#türkiye

İLKHABER-Gazetesi - türkiye haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, türkiye haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Avrupa Kayserili İşverenler Birliği'nden vatan sevgisi vurgusu: "Türkiye ortak yuvamız" Haber

Avrupa Kayserili İşverenler Birliği'nden vatan sevgisi vurgusu: "Türkiye ortak yuvamız"

Avrupa Kayserili İşverenler Birliği (AKİB) Genel Başkanı Ali Hızar ve yönetimi, yaz sezonu öncesinde Avrupa’da yaşayan milyonlarca gurbetçiye anlam yüklü ve güçlü bir çağrıda bulundu. Vatan sevgisi, milli aidiyet ve ekonomik dayanışma vurgusunun ön plana çıktığı açıklamada, gurbetçilere tatil rotalarını Türkiye’ye çevirmeleri çağrısı yapıldı. AKİB Genel Başkanı Ali Hızar yaptığı açıklamada, Türkiye’nin sadece bir tatil destinasyonu değil; gurbetçiler için bir yuva, bir kök ve ortak bir değer olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: "Bizler nerede yaşarsak yaşayalım, kalbimiz her zaman Türkiye için atıyor. Türkiye’ye yapılan her ziyaret; hasret gidermenin ötesinde, vatanımıza sahip çıkmanın, kültürümüzü yaşatmanın ve milletçe kenetlenmenin en güçlü göstergesidir." Hızar, Avrupa’da yaşayan Türk vatandaşlarının Türkiye ekonomisine sunduğu katkının her geçen yıl daha da büyüdüğünü belirterek, özellikle yaz döneminde gerçekleşen ziyaretlerin turizmden esnafa, yerel işletmelerden üreticiye kadar birçok sektöre büyük canlılık kazandırdığını ifade ederek, "Gurbetçilerimizin ülkemize getirdiği ekonomik katkı, sadece rakamlardan ibaret değildir. Bu destek aynı zamanda milli dayanışmanın, birlik ruhunun ve vatan sevgisinin en somut yansımasıdır. Türkiye’ye sahip çıkmak, geleceğimize sahip çıkmaktır" dedi. AKİB yönetimi tarafından yapılan açıklamada özellikle Avrupa’da doğup büyüyen genç nesillere dikkat çekilerek, Türkiye ile bağların korunmasının hayati önem taşıdığı vurgulandı. Yaz tatillerinin gençler açısından kültürel değerleri tanıma, aile bağlarını güçlendirme ve milli kimliği yaşatma açısından büyük fırsat olduğu ifade edildi. Ali Hızar açıklamasında şu sözlerle gurbetçilere seslendi: "Bu yaz da rotamızı Türkiye’ye çevirelim. Memleketimizin havasını soluyalım, bayrağımızın gölgesinde sevdiklerimizle buluşalım. Çünkü Türkiye bizim ortak yuvamız, ortak sevdamızdır. Gelin bu yaz izin rotamız Türkiye olsun. Bu sadece bir tatil tercihi değil; vatana bağlılığın, aidiyetin ve milli duruşun güçlü bir ifadesidir." AKİB yönetimi, Avrupa’daki tüm Türk vatandaşlarını birlik ve beraberlik ruhuyla hareket etmeye davet ederek, Türkiye’ye sahip çıkmanın herkesin ortak sorumluluğu olduğunun altını çizdi. ‘Birlikte güçlüyüz, birlikte Türkiye’yiz’ mesajı veren AKİB yönetimi, bu yaz milyonlarca gurbetçinin rotasını yeniden anavatanına çevirmesini temenni etti.

