#Taş Tepeler

İLKHABER-Gazetesi - Taş Tepeler haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Taş Tepeler haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Neolitik Çağ'ın Mezopotamya yemekleri günümüze uyarlandı Haber

Neolitik Çağ'ın Mezopotamya yemekleri günümüze uyarlandı

Kültür ve Turizm Bakanlığınca düzenlenen Şanlıurfa Kültür Yolu Festivali kapsamında Akkor, basın mensuplarına 12 bin yıl önce Mezopotamya ve özellikle Karahantepe'de insanların beslenme alışkanlıklarından yola çıkarak hazırladığı yemekleri tattırdı. Usta şef menüsünde, Şanlıurfa'nın doğal buğdaylarından hazırlanan ekmek, yanık sadeyağ, koyun yoğurdu, mevsim otları, buğday lapası, kuzu kemikli et, az kavrulmuş Karacadağ pirincinden yaptığı yemekleri Karahantepe'de ilk kez sundu. "12 BİN YILDA ACAYİP BİR DİRENÇ KAZANMIŞ, DOĞAYLA BERABER UYUMLU YAŞAMAYI ÖĞRENMİŞ" Akkor, yaklaşık 33 yıldır Türkiye'yi gezdiğini, 15 yıldır da kazı alanlarında çalıştığını ve 5 yıldır da Taş Tepeler Projesi'nin beslenme üyesi olarak araştırmalara katıldığını söyledi. Taş Tepeler bölgesine ilk geldiğinde, insanların o dönemlerde ne pişirdiklerini, ilk ekmeği onların yapıp yapmadığını, kuzu yiyip, yemediklerini sorguladığını belirten Akkor, "5 yıllık çalışma sonrasında şunu fark ettim. Burası bambaşka bir coğrafya. 12 bin yıldır her depremi, her seli, her ısınmayı, her soğumayı, her kuraklığı, her felaketi aşmış bir Anadolu insanı, Mezopotamya insanı var. Bu bölge, dünyanın ortak hafızası ve ortak bilinci. Burası, 12 bin yılda acayip bir direnç kazanmış, doğayla beraber uyumlu yaşamayı öğrenmiş ve bunu bugünlere aktarmış Anadolu insanı, bence bu kazıların en büyük anlamı budur." dedi. YEMEKLERİ "NASIL PİŞİRİYORLARDI?" SORUSUYLA RAFİNE BİR ŞEKİLDE YAPTI Taş Tepeler'de en çok ilgisini çeken besinin "buğday" olduğunu belirten Akkor, Anadolu'nun buğdayın vatanı olduğunu ifade etti. Akkor, bugün Anadolu'da yetişen buğdayın, o gün Karahantepe'deki insanların karnını doyurduğu besin olduğunu söyledi. Ömür Akkor, şunları ifade etti: "Bugün 124 ülkede yetiştiriliyor ve dünya nüfusunun üçte biri kalorisini buğdaydan karşılıyor. Anadolu bütün dünyayı doyuran bir kaynak. Hazırladığım menüde, Karacadağ pirincinden pilavı göreceğiz. Karacadağ, Diyarbakır'la Urfa arasında. Bilim diyor ki 'bir şeyin yabanisi yetişirse ana vatanı orasıdır.' Yabanisinin Urfa'da yetiştiğini biliyoruz. Böylece burası dünyanın bakliyat ambarı. O günden bugüne Anadolu insanı, hala bütün dünyayı beslemeye, insanına dünyayı tanıtmaya yönelik büyük bir yaşam pratiği içinde olmuştur. Benim de yapmak istediğim aslında bunu göstermekti." Yemekleri, 12 bin yıl önce insanların yedikleri yiyecekleri "Nasıl pişiriyorlardı?" sorusuyla rafine bir şekilde yaptığını anlatan Akkor, otları biraz çiğ ve bazılarını da pişirerek hazırladığını belirtti. "BU COĞRAFYADA OLMAK BÜYÜK BİR NİMET" Buğdayın o dönemde haşlandığı ve kavrulduğunun artık verilerle bilindiğine işaret eden Akkor, sözlerini şöyle sürdürdü: "Taş Tepeler'de ekmeği orijinal buğdayla yeniden yaptık. O dönemde bir ekmek yapma pratiği değil, fırıncılık pratiği olduğunu biliyoruz. Yani tek bir ekmek yapmadılar. Fazlasıyla çeşitte ekmek ürettiler. Sade yağa önem verdiler. O günlerden 1500 sene sonraya daha baktığımızda artık ikinci ürün devrimi yani fermente ürünler başlıyor. Anadolu aslında 7 bin yıl kendi başına yemek, içecek, beslenme, hep beraber bir tören yapma, kutlama yapma, yas tutma gibi faaliyetleri yapmış. Benim şansım, bugün bu topraklarda yaşıyorum, 32 yıldır Anadolu'yu geziyorum, hocalarımı kendi dilimde anlayarak eğitimime devam ettim ve bunların hepsi Türkçe, müthiş bir şey. Şu an bütün dünya burayı anlamak istiyor. İnsanlar daha bilimsel raporları okurken ben yemekleri yapmaya başladım, çok öndeyiz yani. Bu coğrafyada olmak büyük bir nimet." Taş Tepeler'deki 5 yıllık çalışmanın sonunda buğdayın türlerini yemeklerde çalışmaya, yeni reçeteler denemeye başladığını belirten usta şef Akkor, bugün Türkiye'nin çok fazla dışarıdan buğday aldığını söyledi. "TAŞ TEPELER, DÜNYANIN EN BÜYÜK ZENGİNLİĞİ" Buğday türleri ile ekmekler, haşlamalar, lapalar, pilavlar, buğdayları yakarak firik yapıp onunla yemekler yapmaya başladığını dile getiren Akkor, sözlerini şöyle sürdürdü: "O dönemde buğday haricinde, çiğ bakla, yeşil nohut ve otları çok kullanmışlar. Ben de menümde kullandım. Bu bölgede çöl mantarı var, çok fazla yetişiyor. Biz onu 'trüf' diye tanıyoruz ama buradaki başka bir türü. Bunları kullanmaya başladım yemeklerimde. Ben artık neredeyse marketten bir şey alıp yemek yapmaktan daha ziyade hepsini buralardan toparlayıp yemeği daha çok seviyorum çünkü bana göre hafıza, kültür, miras bunlarla yaşamak ve Taş Tepeler dünyanın en büyük zenginliği. Monte Carlo'da, Paris'te, Hollywood'da dünyanın en iyi lokantalarında yemek yiyebilirsiniz ama hiçbiri gerçek değil. Tüm gerçeklik burada. O yüzden de ona parası olan herkes ulaşabilir ama bu gıdalara kültür, miras, saygı, bu tür birikimleri olan insanlar ulaşıyor. Urfa'da şimdi hangi köye giderseniz koyun yoğurdunu yersiniz. Hangi köye giderseniz size bu pilavı yaparlar. Hangi köye giderseniz bu otları sizin için kavururlar. Bu Antep için de geçerli. Kahramanmaraş, Muğla, Artvin, Hakkari için de geçerli. Dönemin insanı, doğaya büyük bir saygıyla beraber yaşamayı öğrenmiş ve 12 bin yıllık hayatı devam ettirebilmiş. 'Ben doğaya müdahale ederim, ben yağmur yağdırırım, ben şimşek çaktırabiliyorum, ben insanım, en büyüğüm.' dememiş. 'Allah hepimizi beraber yarattı. Bizim aklımız var ve mutlu mesut hep beraber yaşayalım.' diye bence çok güzel bir hayat yaşamışlar."

