#Suudi Arabistan

İLKHABER-Gazetesi - Suudi Arabistan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Suudi Arabistan haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye ile Suudi Arabistan arasında vize muafiyeti anlaşması imzalandı Haber

Türkiye ile Suudi Arabistan arasında vize muafiyeti anlaşması imzalandı

Türkiye ile Suudi Arabistan arasında diplomatik ve hususi pasaport sahiplerini kapsayan karşılıklı vize muafiyeti anlaşması imzalandı. Ankara’da gerçekleştirilen Türk-Suudi Koordinasyon Konseyi Üçüncü Toplantısı sonrası imzalanan anlaşmayla iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerde yeni bir adım atıldı. Hakan Fidan ile Faysal bin Ferhan Al-Suud eş başkanlığında düzenlenen Türk-Suudi Koordinasyon Konseyi Üçüncü Toplantısı Ankara’da gerçekleştirildi. Toplantının ardından iki ülke arasında diplomatik ve hususi pasaport hamillerine yönelik karşılıklı vize muafiyeti anlaşması imzalandı. Diplomatik ve hususi pasaport sahiplerini kapsıyor İmzalanan anlaşma kapsamında, Türkiye ve Suudi Arabistan vatandaşlarından diplomatik ve hususi pasaport sahibi olan kişiler karşılıklı olarak vize yükümlülüğünden muaf tutulacak. “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Diplomatik ve Hususî Pasaport Hamillerinin Vize Yükümlülüğünden Karşılıklı Olarak Muaf Tutulmasına İlişkin Anlaşma”nın iki ülke arasındaki diplomatik ilişkileri daha da güçlendirmesi bekleniyor. İki ülke ilişkilerinde yeni dönem Toplantıda ayrıca siyasi, ekonomik, ticari, güvenlik, enerji ve bölgesel iş birliği konularının da ele alındığı öğrenildi. Türk-Suudi Koordinasyon Konseyi bünyesinde iki ülke arasındaki ilişkilerin kurumsal çerçevede geliştirilmesine yönelik çalışmaların sürdüğü belirtildi.

Türkiye ve Suudi Arabistan arasında stratejik derinleşme: Ankara'daki kritik zirvenin detayları belli oldu Haber

Türkiye ve Suudi Arabistan arasında stratejik derinleşme: Ankara'daki kritik zirvenin detayları belli oldu

Türkiye ve Suudi Arabistan arasındaki diplomatik temaslar, Ankara’da gerçekleştirilen Türk-Suudi Koordinasyon Konseyi'nin üçüncü toplantısı ile yeni bir boyuta taşındı. Şubat 2017 ve Mayıs 2025 tarihlerinde yapılan üst düzey görüşmelerin devamı niteliğindeki bu zirve, iki ülke arasındaki münasebetlerin kişisel lider diplomasisinin ötesine geçerek devlet kurumları nezdinde teknik bir derinlik kazandığını tescilliyor. 2016 yılında temelleri atılan ancak bölgesel konjonktür nedeniyle periyodik olarak toplanamayan konsey, Ankara’daki bu son buluşma ile birlikte kurumsal bir yapıya bürünüyor. ANKARA-RİYAD HATTINDA BEŞ AYRI KOMİTE DEVREDE Zirve kapsamında faaliyet gösteren Siyasi, Askeri, Kültür, Sosyal ve Enerji başlıkları altındaki beş ayrı alt komite, işbirliği süreçlerini bürokratik rutinlerin dışına çıkararak stratejik bir ortaklık seviyesine taşıyor. Dışişleri bakanlarının riyasetinde bir araya gelen heyetler, iki ülke arasındaki normalleşme adımlarını "kurumsallaşan bir konsolidasyon" evresine taşıma iradesini ortaya koyuyor. Bu süreç, sadece kağıt üzerindeki temennilerin değil, somut ve işleyen bir mekanizmanın hayata geçirilmesi açısından büyük önem taşıyor. BELİRLİ PASAPORT HAMİLLERİ İÇİN VİZE SERBESTİSİ GÜNDEMDE Zirvenin en dikkat çekici maddelerinden biri, Türkiye ve Suudi Arabistan arasında belirli pasaport sahiplerini kapsayacak olan vize serbestisi anlaşması olarak öne çıkıyor. Bu hamle, iki başkent arasındaki güven ikliminin teknik engellerden arındırılması yolunda atılmış en kritik adımlardan biri olarak değerlendiriliyor. Vize serbestisi ihtimali, devletler arası mutabakatın toplumsal ve ekonomik bir entegrasyona dönüştürülmek istendiğinin en net göstergelerinden biri olarak kayıtlara geçiyor. MODERN HİCAZ DEMİR YOLU PROJESİ İLE TİCARET KORİDORU İlişkilerdeki ivmelenme, sadece siyasi destekle sınırlı kalmayıp devasa altyapı projeleriyle de destekleniyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından planlanan "Modern Hicaz Demir Yolu" projesi, bu yeni dönemin vizyoner işlerinden biri olarak masada yer alıyor. Türkiye, Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan'ı birbirine bağlaması öngörülen bu hattın İstanbul ile Cidde arasında kesintisiz bir ulaşım sağlaması hedefleniyor. Kızıldeniz’i Akdeniz ve Avrupa pazarlarına bağlayacak olan bu ticaret koridoru, bölgesel ekonomik bağımlılığı pozitif bir istikrar unsuruna dönüştürme potansiyeli taşıyor. BÖLGESEL GÜVENLİK VE GAZZE İÇİN ORTAK DURUŞ Orta Doğu'da devam eden Gazze krizi, İsrail'in Lübnan saldırıları ve İran-İsrail gerilimi gibi sıcak başlıklar karşısında Ankara ve Riyad, bölgesel sahiplenme ilkesiyle hareket ediyor. Her iki başkent de statükonun korunması ve toprak bütünlüğünün savunulması noktasında ortak bir paydada buluşuyor. Özellikle Hürmüz Boğazı'ndaki seyrüsefer güvenliğinin tesisi ve enerji piyasalarının istikrarı için sergilenen siyasi tavır, küresel ölçekte önem arz ediyor. İsrail'in Batı Şeria'daki eylemlerine karşı "iki devletli çözüm" vizyonunu kararlılıkla savunan iki ülke, uluslararası arenada güçlü bir blok oluşturma yolunda ilerliyor.