Belçika’dan Türkiye’nin savunma sanayisine övgü: Büyük atılım yaptı Haber

Belçika’dan Türkiye’nin savunma sanayisine övgü: Büyük atılım yaptı

Belçika Savunma Bakanı Theo Francke, Savunma Sanayii Başkanlığı'nda düzenlenen "Türkiye-Belçika Savunma Sanayi Günü" etkinliğinde konuştu. Birçok iş planı ve fırsatı olan girişimcilerle dolu bir odada bulunduklarını vurgulayan Francken, bugün yapılması gereken en önemli şeyin ağ kurmak olduğunu söyledi. Francken, dış ticarette, kendisi için en önemli şeyin "bağlantılar ve sözleşmeler" olduğunu ve söz konusu bağlantıların bugün burada bulunduğunu dile getirdi. Belçikalı Bakan, "Bu akşam bazı sözleşmeleri imzalayacağız. Evet, sanırım 7 veya 8 tane. 1 veya 2 tanesi beklemede. Bu gece bir metin ve ortak bir zemin bulup bir anlaşma imzalayacağımızı umuyorum. En önemlisi bu." dedi. Francken, üç yıl önce NATO Parlamenter Asamblesi (PA) ile birlikte Baykar'ı ziyaret ettiğini hatırlatarak, şunları kaydetti: "Baykar'da gördüklerim, tüm o yetkinlikler, yeni teknolojiler, inovasyon, AR-GE çalışmaları, azim ve büyüme benim için akıl almazdı. Belçika'ya dönerken meslektaşlarıma şöyle dedim; 'Geçen hafta gördüklerim gerçekten etkileyiciydi. Türkiye bizden çok ileride, çok önde ve biz de hızlanmalıyız. Biz de ordumuzu, silahlı kuvvetlerimizi modernize etmeli ve daha insansız yeteneklere, inovasyona, silahlı kuvvetlerimizin adaptasyonuna doğru bir değişim yapmalıyız. Burada yaptıkları bu. Bizim de yapmamız gereken bu.'" Bu nedenle Savunma Bakanı olduğu dönemde ilk yaptığı şeyin dünyanın ilk "dron generalini" atamak olduğunu anlatan Francken, "Belçika, silahlı kuvvetlerimizi savunma konusunda güçlendiriyor. Bütçemizi yüzde 60 artırıyoruz. Tüm NATO müttefikleri arasında en büyük artışı biz gerçekleştiriyoruz. Ve gelecekte daha da fazlasını yapacağız." diye konuştu. Francken, birçok fırsatın bulunduğunu ve bunları bugün değerlendirmeye başlamayı umduklarını vurguladı. "SAVUNMA SANAYİMİZ İÇİN TARİHİ BİR ZİYARET" Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün de burada yaptığı konuşmada, iki ülkenin savunma sanayileri ile güçleri ve yetenekleri arasında başlayan dostluğun önemine dikkati çekti. Görgün, bu işbirliğinin hem ülkelerin kendi ihtiyaçları hem müttefikler hem de mümkün olduğunca üçüncü pazarlar için bir araya getirilebileceğini anlattı. Konunun ilk olarak her iki tarafın da yer aldığı bir NATO Zirvesi'nde görüşüldüğünü aktaran Görgün, burada karşılıklı fikir alışverişinde bulunulduğuna işaret etti. Görgün, Belçika Savunma Bakanı Francken'in IDEF Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı'nı ziyaret ettiğini hatırlattı. Francken'in temaslarını sadece fuarla sınırlı tutmayarak Ankara'ya geldiğinin ve savunma sanayisi şirketlerini de incelediğinin altını çizen Görgün, "Elbette, majestelerinin ve Belçika'dan gelen bu büyük heyetin ziyareti, aslında savunma sanayimiz için tarihi bir ziyarettir. Her iki tarafın da bu ziyarete katkı sağlayacağına ve iki ülke arasındaki ilişkileri bir sonraki seviyeye taşıyacağına inanıyoruz." ifadelerini kullandı. Ankara'da temaslarda bulunan şirketlerin ve iş insanlarının ilgili ve yüksek motivasyona sahip olduğunu vurgulayan Görgün, şöyle devam etti: "Üstelik sadece 7-8 sözleşmeyle de sınırlı değiliz; platform seviyesinden sistem ve alt sistem seviyesine kadar her düzeyde işbirliğine açığız. Türkiye'de savunma sanayisi için çalışan 4 binden fazla şirketimiz bulunuyor. Bu sebeple her alanda pek çok çözüme sahibiz. Benzer şekilde, Brüksel'in de çok güçlü bir kabiliyeti var. Eminim ki bu ziyaret sayesinde, NATO Zirvesi ve Savunma Sanayii Forumu öncesinde resmileştirip duyuracağımız daha pek çok yeni gelişmemiz olacak." Görgün, konuk bakanlara ve beraberindeki heyete teşekkür ederek, Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) olarak sonuçları görmeyi, analiz etmeyi ve en büyük katkıyı sağlamayı umut ettiklerini sözlerine ekledi.

Ekonomist Timothy Ash jeopolitik risklere karşı TL performansını yorumladı Haber

Ekonomist Timothy Ash jeopolitik risklere karşı TL performansını yorumladı

Küresel piyasalarda Orta Doğu kaynaklı jeopolitik risklerin ve enerji maliyetlerindeki dalgalanmaların hissedildiği bir dönemde, Türkiye'nin ekonomi yönetimi ve para birimi performansı uluslararası uzmanlar tarafından mercek altına alınıyor. İngiliz ekonomist Timothy Ash, Türk Lirası'nın son dönemdeki direnci ile ekonomi yönetiminin stratejik adımlarına dair analizlerde bulundu. Ash, bölgesel çatışma senaryolarına rağmen kurdaki stabiliteye dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: “Birçok kişi ABD-İran savaşı ve enerji krizi senaryosunda TL’nin çökeceğini düşünürdü ama bu olmadı. Kuru tutmayı başardılar, politika faizini artırmadan mevcut sistemi korudular. Bu da önemli bir başarı.” Ancak uzman isim, dış faktörlerin olası baskılarına karşı temkinli olunması gerektiğini belirterek, “Jeopolitik risklerin uzaması ve petrol fiyatlarının uzun süre yüksek kalması durumunda Merkez Bankası mevcut kur rejimi veya faiz politikasını yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir.” uyarısında bulundu. JEOPOLİTİK GERGİNLİKLER VE DÖVİZ KURU DİNAMİKLERİ Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), halihazırda yüzde 37 seviyesinde olan politika faizini son toplantısında sabit bırakma kararı almıştı. Ash, mevcut ekonomik konjonktürde faiz indiriminin kısa vadede olası görünmediğini savundu. Para politikasının sıkı duruşunun korunması gerektiğini vurgulayan ekonomist, önümüzdeki döneme ilişkin şu öngörülerini paylaştı: “MB’nin mevcut koşullarda bu yıl faiz indirimine gitmesinin oldukça güç. Bu noktadan sonra faiz artırmaktan kaçınmanın zor olacağını düşünüyorum. Zaten benim görüşüm para politikasının daha uzun süre daha sıkı tutulması gerektiği yönünde. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in hala alanı var. İyi bir iş çıkardı, veriler de bunu destekliyor. Seçim öncesinde maliye politikası tarafında harcama alanı oluşabilir, bu durumda sıkı duruş korunmalı.” MERKEZ BANKASI'NIN PARA POLİTİKASI VE FAİZ ÖNGÖRÜLERİ Türkiye'de yıllık resmi enflasyonun yüzde 32,37 seviyesinde seyrettiği ortamda, dezenflasyon sürecinin hızı en önemli tartışma konularından birini oluşturuyor. Timothy Ash, yıl sonu hedeflerine ilişkin daha muhafazakar bir yaklaşım sergileyerek, “Yıl sonu enflasyonunun yüzde 30’a yakın seyretmesi çok daha gerçekçi. 2027-2028’de erken seçim tartışmalarının yoğunlaştığı bir ortamda çok sert bir sıkı para politikası siyasi açıdan sürdürülebilir olmayabilir.” değerlendirmesinde bulundu. ENFLASYONLA MÜCADELE VE YAPISAL DÖNÜŞÜM VURGUSU Güçlü TL'nin ihracatçı şirketler üzerindeki rekabetçilik etkisine de değinen Ash, devalüasyonun kalıcı bir çözüm sunmayacağını ifade etti. Çözümün köklü adımlarda olduğunu belirten Ash, şunları kaydetti: “Türk şirketleri güçlü TL nedeniyle rekabetçilik sorunu yaşadı fakat buna rağmen devalüasyonun çözüm olmaz. Türkiye’de kur geçişkenliği çok yüksek. Devalüasyon yaptığınızda sonunda yeniden daha yüksek enflasyonla karşılaşıyorsunuz. Çözüm yapısal reformlar ve daha iyi talep yönetimi. Hiçbir ülke büyümeden feragat etmeden yüksek enflasyonla mücadele edemez.” BÖLGESEL TİCARET KORİDORLARINDA TÜRKİYE’NİN KONUMU Analizinin son bölümünde Orta Doğu'daki dengelerin Türkiye lehine sonuçlar doğurabileceğine işaret eden Ash, “Ortadoğu’daki savaş Körfez ülkelerinin güvenlik temelli ekonomik modelini sorgulatmaya başladı. Türkiye savunma sanayi kapasitesi ve bölgesel konumu sayesinde orta ve uzun vadede avantaj elde edebilir. Özellikle Suudi Arabistan-Ürdün-Suriye hattında oluşabilecek yeni ticaret koridorlarının Türkiye’ye fırsat yaratabilir.” diyerek sözlerini tamamladı.

Türkiye'nin en yaygın isim ve soyadları belli oldu: 2025 yılı nüfus verileri açıklandı Haber

Türkiye'nin en yaygın isim ve soyadları belli oldu: 2025 yılı nüfus verileri açıklandı

