güran'ın kızını öldürenlerin en ağır şekilde cezalandırılmasını istediğini belirterek, "Bugün burada hukukun gereklerini yapmazsak Narin'in katledilmesini aydınlatmamış olacağız. Adalet tecelli edecekse bu 4 sanığın ne işlediğini açıkça bilmemiz gerekiyor." dedi. Diyarbakır Barosu Başkanı Abdulkadir Güleç de sanıkların cezalandırılması yönündeki mütalaaya iştirak ettiklerini belirterek şu beyanda bulundu: "Bu dava vesilesiyle basın da üzerine düşeni, gerekeni yaptı. Birçok sivil toplum kuruluşu, dernek, aktivist, siyasi parti temsilcisi katıldı duruşmaya. Hepinize teşekkür ederim. Olay günü Enes, Yüksel ve Salim Güran ile Nevzat Bahtiyar'ın Arif Güran'ın evinde bulundukları HTS kayıtlarıyla anlaşılmaktadır. Rapora göre Narin Güran'ın tepeyi aştığı tespiti söz konusu. Narin'in katillerinin bulunması için mücadele ederken Arif Güran ile aynı noktada duruyoruz. Arif bey konuşurken hepimizin gözü doldu. Babalık duygusuyla yaşadığı o acıyı çok iyi biliyorum. Gerçek, hakikat ortaya çıktığında Arif Güran'ın da kamuoyunun da vicdanı kısmen rahatlayacaktır." Diyarbakır Barosu adına söz alan avukat Aydın Özdemir de Narin'in öldürüldüğü güne ilişkin tutuklu sanık ağabey Enes Güran'ın saatle ilgili bilgilerde çelişkili beyanlarda bulunduğunu ileri sürdü. Özdemir, şunları ifade etti: "Enes ilk beyanında Narin'in kaybolduğu saate ilişkin cinayete yakın saatlerden bahsediyor. Dolayısıyla öldürme olayını bilen birisi ancak bu denli yakın ifadede bulunabilirdi. Enes, vücudundaki izler hakkında da çelişkili beyanlar verdi. Verdiği farklı beyanlar hayatın olağan akışına aykırıdır. Mısır koçanlarıyla bu denli ciddi yaralanma olsaydı kimse tarım işiyle uğraşmazdı. Aile bireyleri aile meclisi toplantısının olmadığını söyledi. Saklayacak bir şeyleri olan insanlar bunu söyler. O toplantıda en çok ismi konuşulan kişi Enes'tir. Enes'in adı ısrarla geçiyor ve onun adına araştırma yapılıyor. Dolayısıyla ciddi olarak müşterek faildir. Sanık Nevzat Bahtiyar, fikir ve eylem birliği içinde olmasaydı böyle bir şey yapmazdı. Soğukkanlılıkla eylemine devam ediyor ve geri dönüyor. Sanki Nevzat bu olayın mağduruymuş gibi bir algı var ama cesedi dereye götürüp gömen Nevzat'tır. Nevzat doğrudan bu olayın içindedir, mağduru değildir. Nevzat ne itirafçı olmuştur ne de pişmandır. Nevzat artık kaçış noktası bulamadığı için olayı anlatmıştır. Nevzat olayı tamamıyla anlatmamıştır. Çünkü kendisi de ifadelerinde beyan değiştirmiştir ve çelişkili ifadeler vermiştir. Nevzat hala bu olayın tüm gerçeklerini anlatmamıştır. Narin'in cansız bedeni bulunmamış olsaydı ve Nevzat'ın aracı kameralara yansımasaydı bu yargılamayı belki de yapmayacaktık. Bütün sanıklar bu eylemi iştirak halinde birlikte gerçekleştirmişler. Dolayısıyla cezalandırılmalarını talep ediyorum." Diyarbakır Barosu avukatlarından Erdem Kaya da Salim Güran ile eşinin ifadeleri arasında çelişki bulunduğunu öne sürerek şunları söyledi: "Sanığın cinayetin işlendiği saatlerde olay yerinde bulunduğu sabittir. Salim Güran'ın işçileri olan Mehmet Selim Atasoy ve oğlu R.A. ile yaptığı telefon görüşmeleri şüphelidir. Bu kişiler Narin'in cansız bedeni gizlenirken belki de gözcülük yaptılar ya da Salim'e bilgi veriyorlardı. Salim'in telefonlarındaki verileri silmesi de zaten şüphelidir. Salim'in öldürme eylemi sırasında cinayet mahallinde olduğu sabittir. Salim Güran'ın cesedin yerini bildiği ve cesedin yerinin değiştirilmesi veya bulunmaması için gizlenmesi için dere kenarına gittiği de belirlendi. Bu kadar yakın olan Salim ve Nevzat'ın birbirini olaydan sonra aramaması iştirak halinde olduklarını gösteriyor. Yüksel Güran, Enes'i korumak için de beyanlarda bulunmuştur. Kayıp kızı için baba Arif Güran'ı aramayarak cinayeti gizlemeye yönelik harekette bulunmuştur. Yüksel Güran'ın diğer sanıklarla iştirak halinde cinayeti işlediğini düşünüyorum. Bu nedenle sanıkların cezalandırılmasını talep ediyorum." Duruşma, avukatların mütalaaya ilişkin savunmalarıyla devam ediyor.

