Bir cam bardak düşünün. Ne teknoloji harikası, ne el emeği göz nuru, ne de tarihsel bir değeri var. Üzerinde sevimli bir ayı figürü bulunuyor, hepsi bu. Mağaza fiyatı yaklaşık 1300 TL. Ama aynı bardak, birkaç gün içinde 20 bin TL’ye “koleksiyon ürünü” etiketiyle vitrine çıkıyor. İşte popüler kültürün bize attığı son imza: Bearista çılgınlığı.
Bu noktada mesele artık bir bardak değil. Mesele, satın almanın bir ihtiyaç olmaktan çıkıp kimlik gösterisine dönüşmesi.
“Sahip olmak” neden bu kadar önemli?
Popüler kültür, uzun süredir bize şunu fısıldıyor:
“Sahip olduğun şeyler, kim olduğunu anlatır.”
Bir ürünü kullanman değil, herkesin ulaşamadığı bir şeye sahip olman değerli. Sosyal medyada paylaşılabilir olması, “ben aldım” deme imkânı, hatta başkalarının alamamış olması…
Asıl cazibe burada başlıyor.
Bearista bardak, kahve içmek için alınmıyor.
Fotoğraf için alınıyor
Hikâye paylaşmak için alınıyor
“Bende var” diyebilmek için alınıyor
Ve daha çarpıcısı: hiç kullanılmadan satılmak için alınıyor.
Tüketici değil, avcıyız
Eskiden tüketici ürünü arardı.
Bugün ürün, tüketiciyi kışkırtıyor.
“Sınırlı sayıda”
“Stoklar tükeniyor”
“Bir daha gelmeyecek”
Bu üç sihirli cümle, modern insanın aklını devre dışı bırakıyor. Çünkü popüler kültür, sabrı değil refleksi ödüllendiriyor. Düşünerek alan değil, hızlı davranan kazanıyor. Sonra da o hız, ikinci el sitelerinde fahiş fiyat etiketine dönüşüyor.
Ortaya çıkan tablo şu:
Alan mutlu değil
Alamayan öfkeli
Satan fırsatçı
İzleyen şaşkın
Ama çark dönmeye devam ediyor.
Sosyal medyanın görünmez baskısı
Kimse “ben bu bardağa gerçekten ihtiyacım var” demiyor.
Ama herkes şunu hissediyor:
“Almazsam bir şey kaçırıyorum.”
Bu, modern çağın en güçlü duygusu: kaçırma korkusu. Sosyal medya bu korkuyu sürekli besliyor. Bir ürün trend olunca, onu almamak neredeyse “geri kalmışlık” gibi hissettiriliyor.
Ve işin ironik tarafı şu:
Popüler kültür, bireyselliği pazarlarken herkesi aynı şeyleri almaya yönlendiriyor.
Son söz
Bugün ayı şeklinde bir bardak.
Yarın başka bir figür, başka bir renk, başka bir “özel seri”.
Sorun Kahve zinciri değil değil.
Sorun bardak hiç değil.
Sorun, popüler kültürün bize satın almayı bir başarı, sahip olmayı bir statü, satmayı ise akıllılık olarak sunması.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:
“Gerçekten bunu mu istiyorum, yoksa bana istetiliyor mu?”
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Bearista çılgınlığı
Fatma AKÇAY
Bir cam bardak düşünün. Ne teknoloji harikası, ne el emeği göz nuru, ne de tarihsel bir değeri var. Üzerinde sevimli bir ayı figürü bulunuyor, hepsi bu. Mağaza fiyatı yaklaşık 1300 TL. Ama aynı bardak, birkaç gün içinde 20 bin TL’ye “koleksiyon ürünü” etiketiyle vitrine çıkıyor. İşte popüler kültürün bize attığı son imza: Bearista çılgınlığı.
Bu noktada mesele artık bir bardak değil. Mesele, satın almanın bir ihtiyaç olmaktan çıkıp kimlik gösterisine dönüşmesi.
“Sahip olmak” neden bu kadar önemli?
Popüler kültür, uzun süredir bize şunu fısıldıyor:
Bir ürünü kullanman değil, herkesin ulaşamadığı bir şeye sahip olman değerli. Sosyal medyada paylaşılabilir olması, “ben aldım” deme imkânı, hatta başkalarının alamamış olması…
Asıl cazibe burada başlıyor.
Bearista bardak, kahve içmek için alınmıyor.
Fotoğraf için alınıyor
Hikâye paylaşmak için alınıyor
“Bende var” diyebilmek için alınıyor
Ve daha çarpıcısı: hiç kullanılmadan satılmak için alınıyor.
Tüketici değil, avcıyız
Eskiden tüketici ürünü arardı.
Bugün ürün, tüketiciyi kışkırtıyor.
“Sınırlı sayıda”
“Stoklar tükeniyor”
“Bir daha gelmeyecek”
Bu üç sihirli cümle, modern insanın aklını devre dışı bırakıyor. Çünkü popüler kültür, sabrı değil refleksi ödüllendiriyor. Düşünerek alan değil, hızlı davranan kazanıyor. Sonra da o hız, ikinci el sitelerinde fahiş fiyat etiketine dönüşüyor.
Ortaya çıkan tablo şu:
Alan mutlu değil
Alamayan öfkeli
Satan fırsatçı
İzleyen şaşkın
Ama çark dönmeye devam ediyor.
Sosyal medyanın görünmez baskısı
Kimse “ben bu bardağa gerçekten ihtiyacım var” demiyor.
Ama herkes şunu hissediyor:
Bu, modern çağın en güçlü duygusu: kaçırma korkusu. Sosyal medya bu korkuyu sürekli besliyor. Bir ürün trend olunca, onu almamak neredeyse “geri kalmışlık” gibi hissettiriliyor.
Ve işin ironik tarafı şu:
Popüler kültür, bireyselliği pazarlarken herkesi aynı şeyleri almaya yönlendiriyor.
Son söz
Bugün ayı şeklinde bir bardak.
Yarın başka bir figür, başka bir renk, başka bir “özel seri”.
Sorun Kahve zinciri değil değil.
Sorun bardak hiç değil.
Sorun, popüler kültürün bize satın almayı bir başarı, sahip olmayı bir statü, satmayı ise akıllılık olarak sunması.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi: