Sanayi yatırımlarının sürdürülebilir olması için liman bağlantıları ve ticaret yolları büyük önem taşır.
Turabdin platosu bu açıdan da stratejik bir konumdadır.
Karayolu ile kısa sürede Akdeniz limanlarına ulaşım mümkündür.
Özellikle Türkiye’nin önemli ihracat kapılarından olan Mersin Limanı ve İskenderun Limanı, bölge açısından güçlü lojistik avantajlar sunmaktadır.
Demiryolu bağlantılarının güçlendirilmesiyle bu lojistik avantaj daha da artabilir.
Ancak Dicle Havzası’nın stratejik önemi yalnızca liman bağlantılarıyla sınırlı değildir.
Bölgenin bir başka önemli avantajı da sınır ticareti ve uluslararası ticaret yollarına yakınlığıdır.
Türkiye’nin en önemli sınır kapılarından biri olan Habur Sınır Kapısı, Orta Doğu ticaretinin en yoğun geçiş noktalarından biridir.
Ayrıca Nusaybin Sınır Kapısı ve bölgedeki diğer sınır kapıları da uluslararası ticaret açısından büyük bir potansiyel taşımaktadır.
Bu sınır kapıları aracılığıyla Türkiye’den Irak’a, Suriye’ye ve Orta Doğu’nun diğer pazarlarına önemli ticaret akışları gerçekleşmektedir.
Bu noktada Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) da bölgenin ekonomik potansiyelini daha da güçlendiren büyük bir kalkınma projesidir.
GAP’ın tüm unsurlarıyla tamamlanmasıyla birlikte bölgedeki tarımsal üretim, gıda işleme sanayileri ve tarıma dayalı sanayi kolları önemli ölçüde gelişecektir.
Tarım, gıda, tekstil, lojistik ve diğer sanayi alanlarında oluşacak üretim zincirleri bölgeyi güçlü bir ekonomik merkez haline getirebilir.
Bu üretim ekosistemi yalnızca Türkiye iç pazarıyla sınırlı kalmayacaktır.
Habur ve Nusaybin gibi sınır kapıları üzerinden Orta Doğu ve Körfez ülkelerine bağlanacaktır.
Ayrıca küresel ticaret ağlarının en önemli projelerinden biri olan Belt and Road Initiative (Bir Kuşak Bir Yol) kapsamında gelişen ticaret koridorlarıyla birlikte bu üretim merkezleri dünya pazarlarına da entegre olabilir.
Yani Dicle Havzası’nda kurulacak güçlü bir üretim merkezi yalnızca bölgesel bir yatırım değil, aynı zamanda uluslararası ticaret ağlarının bir parçası olabilir.
Bölgenin kalkınması için daha büyük ölçekli ve daha güçlü sanayi yatırımlarına ihtiyaç vardır.
Eğer Dicle Havzası’nın ortasında, Midyat–Mardin platosunda büyük ölçekli bir üretim merkezi kurulursa yalnızca fabrikalar kurulmuş olmaz.
Bir ekonomik ekosistem oluşur.
Lojistik gelişir.
Yan sanayi gelişir.
Hizmet sektörü büyür.
İstihdam artar.
Ve bölgenin milli gelirden aldığı pay yükselir.
Bu gelişim yalnızca Mardin’i değil aynı zamanda Şırnak, Siirt ve Batman gibi çevre illeri de doğrudan etkiler.
Yani Dicle Havzası’nın tamamında yeni bir ekonomik hareket başlar.
Türkiye’nin kalkınma hikâyesi yalnızca birkaç bölgenin büyümesiyle yazılamaz.
Gerçek kalkınma, Anadolu’nun tamamı üretime katıldığında gerçekleşir.
Bu nedenle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun bu büyük sanayi vizyonunun içinde güçlü şekilde yer alması büyük önem taşımaktadır.
Ve özellikle Dicle Havzası’nın ortasında yer alan Turabdin platosu, sahip olduğu geniş arazi yapısı, enerji altyapısı, sınır ticareti avantajı, lojistik imkanları ve uluslararası ticaret koridorlarına yakınlığı ile Türkiye’nin yeni sanayi vizyonu içinde değerlendirilmesi gereken önemli bir adaydır.
Çünkü kalkınma yalnızca büyüme değildir.
Üretimin, fırsatın ve refahın ülkenin her tarafına yayılmasıdır.
Ve belki de bugün sorulması gereken soru şudur:
Türkiye yeni sanayi haritasını çizerken, Dicle Havzası’nın ortasında yer alan Turabdin platosu neden bu büyük üretim vizyonunun önemli merkezlerinden biri olmasın?
