Dostum, arkadaşım Duran Aydın’ın yazdığı “İlk Dergum” yazısı ilginç! Dergiciler bilirler bu serüveni. Sunuyorum sizlere.”

 Dostum, arkadaşım Duran Aydın’ın yazdığı “İlk Dergum” yazısı ilginç!  Dergiciler bilirler bu serüveni. Sunuyorum sizlere.”
“1976’da 16. yaşımdayken bir yaz ikindisi gittiğim, Adana’nın İnönü Caddesi’ndeki bir film şirketinin 3. kattaki yazıhanesi, aynı zamanda, o yıllarda yörede yayımlanan “KOZA” adlı edebiyat dergisinin bürosuydu da…
Merdivenleri heyecanla tırmanmaktaki, bıyıkları henüz “üçe üç maç yapan” şair çocuk; dergiyi yayımlayan Salih Bolat, Ahmet Fazıl Göktuğ ve Ali Sönmez gibi abilerine “yazdığı” şiir ve öykülerini utana sıkıla gösterecek ve mümkünse, olabilirse, bir dergide adı ve “ürünlerini” ilk kez matbaa harfleriyle basılı görecekti…
“KOZA” dergisi; yayın yaşamı bir kelebeğinkinden çok uzun olmasa da, o yıllardan bugüne tanıyıp dostluklarından onur duyduğum arkadaşlar edinmemi sağladı.
Daha ilk günler, orada sezinlediğim şuydu: Yazan-çizen bu insanların sokakta gördüğümüz “diğer”lerine göre oldukça değişik, “fazladan” dertleri var ve toplum içindeki çoğul yalnızlıklarından sıyrılıp şiir, öykü, edebiyat denilen “şey”e sığınmışlardı!
“KOZA” sonrasında bugüne kadar bütün aşamalarında (kavgaları, ayrılıkları, küslükleri, mutlulukları dahil) içinde, mutfağında yer aldığım DÜŞÜN, AKDENİZ, SÖYLEM, TURUNÇ, ÇAĞDAŞ YAŞAM, YAŞAM SANAT dergilerinde [SARMALÇEVRİM bunların dışında]; yüküne omuz verdiğim arkadaşlarımın (başta ben olmak üzere) tamamına yakını işsiz, parasız ve kişisel geleceklerini belirli bir temele oturtamamış, ama edebiyat, şiir, öykü, tiyatro ve sinemaya âşıktılar…
Kimi zamanlar bir çay, yemek; aralıklı da olsa oturulan salaş bir meyhanede içki parasını bile zar zor denkleştirebilirken nasıl oluyordu da geri dönüşü olanaksız, oldukça yüklü paraları edebiyat aşkına rüzgâra savurabiliyorduk; şaşarım!
Anadolu’yu pek de ayrı düşürmeden söylemeliyim ki Türkiye’de bu dergicilik işleri her yerde böyledir! Seveniniz kadar sevmeyeniniz olacaktır; bu da doğaldır! Alıştık artık; derginize gönderdiği şiir, öykü, deneme...yi yayımlamaz, bir nedenden dolayı biraz geciktirerek ya da olabildiğince ön sayfalarda yayımlamazsanız vay halinize! Bu noktada editöre-yönetmene biraz zaman tanıyıp gönderilen ürünlerin aynı zamanda "yayın kurulu"nca değerlendirilip yayımına karar verilirse uygun zamanda yayımlanacağını unutmamak gerekir.
Özellikle taşra çıkışlı dergilerde kavga, gürültü, patırtı, üçkâğıt, çelme, kalp kırma, bilerek küstürmenin altında; hep kıskançlık, hep çekememe vardır… Durup dineceği de yoktur!
Arkadaşlardan birilerinin denge unsuru olabildiği bu kaçınılmaz durumlarda; edebiyatın atardamarı, laboratuvarı sayılan dergilerde unutulmaz anıların ve dostlukların öylesi kavgalardan, çekişmelerden süzüldüğünü söylesem, biliyorum ki yeni bir söz etmiş olmayacağım. Ortalık durulup yıllar sonra söz konusu dergiler ve arkadaşlıklar anlatılırken, yaşananlar güzellikleriyle anımsanır.
Şimdiki teknolojik olanakların düşü bile kurulamazken; dizgiciden basımevine, kurşuna dökülmüş yazı ve şiirleri bisikletimin sepetliğinde taşıdığımı; klişe yaptıracak fazladan paramız olmadığı için de fotoğraf, resim yayımlamayı “lüks”ten sayıp caydığımızı örneğin, nasıl unuturum?
…”
04.09. 2023,  Çamlıyayla