Pakistan Merkez Bankası duyurdu: 3 milyar dolarlık desteğin son dilimi hesapta Haber

Pakistan Merkez Bankası duyurdu: 3 milyar dolarlık desteğin son dilimi hesapta

Pakistan'ın döviz rezervlerini tahkim etmek amacıyla başlatılan finansal destek sürecinde önemli bir aşama geride kaldı. Pakistan Merkez Bankası (SBP), Suudi Arabistan Maliye Bakanlığı tarafından taahhüt edilen 3 milyar dolarlık mevduat paketinin son parçasının resmi olarak transfer edildiğini açıkladı. Söz konusu kaynak aktarımı, İslamabad yönetiminin dış ödemeler dengesini korumak ve ithalat maliyetleri karşısında eriyen rezervleri desteklemek adına kritik bir önem taşıyor. Sosyal medya üzerinden yapılan bilgilendirmede, 1 milyar dolarlık tutarın 20 Nisan tarihinde ülke hesaplarına giriş yaptığı belirtildi. MEVDUAT PAKETİNİN SON DİLİMİ MERKEZ BANKASI HESAPLARINDA Pakistan Merkez Bankası, fon transferine ilişkin yaptığı teknik bilgilendirmede şu ifadeleri kullandı: "Bu, Suudi Arabistan Krallığı tarafından yakın zamanda kabul edilen 3 milyar dolarlık mevduatın ikinci dilimidir. 2 milyar dolarlık ilk dilim, 15 Nisan 2026 tarihli ödeme vadesiyle zaten alınmıştır." Bu finansal enjeksiyonla birlikte, Suudi Arabistan'ın Pakistan ekonomisine sağladığı likidite desteği taahhüt edildiği şekilde tamamlanmış oldu. Yeni gelen kaynak, döviz piyasalarındaki arz-talep dengesini korumak için kullanılacak. MALİYE BAKANI AURANGZEB: "MEVCUT MEVDUATLARIN SÜRESİ UZATILDI" Ekonomi yönetiminin başında bulunan Maliye Bakanı Muhammed Aurangzeb, geçtiğimiz günlerde yaptığı değerlendirmede finansal istikrara vurgu yaptı. Aurangzeb, Suudi Arabistan'ın mevcut 5 milyar dolarlık mevduatının vadesini uzatma kararı aldığını hatırlatarak, yeni gelen fonların bu yapıya ek bir güç kattığını belirtti. Bakan, bu adımların Pakistan'ın uluslararası ödeme kapasitesini artırdığını ve piyasalara güven verdiğini ifade etti. BORÇ ÖDEMELERİ VE REZERVLERDEKİ SON DURUM NE? Pakistan bir yandan yeni kaynak arayışlarını sürdürürken, diğer yandan borç yükümlülüklerini yerine getirmeye devam ediyor. İslamabad yönetimi, geçtiğimiz hafta Birleşik Arap Emirlikleri'ne 2,4 milyar dolarlık bir ödeme gerçekleştirdi. Bu ay içerisinde 1 milyar dolarlık ek bir borç servisinin daha yapılması planlanıyor. Güncel verilere göre Pakistan'ın toplam likit döviz rezervleri 20,5 milyar dolar seviyesinde seyrediyor. Bu miktarın 15 milyar doları Pakistan Merkez Bankası bünyesinde yer alırken, 5,44 milyar dolarlık kısmı ise ticari bankaların portföyünde bulunuyor. Yetkililer, ithalat baskısı nedeniyle rezervlerin korunması için dış kaynak girişlerinin sürekliliğinin altını çiziyor.

