Eğitimci Yazar Selahattin Beyaz’ın kitabı bu.* 300 sayfa. 68 Kuşağın/Gençliğinin kapitalizme bakışı, Tam bağımsızlık, Özgürlük, Laiklik, Demokrasi, ve haklar, Demokratik bilimsel eğitim, İnsan sevgisi olmak üzere yedi bölümden oluşuyor. İnsan, yaşam, demokrasi, yönetim içeriğini taşıyor. Demokrasiye, laikliğe, gençliğe, sevgiye aşka oldukça önem verilmiş... Her işin başının sevgi olduğu belirtilmiş. Sevgi olmazsa demokrasi, yaşam, laiklik, yönetim olmaz deniliyor!
Demokrasi şöyle tanımlanıyor: “Demokrasi eski Yunanca’da halk anlamına gelen ‘demos’ ve yönetmek anlamında ‘Kratos’ (Veya krotein) kelimelerinin birleşimiyle oluşmuştur. Halkın yönetimi demektir.”(s. 130)
Demokrasiyi, iyice özümsediğimizi söyleyemem! Çünkü demokrasi yalnızca çoğunluğun değil, azınlığın/azlığın da haklarını korumakla yükümlüdür. Geçmiş zamana değil şimdiki zamana, gelecek zamana yaptırımını sürdürür. Ancak, demokrasi sınırsız özgürlük değildir. Hiçbir kimse benim demokratik haklarım var diyerek başkasının haklarına dokunamaz. Demokrasi, bireyin ve çoğunluğun haklarını sınırlar… Her birey, her küme, her çoğunluk demokratik haklarıyla yaşar. Kendi içeriğinde kendi yönetimini belirler. Geniş anlamıyla halk/halkların yönetimini içerir…
Özgürlüğe bakalım.
Özgürlük, genel anlamıyla “Bir kişinin, diğerinin müdahalesi olmadan kendi hareket biçimini seçebilme imkanına sahip olmasıdır. Eylemleri diğer kişilerin özgürlüklerine müdahale etmediği sürece, insanların, kendi hayatlarını nasıl yaşayacaklarına karar verebilme sahiplenme yöntemidir özgürlük.” (s.81)
Özgürlük her akla geldiği gibi devinim biçimi değildir. Her bireyin, her kümenin, çokluğun kendi özgürlük sınırını aşma hakkı yoktur. Belirlenen sınırlanan süre içerisinde özgürdür. Ben evimin içinde davul çalar gürültü yapar, patlamalar oluşturur diyerek başkasının rahatsız etme hakkına sahip değildir, olamaz… Yaşamak özgürlük sınırları içerisinde eyleme dönüştürülür…
Bir şiirimde şöyle demiştim:
“… her aklına geleni yapmak
söylemek
bağırmak
çağırmak mı
istiyorsun
hemen şimdi
durma
bağır
çağır
dünyayı rahatsız etmekse
özgürlük**
…”
“Laiklik, kelimesi Latince’deki ‘laukus’ sözünden gelen ‘laik’ deyimi Türkçe’ye Fransızca’daki ‘lice’ sıfatından geçmiştir. İlk kullanıldığı, batı dillerinde dine ya da kiliseye ait olmayan anlamına gelmektedir. Kelimenin aslı Yunanca ‘laikos’tur. Din adamı sıfatı taşımayanlara ‘laikos’ denilirdi.” (s.112)
Din ile devlet işlerinin ayrı tutulması buradan gelmektedir. Sosyal yaşam bununla düzenlenmektedir. Yasalar, anayasalar bu edim göz önüne alınarak belirlenmektedir!
“Laiklik, sadece devletin dinden, dinin de devletten elini çekmesini sağlamıyor, din sınıfının dini yaşamak isteyen kitlelere tasallutunu da önlüyor. Bu açıdan laiklik, dine en büyük hizmet kurumudur.”(s.113)
Laik olmak özgürlük, demokrasidir. Bilinçli doğru karar vermektir...
Eğitim nedir?
Şöyle tanımlanabilir.
Eğitim alan kişi ve kişilerde oluşan davranış değişikliğidir.
Bir konuda bilgilenen insan/kişiler, öğrendiği bilgiyi uygulamıyorsa, davranış değişikliği olmamıştır, böyle olmuşsa eğitim yerine gelmemiş demektir.