Bahar Candan: Hesabımda 1-2 milyon param var ben bir garibanım Haber

Bahar Candan: Hesabımda 1-2 milyon param var ben bir garibanım

Dolandırıcılık ve suç örgütüne üye olmak suçlarından yargılanan Alisya Bahar Candan ve Nihal Candan ile birlikte 21 sanığın bulunduğu davada, Bahar Candan suçlamaları reddetti ve savunmasında kişisel zorluklarını ve sosyal medyadaki lüks paylaşımlarını gerekçe gösterdi. Candan, banka hesaplarındaki hareketlerin iddialarla örtüşmediğini ve kendisinin suç örgütüyle bağlantısının bulunmadığını belirtti. Bahar Candan: ''Taksim bombacısı ile yan odalarda kalıyorum. Psikolojim bozuldu'' Duruşmada savunma yapan Bahar Candan suçlamaları kabul etmeyerek “Ben saf bir kadın değilim. Hukuk Fakültesi’nde burslu okuyorum. 17 yaşımdan beri çalışıyorum. Ablamla birlikte hapse girince ailem maddi ve manevi zorluk çekti. Okula gidemedim. Taksim bombacısı ile yan odalarda kalıyorum. Psikolojim bozuldu 3 aydır akıl hastanesinde yatıyorum ilaçlara bağımlı oldum. Sosyal medyadan paylaştığım lüks hayat ile ilgili paylaşımlar kendimi daha zengin göstermek için. Hesabımda 1-2 milyon param var ben bir garibanım” dedi. Dolandırıcılık ve suç örgütüne üye olmak suçlarından Alisya Bahar Candan’ın 14 yıldan 44 yıla kadar, Nihal Candan adıyla bilinen Gülnihal Çiçek’in ise 8 yıldan 24 yıla kadar hapsi istenen davanın görülmesine devam edildi. Küçükçekmece 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada Bahar Candan savunma yaptı. Mahkeme başkanı “Bahar Candan ifadeni vermeye hazır mısın?” dedi. Candan ise “evet” şeklinde cevap verdi. “Benim hesabım üzerinden işlem yapıldığı iddiası külliyen yalan” Bahar Candan savunmasında “Hakkımdaki iddialar külliyen yalan. Banka hesaplarımda iddia edilen hareketler mevcut değildir. Daha ilk andan beri haberi duyunca bankalardan hesap dökümümü çıkarıp savcılığa sundum. Buradaki insanları tanımıyorum. Benim çevrem geniştir. Çevremde hiçbir mağdur yoktur. Ablam ‘Kaan benim sevgilim’ deyince eniştem olarak benimseyip sevdim. Kaan isimli kişinin GBT’sine bakmadım. Kaan adlı kişinin adının Onur Apaydın olduğunu soruşturmayla birlikte öğrendim. Onların sevgili olduğu dönemde moda programında yarışmacıydım. Yoğun bir tempo ile yarışmadaydım. Kaan Bey’in neler ile uğraştığını nasıl bir adam olduğunu anlayabilecek zamanım yoktu. Onların özel ilişkisi ile ilgili bilgim var. İddia edilen dolandırıcılık olayları ile ilgili benim bir bilgim yoktur. Ben müştekileri tanımıyorum. Hayatım boyunca hiçbir toplantıda bulunmadım. Ben toplantıların yapıldığının söylendiği restorana gitmedim. Ben Kaan abinin olduğu ortamlarda hiçbir şekilde araç alım satımı ile ilgili konuşmaya şahit olmadım. Benim hesabım üzerinden işlem yapıldığı iddiası külliyen yalan” dedi. “Ben saf bir kadın değilim hukuk fakültesinde burslu okuyorum” Bahar Candan savunmasının devamında gözyaşlarına boğularak “Ben saf bir kadın değilim. Hukuk Fakültesi’nde burslu okuyorum. 17 yaşımdan beri çalışıyorum. Kariyerime mankenlik ile başladım. Son 2 senedir bir ajans ile anlaşıp sosyal medyadan da para kazanıyorum. Ablamla birlikte hapse girince ailem maddi ve manevi zorluk çekti. Okula gidemedim. Taksim bombacısı ile yan odalarda kalıyorum. Psikolojim bozuldu 3 aydır akıl hastanesinde yatıyorum ilaçlara bağımlı oldum. Genç yaşta sağlığımı kaybettim. Sosyal medyadan paylaştığım lüks hayat ile ilgili paylaşımlar kendimi daha zengin göstermek için. Diğer fenomenlere hava atmak için. Mağdurların dolandırılması olayıyla ilgili hiçbir ilgim yoktu. Nasıl bir dolandırıcılık bu mağdurlar için yapılan harcamalar araç fiyatını geçmiş? Ben Kaan abinin adının Onur Apaydın olduğunu dosyadan öğrendim. Ben