Suudi Arabistan Büyükelçisi Abualnasr: Krallık, savaşın sona erdirilmesi için çabaları sürdürüyor Haber

Suudi Arabistan Büyükelçisi Abualnasr: Krallık, savaşın sona erdirilmesi için çabaları sürdürüyor

Türkiye Basın Federasyonu öncülüğünde gazetecilerle bir araya gelen Suudi Arabistan'ın Ankara Büyükelçisi Fahad b. Assaad Abualnasr, Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilere dair değerlendirmelerde bulundu. Büyükelçi Abualnasr, "Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki ilişkiler, mevcut dönemde her iki ülke liderliğinin bu ilişkileri daha geniş ve daha sağlam seviyelere taşımaya yönelik kararlılığını yansıtan nitelikli ve hızlı bir gelişim süreci yaşamaktadır. Karşılıklı gerçekleştirilen resmi ziyaretler, son olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Şubat 2026'da Suudi Arabistan'a yaptığı ziyaret, ilişkilerin daha güçlü ve derin bir zemine oturmasına katkı sağlamıştır" ifadelerini kullandı. "HEDEFİMİZ, HER İKİ ÜLKEYE FAYDA SAĞLAYACAK ORTAK PROJELERİN GELİŞTİRİLMESİNİ İÇEREN ORTAKLIKLAR KURMAKTIR" Arabistan'ın Türkiye'yi güçlü ilişkilere ve gelişen siyasi ve ekonomik bağlara sahip bir ortak olarak gördüğünü dile getiren Abualnasr, "Bu doğrultuda iş birliği alanlarını genişletme, karşılıklı güveni güçlendirme ve ilişkileri önümüzdeki dönemde daha geniş ufuklara taşıma yönündeki ortak iradeyi yansıtacak şekilde bu olumlu süreci sürdürmeye önem vermektedir. Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki ekonomik iş birliği, özellikle Suudi Arabistan Vizyon 2030'un nitelikli projeler ve katma değerli yatırımlar için sunduğu cazip ortam sayesinde geniş ve giderek büyüyen fırsatlar barındırmaktadır. Hedefimiz yalnızca ticaret hacmini artırmakla sınırlı değildir. Bunun ötesinde bilgi ve tecrübe aktarımına dayanan, karşılıklı yatırımları teşvik eden ve her iki ülkeye fayda sağlayacak ortak projelerin geliştirilmesini içeren sürdürülebilir ortaklıklar kurmaktır" değerlendirmesinde bulundu. "KARDEŞ TÜRKİYE İLE İŞ BİRLİĞİ, BÖLGESEL GELİŞMELER KARŞISINDA KOORDİNASYON VE İSTİŞARENİN ÖNEMİNE DAİR ORTAK BİR ANLAYIŞA DAYANMAKTADIR" Suudi Arabistan'ın bölgesel istikrarın desteklenmesi ve bölgedeki gerilimlerin azaltılması konusundaki rolüne ilişkin Abualnasr, "Krallık, bölge meselelerine yaklaşımında istikrarın desteklenmesi, krizlerin yayılmasının önlenmesi ve siyasi ile diplomatik çözümlerin öncelenmesi esasına dayanan sabit bir vizyondan hareket etmektedir. Bu yaklaşım, bölgenin güvenliği ve refahının ancak diyalog yoluyla, devletlerin egemenliğine saygı gösterilerek ve krizlerin kökten çözümüyle ele alınarak sağlanabileceği inancına dayanmaktadır. Bu sayede halkların çıkarları korunmakta ve daha fazla tırmanmanın önüne geçilmektedir. Bu çerçevede kardeş Türkiye ile iş birliği, bölgesel gelişmeler karşısında koordinasyon ve istişarenin önemine dair ortak bir anlayışa dayanmaktadır. Siyasi temasların yoğunlaştırılması, bölgesel krizlere ilişkin görüş alışverişinde bulunulması ve gerilimi düşürmeye yönelik diplomatik çözüm yollarının desteklenmesi, bu iş birliğinin temel unsurlarını oluşturmaktadır. Krallık, iki ülkenin çıkarlarına hizmet edecek, bölgenin güvenliği ve refahını güçlendirecek şekilde bu ilişkiyi daha geniş ufuklara taşımaya kararlıdır" dedi. "SUUDİ ARABİSTAN, İRAN SALDIRILARINI GÜÇLÜ BİÇİMDE KINAMAKTADIR" ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın bölgedeki bazı ülkeleri de hedef aldığını aktaran Abualnasr, sözlerine şöyle devam etti: "Krallığın bu konudaki tutumu açık ve kararlıdır. Suudi Arabistan, kendisini, Körfez ülkelerini ve Ürdün'ü hedef alan bu haksız İran saldırılarını güçlü biçimde kınamakta; bunları devletlerin egemenliğine yönelik kabul edilemez bir ihlal ve bölgenin güvenliği ile istikrarına doğrudan bir tehdit olarak değerlendirmektedir. Söz konusu saldırıları meşrulaştırmaya yönelik