Öldükten sonra da gönül yârdan ayrılacak mı acaba? Horuzlar için demezler mi, ölür gider gözü çöplükte kalır…
Ölümle yaşam arasında bir belirleme yapılacaksa… şöyle diyor Karacoğlan; “Neyleyim şu dünyanın ziynetin/ Akibet ölüm olduktan sonra/ İstemem bahçemde bülbüller ötsün/ Benim gonca gülüm solduktan sonra/…/ Bir selamın gelmez dilin dişinden/ Duramıyom hayalinden düşünden/ Güzelliğin soyka kalsın başından/ Ben ölüp ellere kaldıktan sonra/…/ Çözeydim düğmeleri döşünden/ Öpeyidim gözlerinden kaşından/ Güzelliğin soyka kalsın başından/ ben inli boranlı olduktan sonra/…/ Yalanmış dünyanın ötesi yalan/ Felektir muradım elimden alan/ Mısır’a sultan olsam istemem kalan/ Dost ağlayıp düşman güldükten sonra/…/ Karacoğlan söyler sözün doğrusu/ Başına sokunmuş çelenk eğrisi/ Gözleri sürmeli ceylan yavrusu/ Ağlayı ağlayı solduktan sonra” (s. 373…)
Karacoğlan’ın sevdiklerinden biri de Elif’tir. Elif, bir kısa çizgiyle anlamlandırılır. Sevgi, tanrı anlamına gelir… Ona yakılan türküde, şöyle der:
“İncecikten bir kar yağar/ Tozar Elif Elif diye/ Deli gönül abdal olmuş/ Gezer Elif Elif diye/…/ Elif’in uğru nakışlı/ Yavru balaban bakışlı/ Yayla çiçeği kokuşlu/ Kokar Elif Elif diye/ Elif kaşlarını çatar/ Gamzesi sineme batar/ Ak elleri kalem tutar/ Yazar Elif Elif deyi/…/ Evlerinin önü çardak/ Elif’in elinde bardak/ Sanki yeşil başlı ördek/ Yüzer Elif Elif diye/…/ Karacoğlan eğmelerin/ Gönül sevmez değmelerin/ İliklemiş düğmelerin/ Çözer Elif Elif diye”(s. 384)
(İncecik-Maraşa’ta bir köy adı imiş.)
Güzellik konusunda çok şey yazılıp söylenmektedir. Somut değildir, soyut, değişkendir güzellik. Şöyle anlatılmaktadır:
“Ela gözlerini sevdiğim dilber/ Ben güzel görmedim senden ziyade/ Huri melek misin gökten mi indin/ Ben melek görmedim senden ziyade/…/Merhamet eyle de beni karıma/ Beni görüp mah yüzünü bürüme/ Çıkıp yad elerle gezip yürüme/ Seni seven yoktur benden ziyade/…/ Selam verir selamını alırım/ El bağlarım divanına dururum/ Âkibeti yâr yoluna ölürüm/ Armağanım yoktur candan ziyade/…/ Karacoğlan der ki sözüm iline/ Bir canım var feda olsun yoluna/ Daha ne istersin candan ziyade” (s. 392…)
Karacoğlan yalnızlıktan sıkılmış olmalı ki, sevgiliye gel diyor. İnsan bu, elbet sıkılacak!
“Bağlandı yollarım kaldım çaresiz/ Gayrı dünya bana daraldı gel/ Derildi dertlerim artsız arasız/ Üst üste dizildi sıralandı gel/…/ Yâri görseydim haftada ayda/ Sevip ayrılmaktan ne buldum fayda/ Azrail göğsümde canım hay hayda/ Ciğerimin başı yaralandı gel/…/Karacoğlan der ki başa yazıldı/ Gözüm yaşı Ceyhun oldu süzüldü/ Kefenim biçildi kabrim kazıldı/ Mezarımın üstü karalandı gel” (s. 414…)
Halk üretti Karacoğlan’ı, anonim oldu! Yaşayacak yaşatılaca. Derim ki, Sevgili Okurlar bir de kitaplardan okuyunuz, Karacoğlan’ı bilgileriniz tazelensin.
(*)Daha geniş bilgi için Döne Döne Karacoğlan, Ali Ozanemre, 659 sayfa, Alter Yayınları-2012, Ankara.
(BİTTİ)
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Döne döne Karacaoğlan (6)
M.Demirel Babacanoğlu
Öldükten sonra da gönül yârdan ayrılacak mı acaba? Horuzlar için demezler mi, ölür gider gözü çöplükte kalır…
Ölümle yaşam arasında bir belirleme yapılacaksa… şöyle diyor Karacoğlan; “Neyleyim şu dünyanın ziynetin/ Akibet ölüm olduktan sonra/ İstemem bahçemde bülbüller ötsün/ Benim gonca gülüm solduktan sonra/…/ Bir selamın gelmez dilin dişinden/ Duramıyom hayalinden düşünden/ Güzelliğin soyka kalsın başından/ Ben ölüp ellere kaldıktan sonra/…/ Çözeydim düğmeleri döşünden/ Öpeyidim gözlerinden kaşından/ Güzelliğin soyka kalsın başından/ ben inli boranlı olduktan sonra/…/ Yalanmış dünyanın ötesi yalan/ Felektir muradım elimden alan/ Mısır’a sultan olsam istemem kalan/ Dost ağlayıp düşman güldükten sonra/…/ Karacoğlan söyler sözün doğrusu/ Başına sokunmuş çelenk eğrisi/ Gözleri sürmeli ceylan yavrusu/ Ağlayı ağlayı solduktan sonra” (s. 373…)
Karacoğlan’ın sevdiklerinden biri de Elif’tir. Elif, bir kısa çizgiyle anlamlandırılır. Sevgi, tanrı anlamına gelir… Ona yakılan türküde, şöyle der:
“İncecikten bir kar yağar/ Tozar Elif Elif diye/ Deli gönül abdal olmuş/ Gezer Elif Elif diye/…/ Elif’in uğru nakışlı/ Yavru balaban bakışlı/ Yayla çiçeği kokuşlu/ Kokar Elif Elif diye/ Elif kaşlarını çatar/ Gamzesi sineme batar/ Ak elleri kalem tutar/ Yazar Elif Elif deyi/…/ Evlerinin önü çardak/ Elif’in elinde bardak/ Sanki yeşil başlı ördek/ Yüzer Elif Elif diye/…/ Karacoğlan eğmelerin/ Gönül sevmez değmelerin/ İliklemiş düğmelerin/ Çözer Elif Elif diye”(s. 384)
(İncecik-Maraşa’ta bir köy adı imiş.)
Güzellik konusunda çok şey yazılıp söylenmektedir. Somut değildir, soyut, değişkendir güzellik. Şöyle anlatılmaktadır:
“Ela gözlerini sevdiğim dilber/ Ben güzel görmedim senden ziyade/ Huri melek misin gökten mi indin/ Ben melek görmedim senden ziyade/…/Merhamet eyle de beni karıma/ Beni görüp mah yüzünü bürüme/ Çıkıp yad elerle gezip yürüme/ Seni seven yoktur benden ziyade/…/ Selam verir selamını alırım/ El bağlarım divanına dururum/ Âkibeti yâr yoluna ölürüm/ Armağanım yoktur candan ziyade/…/ Karacoğlan der ki sözüm iline/ Bir canım var feda olsun yoluna/ Daha ne istersin candan ziyade” (s. 392…)
Karacoğlan yalnızlıktan sıkılmış olmalı ki, sevgiliye gel diyor. İnsan bu, elbet sıkılacak!
“Bağlandı yollarım kaldım çaresiz/ Gayrı dünya bana daraldı gel/ Derildi dertlerim artsız arasız/ Üst üste dizildi sıralandı gel/…/ Yâri görseydim haftada ayda/ Sevip ayrılmaktan ne buldum fayda/ Azrail göğsümde canım hay hayda/ Ciğerimin başı yaralandı gel/…/Karacoğlan der ki başa yazıldı/ Gözüm yaşı Ceyhun oldu süzüldü/ Kefenim biçildi kabrim kazıldı/ Mezarımın üstü karalandı gel” (s. 414…)
Halk üretti Karacoğlan’ı, anonim oldu! Yaşayacak yaşatılaca. Derim ki, Sevgili Okurlar bir de kitaplardan okuyunuz, Karacoğlan’ı bilgileriniz tazelensin.
(*)Daha geniş bilgi için Döne Döne Karacoğlan, Ali Ozanemre, 659 sayfa, Alter Yayınları-2012, Ankara.
(BİTTİ)