Nüfus kayıtlarına yansıyan güncel istatistikler, Türkiye'de en çok tercih edilen kimlik bilgilerindeki istikrarın 2025 yılında da devam ettiğini gösterdi. Toplumun genel yapısını yansıtan Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verilerine göre, geçtiğimiz yıllarda listenin başında yer alan isim ve soyadı grupları, yeni yılda da liderliklerini sürdürdü. TÜRKİYE'NİN EN ÇOK TERCİH EDİLEN SOYADLARI HANGİLERİ? Soyadı istatistikleri incelendiğinde, "Yılmaz" soyadının açık ara liderliği devam ediyor. 2025 yılı itibarıyla bu soyadını taşıyan kişi sayısı 1 milyon 177 bin 896 olarak resmi kayıtlardaki yerini aldı. Listenin ikinci basamağında 899 bin 722 kişiyle "Kaya" soyadı bulunurken, üçüncü sırada 876 bin 934 kişiyle "Demir" yer aldı. Türkiye genelinde en çok kullanılan diğer soyadları ve bu soyadlarını taşıyan vatandaşların sayısı ise şu şekilde açıklandı: Çelik: 717 bin 655 Yıldız: 697 bin 80 Şahin: 688 bin 214 Yıldırım: 666 bin 723 Öztürk: 586 bin 831 Aydın: 581 bin 387 Özdemir: 556 bin 378 Bu yaygın grubun hemen ardından Arslan, Doğan, Kılıç, Aslan, Çetin, Kara, Kurt, Koç, Polat ve Şimşek gibi soyadları da toplumun büyük bir kesimi tarafından kullanılan kimlik bileşenleri olarak öne çıktı. ERKEK İSİMLERİNDE MEHMET VE MUSTAFA ZİRVEYİ BIRAKMADI Erkeklerde en yaygın isim tercihlerine bakıldığında, köklü isimlerin hakimiyeti göze çarpıyor. Listenin ilk sırasında 1 milyon 271 bin 896 vatandaşın taşıdığı "Mehmet" ismi bulunuyor. Bu ismi sırasıyla 1 milyon 57 bin 634 kişiyle "Mustafa" ve 857 bin 105 kişiyle "Ahmet" takip ediyor. Diğer popüler erkek isimleri ise 736 bin 478 kişiyle "Ali", 571 bin 822 kişiyle "Hüseyin" ve 531 bin 386 kişiyle "Hasan" oldu. Sıralamanın devamında Murat (527 bin 648), Yusuf (526 bin 127), İbrahim (505 bin 52) ve İsmail (434 bin 992) isimleri en sık rastlananlar arasında yer alırken; Ömer, Ramazan, Osman, Abdullah, Fatih, Emre, Halil, Hakan, Süleyman ve Adem gibi isimler de yoğun olarak kullanılmaya devam ediyor. Metin ismi ise en yaygın 30'uncu isim olarak listenin sonunda kendine yer buldu. KADINLARDA FATMA VE AYŞE İSİMLERİ İLK SIRADA Kadın nüfusundaki isim dağılımında ise "Fatma" ismi 1 milyon 152 bin 158 kişiyle birinci sıradaki yerini muhafaza etti. 906 bin 873 kişinin taşıdığı "Ayşe" ikinci sırada yer alırken, "Emine" 776 bin 708 kişiyle üçüncü oldu. Hatice ismi 709 bin 426, Zeynep ismi ise 707 bin 953 kadın vatandaş tarafından kullanılıyor. İstatistiklerin devamında Elif isminin 556 bin 208 kişiyle öne çıktığı görülürken; Meryem (320 bin 576), Merve (293 bin 380), Zehra (268 bin 716) ve Esra (248 bin 211) isimleri en yaygın diğer isimler olarak kayıtlara geçti. Ayrıca Özlem, Büşra, Yasemin, Melek, Hülya, Kübra, Sultan, Dilek, Leyla ve Rabia isimlerinin de kadınlarda yüksek kullanım oranlarına sahip olduğu bildirildi. İSİM TERCİHLERİNDEKİ SAYISAL DEĞİŞİM VE YILMAZ SOYADI ETKİSİ Veriler, son 8 yıllık süreçte bazı geleneksel isimlerin kullanım sayısında dikkate değer bir azalma yaşandığını ortaya koydu. 2018 yılında 1 milyon 361 bin 958 olan "Mehmet" ismi kullanıcı sayısı, 2025 yılına kadar kademeli olarak gerileyerek 90 bin 62 kişilik bir düşüş yaşadı. Benzer şekilde, "Fatma" ismini taşıyanların sayısı da 2018'den bu yana 83 bin 670 kişi azalarak 1 milyon 152 bin 158'e düştü. İsimlerdeki bu azalış trendine karşın, Türkiye'nin en popüler soyadı olan "Yılmaz" sayısındaki artış devam etti. 2018 yılında 1 milyon 134 bin 443 kişinin taşıdığı bu soyadı, yedi yıllık süreçte 43 bin 453 kişilik artışla 2025'te 1 milyon 177 bin 896 kişiye ulaştı.

Türkiye ve Belçika arasında dev ticaret hedefi: 15 milyar dolara imza atıldı Haber

Türkiye ve Belçika arasında dev ticaret hedefi: 15 milyar dolara imza atıldı

Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat, Türkiye ile Belçika arasındaki ticaret hacminin 9.3 milyar dolara ulaştığını belirterek, hedefin 15 milyar dolar olduğunu söyledi. Forum kapsamında Türkiye ile Belçika arasında "İkili Ticaret İlişkilerinin Geliştirilmesine İlişkin Ortak Bildiri" imzalandı. Türkiye-Belçika İş Forumu, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) tarafından İstanbul'da düzenlendi. Programa Belçika Kraliçesi Mathilde, Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat, Belçika Başbakan Yardımcısı, Dışişleri, Avrupa İşleri ve Kalkınma İşbirliği Bakanı Maxime Prevot, DEİK Başkanı Nail Olpak, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı A. Burak Dağlıoğlu, Belçika Şirketler Federasyonu (FEB) Onursal Başkanı Rene Branders, Flandre Hükümeti Başbakanı Matthias Diependaele ve çok sayıda iş adamı katıldı. Forumda, Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat, Belçika Başbakan Yardımcısı, Dışişleri, Avrupa İşleri ve Kalkınma İşbirliği Bakanı Maxime Prevot ve Belçika Savunma Bakanı Theo Francken tarafından Türkiye ile Belçika arasında "İkili Ticaret İlişkilerinin Geliştirilmesine İlişkin Ortak Bildiri" imzalandı. Programda konuşan Bakan Bolat, "Avrupa, Asya ve Afrika'nın kavşak noktasındaki stratejik konumuyla Türkiye; 1,3 milyardan fazla tüketicinin bulunduğu bir pazara doğrudan erişim sunmaktadır. Türkiye; genç, yetenekli iş gücü ve güçlü sanayi ekosistemiyle küresel bir üretim, teknoloji ve lojistik merkezine dönüşmüştür. 1,6 trilyon dolarlık milli geliriyle Türkiye, küresel ölçekte 16. büyük ekonomi ve OECD ülkeleri arasında en hızlı büyüyen ekonomilerden biri haline gelmiştir. Bu sağlam ekonomik temel üzerine inşa edilen Türkiye, kendisini giderek küresel yönetişim ve inovasyon için merkezi bir merkez olarak konumlandırmaktadır. Bu yıl Türkiye, NATO Zirvesi'ne, Birleşmiş Milletler COP 31. Zirvesi'ne ve Ekim ayında Uluslararası Astronotik Kongresi'ne ev sahipliği yapacaktır" şeklinde konuştu. "İkili ticaret hacminde sürdürülebilir ve dengeli bir şekilde 15 milyar dolara ulaşmaya kararlıyız" Türkiye ile Belçika arasındaki ticaret hacminin 9.3 milyar dolara ulaştığını belirten Bakan Bolat, "Güçlü müttefikimiz Belçika ile ikili ticaret hacmimiz istikrarlı bir yükseliş trendi göstermiş ve geçen yıl 9.3 milyar dolara ulaşmıştır. İkili ticaret hacminde sürdürülebilir ve dengeli bir şekilde 15 milyar dolara ulaşmaya kararlıyız. Belçika'nın Türkiye'deki yatırımları yaklaşık 719 Belçikalı şirketle 5 milyar dolara ulaşmış durumda; Türklerin Belçika'daki yatırımları ise yaklaşık 750 milyon dolar değerindedir. Aynı şekilde, Türk şirketleri Belçika'da lojistik, savunma, imalat, perakende ve ileri teknolojiler gibi sektörlerde varlıklarını genişletmektedir. İş birliğimizde güçlü ve büyüyen bir potansiyel gördüğümüz temel stratejik alanlara kısaca değinmek istiyorum. Birincisi, son derece gelişmiş ve küresel düzeyde rekabetçi bir ekosisteme dönüşen Türkiye'nin savunma sanayisidir. Savunma ve havacılık ihracatımız son 20 yılda neredeyse 40 kat artarak 2002 yılındaki 248 milyon dolardan geçen yıl 10 milyar doların üzerine çıkmıştır. Türkiye, dünyanın en büyük 11. savunma ürünleri ihracatçısı konumundadır. Savunma ekosistemimizle daha derin bir etkileşim kurma konusunda artan bir Belçika ilgisi görüyoruz" ifadelerini kullandı.