her türlü gerekçeyi reddetmektedir. Krallık, hava sahası veya topraklarının İran'a yönelik herhangi bir saldırı için kullanılmasına izin vermeyeceğini resmi olarak açıkça ifade etmiş olup, dolayısıyla bu tür iddialar tamamen kabul edilemezdir. Bununla birlikte Krallık, en üst düzeyde hikmet ve sağduyu ile hareket etmeyi sürdürmektedir. Türkiye ve diğer ülkelerle koordinasyon içinde gerilimi düşürmeye yönelik çabaları desteklemeye, savaşın sona erdirilmesi ve bölgesel istikrarın yeniden tesis edilmesine katkı sağlamaya devam etmektedir. Ortak açıklamalarda da vurgulandığı üzere gerginliği tırmandıracak adımlardan kaçınılması ve istikrarın korunmasına yönelik uluslararası çabaların güçlendirilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Aynı şekilde Krallık, kardeş Türkiye Cumhuriyeti'ne yönelik son İran saldırıları karşısında da tutumunu net biçimde ortaya koymuş; İran'ın Türkiye'yi hedef alma girişimini şiddetle kınadığını resmen açıklamıştır. Bu, Türkiye'nin güvenliğine ve egemenliğine yönelik her türlü tehdidin reddedildiğinin açık bir göstergesidir." "HÜRMÜZ BOĞAZI VE BABU'L-MENDEB BOĞAZI'NIN GÜVENLİĞİ BÜYÜK ÖNEM TAŞIMAKTADIR" Abualnasr, Arabistan'ın bölgede enerji istikrarının ve deniz yollarının korunmasına dair çalışmalar yürüttüğünü ifade ederek, "Hürmüz Boğazı ve Babu'l-Mendeb Boğazı gibi kritik geçiş noktalarının güvenliği büyük önem taşımaktadır. Bu bölgelere yönelik herhangi bir tehdit, yalnızca küresel ekonomi ve uluslararası enerji güvenliğini değil, aynı zamanda ticaret akışını ve temel ürün ve malların özellikle gıda tedariklerinin hareketini de etkilemektedir. Bu çerçevede, Krallık'taki Doğu-Batı Petrol Boru Hattı, küresel arz istikrarını destekleyen stratejik bir alternatif güzergah olarak öne çıkmaktadır. Özellikle bölgedeki askeri gerilimlerin artması ve bunun Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğine doğrudan etkisi göz önünde bulundurulduğunda, bu hat büyük önem kazanmaktadır. Söz konusu boru hattı, petrol ve enerji arzının Kızıldeniz kıyılarına güvenli alternatif rotalar üzerinden taşınması için Suudi Arabistan'a büyük bir esneklik tanıyarak, arz sürekliliğini ve güvenilirliğini artırmakta; aynı zamanda bölgedeki gerilimlerden kaynaklanan etkileri azaltmaya katkı sağlamaktadır" diye konuştu. "KRALLIK, FİLİSTİN HALKINA YÖNELİK İNSANİ DESTEĞİNİ DE SÜRDÜRMEKTEDİR" Ülke olarak İsrail'in Filistin'e yönelik saldırılarını reddettiklerini dile getiren Abualnasr, "Siyasi tutumunun yanı sıra Krallık, Filistin halkına yönelik insani desteğini de sürdürmektedir. Kral Salman İnsani Yardım ve Çalışma Merkezi aracılığıyla yürütülen çalışmalar kapsamında 78 uçak ve 8 gemiyle 7 bin 706 tondan fazla yardım ulaştırılmış, ayrıca 914 yardım tırı, 20 ambulans sevk edilmiş ve toplam değeri 90,35 milyon doları bulan yardım anlaşmaları gerçekleştirilmiştir. Bu da siyasi tutumun doğrudan insani ve düzenli bir çalışma ile birlikte yapıldığını yansımaktadır" dedi. Hac ve umre konusunda özellikle Türk hacılara yönelik hizmetlere ilişkin Abualnasr, "Krallık, Türk hacıların da dahil olduğu dünyanın farklı ülkelerinden gelen hacılar için daha kolay, güvenli ve konforlu bir deneyim sağlamak amacıyla hizmet, organizasyon ve teknoloji altyapısını sürekli geliştirmektedir. Bu kapsamda başlatılan ‘Mekke Yolu' girişimi, hacıların ülkelerindeki havalimanlarında çıkış işlemlerini tamamlayarak, Suudi Arabistan'a vardıklarında doğrudan konaklama yerlerine geçmelerine imkan tanımaktadır. Bu girişim Türkiye'yi de kapsamakta olup, Ankara ve İstanbul havalimanlarında uygulanmaya başlanmıştır. Böylece Türk hacıların yolculuğu önemli ölçüde kolaylaştırılmış ve hizmet kalitesi artırılmıştır" ifadelerini kullandı. Abualnasr, ayrıca ABD ile İran arasındaki ateşkes anlaşmasını memnuniyetle karşıladıklarını söyleyerek, bu durumun kalıcı olmasını dilediklerini belirtti.

