Dünyanın en acı gerçeği şu: Çocuklar, yetişkinlerin kurduğu düzenin en büyük mağdurları.
Savaşlardan, yoksulluktan, şiddetten, ihmallerden en çok onlar etkileniyor.
Oysa çocuk olmak; koşmak, gülmek, öğrenmek, güvenmek demektir. Hayatta kalmaya çalışmak değil.
Her yıl Dünya Çocuk Hakları Günü kutlanıyor, bildirgeler açıklanıyor, etkinlikler düzenleniyor.
Fakat gerçeğin çığlığı çok daha yüksek: Hâlâ yüz binlerce çocuk açlıkla savaşıyor.
Hâlâ savaş bölgelerinde toprağa düşen bedenlerin yarısı çocuk. Hâlâ soğuktan donarak ölen minik bedenler haber bültenlerinin dip köşelerinde yer buluyor.
Hâlâ en temel hak olan “yaşam hakkı”, milyonlarca çocuk için büyük bir lüks.
Biz yetişkinler ise bu tabloya bazen duyuyor gibi yapıp geçiyoruz.
Oysa bir çocuğun açlığı, bir ülkenin açlığıdır.
Bir çocuğun ölümü, bir insanlığın çöküşüdür.
Bir çocuğun soğuktan titremesi, dünyanın tüm vicdanını sarsması gereken bir çığlıktır.
Bugün hâlâ dört yaşında bir çocuk, sıcak bir çorba bulamadığı için hayatını kaybedebiliyorsa; altı yaşında bir çocuk, soğuktan korunamadığı için hayata veda ediyorsa; on yaşında bir çocuk, çatışmanın ortasında gözlerini kapatıyorsa…
Çocuk haklarından değil, ihlallerinden söz ediyoruz demektir.
Dünya Çocuk Hakları Günü, tam da bu yüzden bir kutlama değil; yüzümüze tuttuğumuz bir aynadır.
Bu aynaya baktığımızda kendimize sormamız gereken soru nettir:
“Ben bu dünyayı bir çocuk için ne kadar yaşanabilir kılıyorum?”
Çocukların ölmediği bir dünya hayal değil. Aç kalmadığı, soğuktan donmadığı bir dünya mümkün.
Çünkü bu sorunlar çözümsüz değil; sadece önceliksiz. Yetişkinlerin siyaset hesaplarında, ekonomik kaygılarında çocuklar hep listenin sonuna itiliyor.
Oysa her politika, her plan, her bütçe, çocuk bakış açısıyla yeniden kurulmalı.
Bir ülkenin geleceği, çocukların aldığı nefes kadardır. Bir çocuğun yüzündeki umutsuzluk, geleceğin karanlık habercisidir.
Tam tersi de doğrudur: Bir çocuğun kahkahası, bir toplumun yarınını aydınlatır.
Gelin bir gün değil, her gün çocukların yanında duralım.
Çocukların yaşamak için değil, büyümek için çabaladığı bir dünyayı kuralım.
Bu çağrı bir hayal değil; insan olmanın gereğidir.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Dünyayı değiştirmek çocukları korumaktan başlar
Fatma AKÇAY
Dünyanın en acı gerçeği şu: Çocuklar, yetişkinlerin kurduğu düzenin en büyük mağdurları.
Savaşlardan, yoksulluktan, şiddetten, ihmallerden en çok onlar etkileniyor.
Oysa çocuk olmak; koşmak, gülmek, öğrenmek, güvenmek demektir. Hayatta kalmaya çalışmak değil.
Her yıl Dünya Çocuk Hakları Günü kutlanıyor, bildirgeler açıklanıyor, etkinlikler düzenleniyor.
Fakat gerçeğin çığlığı çok daha yüksek: Hâlâ yüz binlerce çocuk açlıkla savaşıyor.
Hâlâ savaş bölgelerinde toprağa düşen bedenlerin yarısı çocuk. Hâlâ soğuktan donarak ölen minik bedenler haber bültenlerinin dip köşelerinde yer buluyor.
Hâlâ en temel hak olan “yaşam hakkı”, milyonlarca çocuk için büyük bir lüks.
Biz yetişkinler ise bu tabloya bazen duyuyor gibi yapıp geçiyoruz.
Oysa bir çocuğun açlığı, bir ülkenin açlığıdır.
Bir çocuğun ölümü, bir insanlığın çöküşüdür.
Bir çocuğun soğuktan titremesi, dünyanın tüm vicdanını sarsması gereken bir çığlıktır.
Bugün hâlâ dört yaşında bir çocuk, sıcak bir çorba bulamadığı için hayatını kaybedebiliyorsa; altı yaşında bir çocuk, soğuktan korunamadığı için hayata veda ediyorsa; on yaşında bir çocuk, çatışmanın ortasında gözlerini kapatıyorsa…
Çocuk haklarından değil, ihlallerinden söz ediyoruz demektir.
Dünya Çocuk Hakları Günü, tam da bu yüzden bir kutlama değil; yüzümüze tuttuğumuz bir aynadır.
Bu aynaya baktığımızda kendimize sormamız gereken soru nettir:
“Ben bu dünyayı bir çocuk için ne kadar yaşanabilir kılıyorum?”
Çocukların ölmediği bir dünya hayal değil. Aç kalmadığı, soğuktan donmadığı bir dünya mümkün.
Çünkü bu sorunlar çözümsüz değil; sadece önceliksiz. Yetişkinlerin siyaset hesaplarında, ekonomik kaygılarında çocuklar hep listenin sonuna itiliyor.
Oysa her politika, her plan, her bütçe, çocuk bakış açısıyla yeniden kurulmalı.
Bir ülkenin geleceği, çocukların aldığı nefes kadardır. Bir çocuğun yüzündeki umutsuzluk, geleceğin karanlık habercisidir.
Tam tersi de doğrudur: Bir çocuğun kahkahası, bir toplumun yarınını aydınlatır.
Gelin bir gün değil, her gün çocukların yanında duralım.
Çocukların yaşamak için değil, büyümek için çabaladığı bir dünyayı kuralım.
Bu çağrı bir hayal değil; insan olmanın gereğidir.
Çünkü hiçbir çocuk ölmemeli.
Hiçbir çocuk aç kalmamalı.
Hiçbir çocuk soğuktan donmamalı.
Ve dünya, önce çocuklar için güvenli olmalı.
ChatGPT hata yapabilir. Önemli bilg