Sözgelimi yerlere kağıt, çöp, herhangi bir şey atılmayacağını öğrenen kişi/kişiler, yerlere kağıt çöp herhangi bir şey atıyor, ya da atmasını sürdürüyorsa, onlarda davranış değişikliği olmamış, eğitim amaca ulaşmamıştır demektir…
Öğretmenliğim sırasında, haftada bir çevre temizliği nöbetimiz oluyordu. Bir nöbetimizde öğrencilerle birlikte temizlik yapmıştık, akşama kadarda o temizliği korumakla yükümlüydük. Çocuklara dedim ki; biz görevimizi yaptık; yerlere çöp, herhangi bir şey atan olursa uyarın, uyarıyı yerine getirmezlerse bana söyleyin; ben çözümlerim demiştim. Tenefüste öğrencilerimle bahçede geziyoruz; temizlik işlerine dikkat ediyoruz… bir okul görevlisi sigara izmaritini attı yere; çocuklar bana baktılar; alın işareti yapmak konumunda kaldım, aldılar. Sınıfa girince, öğrencilerime, kimi okul görevlileri yerleri kirletebiliyormuş dedim; hazin değil mi?
Şu anlaşılmalı derim: “Eğitim en basit tanımıyla bireyde davranış değiştirme sürecidir. Bireyde davranış değişikliğinin olmayacağının dayanağı, temeller ya da referans noktası, bireyin, içinde yaşadığı toplumun, ekonomik sosyal kültürel yapısıdır. Eğitimin hedefi sömürüsüz bir dünya yaratmak olmalıdır. Özgür, eşit, demokratik bir toplumu hedeflemelidir.”(s.222)
Atatürk şöyle diyor: “Bir yandan bilgisizliği ortadan kaldırmaya uğraşırken, bir yandan memleket evladını toplumsal ve ekonomik hayata etkili ve verimli kılabilmek için zorunlu olan ilk bilgileri uygulamalı bir biçimde vermek metodu eğitimimizin temelini oluşturmalıdır.” (s.239)
Eğitimcinin; bilgili, demokratik, laik, eşitlikçi duruşu giyinişi, konuşmasıyla örnek olması önemlidir. Küçük kalkar büyüğe bakar diye bir atasözümüz vardır.
Eğitmenlik ve köy enstitüleri verileriyle, dünyaya örnek olan bir eğitim sistemi bulmuştuk… İş içinde eğitim uygulaması ülkenin eğitim yolunda hızla ilerlemesini sağlıyordu. Köy, şehir ağaları bu devinimi sindiremediler, kapattılar bu okulları.
Köy Enstitülere 17 Nisan 1940’da kurulmuştur. Dersler, iş içinde eğitim öğretim kurallarıyla öğrenilmekteydi. Kültür, tarım teknik birlikte olduğu için bu kuruluşlara ‘Enstitü’ denilmiştir. (s.255)
Köy enstitülerinde iş, araç, amaç … temel ilke olarak ele alınmaktaydı. Böylece ezbercilik kalkmış, yerine örenmek geçmişti. İş, deney, gözleme dayalıydı yöntem.
Bilim, sanat, beden eğitimi, halk oyunları, yapı, iş, duvar örme, hayvancılık, bahçecilik, çiçekçilik gibi halk için gereksinim olan şeyler öğretilirdi… Bundan hoşlanmayan yöneticiler, ağalar beyler birleştiler köy enstitülerini kapattılar.
Köy enstitülerinin kapatılmasıyla eğitimde gerileme başladı. Hızla düştü başarı. Sözgelimi; üniversite sınavlarında sıfır çekenlerin sayısı oldukça arttı…
Uygarlık dengini yakalayamadık!
Unutmayalım eğitimde sevgi önemlidir. Eğitim verenlerin, yaptığı işi, öğrencilerini, çevresini, ülkesini sevmeleri gereklidir.“Sevgi ruhun gıdasıdır. Varlıklar sevildikçe anlam kazanırlar. İnsan, böyle bir sevgi gıdasından haz duyar. Bedende yaşayan ruh sevgiyle beslenirse güzelleşir.” (s.273)
68 Kuşağının çıkışı, gelişmesi ellili yıllara dayanmaktadır. Bu kuşağın gençliği Atatürk çizgisinde yürümüş, onun ilkelerini benimsemiş, kendisine yaşam biçimi olarak seçmiştir. Bu gençlik insanların gönenç içinde yaşaması için savaşım vermiştir. Bugün süregelen olumluluklarda bu kuşağın izleri vardır. Atatürk gençliğin dinamizmini görmüş, ülkeyi onlara emanet etmiştir. Bunun için gençliğe hitabesinde özetle şöyle demiştir.
“Ey Türk Gençliği, birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini sonsuza dek korumak, kollamaktır…”
Konuşmasının sonunda “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” demiştir.
Siyasetle uğraşanlara, aydınlara önerebilirim bu kitabı.
Nisan 2026, Adana
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
68 KUŞAĞINDAN YENİ KUŞAKLARA
M.Demirel Babacanoğlu
Eğitimci Yazar Selahattin Beyaz’ın kitabı bu.* 300 sayfa. 68 Kuşağın/Gençliğinin kapitalizme bakışı, Tam bağımsızlık, Özgürlük, Laiklik, Demokrasi, ve haklar, Demokratik bilimsel eğitim, İnsan sevgisi olmak üzere yedi bölümden oluşuyor. İnsan, yaşam, demokrasi, yönetim içeriğini taşıyor. Demokrasiye, laikliğe, gençliğe, sevgiye aşka oldukça önem verilmiş... Her işin başının sevgi olduğu belirtilmiş. Sevgi olmazsa demokrasi, yaşam, laiklik, yönetim olmaz deniliyor!
Demokrasi şöyle tanımlanıyor: “Demokrasi eski Yunanca’da halk anlamına gelen ‘demos’ ve yönetmek anlamında ‘Kratos’ (Veya krotein) kelimelerinin birleşimiyle oluşmuştur. Halkın yönetimi demektir.”(s. 130)
Demokrasiyi, iyice özümsediğimizi söyleyemem! Çünkü demokrasi yalnızca çoğunluğun değil, azınlığın/azlığın da haklarını korumakla yükümlüdür. Geçmiş zamana değil şimdiki zamana, gelecek zamana yaptırımını sürdürür. Ancak, demokrasi sınırsız özgürlük değildir. Hiçbir kimse benim demokratik haklarım var diyerek başkasının haklarına dokunamaz. Demokrasi, bireyin ve çoğunluğun haklarını sınırlar… Her birey, her küme, her çoğunluk demokratik haklarıyla yaşar. Kendi içeriğinde kendi yönetimini belirler. Geniş anlamıyla halk/halkların yönetimini içerir…
Özgürlüğe bakalım.
Özgürlük, genel anlamıyla “Bir kişinin, diğerinin müdahalesi olmadan kendi hareket biçimini seçebilme imkanına sahip olmasıdır. Eylemleri diğer kişilerin özgürlüklerine müdahale etmediği sürece, insanların, kendi hayatlarını nasıl yaşayacaklarına karar verebilme sahiplenme yöntemidir özgürlük.” (s.81)
Özgürlük her akla geldiği gibi devinim biçimi değildir. Her bireyin, her kümenin, çokluğun kendi özgürlük sınırını aşma hakkı yoktur. Belirlenen sınırlanan süre içerisinde özgürdür. Ben evimin içinde davul çalar gürültü yapar, patlamalar oluşturur diyerek başkasının rahatsız etme hakkına sahip değildir, olamaz… Yaşamak özgürlük sınırları içerisinde eyleme dönüştürülür…
Bir şiirimde şöyle demiştim:
“… her aklına geleni yapmak
söylemek
bağırmak
çağırmak mı
istiyorsun
hemen şimdi
durma
bağır
çağır
dünyayı rahatsız etmekse
özgürlük**
…”
“Laiklik, kelimesi Latince’deki ‘laukus’ sözünden gelen ‘laik’ deyimi Türkçe’ye Fransızca’daki ‘lice’ sıfatından geçmiştir. İlk kullanıldığı, batı dillerinde dine ya da kiliseye ait olmayan anlamına gelmektedir. Kelimenin aslı Yunanca ‘laikos’tur. Din adamı sıfatı taşımayanlara ‘laikos’ denilirdi.” (s.112)
Din ile devlet işlerinin ayrı tutulması buradan gelmektedir. Sosyal yaşam bununla düzenlenmektedir. Yasalar, anayasalar bu edim göz önüne alınarak belirlenmektedir!
“Laiklik, sadece devletin dinden, dinin de devletten elini çekmesini sağlamıyor, din sınıfının dini yaşamak isteyen kitlelere tasallutunu da önlüyor. Bu açıdan laiklik, dine en büyük hizmet kurumudur.”(s.113)
Laik olmak özgürlük, demokrasidir. Bilinçli doğru karar vermektir...
Eğitim nedir?
Şöyle tanımlanabilir.
Eğitim alan kişi ve kişilerde oluşan davranış değişikliğidir.
Bir konuda bilgilenen insan/kişiler, öğrendiği bilgiyi uygulamıyorsa, davranış değişikliği olmamıştır, böyle olmuşsa eğitim yerine gelmemiş demektir.
Sözgelimi yerlere kağıt, çöp, herhangi bir şey atılmayacağını öğrenen kişi/kişiler, yerlere kağıt çöp herhangi bir şey atıyor, ya da atmasını sürdürüyorsa, onlarda davranış değişikliği olmamış, eğitim amaca ulaşmamıştır demektir…
Öğretmenliğim sırasında, haftada bir çevre temizliği nöbetimiz oluyordu. Bir nöbetimizde öğrencilerle birlikte temizlik yapmıştık, akşama kadarda o temizliği korumakla yükümlüydük. Çocuklara dedim ki; biz görevimizi yaptık; yerlere çöp, herhangi bir şey atan olursa uyarın, uyarıyı yerine getirmezlerse bana söyleyin; ben çözümlerim demiştim. Tenefüste öğrencilerimle bahçede geziyoruz; temizlik işlerine dikkat ediyoruz… bir okul görevlisi sigara izmaritini attı yere; çocuklar bana baktılar; alın işareti yapmak konumunda kaldım, aldılar. Sınıfa girince, öğrencilerime, kimi okul görevlileri yerleri kirletebiliyormuş dedim; hazin değil mi?
Şu anlaşılmalı derim: “Eğitim en basit tanımıyla bireyde davranış değiştirme sürecidir. Bireyde davranış değişikliğinin olmayacağının dayanağı, temeller ya da referans noktası, bireyin, içinde yaşadığı toplumun, ekonomik sosyal kültürel yapısıdır. Eğitimin hedefi sömürüsüz bir dünya yaratmak olmalıdır. Özgür, eşit, demokratik bir toplumu hedeflemelidir.”(s.222)
Atatürk şöyle diyor: “Bir yandan bilgisizliği ortadan kaldırmaya uğraşırken, bir yandan memleket evladını toplumsal ve ekonomik hayata etkili ve verimli kılabilmek için zorunlu olan ilk bilgileri uygulamalı bir biçimde vermek metodu eğitimimizin temelini oluşturmalıdır.” (s.239)
Eğitimcinin; bilgili, demokratik, laik, eşitlikçi duruşu giyinişi, konuşmasıyla örnek olması önemlidir. Küçük kalkar büyüğe bakar diye bir atasözümüz vardır.
Eğitmenlik ve köy enstitüleri verileriyle, dünyaya örnek olan bir eğitim sistemi bulmuştuk… İş içinde eğitim uygulaması ülkenin eğitim yolunda hızla ilerlemesini sağlıyordu. Köy, şehir ağaları bu devinimi sindiremediler, kapattılar bu okulları.
Köy Enstitülere 17 Nisan 1940’da kurulmuştur. Dersler, iş içinde eğitim öğretim kurallarıyla öğrenilmekteydi. Kültür, tarım teknik birlikte olduğu için bu kuruluşlara ‘Enstitü’ denilmiştir. (s.255)
Köy enstitülerinde iş, araç, amaç … temel ilke olarak ele alınmaktaydı. Böylece ezbercilik kalkmış, yerine örenmek geçmişti. İş, deney, gözleme dayalıydı yöntem.
Bilim, sanat, beden eğitimi, halk oyunları, yapı, iş, duvar örme, hayvancılık, bahçecilik, çiçekçilik gibi halk için gereksinim olan şeyler öğretilirdi… Bundan hoşlanmayan yöneticiler, ağalar beyler birleştiler köy enstitülerini kapattılar.
Köy enstitülerinin kapatılmasıyla eğitimde gerileme başladı. Hızla düştü başarı. Sözgelimi; üniversite sınavlarında sıfır çekenlerin sayısı oldukça arttı…
Uygarlık dengini yakalayamadık!
Unutmayalım eğitimde sevgi önemlidir. Eğitim verenlerin, yaptığı işi, öğrencilerini, çevresini, ülkesini sevmeleri gereklidir.“Sevgi ruhun gıdasıdır. Varlıklar sevildikçe anlam kazanırlar. İnsan, böyle bir sevgi gıdasından haz duyar. Bedende yaşayan ruh sevgiyle beslenirse güzelleşir.” (s.273)
68 Kuşağının çıkışı, gelişmesi ellili yıllara dayanmaktadır. Bu kuşağın gençliği Atatürk çizgisinde yürümüş, onun ilkelerini benimsemiş, kendisine yaşam biçimi olarak seçmiştir. Bu gençlik insanların gönenç içinde yaşaması için savaşım vermiştir. Bugün süregelen olumluluklarda bu kuşağın izleri vardır. Atatürk gençliğin dinamizmini görmüş, ülkeyi onlara emanet etmiştir. Bunun için gençliğe hitabesinde özetle şöyle demiştir.
“Ey Türk Gençliği, birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini sonsuza dek korumak, kollamaktır…”
Konuşmasının sonunda “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” demiştir.
Siyasetle uğraşanlara, aydınlara önerebilirim bu kitabı.
Nisan 2026, Adana