Türkiye'nin de dahil olduğu Sekiz ülkeden İsrail'e ortak tepki: Kudüs'teki kutsal mekanlara yönelik müdahaleler reddedildi Haber

Türkiye'nin de dahil olduğu Sekiz ülkeden İsrail'e ortak tepki: Kudüs'teki kutsal mekanlara yönelik müdahaleler reddedildi

Türkiye, Mısır, Endonezya, Ürdün, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanları, yaptıkları ortak açıklama ile İsrail'in Kudüs’teki Müslümanlara ve Hristiyanlara ait kutsal mekânlara ilişkin hukuki ve tarihi statükoyu değiştirmeye yönelik her türlü girişimini kınadıklarını ve reddettiklerini bildirdi. İSRAİL'İN EGEMENLİK İDDİALARINA REDDİYE Türkiye Cumhuriyeti, Mısır Arap Cumhuriyeti, Ürdün Haşimi Krallığı, Endonezya Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti, Katar Devleti, Suudi Arabistan Krallığı ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin dışişleri bakanları, Müslümanların ibadet için Mescid-i Aksa'nın da içinde bulunduğu Harem-i Şerif’e erişiminin ve Kudüs Latin Patriği ile Kutsal Topraklar Muhafızı’nın Palmiye Pazarı Ayini’ni icra etmek üzere Kutsal Kabir Kilisesi’ne girişlerinin engellenmesi dahil olmak üzere işgal altındaki Kudüs’te Müslümanlar ve Hristiyanlar için ibadet özgürlüğüne yönelik olarak İsrail tarafından sürdürülen kısıtlamaları en güçlü biçimde kınadı ve reddetti. 8 ülkenin dışişleri bakanları tarafından yapılan ortak basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi: "Bakanlar, Kudüs’teki Müslümanlara ve Hristiyanlara ait kutsal mekânlara ilişkin hukuki ve tarihî statükoyu değiştirmeye yönelik her türlü İsrail girişimini kınadıklarını ve reddettiklerini yinelemiştir. Devam etmekte olan söz konusu İsrail uygulamaları, uluslararası insancıl hukuk dahil uluslararası hukukun yanı sıra mevcut hukuki ve tarihî statükonun açık bir ihlalini teşkil etmekte ve ibadet yerlerine engelsiz erişim hakkının ihlali anlamına gelmektedir. Bakanlar, Hristiyanların dini vecibelerini yerine getirmek üzere Kutsal Kabir Kilisesi’ne serbest erişimlerinin engellenmesi dahil, Kudüs’te Müslümanlara ve Hristiyanlara yönelik hukuka aykırı ve kısıtlayıcı İsrail uygulamalarını kesin bir şekilde reddettiklerini teyit etmiştir. Bakanlar, Kudüs’ün ve buradaki Müslüman ve Hristiyan kutsal mekânlarının mevcut tarihî ve hukuki statükosuna riayet edilmesi gerekliliğini vurgulamış, işgalci güç İsrail’in işgal altındaki Kudüs üzerinde hiçbir egemenliği bulunmadığını yinelemiş ve ibadet edenlerin Kudüs’teki ibadet yerlerine erişimini engelleyen tüm uygulamalara son verilmesi gerektiğinin altını çizmiştir. Bakanlar, İsrail’in Mescid-i Aksa/Harem-i Şerif’in kapılarını ibadet edenlere mübarek Ramazan ayı dahil olmak üzere 30 gün boyunca kesintisiz olarak kapalı tutmasını ve ibadet özgürlüğünü kısıtlamasını bir kez daha kınamış; bunun uluslararası hukukun, mevcut hukuki ve tarihî statüko ile işgalci güç İsrail’in yükümlülüklerinin ciddi bir ihlalini teşkil ettiğini belirtmiştir. Bakanlar, söz konusu tırmandırıcı tedbirlerin bölgesel ve uluslararası barış ve güvenlik açısından taşıdığı tehlikelere dair uyarılarda bulunmuştur. Bakanlar, toplam 144 dönümlük alanı kapsayan Mescid-i Aksa/Harem-i Şerif’in tamamının yalnızca Müslümanlara ait bir ibadet yeri olduğunu yinelemiş; Ürdün Evkaf ve İslami İşler Bakanlığı’na bağlı Kudüs Evkaf İdaresi ve Mescid-i Aksa İşleri Dairesi’nin mübarek Mescid-i Aksa/Harem-i Şerif’in işlerini yürütmek ve girişleri düzenlemek konusunda münhasır yetkiye sahip hukuki merci olduğunu vurgulamıştır. Bakanlar, işgalci güç İsrail’e Mescid-i Aksa/Harem-i Şerif’in kapılarının kapatılmasına derhal son vermesi, Kudüs Eski Şehri’ne erişime yönelik kısıtlamaları kaldırması ve Müslümanların Mescid-i Aksa/Harem-i Şerif’e erişimini engellemekten kaçınması çağrısında bulunmuştur. Bakanlar ayrıca uluslararası topluma İsrail’i Kudüs’teki Müslümanlara ve Hristiyanlara ait kutsal mekânlara ve kutsal mekanların kutsiyetine halel getirmeye yönelik devam eden ihlallerine ve hukuka aykırı uygulamalarına son vermeye zorlayacak kararlı bir tutum benimsemesi çağrısı yapmıştır."

