Ramazan ayında yapılan bir yardım çağrısı… Niyet iyi olabilir. Ama mesele niyet değil; mesele, ülkeni nasıl konumlandırdığın.Sanatçı kimliğinle bu ülkede var olabiliyorsan ülkenin dünyadaki konumunu görmemezlikten gelemezsin ya da bilmiyor olamazsın...
Son günlerde yaşanan tartışmanın özü şu: Türkiye, Gazze ve Sudan gibi insani kriz bölgeleriyle aynı cümlede, aynı bağlamda anıldı. Oysa bu ülke, o coğrafyalara yardım gönderen ülkedir; o coğrafyalarla aynı kategoride gösterilecek bir ülke değildir.
Türkiye’de ekonomik sıkıntılar olabilir. Sosyal destek ihtiyacı olan aileler bulunabilir. Ancak burada çocuklar açlıktan ölmüyor.
Burada devlet mekanizması çalışıyor. Sosyal yardımlar var, belediyeler var, vakıflar var, dayanışma kültürü var. En önemlisi güçlü bir devlet var.
Bugün Türkiye; Afrika’da su kuyusu açan, Gazze’ye hastane kuran, deprem bölgelerine ilk ulaşan ülkelerden biri.
Sadece yakın coğrafyada değil, dünyanın dört bir yanında “Türkiye geldi” cümlesi umut anlamına geliyor. Milyonlarca mülteciye kapısını açmış bir ülkeyi, insani felaket bölgeleriyle aynı kefeye koymak en hafif tabiriyle büyük bir iletişim hatasıdır.
Asıl üzücü olan ise şu: Bir insan kendi ülkesinin konumunu nasıl bilmez? Türkiye’nin son yıllardaki insani yardım performansını, uluslararası sıralamalardaki yerini, sahadaki varlığını görmemek mümkün mü? Mars’ta yaşamıyorsak, bu tabloyu bilmemek zor.
Eleştiri yapmak başka, ülkeyi yardıma muhtaç bir görüntüye sokmak başka. Sosyal sorumluluk kampanyaları hassasiyet gerektirir.
Kullanılan kelime, kurulan cümle, çizilen çerçeve önemlidir. Çünkü milyonlara hitap eden bir isim, sadece kendi adına konuşmaz; aynı zamanda algı üretir.
Türkiye güçlü bir devlettir. Kendi vatandaşına sosyal destek sunan, aynı zamanda dünyanın dört bir yanındaki mazlumların imdadına koşan bir ülkedir.
Afrika’da açlıkla mücadele eden çocuklara, Balkanlar’da savaşın izlerini taşıyan ailelere, Gazze’de bombardıman altında kalan sivillere yardım ulaştıran bir ülkedir.
Bu gerçeği görmeden yapılan her açıklama, ister istemez tepki doğurur. Çünkü mesele bir sanatçının kişisel görüşü değil; bir ülkenin onurudur.
Yardım çağrısı yapmak elbette kıymetlidir. Ancak Türkiye’yi yardım alan değil, yardım eden ülke olarak konumlandırmak gerekir. Gerçek budur. Ve bu gerçeği bilmemek değil, görmezden gelmek daha acı vericidir.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Dünyaya el uzatan Türkiye için yardım istemek mi? Tam senlik hareket
Fatma AKÇAY
Ramazan ayında yapılan bir yardım çağrısı… Niyet iyi olabilir. Ama mesele niyet değil; mesele, ülkeni nasıl konumlandırdığın.Sanatçı kimliğinle bu ülkede var olabiliyorsan ülkenin dünyadaki konumunu görmemezlikten gelemezsin ya da bilmiyor olamazsın...
Son günlerde yaşanan tartışmanın özü şu: Türkiye, Gazze ve Sudan gibi insani kriz bölgeleriyle aynı cümlede, aynı bağlamda anıldı. Oysa bu ülke, o coğrafyalara yardım gönderen ülkedir; o coğrafyalarla aynı kategoride gösterilecek bir ülke değildir.
Türkiye’de ekonomik sıkıntılar olabilir. Sosyal destek ihtiyacı olan aileler bulunabilir. Ancak burada çocuklar açlıktan ölmüyor.
Burada devlet mekanizması çalışıyor. Sosyal yardımlar var, belediyeler var, vakıflar var, dayanışma kültürü var. En önemlisi güçlü bir devlet var.
Bugün Türkiye; Afrika’da su kuyusu açan, Gazze’ye hastane kuran, deprem bölgelerine ilk ulaşan ülkelerden biri.
Sadece yakın coğrafyada değil, dünyanın dört bir yanında “Türkiye geldi” cümlesi umut anlamına geliyor. Milyonlarca mülteciye kapısını açmış bir ülkeyi, insani felaket bölgeleriyle aynı kefeye koymak en hafif tabiriyle büyük bir iletişim hatasıdır.
Asıl üzücü olan ise şu: Bir insan kendi ülkesinin konumunu nasıl bilmez? Türkiye’nin son yıllardaki insani yardım performansını, uluslararası sıralamalardaki yerini, sahadaki varlığını görmemek mümkün mü? Mars’ta yaşamıyorsak, bu tabloyu bilmemek zor.
Eleştiri yapmak başka, ülkeyi yardıma muhtaç bir görüntüye sokmak başka. Sosyal sorumluluk kampanyaları hassasiyet gerektirir.
Kullanılan kelime, kurulan cümle, çizilen çerçeve önemlidir. Çünkü milyonlara hitap eden bir isim, sadece kendi adına konuşmaz; aynı zamanda algı üretir.
Türkiye güçlü bir devlettir. Kendi vatandaşına sosyal destek sunan, aynı zamanda dünyanın dört bir yanındaki mazlumların imdadına koşan bir ülkedir.
Afrika’da açlıkla mücadele eden çocuklara, Balkanlar’da savaşın izlerini taşıyan ailelere, Gazze’de bombardıman altında kalan sivillere yardım ulaştıran bir ülkedir.
Bu gerçeği görmeden yapılan her açıklama, ister istemez tepki doğurur. Çünkü mesele bir sanatçının kişisel görüşü değil; bir ülkenin onurudur.
Yardım çağrısı yapmak elbette kıymetlidir. Ancak Türkiye’yi yardım alan değil, yardım eden ülke olarak konumlandırmak gerekir. Gerçek budur. Ve bu gerçeği bilmemek değil, görmezden gelmek daha acı vericidir.