sosyal medyadan çok para kazanıyorum diye hava atmak için photoshop ile 12 milyon TL şeklinde paylaşım yaptım. Kaan abi ile bir ortamda denk geldik. Ablam hadi oturalım biraz onlarla dedi” şeklinde savunma yaptı. Nihal Candan bu esnada oturduğu koltuktan “Off Bahar korkuyorum diye bana yüklen” şeklinde mırıldandı. Bahar Candan savunma yaparken Nihal Candan “Off Bahar ablan kadar başına taş düşsün” ifadelerini de kullandı. “Hesabımda 1-2 milyon param var ben bir garibanım” Bahar Candan savunmasının devamında “Benim Onur Apaydın tarafından darp edildiğim iddiası da doğru değildir. Gizli muhasebeci olduğum iddiası doğru değildir. Banka kayıtlarında her şey bellidir. Bizi sosyal medyadan görüp çok zengin olduğumuzu görüp böyle iddialarda bulunmuş olabilirler. Benim 5 senelik ilişkim var çıkınca evleneceğim ablamla bile çok az görüşüyorum. Benim hayatım boyunca hiç şirketim olmadı. Vergi mükellefi de olmadım. Hesabımda 1-2 milyon param var ben bir garibanım. Hiç kimseye araç temini konusunda öneride bulunmadım. Zaten benim çevremde hiç kimse ucuz araç peşinde değildir. Onur Apaydın gözaltına alındığı anda ben yanındaydım. Kendimi bir kahraman gibi hissettim o an” dedi. İddianameden Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede 38 müşteki, 1 müşteki şüpheli ve Nihal ile Bahar Candan’ın aralarında bulunduğu 21 sanık yer almıştı. İddianamede tutuklu Gülnihal Çiçek'in tutuklulukta geçirdiği süre dikkate alınarak adli kontrol şartıyla tahliye edildiği de aktarılmıştı. İddianamede Onur Apaydın ve İlker Oflu’nun liderliğindeki şebekenin ucuza araç sattıklarını söyleyerek vatandaşları sazan sarmalı yöntemiyle dolandırdığı belirtilmişti. Bahar ve Nihal Candan’ın suç örgütünün hiyerarşik ve organik yapısı içerisinde yer aldığı iddianamede kaydedilmişti. İddianamenin devamında “Şüphelilerin önceki tarihlerde çeşitli televizyon programlarına uzun süre katıldığı, ünlü olduktan sonra magazin programlarında da yer aldığı, sosyal medya platformunda çok sayıda takipçiye ulaşması sebebiyle günümüzde sosyal medya fenomeni ve ekran yüzü olarak tabir edilen bir sıfatının bulunduğu, dolayısıyla toplumun geniş kesimleri tarafından tanınan bir sima olduğu, bu özelliği sebebiyle de suç örgütü tarafından dolandırıcılık eylemlerine yönelik düzenlenen özel toplantılarda mağdurların kandırılmasında etkin rol oynadığı” ifade edilmişti. İddianamede örgüt lideri Onur Apaydın’ın örgüt içerisinde ‘gizli muhasebeci ve kasa’ konumunda olan Alisya Bahar Candan üzerinden bankacılık faaliyetlerini gerçekleştirdiği ve elde edilen suç gelirinin aklandığı belirtilmişti. Öte yandan mağdur temin etme görevlisi olan şüpheli Hacı İsrafil Sağlam iddianamede yer verilen ifadesinde örgüt toplantılarına katıldığını söyleyerek “Toplantılara üst kademeden herkes katılıyordu. Saha elemanları ve alt kademe asla katılamazdı. Örgütün üst yönetimindeki herkes iştirak ediyordu. Toplantıların ikisinde Nihal Candan'ı gördüm. Nihal Candan örgüt lideri Onur Apaydın'ın sevgilisiydi. Diğer şahıslar Nihal Candan'a saygı gösteriyor ve mesafeli davranıyordu. Nihal Candan'ın yanında örgütün iç işleyişine ilişkin konular araba alım satım işler konuşuldu” şeklinde beyanda bulunduğu da iddianamede ifade edilmişti. İddianamede Bahar Candan’ın 'suç örgütüne üye olmak' suçundan 2 yıldan 4 yıla kadar 'kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık' suçundan ise 2 kez 12 yıldan 40 yıla kadar olmak üzere toplamda 14 yıldan 44 yıla kadar hapisle, Nihal Candan’ın ise aynı suçlardan 8 yıldan 24 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi. Öte yandan diğer 20 şüpheli hakkında ise değişen oranlarda hapis cezası istenmişti.

Dron ile ceza yiyen taksiciden ilginç tepki: “Yukarıdan görüntü çekmekle ceza yazılmaz” Haber

Dron ile ceza yiyen taksiciden ilginç tepki: “Yukarıdan görüntü çekmekle ceza yazılmaz”

İstanbul İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı Sivil Trafik Şube Müdürlüğü ekipleri, araçlara yönelik Kadıköy’de yaya geçidi denetimi gerçekleştirdi. Denetimde, yaya yol vermeyen araçlara ceza uygulandı. Ceza yiyen bir taksici, yaya görmediğini iddia ederek dron kayıtlarını inceledi. Haksız olduğunu anlayan sürücü denetim yerinden ayrıldı. İstanbul İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı Sivil Trafik Şube Müdürlüğü ekipleri ve Trafik ekipleri Kadıköy’de araçlara yönelik dron destekli yaya geçidi denetimi yaptı. Denetimler esnasında yayalara yol vermediği tespit edilen sürücülere ceza yağdı. Yayaya yol vermediği tespit edilen 2 taksi şoförü polis ekiplerine itirazda bulundu. Şoförler, yaya göremediklerini ve cezanın haksız olduğunu iddia etti. Bir sürücü, dron kayıtlarını inceleyince haksız olduğunu öğrenerek denetim alanından ayrıldı. Denetimler çerçevesinde 7 sürücüye yayaya yol vermemekten dolayı 12 bin 453 lira ceza uygulandı. “Bu yapılan etik değil” Denetimde ceza uygulanan taksi şoförü, “Bu etik değil, taksicilere yapılan zulümden başka bir şey değil. Çürük elmalarımız var, yok değil. Sürekli olsun, her yerde çevirme olsun ama etik kurallar içerisinde olsun. Bizde uygulanan cezayı görelim. Arkadan fotoğraf çekmekle, yukarıdan görüntü çekmekle ceza yazılmaz” dedi.

Çiftlik Bank davasında Tosuncuğun sağ kolu savunma yaptı Haber

Çiftlik Bank davasında Tosuncuğun sağ kolu savunma yaptı

Çiftlik Bank davası sanığı ’Tosuncuk’ lakaplı Mehmet Aydın ve ağabeyi Fatih Aydın’ın da aralarında bulunduğu 20 sanığın 4 ayrı dava çerçevesinde yargılanmasına devam edildi. Sanık Osman Naim Kaya, “Fatih Aydın, alınan taşınır taşınmaz mallarda herhangi bir şekilde söz sahibi değildi” dedi. Çiftlik Bank davasında tutuklanan ’Tosuncuk’ lakaplı Mehmet Aydın ve ağabeyi Fatih Aydın’ın da aralarında bulunduğu 20 sanığın 4 ayrı dava çerçevesinde yargılanmasına devam edildi. Anadolu 6. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya, tutuklu sanıklar Mehmet Aydın, ağabeyi Fatih Aydın ve Osman Naim Kaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlanırken, sanık avukatları salonda hazır bulundu. “Fatih Aydın, alınan taşınır taşınmaz mallarda herhangi bir şekilde söz sahibi değildi” Duruşmada söz verilen Osman Naim Kaya, “Fatih Aydın’ı, Mehmet Aydın geldikten 1 ay sonra tanıdım. Kendisi alınan taşınır taşınmaz mallarda herhangi bir şekilde söz sahibi değildi. Bana ihtiyaç olan şeyleri söyleyen ve aldıran kişi Mehmet Aydın’dı” ifadelerini kullandı. Sağ kolu ile Facebook’ta tanışmış Mehmet Aydın ise, “Osman Naim Kaya’nın Uruguay ile ilgili bir videoda yorumunu gördüm. Facebook’tan ekledim. Osman Naim Kaya ile sosyal medyada tanıştım. Uruguay’a gittiğimde kendisi bana çevirmenlik, çalışma izni alınması, taşınır taşınmaz malların alınması gibi konularda yardımcı oldu. Çiftlik Bank’ın oyun tarafıyla toplanan paralarla herhangi bir bağlantısı yoktu” dedi. Mahkeme heyeti, bilirkişi raporunun dosyaya ulaşmadığını belirterek, raporun beklenilmesine karar vererek duruşmayı erteledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.