Türkiye’ye sahra tozu alarmı: 10 gün boyunca etkili olacak Haber

Türkiye’ye sahra tozu alarmı: 10 gün boyunca etkili olacak

Türkiye, coğrafi konumu nedeniyle Kuzey Afrika'daki Sahra Çölü gibi kurak bölgelerden atmosfere karışan çok ince mineral parçacıklarının rüzgarlarla taşınmasıyla oluşan çöl tozuna maruz kalabiliyor. Her yıl Sahra Çölü'nden yaklaşık 180 milyon ton mineral tozunun atmosfere karışıp, rüzgarla taşınarak Avrupa, Akdeniz, Atlas Okyanusu ve Amerika kıtasına kadar ulaşabilen çöl tozu hakkında İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Toros, açıklamada bulundu. Çöl tozlarının özellikle bahar aylarında Türkiye'de daha fazla etkili olduğunu anlatan Toros, geniş çöl alanlarındaki sıcak ve kuru hava tabakasının, tozların yüksek atmosfer seviyelerinde uzun süre taşınmasına imkan sağladığını söyledi. Toros, çöl tozu olaylarının yalnızca yerel değil, küresel atmosfer dolaşımının bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, "Meteorolojik tahmin modellerine göre, Türkiye ve Akdeniz Havzası bugünden itibaren 10 gün boyunca Kuzey Afrika kaynaklı yoğun çöl tozu taşınımının etkisi altına giriyor. İstanbul da çöl tozunun batıdan gelmesi sebebiyle öncelikle etkilenecek şehirler arasında yer alıyor. Kuzey Afrika kaynaklı yoğun çöl tozu taşınımı batı bölgelerden başlayarak yurt genelinde hava kalitesinde düşüşe yol açacak. Çöl tozunun önümüzdeki pazartesi (18 Mayıs) gününden itibaren yurdu terk etmesini bekliyoruz." diye konuştu. Çöl tozlarının astım, bronşit, KOAH ve alerjik solunum yolu rahatsızlığı bulunan kişiler için risk oluşturduğuna dikkati çeken Toros, özellikle yaşlılar, çocuklar ve kronik hastalığı olan vatandaşların yoğun toz taşınımı sırasında uzun süre dış ortamda kalmamasının önem taşıdığını kaydetti. Toros, birçok bilimsel çalışmanın atmosferdeki ince partikül maddelerin akciğerler üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu ortaya koyduğunu ifade ederek, "Çöl tozları binlerce kilometre taşınarak Karayipler ve Amerika kıtasında dahi hava kalitesini ciddi biçimde etkileyebiliyor." dedi. ÇÖL TOZLARI EKOSİSTEM İÇİN DE ÖNEM TAŞIYOR Çöl tozlarının yalnızca hava kirliliğine neden olmadığını, aynı zamanda dünya ekosistemi için önemli bir doğal taşıyıcı görevi gördüğünü dile getiren Toros, Sahra Çölü'nden taşınan tozların demir, fosfor ve çeşitli mineraller bakımından zengin olması nedeniyle okyanuslardaki planktonları ve tropikal ormanları beslediğini anlattı. Araştırmaların Sahra'dan yükselen tozların Amazon yağmur ormanlarının ihtiyaç duyduğu fosforun önemli bir bölümünü taşıdığını gösterdiğini aktaran Toros, atmosfer yoluyla gerçekleşen doğal mineral taşınımının Amazon ekosisteminin devamlılığı açısından büyük önem taşıdığını söyledi. Prof. Dr. Toros, çöl tozu taşınımının etkili olduğu dönemlerde hava kalitesi verilerinin düzenli takip edilmesi gerektiğini belirterek, hava kalitesi indeksinin kırmızı, mor veya kahverengi seviyelere ulaşması halinde mecbur olmadıkça vatandaşların uzun süre açık havada kalmamasını, yoğun fiziksel aktiviteleri azaltmasını ve solunum hastalarının gerekli durumlarda maske kullanmasını önerdi. Çamurlu yağışlardan sonra araçların yıkanmasının gerekebileceğini ifade eden Toros, vatandaşların özellikle hassas gruplar için yapılan meteorolojik ve sağlık uyarılarını dikkate almasının önem taşıdığını sözlerine ekledi.