Körfez'de enerji savaşı: 5 ülkede 8 kritik tesise saldırı düzenlendi Haber

Körfez'de enerji savaşı: 5 ülkede 8 kritik tesise saldırı düzenlendi

ABD ve İsrail tarafından 28 Şubat tarihinde İran'a yönelik başlatılan askeri harekat, Orta Doğu'daki enerji arz güvenliğini sarsan bir misilleme dalgasına dönüştü. İran'ın karşı hamleleri neticesinde Körfez bölgesindeki 5 ayrı ülkede bulunan toplam 8 stratejik enerji tesisi doğrudan hedef alındı. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Bahreyn, Suudi Arabistan ve Kuveyt'teki tesislerde meydana gelen hasarlar nedeniyle küresel piyasalarda enerji fiyatları hızla yükselirken, birçok noktada mücbir sebep ilan edilerek üretim kısıtlamasına gidildi. KATAR LNG İHRACATINDA BÜYÜK KAYIP Katar Savunma Bakanlığı, 18 Mart'ta Ras Laffan Sanayi Bölgesi'ne yönelik gerçekleştirilen füze saldırısının LNG tesislerinde yangına yol açtığını duyurdu. Küresel LNG arzının yaklaşık yüzde 20'sini sağlayan bölgedeki kritik hasar, enerji piyasalarında derin endişe yarattı. Qatar Energy CEO’su Saad bin Şeride el-Kaabi, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: "Zarar gören üniteler, Katar'ın LNG ihracatının yaklaşık yüzde 17'sini temsil etmektedir. Füze saldırıları Katar'ın LNG ihracat kapasitesini yüzde 17 düşürdü ve yıllık yaklaşık 20 milyar dolar gelir kaybına neden oldu. Üretim tesislerimizde meydana gelen büyük çaplı hasarın onarılması 5 yıla kadar sürebilir ve bu durum bizi uzun vadeli mücbir sebep ilan etmeye zorlayacaktır." BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ'NDE GAZ VE PETROL HEDEFTE BAE yönetimi, 19 Mart'ta ülkenin enerji kalbi sayılan Habşan Doğal Gaz Tesisi ile Bab Petrol Sahası'na düzenlenen füze saldırılarının savunma sistemlerince engellendiğini açıkladı. Ancak imha edilen füzelerden düşen parçaların Habşan Tesisi'nde faaliyetlerin durmasına yol açtığı bildirildi. Ülkenin günlük doğalgaz gereksiniminin yüzde 80'ini karşılayan bu tesisin devre dışı kalması, iç piyasada ve sanayi üretiminde aksamalara neden oldu. SUUDİ ARABİSTAN VE KUVEYT'TE İHA HAREKETLİLİĞİ Suudi Arabistan'da 19 Mart'ta Yanbu Limanı'ndaki Samref Rafinerisi'ne yönelik İHA saldırı girişimi kaydedildi. Daha önce 2 ve 4 Mart tarihlerinde de benzer girişimlerin yaşandığı ülkede, Ras Tanura Rafinerisi'ne yönelik saldırı girişimi hakkında Savunma Bakanlığı Sözcüsü Turki el-Maliki, düşen parçaların küçük çaplı hasara ve yangına yol açtığını, ancak can kaybı olmadığını açıkladı. Kuveyt'te ise 19 Mart'ta Abdullah ve Ahmedi limanlarındaki rafineriler insansız hava araçlarıyla hedef alındı. Çıkan yangınlar kontrol altına alınırken, Hürmüz Boğazı'ndaki riskler sebebiyle rafinaj kapasitesinde azaltmaya gidildiği öğrenildi. BAHREYN'DE OPERASYONEL KISITLAMA VE FİYAT ARTIŞI Bahreyn Petrol Şirketi (BAPCO), 5 ve 9 Mart tarihlerindeki saldırıların ardından operasyonel süreçlerde mücbir sebep uygulamasına geçtiğini bildirdi. Rafineri birimlerini hedef alan bu saldırılar sonrasında yerel talebin önlemler sayesinde karşılandığı belirtildi. Bölgedeki bu istikrarsızlık, Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan sevkiyatları aksatırken Katar Enerji Bakanı Saad el-Kaabi, saldırıların devamı halinde petrolün varil fiyatının 150 dolara ulaşabileceği uyarısında bulundu. İsrail ve ABD'nin 28 Şubat operasyonuna karşılık olarak İran, ABD üslerine ev sahipliği yapan bölge ülkelerindeki enerji altyapılarını hedef almaya devam ediyor.

Suudi Arabistan'ın Ras Tanura rafinerisine insansız hava aracı saldırısı düzenlendi Haber

Suudi Arabistan'ın Ras Tanura rafinerisine insansız hava aracı saldırısı düzenlendi