Buğdayın izi Şanlıurfa'da sürülüyor Haber

Buğdayın izi Şanlıurfa'da sürülüyor

Şanlıurfa, 15 Haziran Pazar gününe kadar buğdayın tarihsel ve kültürel izini sürecek önemli bir etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi ve Slow Food Urfa'nın ev sahipliğinde, Slow Food Türkiye Topluluk Ağı ve Taş Tepeler iş birliğiyle düzenlenen “Slow Wheat Şanlıurfa 2025: Türkiye’de Buğdayın Yolculuğu” başlıklı etkinlikte buğdayın yerel ve evrensel önemi farklı yönleriyle ele alınacak. Etkinlik kapsamında paneller, buğday tarlası gezileri, temsili geleneksel hasat töreni, şef atölyeleri ve söyleşiler düzenlenecek. Katılımcılar, doğa dostu tarım uygulamaları, iklim krizine uyumlu üretim pratikleri ve buğdayın arkeolojik ve kültürel mirası hakkında disiplinler arası bir perspektifle bilgi edinecek. Buğdayın anavatanı sayılan, tarım tarihine ışık tutan ve medeniyetlerin beşiği olarak kabul edilen Şanlıurfa’da gerçekleştirilecek bu çok yönlü buluşma, aynı zamanda yerel üreticilerden akademisyenlere, kamu temsilcilerinden tüketicilere kadar geniş bir katılımcı kitlesini bir araya getiriyor. Etkinlikte, Doğa Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve Slow Food Mahal üyesi Dicle Tuba Kılıç da konuşmacı olarak yer alacak. Kılıç, 15 Haziran Pazar günü sona erecek etkinlikte “Buğday Peyzajları” başlıklı panelde bir sunum gerçekleştirecek. Etkinlikle ilgili konuşan Dicle Tuba Kılıç, "Şanlıurfa’da buğdayın izini sürüyor, biyoçeşitliliği koruyan doğa dostu tarımın hikayesine ortak oluyoruz. Uluslararası Slow Wheat Şanlıurfa, yerel buğday üreticilerini, değirmencileri, fırıncıları, akademisyenleri, araştırmacıları, kamu kurum temsilcilerini ve tüketicileri bir araya getiriyor" ifadelerini kullandı. Etkinliğin açılışı yapıldı Bu arada, 'Slow Wheat Şanlıurfa 2025' etkinliğinin açılış programı da Şanlıurfa'nın Karaköprü ilçesi Bölücek Mahallesi'nde yapıldı. Programda geleneksel yöntemlerle buğday hasadı, buğday sergisi açılışı ve bulgur yapımı gösterisi gerçekleştirildi. Etkinlikte buğdayın binlerce yıllık yolculuğu kültür, müzik ve gastronomiyle harmanlanarak uluslararası katılımcılarla ele alınacak.