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MEGA ENDÜSTRİ BÖLGELERİ VİZYONUNDA DİCLE HAVZASI DA YER ALMALI (2)
Halil El
Bir diğer önemli unsur ise lojistik avantajdır.
Sanayi yatırımlarının sürdürülebilir olması için liman bağlantıları ve ticaret yolları büyük önem taşır.
Turabdin platosu bu açıdan da stratejik bir konumdadır.
Karayolu ile kısa sürede Akdeniz limanlarına ulaşım mümkündür.
Özellikle Türkiye’nin önemli ihracat kapılarından olan Mersin Limanı ve İskenderun Limanı, bölge açısından güçlü lojistik avantajlar sunmaktadır.
Demiryolu bağlantılarının güçlendirilmesiyle bu lojistik avantaj daha da artabilir.
Ancak Dicle Havzası’nın stratejik önemi yalnızca liman bağlantılarıyla sınırlı değildir.
Bölgenin bir başka önemli avantajı da sınır ticareti ve uluslararası ticaret yollarına yakınlığıdır.
Türkiye’nin en önemli sınır kapılarından biri olan Habur Sınır Kapısı, Orta Doğu ticaretinin en yoğun geçiş noktalarından biridir.
Ayrıca Nusaybin Sınır Kapısı ve bölgedeki diğer sınır kapıları da uluslararası ticaret açısından büyük bir potansiyel taşımaktadır.
Bu sınır kapıları aracılığıyla Türkiye’den Irak’a, Suriye’ye ve Orta Doğu’nun diğer pazarlarına önemli ticaret akışları gerçekleşmektedir.
Bu noktada Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) da bölgenin ekonomik potansiyelini daha da güçlendiren büyük bir kalkınma projesidir.
GAP’ın tüm unsurlarıyla tamamlanmasıyla birlikte bölgedeki tarımsal üretim, gıda işleme sanayileri ve tarıma dayalı sanayi kolları önemli ölçüde gelişecektir.
Tarım, gıda, tekstil, lojistik ve diğer sanayi alanlarında oluşacak üretim zincirleri bölgeyi güçlü bir ekonomik merkez haline getirebilir.
Bu üretim ekosistemi yalnızca Türkiye iç pazarıyla sınırlı kalmayacaktır.
Habur ve Nusaybin gibi sınır kapıları üzerinden Orta Doğu ve Körfez ülkelerine bağlanacaktır.
Ayrıca küresel ticaret ağlarının en önemli projelerinden biri olan Belt and Road Initiative (Bir Kuşak Bir Yol) kapsamında gelişen ticaret koridorlarıyla birlikte bu üretim merkezleri dünya pazarlarına da entegre olabilir.
Yani Dicle Havzası’nda kurulacak güçlü bir üretim merkezi yalnızca bölgesel bir yatırım değil, aynı zamanda uluslararası ticaret ağlarının bir parçası olabilir.
Bölgenin kalkınması için daha büyük ölçekli ve daha güçlü sanayi yatırımlarına ihtiyaç vardır.
Eğer Dicle Havzası’nın ortasında, Midyat–Mardin platosunda büyük ölçekli bir üretim merkezi kurulursa yalnızca fabrikalar kurulmuş olmaz.
Bir ekonomik ekosistem oluşur.
Lojistik gelişir.
Yan sanayi gelişir.
Hizmet sektörü büyür.
İstihdam artar.
Ve bölgenin milli gelirden aldığı pay yükselir.
Bu gelişim yalnızca Mardin’i değil aynı zamanda Şırnak, Siirt ve Batman gibi çevre illeri de doğrudan etkiler.
Yani Dicle Havzası’nın tamamında yeni bir ekonomik hareket başlar.
Türkiye’nin kalkınma hikâyesi yalnızca birkaç bölgenin büyümesiyle yazılamaz.
Gerçek kalkınma, Anadolu’nun tamamı üretime katıldığında gerçekleşir.
Bu nedenle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun bu büyük sanayi vizyonunun içinde güçlü şekilde yer alması büyük önem taşımaktadır.
Ve özellikle Dicle Havzası’nın ortasında yer alan Turabdin platosu, sahip olduğu geniş arazi yapısı, enerji altyapısı, sınır ticareti avantajı, lojistik imkanları ve uluslararası ticaret koridorlarına yakınlığı ile Türkiye’nin yeni sanayi vizyonu içinde değerlendirilmesi gereken önemli bir adaydır.
Çünkü kalkınma yalnızca büyüme değildir.
Üretimin, fırsatın ve refahın ülkenin her tarafına yayılmasıdır.
Ve belki de bugün sorulması gereken soru şudur:
Türkiye yeni sanayi haritasını çizerken, Dicle Havzası’nın ortasında yer alan Turabdin platosu neden bu büyük üretim vizyonunun önemli merkezlerinden biri olmasın?