Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Elveda Şehr-i Ramazan...
Fatma AKÇAY
Ramazan’ın son günü…
Takvimde sıradan bir tarih gibi görünse de, insanın içinde tarif edemediği bir boşluk bırakıyor. Bir ay boyunca hayatın akışı değişti.
Aynı saatlerde uyanıldı, aynı sofralarda buluşuldu, aynı dualar göğe yükseldi. Şimdi ise o ritim yavaş yavaş sona eriyor.
Ramazan aslında sadece aç kalmak değildi.
İnsanın kendine dönmesiydi. Gürültünün içinde kaybolan kalbin, yeniden kendini duymasıydı.
Belki uzun zamandır ertelenen bir “özür”, belki içten edilen bir “dua”, belki de sadece sessizce yapılan bir muhasebe…
Bir ay boyunca kalp biraz daha yumuşadı.
İnsanlar birbirine biraz daha sabırlı, biraz daha anlayışlı oldu. Sofralar kalabalıklaştı, ama aslında kalpler yakınlaştı.
En sade iftar bile en zengin sofradan daha kıymetliydi çünkü içinde paylaşmak vardı.
Şimdi ise veda vakti…
İnsanı en çok da bu düşündürüyor:
Acaba Ramazan bizden ne aldı, ne bıraktı?
Giden sadece günler mi, yoksa kazandığımız güzellikler de mi gidiyor?
Asıl mesele belki de burada başlıyor.
Çünkü Ramazan’ın değeri, bittikten sonra neyi yaşatabildiğimizle ölçülüyor.
Sabır devam ediyor mu?
Kırgınlıklar gerçekten bitti mi?
Dualar sadece o aya mı aitti?
Bayram geliyor…
Evet, sevinç var. Ama o sevincin içinde ince bir sızı da gizli. Çünkü insan, kendine iyi gelen şeylerden ayrılırken hep biraz eksiliyor.
Ramazan gidiyor ama ardında bir iz bırakıyor.
Sessiz, derin ve kalıcı bir iz…
Belki de en doğru veda şu:
Ramazan’ı uğurlarken, onu sadece bir ay olarak değil, bir alışkanlık olarak kalpte tutabilmek.
Elveda Ramazan…
Bir ay değil, bir hatırlatmaydın.