Karacoğlan, gelinden çok kıza düşkündür. Ellenmiş de belenmiş olanı istemez. Karagözlü, kömür, ela gözlü olanları benimser. Onlar için şu koşmayı söyler.
“Sevda sevda derler be hey yarenler/ Görmeyene bir acayip hâl olur/Varıp bir kız on yaşına değince/ Açılmadık bir tomurcuk ğül olur/…/ On birinde mah yüzüne bakılır/ On üçünde ak gül olur açılır/ On dördünde her bir yeri bal olur/…/ On beşinde sevda düşer başına/ On altıda yadlar girer düşüne/ On yedide gezer kendi başına/ Çok salınır zülüfleri tel olur/…/ On sekizde gayet yüksekten uçar/ On dokuzda gözlerinden kan saçar/ Yirmisinde sevdiğinden vaz geçer/ Son deminde bir kötüye kul olur/…/ Karacoğlan der ki kaşları kara/Yüreğime vurdu hançesiz yara/ Çok varıp gelinmez olmaz her yere/ Ya muhabbet kalkar ya bir hâl olur” (s. 112-113)
Kızlar olsun, gelinler olsun, onların “Ela, kara” gözleriyle ilgilenir. 44 şiiride ela göz geçer.(s. 114)
Yarin göğsü de oldukça ilgilendirir onu. Ona göre gelin kız “göğüs/meme”dir. Bir şiirinde şöyle der; “Kaşları benziyor eğri kaleme/ El bağlayıp divan duram selama/ Bilmem ay mı doğdu gün mü âleme/ Yoksa yarim düğmelerin çözdü mü” (s. 118)
Yâri her şeyden sakınır. Bir başkasıyla yakın oldu diye şöyle der:
“Bir gece koynunda mihman olmadım/ Şimdi el değmedik yerin kalmamış” (s. 122)
Ne kötü ne kötü! Cumhuriyet yönetimine gelinceye kadar ozanlar/aşıklar sanatçıdan sayılmamış, ürünleri de “herzegü” (saçma) sayılmış. Aşığın kullandığı dile bakılırsa 17.yy halk diliyle karşılaşırız. (s. 162) Şiirlerinden anlıyoruz 16.yy’da yaşadığını. (s.163)
Uzun yıllar yaşamış, İstanbul’a gitmiş, 17.yy’da tutsak alınmış, saraya satılmış, Ali adını almış; şiirlerini Lehli Albert Bobovski bestelemiş! Mecmuai Sazı Sözünde iki şiiri yer alıyor.
Asıl adının Hasan olduğu söylenebilir. “Karacoğlan asıl adım/ Güzellerde kaldı tadım/ Soldu gülüm kurudu suyum/ Gönül çağlar şimden geri” (s. 164)
Halk edebiyatında, ders kitaplarında aşık kitaplarında, halkın, şairlerin, yazarların, aşıkların dilinde… yer almış, okutulmakta, okunmaktadır…
Kesin olmamakla birlikte 1579 yılında doğduğu, 1675’te yılında öldüğü söylenebilir!(s. 170)
Şiir tekniğini bilen ustadır. Semai, varsağı, türkü, koşma türünde yapıtlar şiirler yazmıştır. Türkülerini ünlü sanatçılar Ruhi Su, Neşet Ertaş, Zülfü Livaneli, Musa Eroğlu, Durmuş Ali Özkale (…) söylemektedir.
Karacoğlan bizden (halktan) biridir.
Karacoğlan’ın gezmediği, görmediği yer yok! Kızlarla, gelinlerle buluşur aşk yaşar. Kimi olaylar gelir başına kaçar Kayseri’ye gelir, oradan köyüne döner. Hacıağarın çobanı olur. Hacıağa Kracoğlan’ın mallarına el koyar, alır. Borçlandırır Karacoğla’nı, o da mallarını geri almak için para kazanmaya, gurbete çıkar. Saz çalmayı öğrenir, memleketine uğrar. Koç Bey’in konağıda kalır. Zamanı gelir gitmek ister… Ama beyin nişanlı kızı Karacoğlan’a aşık olur. Karacoğlan da onu sevmektedir. Beyin bundan haberi olur. Bey, Karacoğlan’ı zindana attırır. Sonra beş yüz altın ister, zindandan çıkarır. Para kazanmak için yeniden yollara düşer… Kız onu beklemez başka biriyle kaçar. Karacoğlan çok üzülür…
Ona ilgisiz kalamaz şair yazarlar. Şemsi Belli de bunlardan biridir. Şöyle seslenir.(s. 194)
“Bir çiçek açıldı Balözün’de/ Lale midir sümbül müdür gül müdür/ Efil efil eden yârin yüzünde/ Zülüf müdür perçem midir tel midir/…” (s. 201)
Yazar, her koşmanın üzerinde uzun uzun duruyor, açıklıyor, sözcüklerini günümüz Farsak Türkçesine çeviriyor. Özetle geçiyorum.
“Ela gözlerini sevdiğim dilber/ Beni del etmeye meramın nedir/ Ben kendi kendimle yanıp ağlarken/ Yeni dert katmaya meramın nedir/…/ Selam verip selamını alırken/ Tatlı canım ben yoluna verirken/ Sen altınsın ben kıymetin bilirken/ Yâd’a bozdurmaya meramın nedir/…/ Ben de çok gezerim ili cihanı/ Güzeller söylemez asla yalanı/ Eline almışsın divit kalemi/ Kusurum yazmaya meramın nedir/…/ Karacoğlan der ki ben de ne deyim/ Gayette güzelsin nasıl sevmeyim/ Güzeller içinde medhin eyleyim/ El ile gezmeye meramın nedir” (s. 211)
(DEVAMI YARIN)
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Döne döne Karacaoğlan (4)
M.Demirel Babacanoğlu
Karacoğlan, gelinden çok kıza düşkündür. Ellenmiş de belenmiş olanı istemez. Karagözlü, kömür, ela gözlü olanları benimser. Onlar için şu koşmayı söyler.