Türkiye–Cezayir enerji hattında yeni dönemin kapıları aralanıyor: Petrol ve gaz için kritik hamle Haber

Türkiye–Cezayir enerji hattında yeni dönemin kapıları aralanıyor: Petrol ve gaz için kritik hamle

Bakan Bayraktar, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Türkiye ile Cezayir arasında LNG ticareti ile petrol ve doğal gaz arama faaliyetleri başta olmak üzere enerji alanındaki işbirliği konularının ele alındığını söyledi. Cezayir ile Türkiye arasında yeni projelerin gündeme gelebileceğine dikkati çeken Bayraktar, "Bu sene içerisinde yeni bir anlaşma yapabiliriz diye ümit ediyoruz. Mevcut anlaşmamız Eylül 2027'de bitiyor zaten. Dolayısıyla onu yenilemeyi hedefliyoruz. Şu anda yıllık 4,4 milyar metreküp bir anlaşmamız var. Onu eskiden olduğu gibi 6-6,5 milyar metreküplere çıkarabiliriz. Anlaşma süremizi 5-10 yıl yapabiliriz. Buna hazır olduğumuzu söyledik. Avrupa, kendilerine uzun dönemli bir taahhüt veremiyor. Dolayısıyla 'Rahat olun' dedik, biz size verebiliriz." diye konuştu. Bakan Bayraktar, Cezayir LNG'sinin Türkiye üzerinden özellikle Güneydoğu Avrupa'ya gidişiyle alakalı iki ülkenin beraber çalışabileceğini söyledi. Konuya ilişkin teknik bilgi de veren Bayraktar, "Önce LNG'nin Türkiye'ye gelmesi gerekiyor. İkinci aşama için gelen LNG'nin bir miktarının Türkiye'deki tesislerimizde gazlaştırılıp özellikle Bulgaristan üzerinden Avrupa'ya gitmesiyle alakalı bir proje konuşuyoruz." ifadelerini kullandı. Bayraktar, "Bugün önemli gündemlerden biri de özellikle milli şirketimiz Türkiye Petrollerinin Cezayir'in milli petrol ve doğal gaz şirketi Sonatrach ile bizim sismik ve sondaj gemilerimizle beraber Cezayir denizlerinde petrol ve doğal gaz arama konusunda birlikte çalışması konusuydu." dedi. TÜRKİYE-CEZAYİR YÜKSEK DÜZEYLİ STRATEJİK İŞBİRLİĞİ KONSEYİNİN İLK TOPLANTISI YAPILDI Bakan Bayraktar, Nsosyal hesabından Türkiye-Cezayir Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyine ilişkin paylaşımda bulundu. Cezayir ile enerji alanında gelişen işbirliğinin daha güçlü şekilde ilerlemesinin hedeflendiğini vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti: "Cumhurbaşkanı'mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Cezayir Cumhurbaşkanı Sayın Abdülmecid Tebbun'un riyasetlerinde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen Türkiye-Cezayir Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyinin ilk toplantısına katıldık. Cezayir ile enerji alanında, özellikle LNG ticareti çerçevesinde gelişen işbirliğimizin önümüzdeki dönemde petrol ve doğal gaz alanında ortak arama çalışmaları ile daha güçlü bir zeminde ilerlemesini bekliyoruz. Türkiye ile Cezayir arasındaki köklü ortaklığın, karşılıklı güven ve ortak vizyon temelinde daha da derinleşerek yoluna devam edeceğine inanıyoruz."

