Öfke, insanın en doğal duygularından biri. Tehlike karşısında koruyan, haksızlıkta harekete geçiren bir iç alarm sistemi gibi.
Ancak kontrol edilmediğinde, yönetilmediğinde ve bastırıldığında bu duygu, savunma mekanizması olmaktan çıkıp yıkıcı bir güce dönüşüyor.
Toplumda öfke hâlâ “sinirli ama iyi niyetli”, “çabuk parlıyor ama kalbi temiz” gibi cümlelerle meşrulaştırılıyor.
Oysa öfke problemi, karakter özelliği değil; ciddi bir davranış ve ruh sağlığı meselesi. Görmezden gelindikçe derinleşiyor, bastırıldıkça patlama noktasına yaklaşıyor.
Öfke çoğu zaman tek başına ortaya çıkmıyor. Kontrol ihtiyacı, değersizlik hissi, kıskançlık, terk edilme korkusu ve çözülemeyen psikolojik sorunlar bu duyguyu besliyor.
Kişi, yaşadığı iç çatışmayı dışarıya yönelttiğinde ilk zarar görenler genellikle en yakınındakiler oluyor. Çünkü öfke, yabancılara değil; evin içine, güvenli sandığımız alanlara sızıyor.
En tehlikeli tarafı ise şu: Öfke problemi yaşayan birçok kişi, sorunun kendisinde olduğunu kabul etmiyor.
Suç hep dışarıda. “Beni sinirlendirdiler”, “Hak ettim”, “Başka çarem yoktu” gibi cümleler, sorumluluktan kaçmanın en yaygın yolları. Bu dil, şiddeti normalleştiriyor ve tekrarının önünü açıyor.
Öfkenin kontrol edilemediği bir ortamda çocuklar büyüyorsa, sorun artık bireysel olmaktan çıkıyor. Çocuklar bağırmayı, tehdit etmeyi, susarak cezalandırmayı öğreniyor.
Böylece öfke, nesilden nesile aktarılan sessiz bir mirasa dönüşüyor.
Çözüm ise sanıldığı kadar basit ama bir o kadar da cesaret istiyor: Sorunu kabul etmek. Yardım istemek. Psikolojik destek almayı zayıflık değil, sorumluluk olarak görmek.
Çünkü öfke yönetilemediğinde yalnızca bir anı değil, bir hayatı geri dönülmez şekilde değiştirebiliyor.
Belki de artık şu gerçeği kabullenmek gerekiyor:
Öfke bastırıldığında kaybolmaz. Kontrol edilmediğinde ise mutlaka birini yaralar.
Bugün geldiğimiz noktada birçok kişinin öfkesini hala nasıl kontrol altına alacağını bilmiyor.
Yaşları 14-15 yaşlarında ergenliğin en rİskli dönemleri diyebileceğimiz yaşlarda kolaylıkla akranlarını yok edebiliyor.
Geride gözü yaşlı anneler kalıyor...
Bununla nasıl baş edebiliriz bilmiyorum ama hepimizin bir öfke kontrolü eğitimi alması şart!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Öfke kontrolü eğitimi şart!
Fatma AKÇAY
Öfke, insanın en doğal duygularından biri. Tehlike karşısında koruyan, haksızlıkta harekete geçiren bir iç alarm sistemi gibi.
Ancak kontrol edilmediğinde, yönetilmediğinde ve bastırıldığında bu duygu, savunma mekanizması olmaktan çıkıp yıkıcı bir güce dönüşüyor.
Toplumda öfke hâlâ “sinirli ama iyi niyetli”, “çabuk parlıyor ama kalbi temiz” gibi cümlelerle meşrulaştırılıyor.
Oysa öfke problemi, karakter özelliği değil; ciddi bir davranış ve ruh sağlığı meselesi. Görmezden gelindikçe derinleşiyor, bastırıldıkça patlama noktasına yaklaşıyor.
Öfke çoğu zaman tek başına ortaya çıkmıyor. Kontrol ihtiyacı, değersizlik hissi, kıskançlık, terk edilme korkusu ve çözülemeyen psikolojik sorunlar bu duyguyu besliyor.
Kişi, yaşadığı iç çatışmayı dışarıya yönelttiğinde ilk zarar görenler genellikle en yakınındakiler oluyor. Çünkü öfke, yabancılara değil; evin içine, güvenli sandığımız alanlara sızıyor.
En tehlikeli tarafı ise şu: Öfke problemi yaşayan birçok kişi, sorunun kendisinde olduğunu kabul etmiyor.
Suç hep dışarıda. “Beni sinirlendirdiler”, “Hak ettim”, “Başka çarem yoktu” gibi cümleler, sorumluluktan kaçmanın en yaygın yolları. Bu dil, şiddeti normalleştiriyor ve tekrarının önünü açıyor.
Öfkenin kontrol edilemediği bir ortamda çocuklar büyüyorsa, sorun artık bireysel olmaktan çıkıyor. Çocuklar bağırmayı, tehdit etmeyi, susarak cezalandırmayı öğreniyor.
Böylece öfke, nesilden nesile aktarılan sessiz bir mirasa dönüşüyor.
Çözüm ise sanıldığı kadar basit ama bir o kadar da cesaret istiyor: Sorunu kabul etmek. Yardım istemek. Psikolojik destek almayı zayıflık değil, sorumluluk olarak görmek.
Çünkü öfke yönetilemediğinde yalnızca bir anı değil, bir hayatı geri dönülmez şekilde değiştirebiliyor.
Belki de artık şu gerçeği kabullenmek gerekiyor:
Öfke bastırıldığında kaybolmaz. Kontrol edilmediğinde ise mutlaka birini yaralar.
Bugün geldiğimiz noktada birçok kişinin öfkesini hala nasıl kontrol altına alacağını bilmiyor.
Yaşları 14-15 yaşlarında ergenliğin en rİskli dönemleri diyebileceğimiz yaşlarda kolaylıkla akranlarını yok edebiliyor.
Geride gözü yaşlı anneler kalıyor...
Bununla nasıl baş edebiliriz bilmiyorum ama hepimizin bir öfke kontrolü eğitimi alması şart!