“Sevda sevda derler be hey yarenler/ Görmeyene bir acayip hâl olur/Varıp bir kız on yaşına değince/ Açılmadık bir tomurcuk ğül olur/…/ On birinde mah yüzüne bakılır/ On üçünde ak gül olur açılır/ On dördünde her bir yeri bal olur/…/ On beşinde sevda düşer başına/ On altıda yadlar girer düşüne/ On yedide gezer kendi başına/ Çok salınır zülüfleri tel olur/…/ On sekizde gayet yüksekten uçar/ On dokuzda gözlerinden kan saçar/ Yirmisinde sevdiğinden vaz geçer/ Son deminde bir kötüye kul olur/…/ Karacoğlan der ki kaşları kara/Yüreğime vurdu hançesiz yara/ Çok varıp gelinmez olmaz her yere/ Ya muhabbet kalkar ya bir hâl olur” (s. 112-113)
Kızlar olsun, gelinler olsun, onların “Ela, kara” gözleriyle ilgilenir. 44 şiiride ela göz geçer.(s. 114)
Yarin göğsü de oldukça ilgilendirir onu. Ona göre gelin kız “göğüs/meme”dir. Bir şiirinde şöyle der; “Kaşları benziyor eğri kaleme/ El bağlayıp divan duram selama/ Bilmem ay mı doğdu gün mü âleme/ Yoksa yarim düğmelerin çözdü mü” (s. 118)
Yâri her şeyden sakınır. Bir başkasıyla yakın oldu diye şöyle der:
“Bir gece koynunda mihman olmadım/ Şimdi el değmedik yerin kalmamış” (s. 122)
Ne kötü ne kötü! Cumhuriyet yönetimine gelinceye kadar ozanlar/aşıklar sanatçıdan sayılmamış, ürünleri de “herzegü” (saçma) sayılmış. Aşığın kullandığı dile bakılırsa 17.yy halk diliyle karşılaşırız. (s. 162) Şiirlerinden anlıyoruz 16.yy’da yaşadığını. (s.163)
Uzun yıllar yaşamış, İstanbul’a gitmiş, 17.yy’da tutsak alınmış, saraya satılmış, Ali adını almış; şiirlerini Lehli Albert Bobovski bestelemiş! Mecmuai Sazı Sözünde iki şiiri yer alıyor.
Asıl adının Hasan olduğu söylenebilir. “Karacoğlan asıl adım/ Güzellerde kaldı tadım/ Soldu gülüm kurudu suyum/ Gönül çağlar şimden geri” (s. 164)
Halk edebiyatında, ders kitaplarında aşık kitaplarında, halkın, şairlerin, yazarların, aşıkların dilinde… yer almış, okutulmakta, okunmaktadır…
Kesin olmamakla birlikte 1579 yılında doğduğu, 1675’te yılında öldüğü söylenebilir!(s. 170)
Şiir tekniğini bilen ustadır. Semai, varsağı, türkü, koşma türünde yapıtlar şiirler yazmıştır. Türkülerini ünlü sanatçılar Ruhi Su, Neşet Ertaş, Zülfü Livaneli, Musa Eroğlu, Durmuş Ali Özkale (…) söylemektedir.
Karacoğlan bizden (halktan) biridir.
Karacoğlan’ın gezmediği, görmediği yer yok! Kızlarla, gelinlerle buluşur aşk yaşar. Kimi olaylar gelir başına kaçar Kayseri’ye gelir, oradan köyüne döner. Hacıağarın çobanı olur. Hacıağa Kracoğlan’ın mallarına el koyar, alır. Borçlandırır Karacoğla’nı, o da mallarını geri almak için para kazanmaya, gurbete çıkar. Saz çalmayı öğrenir, memleketine uğrar. Koç Bey’in konağıda kalır. Zamanı gelir gitmek ister… Ama beyin nişanlı kızı Karacoğlan’a aşık olur. Karacoğlan da onu sevmektedir. Beyin bundan haberi olur. Bey, Karacoğlan’ı zindana attırır. Sonra beş yüz altın ister, zindandan çıkarır. Para kazanmak için yeniden yollara düşer… Kız onu beklemez başka biriyle kaçar. Karacoğlan çok üzülür…
Ona ilgisiz kalamaz şair yazarlar. Şemsi Belli de bunlardan biridir. Şöyle seslenir.(s. 194)
“Bir çiçek açıldı Balözün’de/ Lale midir sümbül müdür gül müdür/ Efil efil eden yârin yüzünde/ Zülüf müdür perçem midir tel midir/…” (s. 201)
Yazar, her koşmanın üzerinde uzun uzun duruyor, açıklıyor, sözcüklerini günümüz Farsak Türkçesine çeviriyor. Özetle geçiyorum.
“Ela gözlerini sevdiğim dilber/ Beni del etmeye meramın nedir/ Ben kendi kendimle yanıp ağlarken/ Yeni dert katmaya meramın nedir/…/ Selam verip selamını alırken/ Tatlı canım ben yoluna verirken/ Sen altınsın ben kıymetin bilirken/ Yâd’a bozdurmaya meramın nedir/…/ Ben de çok gezerim ili cihanı/ Güzeller söylemez asla yalanı/ Eline almışsın divit kalemi/ Kusurum yazmaya meramın nedir/…/ Karacoğlan der ki ben de ne deyim/ Gayette güzelsin nasıl sevmeyim/ Güzeller içinde medhin eyleyim/ El ile gezmeye meramın nedir” (s. 211)
(DEVAMI YARIN)