Türkiye için risk var mı? Uzman isim Hantavirüs gerçeğini açıkladı Haber

Türkiye için risk var mı? Uzman isim Hantavirüs gerçeğini açıkladı

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Hatay Tabiatı Koruma Derneği Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ali Öktem, son günlerde uluslararası basında yer alan yolcu gemisindeki Hantavirüs vakalarına ilişkin kamuoyunu bilgilendiren bir açıklama yaptı. Prof. Dr. Öktem, Güney Amerika’nın Arjantin kıyılarından hareket eden bir tur gemisinde bazı yolcularda Hantavirüs tespit edildiğini belirterek, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 8 vakanın saptandığını, bu kişilerden 3’ünün yaşamını yitirdiğinin bildirildiğini aktardı. Öktem, vakalara ilişkin ilk bulguların, hastalığın gemi yolculuğu öncesinde yapılan bir doğa gezisi sırasında kemirgenlerle temas sonucu bulaşmış olabileceğine işaret ettiğini ifade etti. “HANTAVİRÜS DOĞADAKİ KEMİRGENLERDEN BULAŞIR” Hantavirüslerin genellikle doğada yaşayan fare ve benzeri kemirgenlerin idrar, dışkı ve tükürükleri aracılığıyla çevreye yayıldığını ifade eden Prof. Dr. Öktem, insanlara bulaşmanın çoğunlukla kirli tozların solunması ya da enfekte yüzeylerle temas yoluyla gerçekleştiğini söyledi. Türkiye’de yürütülen bilimsel çalışmalara da değinen Öktem, “Ülkemizde bugüne kadar bilimsel literatüre kazandırılmış üç farklı Hantavirüs türü tespit edilmiştir. Ancak söz konusu olayda adı geçen Andes virüsü Türkiye’de saptanmış değildir” ifadelerini kullandı. “İNSANDAN İNSANA BULAŞ NADİR, ANCAK MÜMKÜN” Andes virüsünün diğer Hantavirüs türlerinden farklı olarak çok sınırlı da olsa insandan insana bulaşabilme özelliği bulunduğunu kaydeden Öktem, bunun Covid-19 gibi hızlı bir yayılım göstermediğini vurguladı. Prof. Dr. Öktem, “Bu virüs türü, yakın ve uzun süreli temaslarda nadiren bulaş gösterebilir. Ancak toplum sağlığı açısından genel tablo değerlendirildiğinde, panik oluşturacak bir yayılım mekanizması söz konusu değildir” dedi. “KARANTİNA ÖNLEMLERİ ALINDI, SÜREÇ TAKİP EDİLİYOR” Söz konusu yolcu gemisinin Atlantik Okyanusu’nda karantina altına alındığını anımsatan Öktem, uluslararası sağlık otoritelerinin süreci yakından izlediğini bildirdi. Türkiye’deki ilgili bilimsel ekiplerin de gelişmeleri takip ettiğini aktaran Öktem, şu an için ülke açısından doğrudan bir risk bulunmadığını dile getirdi. Prof. Dr. Mehmet Ali Öktem, vatandaşların sosyal medyada yer alan doğrulanmamış bilgilere itibar etmemeleri gerektiğini belirterek, “Halkımızın yalnızca resmi kurumların ve bilimsel otoritelerin açıklamalarını esas alması büyük önem taşımaktadır. Süreç, uzman ekipler tarafından titizlikle izlenmektedir” diye konuştu.