ABD ve İsrail'in cumartesi sabah saatlerinde İran'a yönelik başlattıkları operasyonların ardından bölgedeki gerilim tırmanıyor. Suudi Arabistan'ın ekonomik can damarı olarak nitelendirilen Ras Tanura bölgesindeki Aramco petrol rafinerisine saldırı düzenlendi. Yerel kaynaklardan edinilen bilgilere göre, saldırı sonucunda tesiste yangın meydana geldi. RAS TANURA TESİSLERİNDE OPERASYONLAR DURDURULDU Saldırının ardından bölgeden yoğun dumanlar yükselirken, rafinerideki tüm operasyonların güvenlik gerekçesiyle durdurulduğu açıklandı. İlk belirlemelere göre olayda herhangi bir can kaybı ya da yaralanma yaşanmadığı ifade edildi. Suudi yetkililer, tesisin güvenliğini sağlamak ve yangını kontrol altına almak için ekiplerin müdahalesinin sürdüğünü bildirdi. İRAN MENŞELİ İHA KULLANILDIĞI İDDİASI Askeri kaynaklar, saldırıda "İran yapımı Shahed-136 tipi insansız hava aracının" kullanıldığını ve aracın doğrudan enerji merkezini hedef aldığını belirtti. Suudi Arabistan'ın en önemli enerji düğüm noktalarından biri olarak bilinen rafineriye yönelik bu eylem, bölgesel güvenlik endişelerini artırdı. STRATEJİK ENERJİ MERKEZİ HEDEFTE Dünyanın en büyük ham petrol rezervlerine sahip şirketi olan Suudi Aramco bünyesindeki Ras Tanura rafinerisi, günlük 550 bin varil petrol işleme kapasitesine sahip. Orta Doğu'nun en büyük rafinaj tesisleri arasında yer alan merkez, Suudi Arabistan'ın üretim ve ihracat zincirinde kritik bir rol üstleniyor. Ras Tanura Limanı, ülkenin toplam petrol ihracatının yaklaşık yüzde 75'ine ev sahipliği yapması sebebiyle küresel enerji piyasaları açısından da stratejik önem taşıyor.

F-15 HANGİ ÜLKELERDE VAR? F-15 EAGLE KULLANAN ÜLKELER VE ÖZELLİKLERİ Haber

F-15 HANGİ ÜLKELERDE VAR? F-15 EAGLE KULLANAN ÜLKELER VE ÖZELLİKLERİ

Orta Doğu’daki savaş atmosferi sürerken Kuveyt hava sahasında bir F-15 savaş uçağının düşürüldüğü bildirildi. Pilotun yaralı olarak kurtarıldığı belirtilirken, olayın “yanlışlıkla düşürme” ihtimali üzerinde duruluyor. Bu gelişme sonrası F-15 Eagle modelini kullanan ülkeler yeniden mercek altına alındı. F-15 HANGİ ÜLKELERDE VAR? McDonnell Douglas tarafından geliştirilen ve bugün Boeing tarafından modernize edilen F-15 Eagle, başta ABD olmak üzere birçok ülkenin envanterinde bulunuyor Kuveyt’in resmi envanterinde F-15 Eagle bulunmuyor. Ancak Kuveyt’te ABD askeri varlığı kapsamında Amerikan F-15’leri bölgede konuşlu olarak görev yapabiliyor. Son düşürülen uçağın da ABD’ye ait olduğu ifade edildi. F-15 KULLANAN ÜLKELER: ABD (Ana kullanıcı – ABD Hava Kuvvetleri) İsrail Japonya Suudi Arabistan Katar Ayrıca F-15E Strike Eagle ve gelişmiş varyantları da farklı ülkelerde aktif olarak görev yapmaktadır F-15 EAGLE NEDİR? F-15 Eagle; çift motorlu, her türlü hava koşulunda görev yapabilen bir hava üstünlüğü savaş uçağıdır İlk uçuş: 1972 Yapıştırılan metin Hizmete giriş: 1976 Azami hız: 2.5 Mach Servis tavanı: 19.812 metre Modern versiyon olan F-15EX Eagle II, gelişmiş dijital kokpit ve artırılmış mühimmat kapasitesiyle 2040’a kadar hizmette kalacak şekilde planlanıyor F-15 NEDEN ÖNEMLİ? F-15, hava muharebelerinde yüksek başarı oranıyla dikkat çekiyor. Özellikle İsrail Hava Kuvvetleri’nin operasyonlarında aktif rol oynayan model, modern savaş tarihinde en etkili avcı uçakları arasında gösteriliyor Körfez Savaşı başta olmak üzere birçok çatışmada görev yapan F-15, hava üstünlüğü konseptinin sembol uçaklarından biri olarak kabul ediliyor ORTA DOĞU GERİLİMİNDE F-15 DETAYI Son gelişmeler sonrası F-15 savaş uçaklarının hangi ülkelerde bulunduğu ve hangi versiyonların aktif olduğu yeniden tartışma konusu oldu. Bölgedeki askeri dengelerde F-15 kullanıcılarının rolü dikkatle izleniyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.