Bir zamanlar hayal kurarken büyük şeyler gelirdi aklımıza.
Bir ev, bir araba, uzun bir tatil…
Şimdi ise hayaller küçüldü. Hatta hayal demek bile fazla.
Bugün çoğumuz için mesele sadece bir kahve içebilmek.
Eskiden “hadi bir kahve içelim” cümlesi plansızdı.
Saatine, mekânına, fiyatına bakılmazdı.
Bugün ise o cümle, küçük bir bütçe hesabıyla başlıyor.
Önce menüye göz atılıyor, sonra fiyatlar inceleniyor,
en sonunda “başka zaman” denilerek erteleniyor.
Bir kahve, artık yalnızca bir içecek değil.
Bir durup nefes alma molası,
kendine ayırabildiğin kısa bir zaman dilimi.
Ama o kısa molanın bile hesap kitap gerektirdiği bir dönemdeyiz.
Sokaklarda dolaşırken vitrinlere bakıyoruz.
Kahve bardakları aynı, masalar aynı,
ama içimizdeki his bambaşka.
Eskiden sıradan olan şeyler bugün “lüks mü?” sorusunu sorduruyor.
Belki mesele sadece kahve değil.
Asıl mesele, hayatın küçük keyiflerinin bile planlanmak zorunda kalması.
Spontane yaşamak neredeyse imkânsız.
Her adım ölçülü, her karar temkinli.
İnsan bazen şunu fark ediyor:
Büyümedik aslında, alıştık.
Azla yetinmeye, ertelemeye, “olsun” demeye…
Bir kahve içebilmek hâlâ mümkün elbette.
Ama eskisi gibi değil.
Artık tadı biraz daha acı,
çünkü içine hayatın yükü de karışıyor.
Belki de bu yüzden o kahve,
eskisinden daha çok şey anlatıyor bize.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Eskiden hayaldi, şimdi sıradan: bir kahve içebilmek
Fatma AKÇAY
Bir zamanlar hayal kurarken büyük şeyler gelirdi aklımıza.
Bir ev, bir araba, uzun bir tatil…
Şimdi ise hayaller küçüldü. Hatta hayal demek bile fazla.
Bugün çoğumuz için mesele sadece bir kahve içebilmek.
Eskiden “hadi bir kahve içelim” cümlesi plansızdı.
Saatine, mekânına, fiyatına bakılmazdı.
Bugün ise o cümle, küçük bir bütçe hesabıyla başlıyor.
Önce menüye göz atılıyor, sonra fiyatlar inceleniyor,
en sonunda “başka zaman” denilerek erteleniyor.
Bir kahve, artık yalnızca bir içecek değil.
Bir durup nefes alma molası,
kendine ayırabildiğin kısa bir zaman dilimi.
Ama o kısa molanın bile hesap kitap gerektirdiği bir dönemdeyiz.
Sokaklarda dolaşırken vitrinlere bakıyoruz.
Kahve bardakları aynı, masalar aynı,
ama içimizdeki his bambaşka.
Eskiden sıradan olan şeyler bugün “lüks mü?” sorusunu sorduruyor.
Belki mesele sadece kahve değil.
Asıl mesele, hayatın küçük keyiflerinin bile planlanmak zorunda kalması.
Spontane yaşamak neredeyse imkânsız.
Her adım ölçülü, her karar temkinli.
İnsan bazen şunu fark ediyor:
Büyümedik aslında, alıştık.
Azla yetinmeye, ertelemeye, “olsun” demeye…
Bir kahve içebilmek hâlâ mümkün elbette.
Ama eskisi gibi değil.
Artık tadı biraz daha acı,
çünkü içine hayatın yükü de karışıyor.
Belki de bu yüzden o kahve,
eskisinden daha çok şey anlatıyor bize.