OECD’den Türkiye vurgusu: Kritik minerallerde önemli ülke Haber

OECD’den Türkiye vurgusu: Kritik minerallerde önemli ülke

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) Ticaret ve Tarım Direktörü Marion Jansen, kritik mineraller ve Türkiye'nin bu alandaki konumuna ilişkin sorularını yanıtladı. Enerji dönüşümüyle birlikte kritik minerallere ilginin arttığını dile getiren Jansen, "Üyelerimizin yeşil dönüşüme yatırım yapmaya daha fazla ilgi göstermesiyle bu kritik minerallerin yeşil dönüşüm açısından ne kadar önemli olduğu daha görünür hale geldi. Bu nedenle ihracat kısıtlamalarına ve tedarik zincirlerindeki kırılganlıklara maruz kalma durumu önemli bir başlık haline geldi. Dolayısıyla bu zorluk ve konunun önemi zaman içinde giderek arttı." diye konuştu. Kritik minerallerin tedarikinde temel unsurun "çeşitlendirme" olduğunu belirten Jansen, "Mevcut durumda kritik ham maddelere yönelik birçok pazarda, bazen ham madde aşamasında bazen de işleme aşamasında piyasaların aşırı yoğunlaştığı bir durum söz konusu. Bazı durumlarda belirli bir ürünün küresel pazarının yüzde 90'ı tek bir ülkede olabiliyor. Bu iyi değil." ifadesini kullandı. Jansen, bu durumun ortaya çıkardığı risklere dikkati çekerek şöyle devam etti: "Bu durum iki risk barındırıyor. Birincisi, yoğunlaşma bu kadar yüksek olduğunda piyasa doğası gereği bozulur ve normal fiyat oluşumu gerçekleşmez. Ayrıca piyasaya girecek diğer oyuncu sayısı da çok az olur, çünkü piyasaya giriş son derece zordur. İkincisi, baskın konumdaki aktör, ürünlere erişimi engelleme imkanına sahip olur. Bu nedenle çeşitlendirme önemli. OECD olarak, madencilik veya işleme aşamasındaki projelere yatırım için finansman sağlanmasının daha fazla çeşitlendirme açısından önemli bir rol oynayacağının farkındayız. Bu alanda, özellikle OECD ihracat kredileri düzenlemesi çerçevesinde aktif olarak çalışıyoruz." "İHRACAT KISITLAMALARI 15 YILDIR ARALIKSIZ ARTIYOR" OECD'nin kritik minerallere yönelik ihracat kısıtlamalarına ilişkin güncel raporunun ortaya koyduğu tabloya değinen Jansen, şunları söyledi: "Kısaca belirtmek gerekirse, bu eğilimler endişelenmemiz gerektiğini gösteriyor. İhracat kısıtlamalarında 15 yıldır aralıksız artış gözlemliyoruz. Bu kötü bir haber. Giderek daha fazla ülkenin ihracat kısıtlamaları uygulaması, çok taraflı ticaret sistemi açısından hiç iyi bir haber değil. İhracat kısıtlamalarının en ağır türlerinin, burada ihracat yasaklarını kastediyorum, son yıllarda en hızlı artış gösterenler olması da kritik ham maddelerin ticaret sistemi açısından olumsuz bir gelişme olarak öne çıkıyor." Jansen, sektörde yatırımın zorluklarına ilişkin, "Bu sektörlere yatırım uzun vadeli bir süreç. Yatırımın nerede karlı olabileceğini anlamak zaman alır. Bir projenin hayata geçirilmesi, özellikle madencilik projelerinde, ürünün yer altından çıkarılıp satılabilir hale gelmesi zaman alır. İşleme aşamasında ise gerekli olan şey teknoloji ve sermaye yatırımı. Dolayısıyla ihtiyaç duyulan şey para ve bu paranın uzun vadeli olması gerekir." dedi. Asıl zorluğun bu noktada ortaya çıktığını dile getiren Jansen, "Yatırımcılar ne tür getiri elde edecekleri ve yatırım yaptıkları piyasalarda hangi fiyatlarla karşılaşacakları konusunda fikir sahibi olmak isterler. Yatırım yapılan piyasa yoğunlaşmışsa ve bu nedenle rekabetçi piyasa koşulları yoksa, bu normalden daha yüksek risk olduğu anlamına gelir." diye konuştu. "TÜRKİYE, BU ALANDA DAHA BÜYÜK ROL OYNAYABİLİR" Jansen, Türkiye'nin küresel kritik minerallerin tedarikindeki konumuna dikkati çekerek, "Türkiye, kritik mineraller alanında halihazırda önemli bir aktör. Özellikle bor gibi önemli bir ürünün tedarikçisi konumunda ve bir dizi nadir toprak elementinde de önemli rezervlere sahip. Türkiye, daha fazla yatırımın yapılabileceği ve çeşitlendirme sürecinde rol üstlenebilecek ülkeler arasında. Farklı bölgelerden gelen kritik minerallerin lojistiğini ve transit geçişini kolaylaştırma açısından da Türkiye, coğrafi olarak son derece elverişli bir konuma sahip. Türkiye, Asya, Afrika ve Avrupa arasında yer alıyor ve bu nedenle olağanüstü bir ticaret merkezi." değerlendirmesinde bulundu. Türkiye'nin OECD bünyesindeki rolüne de değinen Jansen, "Türkiye ayrıca OECD'nin resmi destekli ihracat kredileri düzenlemesinin de bir üyesi. Dolayısıyla, ihracat kredileri finansmanı konusundaki bu işbirliği çerçevesinde de Türkiye'nin söz hakkı bulunmakta. Genel olarak, kritik ham maddeler alanında Türkiye'nin ihracat kısıtlaması uygulamadığı biliniyor. Raporumuz da bunu doğruluyor. Ayrıca Türkiye, küresel piyasalara son derece entegre bir ülke. Dolayısıyla, Türkiye'nin bu alanda daha da büyük bir rol oynama potansiyeli kesinlikle mevcut." ifadesini kullandı. Jansen, İstanbul'da düzenlenen OECD Kritik Mineraller Forumu'nun hem OECD üyeleri arasında hem de OECD ile diğer ülkeler arasında koordinasyon ve istişareyi güçlendirmek için önemli bir fırsat sunduğunu belirterek, "Türkiye, bu alanda halihazırda oldukça aktif ve farklı aktörleri bir araya getirmeye, ele aldığımız konular etrafında onları buluşturmaya devam ediyor. Yatırım projelerinin finansmanı konusu da Türkiye'nin üstlenebileceği rollerden biri olabilir." dedi. İHRACAT KISITLAMALARI TARİHİ SEVİYELERDE OECD Kritik Ham Maddelere İlişkin İhracat Kısıtlamaları Envanteri 2026 raporuna göre, ihracat kısıtlamaları 2009-2024 döneminde yaklaşık 5 kat arttı. 2024'te artış hızı yavaşlasa da kısıtlamalar tarihsel olarak yüksek seviyelerde kalmayı sürdürdü. Kısıtlamaların daha geniş bir ülke grubuna yayıldığı bu dönemde, özellikle Afrika ve Asya'daki kaynak zengini bazı gelişmekte olan ekonomilerin öne çıkmasıyla bu tür önlemlerin daha yaygın biçimde benimsendiği görüldü. Enerji dönüşümü, dijitalleşme ve savunma sanayisinde kritik rol oynayan ham maddelere yönelik küresel talep artarken, arz sınırlı sayıda ülke ve üreticide yoğunlaşıyor. Kobalt, lityum ve nikelde en büyük 3 üretici, küresel üretimin üçte ikisinden fazlasını, nadir toprak elementlerinde ise yaklaşık yüzde 90'ını karşılıyor. Bu yoğunlaşma, tedarik zincirlerinde kırılganlığı artırırken ihracat kısıtlamaları gibi ticaret politikası araçlarının daha sık kullanılmasına zemin hazırlıyor. Uluslararası Enerji Ajansının "Küresel Kritik Mineraller Görünümü" başlıklı raporuna göre, kobalt üretiminde Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Endonezya ve Rusya, lityum üretiminde Çin, Avustralya ve Şili, nikel üretiminde ise Endonezya, Filipinler ve Rusya öne çıkıyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.