'Taş Tepeler' projesi, dünya tarihine ışık tutuyor Haber

'Taş Tepeler' projesi, dünya tarihine ışık tutuyor

Altınoran Düşünce ve Sanat Derneği, sezon açılış etkinlikleri kapsamında 12 bin yıl önce kurulan  "Şanlıurfa Neolitik Çağ Araştırmaları Projesi: Taş Tepeler"e gezi düzenledi. Dernek üyeleri, Taş Tepeler gezisinde, Sayburç, Çakmak Tepe, Göbeklitepe ve Karahantepe'yi, kazı başkanları Doç. Dr. Eylem Özdoğan ve Doç. Dr. Fatma Şahin'in,  Karahantepe'yi de “Taş Tepeler” projesinin Koordinatörü ve Karahantepe Kazı Başkanı Prof. Dr. Necmi Karul rehberliğinde gezdi. Katılımcılar, sosyal medyada kazıların durdurulduğu yönünde bilgilerin yer adlığı Göbeklitepe'deki çalışmaların devam ettiğine şahit oldu. Altınoran Düşünce ve Sanat Derneği grubuna, dünyanın farklı bölgelerinden yaklaşık bin prehistorya uzmanı bilim insanın 4 Kasım 2024 tarihinde Şanlıurfa'da Neolitik dönemi tartışmak üzere toplanacağı bilgisi verildi. Dünya tarihini değiştiren kahramanlar arasında bir Adanalı: Doç. Dr. Fatma Şahin Dünya tarihini değiştirebilecek düzeyde öneme sahip SİT alanındaki eserleri gün yüzüne çıkartmak üzere Prof. Dr. Necmi Karul koordinatörlüğünde dünyanın çeşitli yerlerinden seçilmiş bilim insanları kazı çalışmaları devam ederken, her kazının başına dünyadan önemli prehistorya uzmanları atandı. Bu tepelerin içinde en eski bulgulara sahip olan Çakmak Tepe’deki kazıya başkanlık yapmak üzere ise Çukurova Üniversitesi'nden Doç. Dr. Fatma Şahin seçildi. Yerleşimden çok uzak, zaman zaman 50 dereceyi aşan sıcakta ekip arkadaşlarıyla çalışan Doç. Dr. Fatma Şahin'e, Altınoran Düşünce ve Sanat Derneği Başkanı Dr. Haluk Uygur tarafından, derneğin kitapları hediye edildi. Hediye edilen kitaplar arasında, Dr. Haluk Uygur, Ayşe Ateşoğlu ve Prof. Dr. Hakan Yaman ile birlikte Türkçeye kazandırılan “Kilikya'ya Yolculuk, Kilikya'nın Tanrıları ve Yöneticileri ve Küçük Asya'ya Seyahat” isimli kitaplar yer aldı. Dr. Uygur, Doç. Dr. Fatma Şahin'in, böylesine önemli bir projede bilgisi ve kararlılığıyla Adana'yı temsil ettiğini ifade ederek, "Bu projede yer alan tüm bilim insanlarına saygı duymamak elde değil. Bölgeyi tüm güçleriyle kazan bilim insanlarının hepsine Altınoran olarak başarılar diliyoruz. Vatanseverlik böyle bir şey olsa gerek" dedi. Sanat eserlerinin, yapıldıkları dönemin düşünme sistemini günümüze aktaran en önemli iletişim araçları olduğunu söyleyen Dr. Haluk Uygur, "Hele eserlerin ait olduğu dönemde yaygın anlamda kullanıldığı biçimde yazı icat edilmediyse, sanat eserleri bir anlamda yazı haline geliyor. İşte Altınoran olarak bizim gayretimiz, bu yazı dilini öğrenerek dönem insanını anlamaya çalışmak. Tüm gezilerimiz bu amaç doğrultusunda yapılıyor. Unutmamalı ki, geçmişi anlamak, geleceği inşa etmenin ilk adımıdır. Bizce sanatın asıl amacı ise geleceğin inşasına katılmaktır" ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.